Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi 2024/791 E. 2025/1584 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/791
- Karar No
- 2025/1584
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO: 2024/791 Esas
KARAR NO: 2025/1584
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 05/03/2024
NUMARASI : 2023/127 Esas, 2024/214 Karar
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 10/12/2025
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davalı şirketle birlikte oyun kalıplarının üretimini yapmak üzere anlaştığını, tarafların belirli bir süre boyunca birlikte ticaret yaptıklarını, müvekkili şirketin teminat amacıyla bono düzenleyerek davalı şirkete teslim ettiğini, ancak davalı şirketin, taraflar arasındaki anlaşmaya riayet etmeyerek müvekkili şirkete ait makine ve teçhizatlarlar aracılığıyla ürettiği ürünlerin bedelini ödemediği gibi söz konusu makine ve teçhizatları da müvekkili şirkete iade etmediğini, davalının kendisine teminat amacıyla verilmiş bedelsiz 500.000-TL'lik olan bononun ödenmesini talep ettiğini ileri sürerek, müvekkilinin 18/07/2020 düzenleme tarihli 500.000-TL bedelli bonodan dolayı davalıya borcunun olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket ile müvekkili şirket, arasında uzun zamandan beri süregelen ticari ilişki mevcut olduğunu, aradan geçen süreye ve yapılan şifahi görüşmelere rağmen davacının borcunu ödememesi nedeniyle bonoya dayalı olarak İstanbul 37. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosya ile takip başlatıldığını, Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları ile ortaya konulduğunu, buna göre, sözleşme ile teminat senedi olduğu iddia edilen senet arasındaki bağın ispatlanması gerektiğini, davacı tarafın iddialarını ispata elverişli somut ve yazılı bir delil sunamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu miktarın davaya esas değerin tevzi formunda 50.000-TL olarak gösterilmesi sebebiyle 50.000-TL olduğu, teminat senedi olduğunun ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, her ne kadar bono illetten mücerret ise de, senet içerisindeki malen kaydı ve davalının davacı ile ticari ilişki kapsamında bu senedin alındığı beyanı neticesinde, ispat yükünün yer değiştirip ve ispat yükünün davalıya geçtiği, davalı tarafın, beyanı ile senet metnini tadil ettiği, davalının ticari defterlerini ibraz etmediği, davacının ticari defterler ve kayıtları ile bilirkişi heyetinin hazırlamış olduğu rapor içeriğinin incelenmesinde, davacının ticari defter ve kayıtlarına göre, davalının davacıdan bir alacağının olmadığı ve davaya konu senedin davacı kayıtlarında yer almadığı, davalı tarafın yemin delili hatırlatılmış olmasına rağmen yemin deliline başvurmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, taleple sınırlı olarak 50.000-TL yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesinde 500.000-TL bononun tamamından borçlu olmadıklarının tespiti nin talep edildiğini, mahkemece bu bedelin %20 si tutarında teminat yatırılmasına da karar verdiği göz önüne alındığında, sırf tevzi formunda dava esas değeri 500.000-TL yerine sehven 50.000-TL gösterildi diye bu meblağ ile sınırlı olarak davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, hukuka aykırı kararın bu haliyle kesinleşmesi durumunda, ticari defterlerden müvekkilinin herhangi bir borcu olmadığı gibi alacaklı olduğu sabit iken, sırf dava açılırken sehven harç eksik yatırıldı diye müvekkilinin bir haciz tehdidi ile karşı karşıya bırakıldığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; kambiyo senedinin ticari defterlere işlenmesi zorunluluğu bulunmadığını, davacı tarafın kötü niyetle işbu senedi defterlerine işlemediğini, bu halde davacının bedelsizlik iddiasını ticari defterleri ile ispat etmesine olanak olmadığını, Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları da nazara alındığında senedin teminat senedi olduğuna yönelik iddianın davacı tarafça ispat edilemediğini, aksi senet ile açıkça ispat edilen davacı şirket ticari defter ve kayıtlarının sahibi lehine delil teşkil ettiğinden bahisle hüküm kurulmasının hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE:
