Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi 2025/1032 E. 2026/534 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1032
- Karar No
- 2026/534
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO:2025/1032 Esas
KARAR NO:2026/534
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 3. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ:05/02/2025
NUMARASI:2021/51 E. - 2025/29 K.
DAVANIN KONUSU:Fikir Ve Sanat Eseri (Tecavüzün Tespiti İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:02/04/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Tarafların İddia ve Savunmaları:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın mali haklarını devralmış olduğu davaya konu filmleri tv kanalında yayınlamış olduğu, dolayısıyla tüm bu filmlerin davalı şirket adına kültür bakanlığı nezdinde tescilli olduğu mevcut eser işletme belgeleri de halen davalı şirket adına olduğu ancak davalı şirketin filmler üzerindeki mali hak ve yetkilerinin son bulduğu, uzatılan koruma süresi ile hakların yapımcılara döndüğü, yapımcıların da uzatılmış telif haklarını davacıya devrettiği bu filmlerin sırasıyla gösterilen 98 adet film olduğu, tamamının yapım tarihinin 1995 öncesi olduğu, filmlerin haklarının sözleşmelerle davacıya geçtiği, adlarına eser işletme belgesi çıkartılması için filmlerin davacı ait olduğumun tespitini, davalının veya 3. Kişilerin muhtemel tecavüzüne yönelik tecavüzlerin men refine karar verilmesini talep ettiği, davacı yanın dava konusu ettiği sinema filmlerinin bir kısmı ile müvekkilinin bir ilgisi yoktur" beyanı, davalı şirketin dava konusu filmlerle (en azından filmlerin bir çoğuyla) ilgilerinin kabul edildiğinin ikrarı olduğu, “... olarak, şu anda elinde tuttuğu ve mülkiyet haklarının sahibi olduğu filmlerin toplu dökümünü içeren Türk Filmleri kataloğunu size sunmaktan mutluyuz, kıvançlıyız” ifadelerini içeren kataloğun, sektörde yaygın olarak bilindiği, bilirkişi raporunda eksik inceleme olduğu, derinlemesine inceleme yapılması,...'a ait bir işletme olduğunu, müvekkili şirketin uzun süredir film sektöründe faaliyette bulunduğunu, davalı şirketin ise çeşitli filmleri yayınlamak için hak sahiplerinden mali hakları devraldığı eserleri kendisi adına tescil ettirdiğini, ancak FSEK'de yapılan değişiklikle koruma sürelerinin uzaması sebebiyle davalın elindeki hak sahipliği belgelerinin hükümsüz kaldığı ve bu filmlerin haklarının yapımcıya döndüğü, söz konusu yapımcılarla da müvekkili şirketin sözleşmeler yaparak mali hakları devralması sebebiyle dava konusu 98 adet filmin hak sahihi olarak müvekkilinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen çok az sayıda sinema filmi ile 1993-1994 yılları arasında yaptığı muhtelif sözleşmeler kapsamında ilişkisinin olduğu ancak 1995 yılı öncesi yapımı olan eserlerin haklarının ,5846 sayılı yasada yapılan değişiklikler neticesinde ve 20 yıllık koruma sürelerinin dolması ile birlikte ilk tespitlerini gerçekleştiren yapımcılarına dönmüş olduğundan işbu filmlere yönelik hiçbir tasarrufunun olmadığını, filmleri yayınlamadığı ve üzerilerinde herhangi bir hak iddiasında bulunmadığını, muaraza içinde olmadığını, davacının geçerli bir hakka sahip olduğunu kültür bakanlığı nezdinde ispat etmesi halinde bu belgeyi adına çıkartmasının mümkün olduğunu, bunun için müvekkili aleyhine bir tespit davası ikame edilmesine gerek bulunmadığını, mahkeme 15.03.2018 tarihli ve 1 nolu ara kararı ile davacı vekiline “dava dilekçesinde dava konusu ettiği her film için ayrı ayrı beyanda bulunarak her filme ilişkin mali hak devir belgesi ve hangi tarikte bu hakkı elde ettiğine dair var