Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/591 E. 2025/1926 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/591
- Karar No
- 2025/1926
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/591 Esas
KARAR NO : 2025/1926 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2022/408 Esas - 2023/67 Karar
TARİH: 25/01/2023
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 20/11/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında mevcut ticari ilişki kapsamında tahakkuk eden 762.696,27-TL alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyası ile icra takibi yaptıklarını, davalı tarafın haklı bir neden olmaksızın takibe itiraz ettiğini, buna rağmen icra takibinden sonra kısmi ödemelerde bulunduğunu, bu bağlamda yapılan ödemelerin infaz aşamasında dikkate alınarak davalı tarafın haksız itirazının iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili süresinden sonra verilen esasa ilişkin beyan dilekçesinde özetle; davacının alacağına karşılık olarak kendilerine toplam 508.464,27-TL ödemede bulunduklarını, ayrıca icra takibinden sonra da ödemelerinin olduğunu; davacı tarafın sözleşmeye göre kendi edimlerini gereği gibi ve süresinde yerine getirmemiş olması nedeniyle yoksun kalınan gelir gözetilerek davacı tarafa 227.622,62-TL ceza uyguladıklarını, söz konusu ceza da dikkate alındığında davacı tarafa herhangi bir borçları bulunmadığından dolayı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 25/01/2023 tarih ve 2022/408 Esas - 2023/67 Karar sayılı kararında;"Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyasının celp ve tetkikinde davacı tarafından davalı aleyhine 06/09/2018 tarihi itibariyle 762.696,27-TL cari hesap alacağına dayalı olarak icra takibi yaptığı, davalı tarafın süresinde takibe itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiği anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında düzenlenen faturalara ilişkin BA ve BS formları celp edilmek suretiyle her iki tarafın ticari defterleri üzerinde bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmış, bilirkişi ... düzenlemiş olduğu 23/09/2019 tarihli raporunda davacı tarafın usulüne uygun olarak tutulan ticari defterlerine göre davalı tarafın icra takibinden sonra yapmış olduğu ödemeler de dikkate alındığında davacı tarafın dava tarihi olan 21/09/2019 tarihi itibariyle toplam alacağının 270.397,27-TL olduğunu; davalı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde bilirkişi ... tarafından düzenlenen 11/09/2019 tarihli raporunda davalının usulüne uygun olarak tutulan ticari defterlerine göre dava tarihi itibariyle davacı tarafa 270.397,27-TL borcu bulunduğunu teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce de birbirini teyit eden bilirkişi raporları yeterli görülerek hükme esas alınmıştır.Her ne kadar davalı taraf cevap dilekçesinde davacı tarafın kendi edimlerini usulüne uygun ve süresinde yerine getirmediğinden bahisle davacıya yoksun kalınan gelir nedeniyle 227.622,62-TL ceza uygulandığını ve bu kapsamda borçları bulunmadığını iddia etmiş ise de; söz konusu cezayı uygulamayı gerektirir taraflar arasında bir sözleşmenin bulunmadığı, kaldı ki davalı tarafın kendi ticari defterlerine göre davacı tarafa dava tarihi itibariyle 270.397,27-TL borcu bulunduğu belirlenmiş olması nedeniyle HMK 222.maddesi gereğince davacı tarafın bu miktar alacağının bulunduğu mahkememizce değerlendirilmiştir.Her ne kadar davacı taraf icra takibine konu edilen 762.696,27-TL alacak gösterilmek suretiyle mahkememiz nezdinde itirazın iptali davası açmış ve bu miktar üzerinden harç yatırılmış ise de; icra takibinden sonra davadan önce yapılan ödemeler kapsamında davacı tarafın dava tarihi itibariyle alacak miktarının 270.397,27-TL olduğu, bu