Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2023/1323 E. 2025/638 K.

Konu: Genel Kurul Kararının İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/1323
Karar No
2025/638
Karar Tarihi
Konu
Genel Kurul Kararının İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/1323

KARAR NO: 2025/638

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 04/04/2023

NUMARASI: 2022/624 E. - 2023/248 K.

DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali

Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; bankanın sermaye artırımı imkanı varken ve maliye bakanlığının her yıl değerlendirme fonu değerlendirilmesine rağmen yeniden değerlendirmede sermaye artırımında oluşacak bedelsiz payları vermemesinin dava konusu olduğunu, banka ile arabuluculuk müessesine başvurulduğunu, arabuluculukta anlaşma olmadığını, davacı olarak muhalefet şerhinin olduğunu, karara muhalif kaldığını, ret oyu verdiğini, yedek akçelerin esas sermayeyi aşan net mal varlığı olduğunu, bir diğer söylemle şirketin karından oluşan mal varlığı olduğunu, yedek akçenin bilançoda yer alan belirli bir mal varlığı demek olduğunu, yedek akçenin çeşitli amaçlar için şirketin net karından ayrılmış ortaklara dağıtılmamış birikmiş karlar olduğunu, yedek akçelerin öz sermayenin itibari sermaye ile dönem karı toplamının aşan kısmı olduğunu, öz varlığın esas sermaye ve yedek akçeler olduğunu, yedek akçenin tek kaynağının kar değil değer artışları olduğunu, yedek akçelerin beklenilmeyen kayıp ve masrafları için ayrılabileceğini ama bankada 20 yıldır böyle beklenilmeyen kayıp ve masraf olmadığını, bilanço karının aktiflerin pasifleri aşan kısmı olduğunu, net dönem karının önceki dönemden elde edilen karlardan dağıtılmayan kısımlar olduğunu, kar dağıtımı için ayrılan özel yedek akçelerin belli bir amaca tahsis edilmeyen yedek akçeleri ihtiyari yedek akçelerin dağıtılmasının mümkün olanlar olduğunu ve net dönem karı olduğunu, dağıtılabilir karın net dönem karı, serbest yedek akçeler olduğunu, TTK madde 509/2'nin paylaşılabilecek karın net dönem karı, serbest yedek akçelerden oluşacağını, yani karın TTK m 472'ye göre safi kar artı bu gaye için ayrılan yedek akçelerden oluşacağını, şirketin serbest yedek akçelerinin genel kanuni yedek akçelerin sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarınını aşan kısmının TTK m.519/3'e göre belirli bir amaca tahsis edilmemişse artan kısmının sermayeye eklenebileceğini, kayıtlı sermayeyi çıkartılmış sermayenin yönetim kurulu kararıyla ana sözleşme de belirtilmesinin zorunlu kayıtlı sermaye rakamına kadar ana sözleşmenin değiştirilebileceğini ve sermayenin artırılabileceğini, bunu davalı bankanın yıllardır yapmadığını, genel kurulun ortaya çıkmış kazancı dağılmaktan keyfi bir şekilde sarfı nazar edemeyeceğini, sermaye yedeğinin 65 Milyar TL olduğunu, davalının özele banka olduğunu, dolayısıyla ortağın amacı olan kar dağıtma ve kar alma muptesep hakkını engelleyemeyeceğini, sermaye artırımı karar yeter sayısının genel kurulda temsil edilen pay sayısı çoğunluğu olduğunu, eşitlik ilkesi olduğunu, ancak eşitliğin sadece lafta olduğunu, genel kurul kararı alınırken hiç eşitlik olmadığını, tamamen hakimiyetin çoğunluk pay sahibinde olduğunu, azınlık hisse sahiplerinin sermaye arttırımı istediğini, ama genel kurul çoğunluk oyunu aşamadıklarını, eşit işlem ilksine aykırı olan bu eylem sebebiyle batıl olduğunu, genel kurulda alınan kararların azlığın menfaatinin korumaması, çokluğun menfaatini koruması halinde bu kararın iyi niyet kurallarına uymadığının ve iptal edilmesi gerektiğinin açık olduğunu, şahsi müktesep haklarını ortadan kaldıran genel kurul kararlarının batıl olduğunu ileri sürerek, davalı banka tarafından sermaye arttırımı yapılmaması kararının iptaline, ortaklığın belli bir amaca özgülenmiş açık yedek akçeler ve kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılmasına engel olan yeniden değerlendirme veya satış sonucu açık yedek akçeye dönüşen gizli yedek akçelerin ertesi ya aktarılmış karın, mevzuatın bilançoya konulması ve sermayeye eklenilmesine izin verdiği fonların veya daha dağıtılmasına karar verilmemiş son yıl safi karının esas sermayeye eklenmemesi suretiyle sermaye arttırılmama kararının iptaline, bu kararın batıl olduğuna karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının temel taleplerinin sermaye artırımı yapılmaması kararının iptali ve sermaye artırımı kararının gündeme alınmasının reddine ilişkin genel kurul kararının iptali olduğunu, dava dilekçesinin talep sonucuyla bağlantısı bulunmayan farklı gerekçelerin ve tutarsız iddiaların, neden sonuç ilişkisi güdülmeden, belirli bir hukuki mantık dizgisi içermeden ileri sürüldüğünü, TTK m.445 hükmü uyarınca yasal süresinde