ise devir belgesi ile birlikte.” sunmak üzere süre verildiği ancak davacının ilgili belgeleri sunmadığını müvekkili şirket kayıtlarını kontrol ettiklerinde cevap dilekçesi ekinde bir örneği bulunan 08.11.1996 tarihli sözleşme kapsamında ... Vakfı katkıları ile bir Türk Filmleri kataloğu basımının söz konusu olduğu ancak böyle bir kataloğun varlığı vakıa olmakla birlikte işbu kataloğun günümüzde müvekkilinin dava konusu filmler üzerinde bir hak sahipliği iddiası olduğunun kanıtı sayılması asla mümkün olmadığını, söz konusu katalogda sinema eserlerinin yapımcı, senarist, yönetmen ve oyuncularına ilişkin bilgiler yer almakta olup müvekkilinin bu filmler üzerinde bu sayılanlardan biri sıfatını kullanarak hak sahipliği iddiasının bulunmadığını, dava konusu edilen herhangi bir sinema eserinin ilk tespitini yapan yapımcı sıfatına haiz olmadıkları ve kanun değişikleri neticesinde devren sahip olduğu haklarını da otomatik olarak kaybettiğini, davacı ile arasında dava konusu sinema eserleri için yarattığı bir muarazada bulunmadığını, müvekkilinin şirket dava konusu edilen herhangi bir sinema eseri üzerinde hak sahibi olmadığı gibi herhangi bir sinema eserine ait negatif ve/veya master bant kopyalarına da sahip olmadığını, dava konusu filmlerinin bir çoğunun müvekkili firma ile ilgisinin bulunmadığını bu nedenle husumet itirazlarının olduğunu, kaldı ki davalı firmanın bu tür filmlerin hak sahipliğinde yaşanan sıkıntılar sebebiyle bu filmleri gösterimini gerçekleştirmediğini, kendilerinden habersiz olarak bazı filmlerinin adlarına tescil edilmesinden kendilerinin sorumlu tutulamayacağını bu nedenle davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı ile; "Davanın REDDİNE, karar verilmiştir.
İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2021/51 Esas ve 2025/29 Karar sayılı davanın reddi kararının hukuka uygun olduğunu belirterek davacının istinaf başvurusunun reddini talep ettiklerini, davaya konu sinema eserleri üzerinde müvekkili şirketin herhangi bir hak iddiasının veya mali hak kullanımının bulunmadığını, bu nedenle müvekkiline karşı husumet yöneltilemeyeceğini, bir kısım eserler yönünden geçmişte var olan hak sahipliğinin yirmi yıllık koruma süresinin dolmasıyla sona erdiğini ve bu durumun bilirkişi raporlarıyla da teyit edildiğini, davacının hak sahipliğini tescil ettirmek için bir mahkeme kararına ihtiyaç duymaksızın idari yollarla işlem yapabileceğini, yerel mahkeme kararının dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarıyla tam bir uyum içinde olduğunu, davacı tarafın sulh görüşmelerine ilişkin gizli kalması gereken yazışmalara dayanmasının hukuken geçersiz olduğunu ve davanın pasif husumet yokluğu ile hukuki yarar eksikliğinden reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığını delil ve beyanları değerlendirilmeden eksik inceleme yapılarak red kararı verildiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davalı Müvekkil’in hak sahipliği iddiası bulunmayan davaya konu eserlerin hak sahipliğinin tespitine ilişkin işbu davada Müvekkili Şirketin pasif husumetinin bulunmadığını, davanın reddi yönünde verilmiş kararda hukuka aykırılık bulunmadığını, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, dava konusu sinema filmlerinin mali hak sahipliğinin tespiti , filmlerin negatifleri ile master yayın bantlarının davacıya verilmesi ile muhtemel tecavüzün men ve ref'i istemlerine ilişkindir.Davacı vekili, dava konusu tamamı 1995 öncesi yapım 98 adet sinema filminin mali haklarının 5846 sayılı FSEK’te yapılan değişiklikler sonrası koruma süresinin uzaması nedeniyle yapımcılara geri döndüğünü, yapımcıların da bu hakları çeşitli sözleşmelerle kendisine devrettiğini, buna rağmen filmlerin Kültür Bakanlığı nezdinde halen davalı adına tescilli olduğunu, bu durumun hak sahipliğini engellediğini belirterek, mali hak sahipliğinin tespiti, filmlerin negatif ve master bantlarının teslimi, davalının olası tecavüzlerinin men’i ve ref’ine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, müvekkili ... A.