Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/31 E. 2024/1334 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/31
- Karar No
- 2024/1334
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2025/790 Esas KARAR NO:2025/732 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2024/635 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH:24/02/2025 (Ara Karar Tarihi) DAVA:Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) KARAR TARİHİ:02/05/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,Müvekkilinin dava konusu şirketlerdeki 2 ortaktan birisi olduğunu, davalı ile ağabeyi arasında düşmanlık ölçüsüne varan husumetler olduğunu, bunların cezai soruşturmalara ve davalara konu olduğunu, bu kapsamda 23/02/2024 tarihinde davalının davacıyı beyzbol sopası ile darp ettiğini,müvekkilinin bu olay sonrasında kafasından ciddi bir biçimde yaralandığını, ifade tutanağında olaya şahit olan ...'ın ifadesinde "stat dışına çıktılarında abisi ...'in arabasına bindiğini ve elinde beyzbol sopası ile kendilerini tehdit ettiğini gördüğünü, arabadan indiğini ve üzerine yürüdüğünü, elindeki beyzbol sopası ile kardeşi ...'ın kafasına vurduğunu ve yere düşmesi üzerine tekme ve yumruk ile saldırdığını gördüğünü" bu olayları davalının müvekkilini ve diğer bir ortak olan ...'ı şirketten uzak tutarak şirketin içini boşaltmak için kurguladığını kanıtlarıyla dosyaya sunduklarını,dava dışı diğer kardeş ...'in şirketin gerçekte üçüncü ortağı olduğunu, daha evvel davalıya emaneten devrettiği hisselerinin iadesi için Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/154 esas sayılı dosyası ile dava açtığını, davalının, şirketi müvekkilinin haklarını da koruyacak şekilde yönetmeyeceğinin dosyadaki kanıtlarla ve mevcut koşullarda açıkça ortada olduğu gibi yaşamın doğal akışında da bunun mümkün olmayacak açıkça ortada olduğunu, azil ve kayyım tayini taleplerinden başlayarak tüm tedbir taleplerinin hiçbir surette kabul görmemesi üzerine, koşulların ve aciliyetin gerektirmesi nedeniyle hiç değilse yapılmakta olan işlemlerin kontrolünü sağlayarak kayıt altına almak ve bilahare yapılacak işlemleri kolayca irdeleyebilmek için şirket kayıtları üzrenden bilirkişi incelemesi yapılmasını çokça kez talep ettiklerini, baştan beri müvekkilinin edindiği istihbari bilgiler nedeniyle imzalarının sahtecilik yoluyla kullanıldığına ilişkin iddiasına binaen müvekkilinin imzasını taşıyan belgelerin de tedbiren mahkeme kasasına alınmasını talep ettiklerini, ancak taleplerinin görmediğini, bu süreçte davalı lehine eylemlerini gerçekleştirme fırsatı bulduğunu, müvekkilinin şirketin kapısından dahi içeri sokulmadığını, diğer kardeşin ofisinin fiilen basıldığını, gece çilingir marifeti ile açıldığını, konunun yargıya intikal ettiğine ilişkin kanıtların dosyaya sunulduğunu, davalının şirketin içini boşalttığını ve buna devam ettiğini, davalının sadece yarattığı olaylarla müvekkilini şirketten uzak tutmakla kalmayıp şirketin muhasebe ve organizasyonunda çalışmakta olan müvekkilinin ve diğer aile bireylerinin de işlerine son vererek kendisine daha rahat bir eylem alanı oluşturduğunu, duruşmaya kalan 10 günlük sürede müvekkili aleyhine yeni önemli eylemleri için zaman kazanabileceğini, bu nedenlerle önceden tebligat yapılmaksızın şirkete deneyimli ve uzman bir veya birden fazla denetleme ve kontrol amaçlı kayyım tayinine, davalının müdürlükten azline, resen tayin edilecek uzman bilirkişiler marifetiyle geçmiş 10 yıldan başlayarak muhasebe ve defter kayıtlarının tespitine ve rapora bağlanmasına, yine haber verilmeksizin keşif icrasına, şirket kuyudatında yer alan müvekkilinin imzasını taşıyan tüm belge asıllarının tespit edilerek mahkeme kasasına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin 09/10/2024 tarihli ara kararı ile; "1-Davacı vekilinin taleplerinin KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile, Davacının yeniden davalı şirket müdürünün yetkilerinin tedbiren kaldırılarak davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkin talebi ile diğer tedbir taleplerinin reddine, ancak davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarının ortadan kaldırılmasının veya azaltılmasının önlenmesinin temini bakımından davalı şirkete denetim kayyımı ATANMASINA, 2-Denetim kayyımı olarak ...'