Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2025/1265 E. 2025/1257 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1265
Karar No
2025/1257
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/1265 Esas

KARAR NO: 2025/1257 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI: 2025/522 Esas (Derdest Dava Dosyası)

TARİH: 12/06/2025 (Ara Karar Tarihi)

TALEP: İhtiyati haciz

KARAR TARİHİ: 10/07/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, davacıdan alüminyum, pencere, kapı ve cephe sistemleri vs. Profil, aksesuarlar vb. Mallar satın aldığını, müvekkili davacı tarafından davalıya gönderilen mutabakat formlarına ens on Temmuz 2024 tarihinde yanıt veren davalının, 24/07/2024 tarihinde davacıya göndermiş olduğu, mail ve imzalı mutabakat mektubu ile davacıya en az 120.549,92 Euro borçlu olduğunu kabul, beyan ve ikrar ettiğini, davalı tarafından satın alınan malların bedelinin ödenmemesi nedeniyle Kadıköy ... Noterliği'nin ... yevmiyeli ve 17/01/2025 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini ve 152.237,94 Euroluk cari borcun yeni bir vade verildiği anlamına gelmeksizin, tebliğden itibaren 7 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiğini, dolan süreye rağmen davalı tarafından ödeme yapılmadığını, ihtarnameye cevap da verilmediğini, ihtarnameye cevap vermeyen davalının TTK 21/3 gereği borcunu kabul ve ikrar ettiğinin sabit olduğunu, davacının iyi niyetli çaba ve girişimlerine rağmen bakiye cari borcunu ifa etmekten imtina eden davalı aleyhine Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra dosyası ile takip başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durdurulduğunu, davacının davalıdan faiz ve masraflar hariç en az 152.237,94 Euro alacağının bulunduğunu, Çorlu Vergi Dairesi'nin 10/04/2025 tarihli haciz yazısı ile davalının ticari defter ve kayıtlarını usulüne uygun tutmadığını, olmayan hatalı işlemleri defterlerine işlediği, kendi kayıtlarını manipüle ettiğinin tespit edildiğini, ayrıca sektörden edindikleri bilgiler çerçevesinde davalının yetkilisi ve ortaklarının Türkiye'deki faaliyetlerini sonlandırdıklarını, fabrikaların çalışmasını durdurduklarını, malvarlıklarını ve işlerini yurt dışına çıkardıklarını öğrendiklerini beyanla, davalının üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının, banka hesaplarının, taşınır ve taşınmaz mallarının 152.237,94 Euro tutarında ihtiyaten haczine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 12/06/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2025/522 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; " İcra ve İflâs Kanunu'nun 257’nci maddesinin 1’nci fıkrası uyarınca “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” Bu hükme göre, bir para alacağının vadesinin gelmesi hâlinde alacaklı ihtiyati haciz talebinde bulunabilecektir. İcra ve İflâs Kanunu'nun 258’nci maddenin 1’nci fıkrası uyarınca, “…Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur….” Bu hükme göre, alacaklı alacağının varlığı ile birlikte alacağın vadesinin geldiğini veya alacağının vadesi gelmemişse, İİK’nın 257,II hükmündeki sebeplerin varlığı hakkında mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermek zorundadır. (T.C. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2014/872 esas, 2014/3096 karar sayılı ilamı ) Taraflar arasında menfaat dengesi ve haciz kararıyla ulaşılmak istenen amaç göz önünde tutularak maddi hukukun izin verdiği hukuki sonuç ve icrasına yönelik asıl davada çıkacak hukuki korumanın güvence altına alınması amacıyla talep olduğuna göre haczin de bu menfaat sınırları içinde kalması gerekir. Taraflar arasındaki menfaat dengesi ve haciz kararı ile ulaşılmak istenen amaçta göz önüne alınarak tehlike ya da haciz ne kadar büyük olursa olsun maddi hukuka göre asıl dava davacıya kazandırmaya yönelik hukuki korumayla haciz yoluna ulaşılamayacağı anlaşılmıştır. Geçici hukuki korumaların bir türü olan ihtiyati tedbirin şartları 6100 sayılı HMK'nun 389 uncu maddesinde düzenlenmiş olup, anılan düzenleme "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmünü haizdir.Anılan hükümde de açıkça belirtildiği üzere, ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki korumadır. Başka bir ifade ile ihtiyati tedbir verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır.(m. 389/1). Kanun, burada "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi hâlinde,hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması,hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hâle gelmesi,gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir.Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir.(Pekcanıtez,Hakan/Atalay,Oğuz/Özekes Muhammet; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yüksek Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24/04/2012 gün ve 2011/15388 esas,2012/6651 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi) Somut olayda davacı vekili; davalının yetkilisi ve ortaklarının Türkiye'deki faaliyetlerini sonlandırdıklarını, fabrikaların çalışmasını durdurduklarını, malvarlıklarını ve işlerini yurt dışına çıkardıklarını öğrendiklerini beyanla, davalının üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının, banka hesaplarının, taşınır ve taşınmaz mallarının 152.237,94 Euro tutarında ihtiyaten haczine karar verilmesini talep talep etmiş ise de; ihtiyati haciz talebinin ibraz edilen bilgi ve belgeler göz önüne alındığında mahkemece HMK 389. ve devamı maddesi ile yaklaşık ispat ölçüsüne varan delil değerlendirmesi yapılmasına yeterli bulunmadığı, alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği, ihtiyati haciz talep edenin, davalı şirketin mal kaçırdığı ya da kaçırmaya teşebbüs ettiği yönünde delil sunulmadığı bu konuda yani borçlu şirketin alacağın tahsilini olanaksız kılacak şekilde mal kaçırdığı hususunun yaklaşık ispat olarak tespit olunamadığı ve İİK'nun 257/1 maddesindeki yasal şartların gerçekleşmediği anlaşılmakla talebin reddine karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, '' 1-Davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalının müvekkilinden sipariş üzerine alüminyum, pencere, kapı ve cephe sistemleri vs. profilleri, aksesuarlar vb. mallar satın aldığını, davalının müvekkili tarafından kendisine gönderilen mutabakat formlarına en son Temmuz 2024’te yanıt verdiğini, 24.07.2024 tarihinde müvekkiline gönderdiği mail ve imzalı mutabakat mektubuyla 10.07.2024 tarihi itibariyle müvekkiline en az 120.549,92-Euro tutarında borçlu olduğunu kabul, beyan ve ikrar ettiğini, davalı tarafından satın alınan malların bedelinin ödenmemesi nedeniyle Kadıköy ... Noterliği’nin ... yevmiye no’lu 17.01.2025 tarihli ihtarnamesi keşide edilerek bakiye 152.237,94-Euro cari borcun yeni bir vade verildiği anlamına gelmeksizin ihtarnamenin tebliğinden itibaren en geç 7 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiğini, 17.01.2025 tarihinde elektronik olarak davalıya gönderilen ihtarnamenin, mevzuat gereği 22.01.2025 tarihinde okundu/tebliğ edildi kabul edildiğini, ihtarname’yle tayin olunan 7 günlük ödeme süresinin ise 29.01.2025 tarihinde dolduğunu, basiretli bir tacir gibi davranması gereken davalının, 22.01.2025 tarihinde kendisine tebliğ edilen ihtarname de belirtilen tutarı davacıya ödemediği gibi, ihtarnameye herhangi bir yanıt da vermediğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) md. 21/3 düzenlemesi1 gereğince tebliğ Aldığı ihtarnameye yanıt vermeyen davalının ihtarname içeriğinde yer alan hususları ve borcunu bir kez daha kabul ve ikrar ettiğini, müvekkilinin tüm iyi niyetli girişim ve çabalarına rağmen bakiye cari borcunu ifa etmekten imtina eden davalı aleyhine Bakırköy ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası tahtında icra takibi başlatıldığını; takibin davalının haksız ve mesnetsiz itirazı neticesinde durdurulduğunu ve işbu davanın ikame edildiğini, davacının alacağının uzun süren yargılama neticesinde tahsilini mümkün kılmak amacıyla ihtiyati haciz talep edildiğini, Davalının borcu muaccel bir borç olup, herhangi bir surette teminat altına alınmadığını; İcra ve İflas Kanunu md. 257 vd.2 düzenlemeleri ödenmeyen para borcunun rehinle temin edilmediğini ve muaccel olması halinde borçlunun mal varlığına ihtiyati haciz uygulanabileceğini düzenlemekte olduğunu, sommut uyuşmazlık bakımından yazılı delilleriyle sabit alacakları için yaklaşık ispata yönelik kanunun aradığı şartın yerine getirildiğini, buna rağmen mahkemenin yaklaşık ispat koşulu oluşmadığı gerekçesi ile taleplerini reddettiğini, mahkemenin ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, gerek 29.07.22024 tarihli mail ve eki mutabakat mektubu, gerek ihtarname vedavalının tebliğ aldığı ihtarnameye herhangi bir yanıt vermemesi, gerekse de müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarıyla sabit olduğu üzere, davalının müvekkiline faiz ve masraflar hariç en az 152.237,94-Euro tutarında borcu bulunduğunu, takibe itirazın haksız olduğunu ve iptali gerektiğini, İİK'nın 258/1. maddesi uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesi için mahkemenin sadece alacağın varlığına kanaat etmiş olmasının yeterli olduğunu, alacağın kesin veya tam olarak ispat edilmesinin gerekmediğini, diğer hukuki koruma tedbirlerinde olduğu gibi, ihtiyati haciz kararının, davaya ilişkin nihai bir karar vermek amacıyla alacaklı lehine maddi hukuka dayanan hakların sona erdirilmesi olmadığını; yani ihtiyati haciz kararı verilmesi için kesin bir ispat gerekmeyip, yaklaşık bir ispat için delil sunulmasının yeterli olduğunu (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2016/3022 E. – 