miktar yönünden itirazın iptalinin istenebileceği, dava açılmadan önce icra aşamasında yapılan ödemelere ilişkin itirazın iptalini istemekte davacı tarafın hukuki yararı bulunmadığı (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/80-889 EK sayılı ilamında da belirtildiği üzere) dikkate alınarak, bu kısım yönünden istemin usulden reddine karar verilmesi gerektiği mahkememizce değerlendirilmiştir.Yapılan yargılama sonunda taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında düzenlenen faturalara ilişkin BA ve BS formları ile tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonunda bilirkişiler tarafından düzenlenen iki ayrı raporda davacı tarafın dava tarihi itibariyle davalıdan 270.397,27-TL alacağı bulunduğu, söz konusu alacağın davalı tarafın ticari defterlerinde dahi kayıtlı olduğu, HMK 222.maddesi gereğince davalı borçlu tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olan iş bu alacağın varlığının davacı tarafından ispatlanmış sayılacağı, bu bağlamda davalının itirazının 270.397,27-TL alacak yönünden iptaline, davacı tarafın icra takibinden sonra yapılan ödemeleri de kapsar şekilde itirazın iptalini istemekte hukuki yararı bulunmadığı, dolayısıyla yapılan ödeme miktarı kadar itirazın iptaline ilişkin istemin usulden reddine, söz konusu istemin usulden reddedildiği dikkate alınarak bu kısım yönünden davalı lehine maktu vekalet ücreti ödenmesine karar verilmiş; iş bu kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine İBAM 13.HD 2020/400 esas 2022/559 karar sayılı ilamıyla; "TBK'nın 100. maddesinde; "Borçlu faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz," hükmü düzenlenmiştir. Davaya konu takip talebinde de kısmi ödemelerin TBK'nın 100. maddesine göre öncelikle varsa işlemiş faiz ve masraf ve fer'ilere mahsup edileceği belirtilmiştir.Bir başka anlatımla TBK'nun 100. maddesi gereğince ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur. Buna göre, borçlu, faiz ve masrafları ödemedikçe kısmi ödemeler ana paradan mahsup edilemez. Anılan maddenin uygulanması için takip talebinde bu yönde ayrıca talepte bulunulması gerekli olmayıp, istek olmasa da memurlukça bu husus re'sen dikkate alınmalıdır (Hukuk Genel Kurulu'nun 09/10/2002 tarih ve 2002/12-709 Esas - 2002/781 Karar sayılı kararı). Şu halde, TBK'nun 100. maddesi uyarınca, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmiş olması durumunda ödemelerin öncelikle faiz ve masraflardan mahsup edilmesi, geriye kalan paranın ise asıl alacaktan indirilmesi ve her ödeme yapıldıkça bakiye alacağın bu suretle saptanması gerekir.(Yargıtay 12 HD.nin 2018/7452 Esas,2019/9523 Karar sayılı içtihadı)Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda TBK 100 madde hükmü dikkate alınmadan rapor düzenlenmiştir. Buna göre mahkemece bilirkişiden, TBK 100 hükmü uygulanmak suretiyle düzenlenecek rapor alınarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu ve eksik inceleme ile karar verildiği" gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırmıştır.İBAM kaldırma kararı kapsamında dosya bilirkişi ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi düzenlemiş olduğu 02/01/2023 tarihli raporunda özetle; davalı tarafından 06/09/2018 - 21/09/2018 tarihleri arasında yapmış olduğu ödemeler kapsamında TBK 100.maddesi gereğince yapılan hesaplama sonucunda davacı tarafın dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarının 327.411,73-TL olduğunu teknik kanaati olarak belirtmiş, mahkememizce düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; İBAM kaldırma kararı kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; bilirkişi tarafından düzenlenen 02/01/2023 tarihli raporda da belirtildiği üzere davalı tarafın dava açılmadan önce yapmış olduğu