ın görevlendirilmesine, denetim kayyımına 10.000,00 TL ücret takdirine, 6 aylık denetim kayyımı ücretinin davacı tarafından 2 haftalık kesin süre içerisinde mahkeme veznesine depo edilmesine,aksi hâlde denetim kayyımının göreve başlamayacağı hususunun davacı vekiline iş bu ara kararın tebliği suretiyle ihtar edilmesine,3-Davacı vekili tarafından kayyım ücreti depo edildiğinde kayyımın derhal göreve başlatılmasına,4-Denetim kayyımı göreve başladığında dava dışı;-İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı ... ŞİRKETİ'ne İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı ... ŞİRKETİ'ne Denetim kayyımı atandığı hususunun İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne bildirilmesine,5-Davacı vekilinin fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE," karar verdiği anlaşılmıştır.Davalı vekilinin 23/10/2024 tarihli tedbire itiraz dilekçesi ile; davacı tarafın daha önceden aynı iddialarla ileri sürdüğü kayyım talebinin, mahkemece 3 kez reddedildiğini, davacı tarafça da bu kararlardan 19.07.2024 ve 26.07.2024 tarihli kararlara karşı 31.07.2024 ve 01.08.2024 tarihinde istinaf başvurusunda bulunulduğunu, istinaf incelemesinin, sayın mahkemece oluşturulan 09.10.2024 tarihli ara karardan sonra neticelendiğini ve aynı nitelikteki istinaf başvurularının esastan ve usulden reddedildiğini, bu tarihten sonra verilen kayyum atanması kararının da istinaf kararı gözönüne alınarak kaldırılması gerektiğini, mahkemenin kayyum talebini kabul kararında yer verdiği savcılığa yansıyan dosyaların yeni bir gelişme olmadığını, daha önce verilen red kararlarını değiştirmeye sebebiyet verecek nitelikte olmadığını, davacının kendi kusurundan menfaat sağlamasına sebebiyet verecek kayyum kararının kaldırılması taleplerinin hukuka uygun olduğunu, denetim kayyumu atanmasının şartlarının oluşmadığını, kayyum kararının ticaret sicil gazetesinde ilanı halinde karardan etkilenen müvekkili şirketler ile müvekkilinin büyük bir itibar kaybına uğrayacağını, şirketlerin büyük maddi zararlarla karşı karşıya kalacağını,verilen kayyum atanması kararının kapsamı ve sınırları belli olmadığından uygulamada büyük yönetimsel problemler ve temsil problemlerinin ortaya çıkacağını, şirketlerin TTK'nın 365. maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilip, temsil olunacaklarını, organların eksikliği söz konusu iken oluşacak bu dava yolunda hiçbir organ eksikliği barındırmayan şirketler yönünden davanın ve verilen kararın yerinde olmadığını, yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığını ileri sürerek, mahkemenin 09.10.2024 tarihli ara kararıyla vermiş olduğu kayyum atanması kararına karşı yapmış oldukları haklı itirazlarının kabulüne ve kayyum kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 24/02/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2024/635 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; "Somut olayda davacı vekili,davalı şirket müdürünün yetkisinin tedbiren kaldırılarak tedbiren yönetici kayyımı atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de;mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekli olup somut olayda mahkememizde bu yönde olumlu bir kanaat oluşmadığı, talep sahibi davacının, hakkını tehdit eden yakın bir tehlike nedeniyle ivedi bir koruma ihtiyacı içinde bulunmadığı,sermaye şirketleri kâr amacıyla bir araya gelmiş kişilerden oluşmuş tüzel varlıklar olup şirketin yönetim kurulunun oluşumu, işleyişi, görevden alınması öncelikle şirketin kendi iç yapısı içinde genel kurulda halledilmesi gereken konulardır.Yargı organları ancak yasanın öngördüğü hallerle sınırlı olarak (organ boşluğu gibi)şirkete kayyım atayabilirler. Somut olay bakımından bu durum gerçekleşmediği,ayrıca davanın esasını çözer nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği gibi ihtiyati tedbir kararı verebilmek için hâkimin somut sebep göstermesi ve ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak delil değerlendirmesi yapması ve yaklaşık ispat ölçüsüne yaklaşması gerekli olup davacı vekili tarafından dosyaya sunulan delillerin somut delil kabul edilip haklılık konusunda yaklaşık ispat ölçüsü kriterine uymaması ve denetim kayyımı atanmasının gerekli ve yeterli bir tedbir olması gözönüne alındığında davacı vekilinin şirkete tedbiren yönetim veya denetim kayyımı atanması talebinin reddine, dava dışı şirketin iki ortaklı olması ve taraflar arasındaki menfaat dengesi gözönüne alındığında davalı vekilinin atanan denetim kayyımlarının görevine son verilmesine ilişkin talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur."gerekçesi ile,''1-Davacı vekilinin davalı ...'