2016/10673 K. sayılı ve 14.06.2016 tarihli kararı), mahkemenin hatalı yorumunun aksine, İstinaf ve Yargıtay uygulaması ile de sabit olduğu üzere; alacağın yargılamayı gerektirmesinin ihtiyati haczin reddi sebebi olarak değerlendirilemeyeceğini; aksine, İcra ve İflas Kanunu 264 m. hükmü kapsamında, ihtiyati hacze konu edilebilecek her alacağın kural olarak yargılamayı gerektirmesinin zorunlu olduğunun kanunen de kabul edilmekte olduğunu( Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2009/1125 E. - 2009/1992 K. sayılı ve 19.03.2009 tarihli kararı, Yargıta 9. Hukuk Dairesi’nin 2015/25577 E. – 2015/30514 K. sayılı ve 27.10.2015 tarihli kararı, Yargıtay 19 Hukuk Dairesi’nin 2014/17701 E. – 2015/7547 K. sayılı ve 21.05.2015 tarihli kararı), İİK md. 257 düzenlemesinin “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir "para borcunun" alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklar ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” hükmünü havi olduğunu; ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gerekli olan her iki şartın da somut olay bakımından gerçekleştiğini, İİK md. 257/2 maddesinde de, vadesi gelmemiş alacaklar için borçlunun mal kaçırmasının ihtiyati haciz kararı verilebilmesine imkân tanıyan bir hak oluşturduğnu; somut uyuşmazlıkta, davalı’nın mevcudunu eksilttiği, fabrikasını kapattığı, faaliyetlerini yurt dışına taşıdığı, şirket yetkilisinin yurt dışına gittiği vs. tüm sektörde bilinmekte olduğunu, İhtiyati kararının teminat mukabili verildiğini ve bu teminatın somut olayın şartlarına göre mahkeme tarafından serbestçe tayin edilebileceğini, mutabakat mektubu ile borcunu kabul eden davalının ileride muhtemel zararlarının (müvekkil davasında ve taleplerinde haklı olup, her halükarda davalı’nın herhangi bir zararı doğmayacak olsa da) tazmini için ihtiyati haciz kararının alacak tutarıyla sınırlı ve teminat mukabilinde ittihaz edilirse tüm tarafların menfaatinin korunmuş aynı zamanda müvekkilinim alacağının da güvence altına alınmış olacağını, mahkemelerin iş yükü nedeniyle dosyaların kesin hükümle sonuçlanmasının uzun yıllar sürebildiğini, bu nedenle alacaklıların çoğu alacaklarını uzun yargılamalar neticesinde tahsil edemediklerini, yerel mahkemenin hatalı kararının kaldırılmasının ve ihtiyati haciz kararı verilmesinin, müvekkilinin alacağının tahsilinin imkansızlaşmasının da önüne geçeceğinden elzem olduğunu, İleri sürerek yukarıda arz ve izah edilen ve re’sen göz önünde bulundurulacak nedenlerle ve fazlaya ilişkin tüm haklar saklı kalmak kaydıyla, istinaf başvurularının kabulüne, yerel mahkeme ara kararının kaldırılmasına, davalının kabul ve ikrar ettiği borç tutarı olan 152.237,94-Euro tutarı Bakımından davalının menkul ve gayrimenkulleri, 3. kişilerdeki hak ve alacakları ile bankalardaki mevduatları üzerine teminat aranmaksızın ihtiyati haciz konulmasına, yargılama masrafları ve ücreti vekâletin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep; ticari satış ilişkisinden soğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemli davada; davalı aleyhine ihtiyati haciz kararı verilmesine yönelik olup, mahkemece talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İİK'nın 257/1. fıkrası uyarınca; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. İİK'nın 258. maddesi uyarınca; ihtiyati haciz talep eden alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Burada aranan ölçü yaklaşık ispat ölçüdür. Dava dilekçesi ile birlikte sunulan 30/06/2024 tarihi itibariyle tarafların borç alacak bakiyesi hususunda mutabık olduklarını gösterdiği ileri sürülen 10/07/2024 tarihli mutabakat belgesi, faturalar, ihtarname, açık hesap dökümü ve icra dosyası ile tüm dosya kapsamına göre; davacının takibe ve davaya konu ettiği açık hesap muhtevasınnı oluşturan faturalardan yirmi iki adedinin talebin dayandırıldığı mutabakat tarihinden sonra düzenlenmiş faturalar oldukları, dosyaya sunulan faturalar arasında bu faturaların değil 2023 tarihli faturaların bulunduğu, irsaliyeli fatura ise sunulmadığı, davalı tarafından 24/07/2024 tarihli mail ile gönderildiği ileri sürülen ve 120.549,92-Euro bakiye hususunda mutabık olunduğu belirtilen 10/07/2024 tarihli mutabakat belgesinin tarihi ile ihtiyati haciz talep tarihi olan 11/06/2025 tarihi arasında yaklaşık bir yıl süre bulunduğu da nazara alındığında, davacının talep tarihi itibariyle davalıdan 152.237,94-Euro tutarında muaccel ve rehinle temin edilmemiş alacağının bulunduğu hususunda yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, mahkemece talebin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/07/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2025/1265, K. 2025/1257, T. 10.07.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-13-hukuk-dairesi-2025-1265-e-2025-1257-k-395bebd158ab