ödemelerin TBK 100.maddesi kapsamında değerlendirilmesi sonucunda davacı tarafın dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarının 327.411,73-TL olduğu, bu miktar üzerinden icra takibine yönelik itirazın iptalini, bakiye alacak yönünden davacı tarafın dava açmasında hukuki yararı bulunmadığından fazlaya ilişkin talep yönünden istemin usulden reddine, likit olan alacağa yapılan itiraz nedeniyle davacı lehine %20 icra inkar tazminatına hükmetmek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. "gerekçesi ile, ''1-Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, davalının, Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin 327.411,73-TL alacak üzerinden devamına, alacağa takip tarihinden itibaren %18,50'yi geçmemek üzere değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, dava açılmadan önce yapılan ödemeye ilişkin itirazın iptaline ilişkin talebin ise hukuki yarar bulunmadığından USULDEN REDDİNE, 2-Hükmedilen alacağın %20'si üzerinden hesaplanan 65.482-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu; kararın kaldırılarak, davanın esastan reddine, aksi halde bile, davanın reddedilen kısmınını hukuki yarar yokluğundan usulden değil de; haksız davanın kısmen esastan reddine, bu nedenlerle de davalı lehine yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin yapılan ödeme miktarı nazara alınarak nisbi olarak hüküm altına alınmasına, yine reddedilen kısım üzerinden davalı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, Mahkemenin davanın kısmen kabulüne ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkin kısmı dosya içeriğiyle ve usul ve yasayla uyuşmamakta olduğunu,
Davacıya icra takibi ve dava tarihi itibariyle muaccel olmuş bir borçları bulunmadığından, bu hususun tespit edilerek davacının icra takibine itirazlarının haklı olduğundan bahisle davanın reddine karar vermek gerekirken; icra takibi ve dava tarihi itibarıyla konusu bulunmayan davanın kabulüne karar verilmesinin dosya içeriğine usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan etmek istediklerini, Bilirkişi raporunda da, taraflar arasındaki ticari ilişkiye ilişkin şartnamede;
Mal ve hizmet teslimlerinde %10'dan aşağı olmamak üzere cezai şart alınacağının hükme bağlandığının derc edildiğini, Bu sebeple dayaya cevap dilekçesinde de açıklandığı gibi, davacı tarafın edimlerini süresinde ve gereği gibi ifa etmediği için taraflar arasındaki sözleşme gereğince 227,861.54 TL tutarındaki miktar " 329 DİĞER TİCARİ BORÇ HESABINDA " Red edilen ceza tutarı blokajı " olarak davalı şirketin hesaplarında kaydedildiğini; cezai şart uygulaması taraflar arasındaki sözleşmede de mevcut olup, sözleşmedeki bu hüküm bakımından kanuna aykırılık da söz konusu olmadığını, Davacının yazılı bir sözleşme ve cezai şart hükümlerinin bulunmadığına ilişkin beyanı, esasen edimini zamanında ve tam olarak ifa edemediğinin kabulü niteliğinde olduğu gibi; bu konu ile ilgili teklif mektupları, genel şartname ve diğer yazılı belgelerin dosyada mevcut olup, bilirkişi raporlarıyla da sübutta olduğunu, Davacı, Bakırköy 18. İcra Müdürlüğünün... esas sayılı takibine yaptığı itirazın iptaline karar verilmesini talep etmekte ve dava değeri olarak 762,696.27 TL bildirmekte olduğunu, Davacıya; 05.09.2018 tarihinde 16,165.27 TL07.09.2018 tarihinde 193,457.51 TL11.09.2018 tarihinde 266,233.46 TL18.09.2018 tarihinde 32,608.03 TL olmak üzere toplam 508,464,27 TL ödenmişolup, icra takibinden sonra ve dava açılmadan önce de ödeme yapıldığını, Davalı şirketin şeker pancarından şeker üreten ve üretim, finans ve yatırım büyüklüğü bakımından ülkemizin 2 şirketi arasında yer almakta olduğunu; davacı tarafın sözleşme uyarınca edimlerini gereği gibi ve süresinde yerine getirmediğinden