ın müdürlük yetkilerinin kaldırılarak dava sonuna kadar Yönetici Kayyımı tayinine ilişkin talebinin REDDİNE,2-Davalı vekilinin denetim kayyımı atanmasına dair ara karardan rücu edilerek, kayyım heyetinin görevinin sonlandırılmasına ilişkin talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, heyetçe taleplerinin reddine ilişkin kararın, artık değerlendirme aşamasına gelmiş açık ve yeterli deliller karşısında; hiçbir şekilde hukuka uygun kabul edilemez mahiyette olduğunu,Tüm eksikliğine rağmen Kayyum Heyetince verilen ilk raporla bile tespit edilen gerçekleri yok sayan, görmezden gelen mahiyetiyle hukuka aykırılığı, şirketlerin içinin boşaltılması gerçeği yanında, ticari realitelerle örtüşmeyen, açıkça kuşkulu olma ötesinde, kötü ve suiniyetli yönetimin karinesi olan gelişmeleri değerlendirmeyen içerikte eksik bir karar olduğunu, bu arada davalının denetim kayyumlarının yetkilerinin kaldırılması talebine ilişkin verilen ret kararı ise yerinde olup, davalının bu talebinin zaten hiçbir mesnedi olmayan, bizce davalının bile inanmadığı güya dengeleme adına dosyaya sunulmuş bir beyandan ibaret olduğunu, buna karşın, dosyaya sundukları deliller kapsamında davalının içinde bulunduğu tutumu kısaca belirtme kapsamında, müvekkilinin bilgi alabilmesi bir yana, cebren ve fiilen yüzde 49 ortağı bulunduğu şirketlerin mağazalarına bile sokulmadığını, gerçekte hissedar olan diğer kardeşin ofisinin davalı tarafça basılarak, bilahere polisler gittikten sonra keza çilingir marifeti ile kapısı kırılıp içerisindeki belge ve değerlerin alındığının dosyada sabit olduğunu, davalının yıllarca yapmadığı genel kurullar ile ilgili ihbarları üzerine kendisini şirketlerden biri için 2041 yılına kadar, diğeri için ise aksi karar alınıncaya dek müdür tayin ettiği şirketler için, geçmiş beş yıla ilişkin genel kurul yapmak üzere müvekkilini davet ederken, diğer yandan (aslında kendi yarattığı olaylar ile) genel kurul tarihleri için müvekkil hakkında uzaklaştırma kararları aldığı dosyada kanıtlı iken, şirketlerdeki gelişmeler ve toplanan deliller kapsamında 3.Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığınca üç kayyum tayin edildiğini ve Sn. Kayyumların görevlerini yeterli hız ve kapsamda yapmamalarına karşın düzenledikleri ilk raporla bile; Ana firma ...'in tarihinde ilk kez bu denli zarara sürüklendiğinin ve... Tekstil 'in ise davalı müdürün kötü ve basiretsiz yönetimi sonucunda açıkça borca batık hale geldiğinin açıkça tespit edildiğini, kayyum raporunda yer verilen ve şirket kasasında nakit olarak tutulduğu ifade edilen yüksek meblağların ve ne için çekildiği sarih bir şekilde açıklanamayan -aslında davalının şahsi menfaati için kullanıldığı kanıtlı olmakla- 171.000.000 TL kredinin, kasalarda bulunduğu ifade edilen 8.498.355 TL nakit para bir yana bırakılarak, güya borç finansmanı olarak şirket gayrimenkullerinin satışa çıkartılmasının neyin göstergesi olduğunun açık olduğunu, şirketlerde davalı ailesi dışındaki tüm aile fertlerinin ve tecrübeli çalışanların bile topluca işlerine son verildiğini, müvekkil ...'ın ortaklıktan doğan bilgi edinme hakkını kullanabilmesi bir yana, %49 oranında hissedarı olduğu şirketlerin kapısından dahi içeri sokulmadığını ve bu suretle müvekkilinin şirketten bilinçli bir şekilde uzak tutularak davalı müdür tarafından yapılan usulsüzlüklerin üstünün yoğun bir şekilde örtülmesi çabası bulunduğunu, Öncelikle davalının yapıldığını ifade ettiği 2019/2020/2021/2022 ve 2023 yıllarına ait Genel Kurul Toplantılarını ihtarları üzerine yeniden yapmak üzere çağrıda bulunmasının ve aynı tarihler için müvekkili aleyhine uzaklaştırma kararları almasının esas amacının, daha evvel tanzim edilen sahte imzaları yok ederek, bu durumu örtbas etmek olduğunu, davalı tarafından müvekkili adına imza taklidi ve sahtecilik işlemleri yapıldığına ilişkin beyanları ve son gelişmeler ile tespit edilen belgeler sonucu; Bakırköy CBS 2025/13269 sor. no'lu dosya , Bakırköy CBS 2025/18898 sor. no'lu dosya, Bakırköy CBS 2025/17259 sor. no'lu dosyaların açıldığını,ve Bakırköy CBS 06.02.2025 tarihli şikayet dilekçesi verildiğini, bu şikayet dilekçesi üzerine henüz soruşturma numarası alınmadığını,Kayyum Heyetinin "onay yetkimizde olsaydı" şeklindeki adeta sızlanmalarının ve yine ücretlerinin azlığından bahsetmelerinin; denetim yetkisinin gereği gibi kullanılmadığının veya eksik kullanıldığının ikrarı olduğunu, bunun doğal sonucu olarak gelinen aşamaya kadar davalının şirket varlıkları üzerinde tek taraflı usulsüz işlemlerinde sınırsız bir hareket alanına sahip olduğunu, şirkete yönetim