Ş.nin, bazı filmlerle 1993-1994 sözleşmeleriyle ilişkisi bulunduğunu ancak 20 yıllık koruma süresinin dolmasıyla mali hakların yapımcılara döndüğünü, bu nedenle artık hiçbir hak iddiasının bulunmadığını, davacının hak sahibi olduğunu ispat etmesi halinde Kültür Bakanlığı nezdinde tescil yaptırabileceğini, bu nedenle kendisine husumet yöneltilmeyeceğini davacının birçok filmle hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve davanın husumet ve esas yönünden reddi gerektiğini belirtmiştir.
- 05/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle, bazı filmler yönünden mali hakların önce davalıya devredildiği, sonra koruma süresi dolunca yapımcıya döndüğü ve 04/08/2008 gibi sözleşmelerle davacıya geçtiği , ancak birçok film yönünden devir eden kişilerin hak sahibi olmadığı, kayıt-tescil uyumsuzlukları bulunduğu, bazı filmler için ise yeterli belge olmadığı belirtilmiştir.
-24/01/2022 tarihli bilirkişi raporunda, bir kısım film yönünden davacının hak sahibi olduğu, ancak çok sayıda film yönünden ise davacının hak sahipliğini ispatlayamadığı davalının telif ihlali yaptığına dair bir bulgu olmadığı, belirtilmiştir.Mahkemece, davalı şirketin dava konusu filmler üzerinde güncel bir hak iddiası veya kullanımının bulunmadığı,davacının hak sahipliği iddiasının muhatabının esasen davalı değil, gerçek hak sahipleri veya idari makamlar olduğu,Kültür Bakanlığı nezdindeki kayıtların idari başvuru ile değiştirilebileceği, bilirkişi raporlarına göre davacının çok sayıda film yönünden hak sahipliğini ispatlayamadığı, tecavüz için gerekli somut bir ihlal veya tehlikenin ortaya konulamadığı, bu nedenle aktif ve pasif husumet ehliyeti yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davaya konu sinema eserleri, 5846 sayılı FSEK’in 5. maddesi kapsamında bağımsız bir eser türü olarak korunmakta olup, niteliği itibarıyla senaryonun işlenmesiyle ortaya çıkan işleme eserlerdendir. FSEK’in 8. Maddesinde 07/06/1995 tarihli ve 4110 sayılı Kanun ve 21/02/2001 tarihli tarihli 4630 sayılı kanunlarla yapılan değişikliklere göre güncel düzenlemede sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı, diyalog yazarı ve animatörler eserin birlikte sahibi kabul edilmektedir.Bu yasal değişiklikler öncesinde ise yürürlükte bulunan düzenlemeye göre ise sinema eserinin sahibi, eseri “imal ettiren” kişi olduğu belirtilmiştir. Ayrıca 4110 ve 4630 sayılı kanunlarla yapılan değişiklikler ile sinema eserlerinde koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 20 yıldan 70 yıla çıkarılmıştır. Bu yasal değişikliklerin sonucu olarak, daha önce mali hakları devralan kişilerin hakları, koruma süresinin dolması ve yeni düzenlemeler çerçevesinde yeniden asıl hak sahiplerine (yapımcı/ilgili eser sahiplerine) dönmüştür. Dolayısıyla dava konusu 1995 öncesi yapım sinema eserleri bakımından başlangıçta “imal ettiren” sıfatıyla kazanılmış hakların, sonraki düzenlemeler çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi ve koruma süresinin uzamasıyla birlikte hakların asıl hak sahiplerine dönmesi söz konusu olmuştur. Bu durum karşısında, her ne kadar , bilirkişi raporunda ayrıntısı ile belirtildiği üzere davacının hak sahipliğini 23 film