davalı şirketin üretiminde aksamalar olduğunu; hatta zaman zaman üretimde durma olduğunu; bu durumların gözetilerek taraflar arasındaki satın alma sözleşmesinde de belirtildiği gibi davacı tarafa 227.622,62 TL ceza-i şart uygulandığını, Davacının henüz muaccel olmayan alacaklarını da icra takibine ve eldeki davaya konu yaptığını, Cevap dilekçelerinde beyan ettikleri halde davacının icrada takip konusu yaptığı alacağının muaccel olup olmadığı, muaccel olmayan alacaklarının icra takibine konu edilip edilmediği konularında bilirkişi raporlarında ve gerekçeli kararda denetime açık bir tespit ve değerlendirme olmadığını; kararda savunmalarında ileri sürdükleri hususların kararlaştırılmadığını, Davacı dava tarihi itibarıyla muaccel olmus bir borçları bulunmadığından, bu hususun tespit edilerek davacının davası konusuz olduğundan; öncelikle bu nedenle davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken, kısmen kabulü ve dava şartı yokluğundan da kısmen usulden reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davacı tarafa takipten sonra ve davadan önce yapılan ödemelerin kısmi ödeme niteliğinde olmadığını, bu ödemelerin muaccel oldukça günü gelmiş olan kısımlarının ödenmesi şeklinde olmuş olup, takipten sonra ve fakat davadan evvel yapılan bu ödemeler bakımından Borçlar Kanunu 100. Maddesinin uygulanması ile yapılan bilirkişi tespiti ve hesabı hatalı olduğu gibi, bu rapora dayanarak kurulan hükmün de usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davacının 762.696,27 TL'lik alacağı olduğundan bahisle icra takibi yaptığını ve yukarıda da bahsettikleri gibi icra takibinden sonra fakat dava tarihinden önce davacının muaccel olan alacakları için ödeme yapıldığını fakat bu ödemelerin davacı tarafından icra dosyasına bildirilmeyerek takibin konusuz kalan kısmının da itirazının iptaline karar verilmesi istendiğini, Bu durumda dava değerinin 762,696,27 TL olduğunu; dava tarihi itibarıyla davacıya 327.411,73 TL borçlarının olduğunun kabul edilmesi halinde bile kalan 435.284,54- TL bakımından davanın reddine ve red edilen bu miktar üzerinden davalı lehine icra inkar tazminatına ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle bu yönde bir karar verilmemesinin hatalı olduğunu, Yine, davacı yararına hükmedilen vekalet ücretinin yerinde olmadığını; tarifeye aykırı davacı yararına hüküm altına alınan vekalet ücretinin fahiş olduğunu,
Dava likit olmadığı gibi, yargılamayı da gerektirmesi, davacının takip girişi ve dava açarken miktarı daha yüksek göstermesine rağmen, muaccel olmayan alacakları takibe ve davaya konu yapması, keza, yapılan yargılama neticesinde davacının daha az alacağının bulunduğu hüküm altına alındığı da nazara alındığında, esasen davanın kısmen kabulü ile davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi kararının usul ve yasaya aykırı olup, kararın kaldırılması gerekmektiğini, aksi halde bile mahkemenin davanın kısmen kabulüne ve alacak likit olmadığı halde davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkin kısmın dosya içeriğiyle ve usul ve yasayla uyuşmamakta olduğunu; kararın bu nedenlerle de kaldırılması gerektiğini, Davacı tarafından taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak içeriği doğru olmayan faturaların keşide edildiğini ve bu faturaların içeriklerinin davalı tarafından kabul edilmeyerek faturaların davacıya iade edildiğini, Davacıya iade edilen faturaların içeriğinin doğruluğunun ve faturada belirtilen mal veya hizmetin verildiğinin ispat yükünün davacıya ait olduğunu; davalının bu ispatı yapamadığını; faturaların tarafların KEP sisteminde ve ticari defter ve kayıtlarında mevcut olduğunu, Bilirkişi raporlarında bu konuda bir tespit ve değerlendirme bulunmadığından hem