kayyımı atanmasının, davalının şirketi suiniyetle ve şahsi menfaati için kullanma açışından yeni zaman ve imkanlara kavuşmuş olması anlamını taşıdığını,Mahkemenin ret gerekçesinde "hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hâle gelmesi,gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir." ibaresine açıkça yer vermesine karşılık, verdiği ret kararının koşullar ve yasa hükmü ile tenakuz oluşturduğunu,tedbir kararlarında yaklaşık ispatın yeterli ve gerekli olduğu, tam ispatın aranmaması gerektiği açıkça belirtilmesine rağmen, yönetim kayyumu atanması için hadisede yaklaşık ispatın fazlası ile mevcut olduğu gözetilmeksizin, taleplerinin reddine karar verildiğini; olayda zaman kaybının inanılmaz zararlara yol açmış durumda olduğunu, dosyada diğer ortak ...'ın "ortaklıktan kaynaklanan haklarının korunması ve azaltılmasının önlenmesinin temini" için şirketlere atanan üç kişilik kayyum heyetinin varlığının dahi yaklaşık ispatı karşıladığını, davalının dosyadaki süreç ve sayısız delil ile kanıtlandığı üzere, müdürlük vasfının tanıdığı yetkileri kötüye kullandığı bu derece açık olmasına rağmen, hala niçin yönetim yetkilerinin kaldırılmadığının anlaşılmasının güç olduğunu, davalı ...tarafından yapılan usulsüz işlemlerin ilk raporda bile kanıtlanmış halde olduğunu,Sunulan nedenlerle, tedbiren davalının müdürlük yetkilerinin kaldırılarak dava sonuna kadar resen uygun bulunacak bir kişinin Yönetici Kayyum tayini edilmemesinin, gecikilen her an müvekkil açısından giderek telafisi mümkün olmayacak boyutta zararlar oluşturduğunun yapılacak değerlendirmede de açıkça görüleceğini, davalı müdürün şirketleri yönetmek konusundaki suiniyet ve basiretsizliği karşısında, ehil bir yönetici kayyumunun işe al atmasının şirketlere bu aşamada bile yararlı olacağının değerlendirmesinin de mahkemenin takdirlerinde olduğunu, İleri sürerek, arz edilen nedenlerle, ilk derece mahkemesinin 24.02.2025 tarihli şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanması taleplerinin reddine ilişkin ara kararının kaldırılmasına, gecikmenin doğuracağı zararlardan devletin de sorumlu olacağı cihetle, dosya içeriği ve kanıtlar açıkça tedbirin gerekliliğini ortaya koymakla, tedbiren verilecek kararla, davalının müdürlük yetkilerinin kaldırılarak dava sonuna kadar resen uygun bulunacak bir kişinin yönetici kayyum tayinine, toplanan deliller değerlendirilerek acilen şirket gayrimenkullerinin devrinin önlenmesi için gayrimenkuller üzerine tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; denetim kayyımını atanması için hiçbir hukuki neden bulunmadığından denetim kayyımının da görevine son verilmesine yönelik taleplerinin hukuka ve gerçeklere uygun olduğunu, denetim kayyımı kararının 09.10.2024 tarihinde verildiğini; 15.10.2024 tarihinde sisteme yüklenmiş olan karar daha önceden sisteme yüklenmiş olsa,bu karardaki gerekçeler dikkate alınarak itiraza konu kayyım kararının verilmeyeceğinin izahtan vareste olduğunu; yani davacı tarafın yönetim kayyımı talepleri istinaf incelemesinden de geçtiğini ve istinaf mahkemesince uygun bulunmadığını; bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin kararı muvacehesinde denetim kayyımı kararının da kaldırılması gerektiğini, Limited şirketlere organ eksikliği dışında kayyım atanması mümkün olmayıp hali hazırda şirketin tüm organlarının mevcut olduğunu; bu sebeple kayyım kararının ivedi şekilde kaldırılması gerektiğini; daha önce tedbiren kayyım taleplerinin 3 kez reddedildiğini ve istinafça da bu durum onaylanarak haklılığının tekrar ispat edilmiş bulunmakta olduğunu;Yargıtay'ın da birçok emsal kararında bu durumu teyit etmekte olduğunu,Yasada limited şirketlere denetim kayyımı atanması gibi bir müessese düzenlenmemiş olup genel olarak kayyım sadece şirketin organ yokluğunda meydana gelebilecek olup genel kurulun toplantıya çağrılamaması; genel kurulun yönetim/müdürler kurulunu veya denetçileri seçememesi; yönetim/müdürler kurulu veya denetçilerde açılan üyeliklere atama yapılamaması ve bu nedenle nisap oluşmaması; nisap yokluğu nedeniyle organın devamlı bir şekilde çalışamaması durumunda hasıl olabileceğini; geçici hukuki koruma önlemi alınırken tarafların ve şirketin menfaatlerinin korunması gerektiğini; temsil yetkisine sahip şirket yöneticisinin temsil yetkisinin tedbiren tamamen kaldırılması halinde, şirketlerin yapmış olduğu işlerin büyüklüğü nazara alındığında şirket yönetimindeki süreklilik aksayacak, şirketin menfaatlerinin tam anlamıyla sağlanmasının