Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/562 E. 2024/574 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/562
- Karar No
- 2024/574
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1372 KARAR NO : 2024/1967 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10.07.2024 NUMARASI : 2024/562 E. - 2024/574 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 20.11.2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 20.11.2024 İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.07.2024 tarih 2024/562 E. - 2024/574 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, müvekkilinin banka hesabından rızası hilafına internet yoluyla 84.250,00 TL çekilmesi nedeniyle, davalı bankanın sorumluluğu nedeniyle banka aleyhine icra takibi başlattıklarını, takibe itiraz edilmesi üzerine açılan İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/314 E. ve 2021/48 K. sayılı itirazın iptali davasının kabulüne karar verildiğini, davalı bankanın kararı istinaf etmesi üzerine İzmir BAM 20. Hukuk Dairesinin 2021/885 E. 2024/172 K. Sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiğini, 2016-2024 yılları için 9 yıllık bir yargılama süreci sonunda 12.02.2016 ila 14.03.2024 arası işlemiş değişen oranlardaki ticari temerrüt faiz bedeli toplamı olan 105.248,48 TL'nin icra dosyasına ödendiğini, ancak bu bedelin ekonomik piyasa koşulları değerlendirildiğinde enflasyonun altında kaldığını, temerrüt faiziyle karşılanamayan munzam zararın doğduğunu iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme üzerine, HMK'nın 114. maddesine göre davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunmasının dava şartları arasında sayıldığı; İzmir 5. ATM 2016/314 E. 2021/48 K. sayılı kararı ve İzmir BAM 20. Hukuk Dairesinin 2021/885 E. 2024/172 K. sayılı kararında kusursuz sorumluluk ve objektif özen sorumluluğunun işaret edildiği; bu anlamda haksız fiil sorumluluğu yönünden ya da mevcut zararın hadisede gerçek kişilerin işledikleri suçlara mütealik olduğu, davalı bankanın sorumluluğunun sözleşme sorumluluğu esaslı olduğu, mevduat hesabı kaynaklı vedia/saklama sözleşmesi kapsamında sorumluğunun bulunduğu ve bunun özü itibarı ile sözleşme sorumluluğu olduğu, vedia sözleşmesinin muhafaza külfeti/mükellefiyeti kaynaklı 3. kişilerden sadır olan fiiller sebebiyle bankanın objektif sorumluluğunun bulunduğu, bankaya yöneltilecek talebin dayanağının haksız fiil olmayıp sözleşme olduğu, bu bağlamda hukuki değerlendirme yapıldığında munzam zararın takdir ve değerlendirme şartlarının ve unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın HMK'nın 114/h maddesi gereğince hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili, davacının hukuki menfaatinin/yararının olmadığından bahisle verilen red kararının hukuka aykırı olduğunu, red kararının gerekçesinin somut olaya özgü olmadığını, hukuka aykırı ve ilgisiz bir gerekçe olduğunu, müvekkilinin hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç olduğunu, hukuki yararının bulunduğunu, müvekkilinin uğradığı munzam zararını tahsil etmediğini, mahkemece işin esasına girilerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken inceleme yapılmadan, davacının munzam zararını kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispatlamasına izin verilmeden, delilleri toplanmadan, yanılgılı değerlendirme sonucunda işin esasına girilmeksizin davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden de hatalı olduğunu, vekalet ücretine yönelik hüküm kısmının tavzih yoluyla düzeltildiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, davacının davalı banka nezdindeki hesabından internet bankacılığı yoluyla bilgisi ve rızası dışında dava dışı üçüncü kişiye ait hesaplara para aktarılması sonucu uğranılan munzam zararın tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarihli 2021/11-938 E. 2022/401 K. sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul, borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Somut olayda, ilk derece mahkemesince, munzam zarar istemine ilişkin davanın HMK'nın 382. maddesi kapsamında çekişmesiz yargı işi olmadığı ve davanın hasımlı olarak açıldığı gözetilerek, dava dilekçesi davalı tarafa usulüne uygun şekilde tebliğ edilip, dilekçeler teatisi aşaması tamamlanarak, işin esasına girilip taraf delillerinin toplanıp değerlendirilmesinden sonra, az yukarıda açıklanan aşkın (munzam) zarar şartlarının oluşup olmadığı, oluşmuş ise zararın miktarının ne olduğu denetime elverişli biçimde tespit edilerek, oluşacak kanaate göre bir karar verilmesi gerekirken; taraf teşkili sağlanmaksızın ve taraf delilleri toplanmaksızın dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda yukarıda yazılı gerekçeyle davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi isabetli bulunmamıştır. Davacı vekilinin istinaf sebepleri yerindedir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince delillerin hiç toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KABULÜNE, 2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.07.2024 tarihli 2024/562 Esas 2024/574 sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 20.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.