davacının hem de davalının ticari defterlerinin incelenmesiyle mahkemeye sunulan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli raporlar olmadıklarını, Sözleşmede, münhasır delil hükümleri olduğunu, ihtilaf halinde davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına itibar edileceği sözleşmede yazılı olup, uyuşmazlığın çözümünde davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinin lüzumu olduğunu; bu hususa riayet edilmeden ve davalı nezdinde bulunan paranın niteliği ve bulunma sebebi konusunda bir değerlendirmeler içermeyen bilirkişi raporu esas alınarak dosya içeriğine usul ve yasaya aykırı hüküm tesis edildiğini, Davacı tarafın sözleşme uyarınca edimlerini gereği gibi ve süresinde yerine getirmediklerinden davalı şirketlerinin üretiminde aksamalar olduğnu, hatta durmalar olduğunu; bu durumların gözetilerek satın alma sözleşmesinde de belirtildigi gibi davacı tarafa (Yoksun kalınan gelir gözetilerek) 227, 622.62 TL ceza uygulandığını, Davacının henüz muaccel olmayan alacaklarını da icra takibine ve eldeki davaya konu yaptığını, Davacının takip konusu yaptığı alacağının muaccel olup olmadığı, muaccel olmayan alacaklarının icra takibine konu edilip edilmedigi konularında Bilirkişi raporlarında denetime açık bir tespit ve değerlendirme olmadığını; bu nedenle; hükme esas alınan bilirkişi raporu hatalı olduğu gibi, denetime açık olmadığını; bu sebeple kararın da hatalı olduğunu, Açıklanan nedenlerle; ek istinaf layihalarının arzı ile, dosya kapsamına, usul ve yasaya aykırı olan kararın kaldırılmasına, haksız ve kötüniyetli açılan davanın esastan reddine, davalı lehine nispi vekalet ücretine ve yargılama giderlerine, yine reddedilen miktar üzerinden davalı şirket yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, açıklanan ve resen görülecek nedenlerle; ek istinaf layihalarının kabulüne, istinaf taleplerinin kabulüne; usule, yasaya, hukuka ve dosya kapsamına aykırı olan Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/408 E ve 2023/67 K sayılı ve 25/01/2023 tarihli kararının kaldırılmasına, davanın reddine, kararın icrasının tehirine; Kararı istinaf ettiğimize dair derkenar yazının Bakırköy 15. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına uyap ortamında gönderilmesine; karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; cari hesap alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili istinaf sebebi olarak, davacının şartname hükümlerine aykırı olarak ürünleri gereği gibi ve süresinde teslim etmediğini, bu sebeple davalının davacıya 227.622,62 TL cezai şart uyguladığını, alacağın muaccel olmadan takibe konulduğunu, davanın reddedilen kısmi üzerinden davalı lehine nispi vekalet ücretine ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olduğunu, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığını, davacı tarafından faturalara konu malların teslim edildiğinin ispat edilmediğini, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesi gereği davalının ticari defterlerinin incelenmesi gerektiğini, bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığını ileri sürmüştür. Tarafların ticari defterlerine göre davacı tarafından düzenlenen tüm faturaların davalının ticari defterlerine kaydedildiği ve icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 778.861,54 TL alacaklı olduğu, davacı tarafından davalının yapmış olduğu 16.165,27 TL ödeme de mahsup edilmek suretiyle 762.696,27 TL asıl alacak üzerinden icra takibi başlatıldığı, cari hesaba konu fatura tarihlerinin icra takip tarihinden önce olduğu ve takip tarihi itibariyle muaccel olduğu, davalı davacının düzenlediği tüm faturaları ticari defterlerine kaydetmekle faturalara konu ürünlerin teslim edildiğini karine olarak kabul ettiği ve aksinin yazılı delil ile ispat edilemediği, icra takip tarihinden sonra davadan önce davalı tarafından davacıya 508.464,27 TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Davalı tarafından süresince cevap dilekçesi sunulmaması sebebiyle davacı iddiaları inkar edilmiş olup, inkar kapsamında sunulan beyan dilekçesinde davacının edimlerini gereği gibi ve süresinde yerine getirmemesi sebebiyle " ... ... A.