güçleşeceğini; bir şirketin kötü yönetimi(Davacının tüm iddiaları ve raporların en kötü şekilde yorumlanması halinde dahi) yahut şirket ortakları arasındaki ihtilaflar o şirkete kayyım atanmasını gerektirmeyeceğini, nitekim daha önce tedbiren kayyım atanması talepleri ile bunun reddi neticesinde istinafın onaylamasının da bunun kanıtı olup davaya cevap dilekçerinde onlarca emsal kararla organ eksikliği haricinde limited şirketlere kayyım atanamayacağı hususunu izah ettiklerini, (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, E. 2004/15216, K. 2005/12658, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/7714, K. 2018/1804),Denetim kayyımı atanabilmesinin şartlarının oluşmadığını, mahkemenin de daha önce 3 kez vermiş olduğu ret kararlarında kayyım şartlarının oluşmadığını tespit ettiklerini; hal böyle iken, davacı tarafın mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun iddiaları esas alınarak, hiçbir delili olmamasına rağmen kayyum atanması talebinin kabulü imkanı bulunmadığını; Mahkemenin taleple bağlılık ilkesini yok sayarak denetim kayyımı talebi olmadığı halde (çoğun içinde az da vardır gibi hukukilikten uzak bir değerlendirmeyle) böyle bir karar vermesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu; mahkemenin kayyım talebini kabul kararında yer verdiği savcılığa yansıyan dosyaların yeni bir gelişme olmadığını daha önce verilen ret kararlarını değiştirmeye sebebiyet verecek nitelikte olmadığını, davacının kendi kusurundan menfaat sağlamasına sebebiyet verecek kayyım kararının kaldırılması gerektiğini, Konu şirketlerin tüm mali hesap döküm ve raporlarının yeminli mali müşavirler ve bağımsız denetçiler tarafından düzenli olarak incelendiğini, müvekkili bu hesap ve dökümleri mahkemeye bilirkişi incelemesi için sunmuş olup, davacı tarafla paylaşmaktan da hiçbir zaman çekinmediğini, şirket içi toplantılara ve genel kurullara dava öncesi ve dava süresince davet etmeye ve birlikte hareket etmeye de açık olduğunu; davacı tarafça sunulan ekler dahi hiçbir kanıt taşımamakla birlikte şirket mali yönetiminin taraflara açık olunduğunun kendi istekleriyle zımni kabul niteliğinde olduğunu, Çoğun içinde az da vardır ilkesi, yüksek olan talepten daha düşük bir karar verebilmeyi ifade etmekte olduğunu; mahkemece atanan kayyuma 'denetim kayyumu' denmiş olmasının müvekkili firmanın işleyişinde ciddi problemlere yol açtığını ve açmakta olduğunu; mahkemenin esasen davacının talebinden daha az bir tedbire hükmetmiş olmadığını; şirketin ortaklık yapısının tek başına, kayyum atanmasına yeterli olmayacağını; davacı tarafın şirket genel kurullarına hiçbir engeli olmamasına rağmen katılmadığını, şirketi yönetilemez hale getirmeyi amaçladığını; bu süreçlerde ise müvekkilinin müdürlük ve şirket ortağı sıfatlarının üzerine yüklediği tüm yükümlülükleri eksiksiz olarak yerine getirdiğini;Taraflar arasında var olan soruşturma ve kovuşturma dosyalarının müvekkili aleyhine yorumlanmış olmasının da yerinde olmadığını; davacı tarafın fiziksel şiddet uygulayarak, canavarca hisle, müvekkilinin hayatına kast edeecek şekilde, silahla ve basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek boyutta müvekkilini yaraladığını, müvekkilinin şirket hisslerini tehdit ve şiddet kullanarak zorla ele geçirmeyi amaçladığını; alınan kayyım kararı ile maalesef bu şiddet dolu eylemleri sergileyen davacı tarafın adeta ödüllendirildiğini; davacı tarafça ısrarla sunulan ve tamamen konu olarak birbirinden farksız ancak diretmeye dayalı dilekçeler içerisinde belirtilen dava konusu dışı ceza davalarının konusu itibariyle; müvekkilin mağdur durumda olması, şiddete maruz kalması ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyen derecede darp edilmesi sonucu davalı ... tarafından şikayetçi olunarak başlatıldığını, hastaneden alınan bu raporu tekrar sunduklarını, iyi niyetin suistimal edildiğini, bu soruşturmanın ticaret mahkemesinde yürütülen şirketler ile ilgili davaya konu edilmesinin art niyet barındırdığını ve artık dosyaya zarar verme noktasına geldiğini Mahkemenin verdiği "Denetimli Kayyımlık" kararı ceza davaları da gözetilerek verilmişse de bu durum dava konusu ve bundan sonra açılabilecek davalar için içtihat hükmü taşımakla birlikte şirket yönetimine zarar vermek amacıyla açılacak ceza davalarının, verilen karar emare gösterilerek davacılar tarafından şirket iç konusundan bağımsız tamamen kötü niyet barındırarak açılacağı ve bu şekilde şirkete zarar verme amacı taşıyacağı apaçık ortada