yönünden kanıtladığı belirtilmiş ise de, uyuşmazlık konusu filmler bakımından güncel hak sahipliğinin belirlenmesi, doğrudan bu hakların döndüğü önceki hak sahipleri ile davacı arasındaki hukuki ilişki çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir husustur.Somut olayda davalı şirketin, dava konusu filmler üzerinde güncel bir mali hak iddiasının bulunmadığı, taraflar arasında dava konusu sinema eserleri yönünden davalı yanca yaratılan bir muaraza da bulunmadığı dikkate alındığında davacının ileri sürdüğü hak sahipliği iddiasının muhatabı davalı olmayıp, hakların geri döndüğü iddia edilen önceki hak sahipleridir. Yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı gibi hak sahiplerinin yer almadığı sadece davalının taraf olduğu eldeki davada eser üzerindeki hak sahipliğinin tespiti hukuken mümkün değildir. Ayrıca , Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdindeki eser işletme belgeleri ve tescil kayıtlarının hukuki niteliği itibariyle açıklayıcı nitelikte idari kayıtlar olduğu, hak sahipliği tesis eden kurucu bir fonksiyonlarının bulunmadığı, hak sahipliğinin ispatı halinde bu kayıtların her zaman değiştirilebileceği açıktır. Bu nedenle davacının mali hak sahipliğinin tespiti talebinde bulunmasında, davalıya karşı ileri sürülebilecek güncel ve korunmaya değer bir hukuki yararının bulunmadığı kanaatine varılmış, HMK m.114/1-h maddesi gereği hak sahipliğinin tespiti istemi bakımından davacının hukuki yarar dava şartının mevcut olmadığı, talebin HMK m.115/2 gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Davacının film negatifleri ile master yayın bantlarının iadesine ilişkin talepleri yönünden ise; davalı taraf bu materyallerin uhdesinde bulunmadığını beyan etmiş olup, dosya kapsamında bu beyanın aksini ortaya koyan somut delil bulunmadığı, yine muhtemel tecavüzün men’i ve ref’i istemi bakımından da, 5846 sayılı Kanun’un 69. maddesi uyarınca somut bir tecavüz veya gerçekleşmesi muhtemel ciddi bir tehlikenin varlığına dair somut delil bulunmadığı gözetildiğinde söz konusu taleplerin esastan reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Tüm bu açıklamalara göre; ilk derece mahkemesince davanın husumet yokluğu gerekçesi ile reddine karar verilmiş ise de, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacının hak sahipliğinin tespiti istemi yönünden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle HMK m.115/2 maddesi gereğince usulden, diğer talepler yönünden ise esastan reddi gerektiği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK m.353/1-b-2 uyarınca kaldırılarak, düzeltilmiş gerekçe ile yeniden hüküm kurulması gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,
2-İstanbul 3. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 05/02/2025 tarih, 2021/51 E. 2025/29 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında düzeltilmiş gerekçe ile hüküm kurulmasına,
3-Davacının hak sahipliğinin tespiti istemi yönünden hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle davanın HMK m.115/2 maddesi gereğince USULDENN REDDİNE
-Davacının muhtemel tecavüzün men’i ve ref’i isteminin esastan REDDİNE
4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 31,40-TL'nin mahsubu ile 700,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerini üzerinde bırakılmasına,
4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, 50,00 TL posta giderinin, davanın red edilmiş olması sebebiyle davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 690,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 2.373,10 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 02/04/2026