Dava, menfi tespit talebine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Dava konusunu belirlemek davacının işidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda dilekçede nelerin bulunması gerektiği 119/1.maddeeisnde tek tek belirtilmiş olup, maddenin 1/ğ fıkrasında "açık bir şekilde talep sonucu" dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlar arasında sayılmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinin netice-i talep bölümünün 1.bendinde "Müvekkilin davalıya teminat olarak verdiği 18/07/2020 düzenleme tarihli 500.000 TL bedelinde bonodan kaynaklanan borcunun olmadığının tespitine," karar verilmesini talep etmiştir. Dolayısıyla dava dilekçesinde talebi son derece açık olup, davacı vekili dava dilekçesinde 18/07/2020 düzenleme tarihli ve 500.000-TL bedelli bonodan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığına karar verilmesini talep etmiştir. Ancak ilk derece mahkemesince, dava dilekçesindeki açık talep sonucuna rağmen, davaya esas değerin tevzi formunda 50.000-TL olarak gösterildiği gerekçesiyle dava değeri 50.000-TL kabul edilmiştir. Davacı tarafından dava değeri 500.000-TL olarak belirlenmiş, ancak 50.000-TL üzerinden harç yatırılmıştır. HMK’nın 120. maddesi gereğince, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarın dava açılırken mahkeme veznesine yatırılması zorunludur. Bu harçların miktar ve nev’ini düzenleyen 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesi gereği (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden yargı harçlarının alınacağı; 30. madde hükmüne göre de, yargılama sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması hâlinde yalnız o celse için muhakemeye devam olunarak takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı açıktır. Somut olayda ilk derece mahkemesince yapılacak iş eksik harcın tamamlanması için bir sonraki celseye kadar süre verilmesi, bu sürede harç tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek işin esasına girilmesi, tamamlanmazsa HMK’nın 150. maddesi gereğince dosyanın işlemden kaldırılması, süresi içerisinde harç tamamlanarak dosya yenilenmez ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi olmalıdır. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince yargılamanın başında yapılması gereken eksik harcın tamamlanması için süre verilmesi yerine, yatırılan harç üzerinden dava değeri belirlenerek davanın sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı görülmüştür. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.Davacı vekili dava dilekçesinde, davaya konu bononun teminat amacıyla davalıya verildiğini ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesince senet içerisindeki malen kaydı ve davalının, davacı ile ticari ilişki kapsamında bu senedin alındığı beyanı neticesinde, ispat yükünün yer değiştirip ve ispat yükünün davalıya geçtiği, davalı tarafın, beyanı ile senet metnini tadil ettiği, davalının ticari defterlerini ibraz etmediği, davacının ticari defterler ve kayıtları ile bilirkişi heyetinin hazırlamış olduğu rapor içeriğinin incelenmesinde, davacının ticari defter ve kayıtlarına göre, davalının davacıdan bir alacağının olmadığı ve davaya konu senedin davacı kayıtlarında yer almadığı gerekçesiyle 50.000-TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Somut olayda, davaya konu senet üzerinde malen bedel kaydı bulunmakta olup, davacı taraf senedin teminat olarak verildiğini ileri sürmüştür. İlk derece derece mahkemesinin kabulüne göre, davalı tarafın senet bedelini ta'lil ettiği kabul edilse bile, davacı tarafın senedin teminat için verildiğini beyan ettiği, her iki tarafın bononun mal karşılığı olmadığına dair beyanları karşısında, senedin her iki tarafça da talil edildiğinin kabulü zorunludur ve bu durumda TMK’nın 6. ve HMK’nın 191. maddesi uyarınca ispat yükünün davacı senet borçlusunda olduğu yolundaki genel kuralın yer değiştirmeyeceği ve davacının senedin teminat için verildiğini, bedelsiz olduğunu ispatlaması gerekmektedir. (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-821E- 2019/58 K.sayılı, Yargıtay 11.HD'nin 2024/185 E- 2025/770 K.sayılı kararı) Açıklanan nedenlerle mahkemece, ispat yükünün senet borçlusu olan davacının üzerinde olduğu dikkate alınarak delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hatalı şekilde ispat yükünün davalıda olduğu gerekçesiyle yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf itirazının kabulüne, ve davalı vekilinin vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulüne, ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kaldırma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, 2-Davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, 3-Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/03/2024 gün ve 2023/127 Esas, 2024/214 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 4-Yukarıda gerekçede belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
5-Kaldırma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 6-İstinaf peşin harçlarının talepleri halinde taraflara iadesine, 7-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama gideri olan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcı ile 30,00 TL tebligat masrafı olmak üzere toplam 1.199,40 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama gideri olan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcı ile 272,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.441,40 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.10/12/2025