olduğunu, müvekkilinin davacı ve mağdur durumda olduğu konu ceza davalarının, verilen ara karar neticesiyle amacı dışına çıktığını ve davaya konu edilmeye çalışılarak şirket yönetimine ve şirket saygınlığına zarar verme noktasına geldiğini, verilen kayyum kararının hiçbir hukuki dayanağı, izahatı bulunmamaktadır ve maalesef Sayın Mahkemece verilen kayyım kararı davacının mesnetsiz ve hukuki ifadelerden uzak dilekçelerine itibar edildiği izlenimi uyandırmakta olduğunu,Kayyım kararı nedeniyle karardan etkilenen müvekkili şirketler ile müvekkilinin büyük bir itibar kaybına uğradığını, tekstil piyasındaki ekonomik olumsuzluklarla baş etmeye çalışan müvekkilinin kayyım kararı ile uğramakta olduğu itibar kaybı nedeniyle şirketlerin olumsuz etkilenmemesi için büyük fedarlık göstermek zorunda kaldığını, bu sebeple piyasada yayılan asılsız söylentilerin şirketin piyasadaki kredibilitesine zarar vermiş bulunduğunu, mahkemenin toplumun gerçeklerinden soyut bir karar veremeyeceğini; özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik kriz sonucu tekstil piyasasındaki şirketler konkordato yahut iflas sürecine girdiğini, bu süreçte de pek çok şirkete kayyum atandığını; dolayısıyla toplumumuzda kayyum kavramının şirket iflasıyla eşdeğer görülmekte olduğunu; müvekkilinin kayyım kararını müşterilerine açıklamak ve anlatmak zorunda kaldığını, ancak bir çok müşterisinin kayyım kararı nedeniyle müvekkilinin yetkilisi olduğu şirketle çalışmaktan vazgeçtiklerini; davacı tarafın işbu davadaki ana amacının müvekkili tarafından yönetilen şirketi yönetilemez hale getirmekte olduğunu;davacının ortağı olduğu şirkete zarar vermek adına dava dışı ... tarafından kullanılmakta olan kendine ait gayrimenkullerden ... Tekstili Tahliye etmeye çalıştığını, bu amaçla tahliye davası açtığını (İstanbul 20.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2025/31 E. Sayılı dosyası), davacının, müvekkili tarafından layıkıyla yönetilen şirketlerin işleyişini bozmak için sadece tahliye işlemleri değil, tekstil piyasasında da olumsuz algı oluşturma çabası ile şirkete kayyum atandığı bu nedenle mal vermemeleri gerektiği gibi bir söylenti yaydığını, şirketlerin finansal işlemlerini yürüttüğü bankalara gidip banka çalışanlarına baskı uygulayarak şirketler ile ilgili olumsuz bilgi verdiğini, yine daha önce ... de çalışan ... adına ve birlikte hareket ettikleri ...'ın oğlu olan... adına şirketler kurdurup şirketin önemli çalışanlarına yeni kurulan firmaya transfer ettirmek suretiyle şirkete ait önemli bilgileri de yeni kurdukları şirkette kullanarak haksız rekabet oluşturmak gibi şirketi zor duruma sokabilmek için her yolu denemekte olduğunu; müvekkilinin ise üzerindeki sorumluluğun bilincinde olarak mevcut görevlerini layıkı ile sürdürmeye devam etmekte olduğunu; bu hususun denetim kayyumu tarafından sunulan rapor ile de bir kez daha ortaya çıktığını; ... tarafından müvekkilinin yetkilisi olduğu davaya konu şirket aleyhine, rekabet yasağına aykırı olarak, ...'ye kurdurulan ... Şti. İsimli şirkete ve ...'ın oğlu...'a kurdurulan ... Şti. İsimli şirketlere ilişkin ticaret sicil kayıtlarının Mahkemeye sunulduğunu; davacı tarafın bu şirketler vasıtasıyla müvekkilin yetkilisi olduğu şirketlerin müşterilerini almaya, şirketi zarar eder pozisyona sokmaya çalışmakta olduğunu; ayrıca ...'ın, müvekkilinin yetkilisi olduğu şirketin yıllardır çalıştığı banka şubelerine giderek uzun yıllar içerisinde meydana gelmiş olan itibarı zedeleyecek söylemler sarf ettiğini, banka çalışanlarını ve şube müşterilerini huzursuz etmekten geri durmadığını, ardından da bankalara müvekkili azlettiğine dair İhtarı gönderdiğini, ayrıca ekte Mahkemeye sunmuş oldukları 12.02.2025 tarihli e postadan da anlaşılacağı üzere ...'ın, şirketin kredibilitesini düşürebilmek ve mali olarak zor duruma sokabilmek adına kefile ilişkin rücu beyanı sunduğunu; davacı tarafın müvekkiline ve şirketlere zarar verme hırsı yüzünden, basiretli bir tacirden beklenmeyecek şekilde ortaklığı bulunan şirkete zarar vermekten geri durmadığını, Müvekkili firmaların şeffaf olarak yönetilen bağımsız denetim raporları bulunan şirketler olduklarını, bağımsız denetim raporları bulunan şirkete yönelik olarak soyut iddialara dayalı olarak kayyum atanması karşı tarafın kötü niyetli çabalarına itibar edilmesi sonucunu doğuracağından kayyum kararının kaldırılması gerektiğini,Kanun maddelerine ek olarak içtihatlar incelendiğinde görüleceği üzere; davacı olan tarafın kayyım istemini nitelendirerek hangi