Ş.ve ...San.ve Tic. A.Ş. Dahil Tüm İştirakleri Satın Alım Genel Ticari Şartnamesi"ne ve taraflar arasındaki sözleşmeye göre yoksun kalınan gelir gözetilerek 227,622.62 TL tutarında ceza uygulandığını ve davacıya borçlu olmadığını savunmuştur. Ancak dilekçe ekinde sunulan "... ... A.Ş.ve ...San.ve Tic. A.Ş. Dahil Tüm İştirakleri Satın Alım Genel Ticari Şartnamesi"nin "..." başlıklı son maddesinde yer alan "Tüm katılımcılar Genel Ticari Şartnamemizi kabul etmiş sayılır. İş bu genel ticari şartnamenin tüm maddelerini okuduk ve kabul ettik. Verdiğimiz teklifin iş bu genel ticari şartname hükümlerine göre hazırlanmış olduğunu teyit ederiz." hükmünün altında davacının imzasının bulunmadığı, davalı tarafından davacının imzasını taşıyan şartnamenin veya teyit edildiğine dair bir belgenin sunulmadığı, bu durumda ürünlerin geç teslim edilmesi halinde ceza tutarı uygulanmasına ilişkin madde hükmünün davacı açısından bağlayıcılığının bulunmadığı, ayrıca ceza tutarının yoksun kalınan gelir olarak düzenlendiği ve bunun ne şekilde oluştuğu ve hesaplandığına ilişkin davalı tarafından dosyaya yazılı delil sunulmadığı, davalının düzenlediği ceza tutarına ilişkin faturanın davacı tarafından kabul edilmeyerek iade edildiği, söz konusu faturanın taraflar arasında bir çok kez birbirlerine iade edildiği ve ters kayıt işlemleri yapıldığı, faturanın en son davalı tarafından diğer ticari borçlar hesabına atılarak hesabın kapatıldığı ve dava tarihi itibariyle davacının davalıdan 270.397,27 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, bu nedenle davalı tarafından dayanağı ispat edilemeyen ceza faturasının alacaktan mahsup edilmemesinin yerinde olduğu, Dairemiz kaldırma kararı doğrultusunda icra takibinden sonra davada önce yapılan ödemelerin TBK 100 maddesi hükmü dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda dava tarihi itibariyle davalının davacıya 327.411,73 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dosya kapsamında alınan tüm bilirkişi raporlarının tarafların ticari defter kayıtlarının ve ödemelerin dökümünü yapması, hesaplamanın ne şekilde yapıldığını açıklaması sebebiyle denetime elverişli olduğu anlaşılmakla Mahkemece bilirkişi raporunun hükme esas alınması ve tespit edilen miktarın hüküm altına alınması, dava tarihinden önce yapılan ödemelere ilişkin davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığından bakiye kısma ilişkin davanın hukuki yarar dava şartı sebebiyle usulden reddine karar verilmesi yerindedir. Yine fazlaya ilişkin kısım hukuki yarar dava şartı sebebiyle usulden reddedildiğinden AAÜT'nin 7/2 maddesi uyarına davalı lehine maktu vekalet ücreti takdirine ve alacak faturalar ile likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi, fazlaya ilişkin kısım usulden reddedildiğinden ve kötü niyet tazminatı şatları oluşmadığından davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi, davalının ticari defterlerinin talimat mahkemesi aracılığı ile kaldırma kararından önce incelenerek rapor düzenlenmesi sebebiyle yeniden incelenmemesi de yerinde olup, davalı vekilinin aksi istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 22.365,44 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 5.592,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 16.773,44 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.