kayyımı talep ettiklerini belirtmesi gerektiğini, belirtse dahi davacı tarafların "Denetimli Kayyımlık" isteminin açıklanan sebeplerce reddedildiği kararları sunma zorunluluğu doğmuş olup davada verilen kararın içtihat hükümleriyle çatıştığını (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi E. 2024/1334 K. 2024/1175, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E. 2024/1220 K. 2024/1424, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi E.2024/985 K.2024/138, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E.2024/821 K. 2024/1362, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E. 2024/839 K. 2024/1349, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E. 2024/1092 K. 2024/1125, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi E.2024/965 K. 2024/1132, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi E. 2024/844 K. 2024/88, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E.2024/444 K. 2024/1004, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E. 2024/617 K. 2024/974),Mahkemece oluşturulan 07.03.2025 tarihli ara kararda "Davacı vekilinin şirkete tedbiren yönetim veya denetim kayyımı atanması talebinin reddine, dava dışı şirketin iki ortaklı olması ve taraflar arasındaki menfaat dengesi gözönüne alındığında davalı vekilinin atanan denetim kayyımlarının görevine son verilmesine ilişkin talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur."denilmek suretiyle çelişkili bir karar verdiğini; mahkeme karşı tarafın talebini reddederken davacı vekilinin şirkete tedbiren yönetim veya denetim kayyımı atanması talebinin reddine dedikten sonra kendi talepleri olan denetim kayyımlarının görevine son verilmesine yönelik taleplerinin de reddine karar verilmesinin açık bir çelişki olduğunu; karşı tarafın denetim kayyımı talebi reddedilirken bizim denetim kayyımının görevine son verilmesine yönelik bizim talebimizinde kabul edilmesi gerektiği izahtan vareste oluduğunu, Davacının, dava dışı şirketlerin genel kurullarına usulüne uygun bir şekilde çağrılmasına rağmen katılmadığını ve genel kurulunun iptali yönünde bir dava da açmadığını; bu nedenle davacının işbu davada ileri sürdüğü iddiaların reddi gerektiği açıkken soyut ve mesnetsiz iddialara dayalı olarak denetim kayyımı kararının verilmesi ve denetim kayyımının görevinin sonlandırılmasına yönelik talebimizin reddedilmesi hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin daha önce 3 kez ret kararı vermiş olduğu kayyım talebinin kabulüne ilişkin vermiş olduğu kararın bu karardan sonra sisteme yüklenen İstanbul 13. Bölge Adliye Mahkemesi'nin 14.10.2024 tarihinde yazılan 2024/1462 Esas - 2024/1465 Karar sayılı Kararı muvacehesinde hukuk dünyasından çıkartılması gereken bir karar olduğundan denetim kayyımı kararının kaldırılmasını taleplerinin reddi nedeniyle hatalı olarak verilen kararı istinaf etme zaruretinin hasıl olduğunu, İleri sürerek, yukarıda izah olunan nedenlerle, mahkemenin 09.10.2024 tarihli ara kararıyla vermiş olduğu kayyım atanması kararının ve 24.02.2025 tarihinde "denetim kayyımı atanmasına dair ara karardan rücu edilerek, kayyım heyetinin görevinin sonlandırılmasına ilişkin talebinin reddine" şeklinde verdiği ara kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep; limited şirket müdürünün haklı nedenle azli istemine yönelik davada; dava dışı ... Limited Şirketi ile ... Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi müdürü olan davalının müdürlük yetkilerinin tedbiren kaldırılması ile şirkete tedbiren yönetim kayyım atanması talebine ilişkindir. Mahkemece 09/10/2024 tarihli karar ile davacının, ... Limited Şirketi ile ... Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi müdürü olan davalının yetkilerinin tedbiren kaldırılarak davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkin tedbir talebinin reddine, ancak davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarının ortadan kaldırılmasının veya azaltılmasının önlenmesinin temini bakımından davalı şirkete denetim kayyımı atanmasına karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından bu ara karara karşı itiraz yoluna başvurularak, şirketlere denetim kayyımı atanmasına ilişkin ara kararın kaldırılmasını talep ettiği, davacı tarafından ise 20/02/2025 tarihli celsede tekrar şirkete yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir talebinde bulunduğu,mahkemece 24/02/2025 tarihli ara karar ile davacının şirketlere yönetim kayyımı atanmasına ilişkin tedbir isteminin reddine, davalının şirketlere denetim kayyımı atnmasına ilişkin ara karardan rücu edilmesine ve kayyım görevinin sonlandırılmasına yönelik talebinin reddine karar verildiği, bu ara karara karşı taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna başvurdukları anlaşılmıştır.Davacı yan; kardeş olan tarafların dava dışı iki limited şirkette iki ortak olarak bulunduklarını, ortaklar arasında ağır husumet bulunduğunu, davalının beş yıl boyunca dava dışı şirketlerin genel kurul toplantılarını yapmadığını, kendisi hakkında Aile mahkemesi'nden uzaklaştırma kararı aldığını ve şirketlere girişini engellediğini, şirketlerin resmi ortağı olmayıp fiili ortağı olan diğer kardeşin hisselerini iade etmediğini, kendisinde bulunan emanet hisselerin devrine de engel olduğunu, genel kurul toplantısı tarihinde toplantıya katılmasını engellemek için uzaklaştırma kararının süresinin uzatılmasını talep ettiğini, şirket gelirlerini kendisine transfer ettiğini, şirketin içini boşalttığını ve şirketi kötü yönettiğini ileri sürerek davalının her iki şirket müdürlüğünden azlini, şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasını talep etmiştir.6100 Sayılı HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Yine 6100 Sayılı HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir.Somut olayda, toplanan deliller, alınan bilirkişi ve kayyım raporları ile tüm dosya kapsamına göre; eldeki davanın haklı nedenle fesih veya ortaklıktan çıkma davası olmayıp, yönetici azli istemine ilişkin olduğu, dava dışı her iki şirketin iki ortaklı olduğu ve ortaklarının davacı ve davalılardan oluştuğu, ortaklar arasında ihtilaf bulunduğunun dosyaya yansıdığı, öte yandan dava dışı şirketlerde yönetim oranı boşluğu bulunmadığı ve davalının dava dışı şirketlerin müdürlüğünden haklı nedenle azlini gerektirir koşulların oluştuğuna yönelik davacı iddiasının esası bakımından yargılamanın bulunduğu aşama ve mevcut delil durumuna göre yaklaşık düzeyde ispat koşulu oluşmadığı gibi, tedbir kararı verilmemesi halinde mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakınca yahut ciddi bir zararın doğacağı hususunda da mevcut delil durumunun yaklaşık ispata yeterli olmadığı, buna göre davacının yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, öte yandan çoğun içerisinde azın da bulunduğu gerekçesi ile dava dışı şirketlere görev sınırı belirli olmaksızın tedbiren denetim kayyımı atanmasına karar verilmiş ise de, yaklaşık ispat koşulunun bu tedbir bakımından da geçerli olduğu, mahkemece dava dışı şirketlere yönetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir isteminin yaklaşık ispat koşulu eksikliği nedeniyle reddine karar verilmişken, ortaklar arası ihtilaf gerekçe gösterilerek ve çelişki yaratacak şekilde dava dışı şirketlere tedbiren denetim kayyımı atanmasının ve bu karara yönelik davalı itirazının reddedilmesinin isabetsiz olduğu, davalı yanın buna yönelik istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin 24/02/2025 tarihli (2) numaralı ara kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce yeniden hüküm kurularak, davalı yanın, ilk derece mahkemesinin 09/10/2024 tarihli, dava dışı ... Limited Şirketi ile ... Limited Şirketi'ne denetim kayyımı atanmasına ilişkin ara kararına yönelik itirazının kabulü ile; ilk derece mahkemesinin 09/10/2024 tarihli dava dışı şirketlere denetim kayyımı atanmasına yönelik ara kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/02/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2024/635 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı ara kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,3-Davalı yanın, ilk derece mahkemesinin 09/10/2024 tarihli, dava dışı ... Limited Şirketi ile ... Şirketi'ne denetim kayyımı atanmasına ilişkin ara kararına yönelik itirazının kabulü ile; ilk derece mahkemesinin 09/10/2024 tarihli dava dışı şirketlere denetim kayyımı atanmasına yönelik ara kararının KALDIRILMASINA,4-Yasa gereği ihtiyati tedbire itiraz yönünden harç alınmasına yer olmadığına,5-Taraflarca sarf edilen yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Davacı tarafından istinaf aşamasında yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 7-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 8-Davalı tarafından istinaf aşamasında yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 9-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 1.683,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 11-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.