açılmayan davanın reddinin gerektiğini, 23.03.2022 tarihli olağan genel kurul toplantısı gündeminde var olmayan, bu nedenle doğal olarak genel kurulda tartışılmayan ve karara bağlanmayan hayali bir “sermaye artırımı yapılmaması” kararının iptalinin istendiğini, davacının 23.03.2022 tarihli olağan genel kurulda alınmış hangi kararın iptalini istemiş olduğunun önem taşımadığını, TTK m.445 hükmü uyarınca genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, iptal davası açılabileceğini, iptali talep olunan 23.03.2022 tarihli olağan genel kurulda alınan 7 numaralı karar ile banka’nın kâr dağıtım politikası çerçevesinde hazırlanan 2021 yılı kârının dağıtılması konusunda karar alındığını, iş bu dava öğrenildiğinde SPK ve ilgili mevzuat uyarınca kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) tüm yatırımcılara ve üçüncü kişilere müvekkili Banka tarafından davanın duyurulduğunu, bu bildirimlerin ve ilanın sonucunun davalı müvekkilinin halka açık banka açısından belirli bir kamuoyu kanaatine sebep olduğunu, bu davada müvekkili şirketin uğraması muhtemel zararlarına karşı davacının teminat göstermesine karar verilmesinin uygun olacağını, davacı dilekçesinde yer alan ilk talebin genel kurulun sermaye artırımı yapılmaması kararının iptali olduğunu, bununla birlikte, 23.03.2022 tarihli banka olağan genel kurul gündeminde sermaye artırımına ilişkin hiçbir gündem maddesinin var olmadığını, TTK m. 445'e göre iptal talebi hakkının kullanılabilmesinin ilk koşulunun ortada bir genel kurulu kararının mevcut olması olduğunu, var olmayan bir genel kurul kararı aleyhine iptal davası açılabilmesinin teknik olarak mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava; 6102 sayılı TTK'nun 445 ve devamı maddelerine dayalı açılmış olup, davalı şirketin 23.03.2022 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemine ilişkindir. Davalı şirketin dava tarihi itibariyle ticaret sicilinde kayıtlı yasal ikametgahının (şirket merkezinin) mahkememizin yargı yetkisinin bulunduğu idari sınırlar içinde kaldığı saptandığından, uyuşmazlığın çözümünde HMK. nun 14/2 ve 6102 Sayılı TTK.nun 445. maddesi hükmü gereğince mahkememiz kesin yetkilidir. Davacının davalı şirketin/Bankanın hissedarı olduğu hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Davalı Bankanın 5411 sayılı Bankacılık kanununa göre kurulu finansal ürün ve hizmetler alanında faaliyet gösteren bir Anonim Şirket olup, Anonim Şirketlerin Genel Kurul kararının aleyhine alındığı tarihten itibaren 3 ay içinde " İptal Davası" açılabilir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Davacı tarafça davaya konu edilen 23/03/2022 tarihli genel kurula katılarak bir kısım kararlara karşı muhalefet şerhi koyduğu görülmüştür. Davacı tarafça mahkememizin isteği üzerine ibraz edilen açıklama dilekçesi ile davanın Yönetici Sorumluluğu davası olup 3 aylık hak düşürücü süreye tabi olmadığı ileri sürülmüş ise de mahiyeti ve dilekçe içeriği nazara alındığında davanın Genel Kurul Kararanın İptali mahiyetinde olup, dava tarihinin de 14.09.2022 tarihi olduğu görülmüştür. Anılan durum karşısında Basit yargılama usulüne tabi davalarda HMK 319 md uyarınca; iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla, savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı ise cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesi ile başlar hükmü uyarınca, davalı tarafça da iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesine muvafakat verilmediği anlaşılmakla butlan hallerinden olmayan Genel Kurul Kararının iptali mahiyetindeki davanın, HMK 319, HMK 26, TTK 445 md uyarınca hak düşürücü süreden sonra açıldığı anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, genel kurul kararının iptali mahiyetindeki davanın hak düşürücü süre nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın genel kurul iptal davası olmadığını, bunun dava eda (ifa) davası olduğunu, yönetim kurulunun iç kaynaklardan sermaye artırımını gündeme alıp, genel kurula sunmamakla hakkı kötüye kullandığını, yönetim kurulunun, Sermaye Piyasası Kanunu ve BDDK kararlarına aykırı olarak ve bilerek, isteyerek hakim ortağı koruyarak diğer ortakların zararına yıllardır sermaye artırımını iç kaynaklarda 82 milyar TL (sermaye yedeği) olmasına rağmen, sermaye artırımını gündeme alarak genel kurula sunmadığını, bunun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, dürüstlük kuralına aykırı olarak hakkın hakim ortağa yasal olmayan kazanç için kullanıldığını, elinde hissesi olanların genelde sonuna kadar hissede kalmadığını, sonuna kadar hissede kalan hâkim ortak olduğunu, bu hisse senetlerinin hâkim ortağın lehine kazanç getirdiğini, yönetim kurulunda ve genel kurulunda alınan kararlar görünüşte kanun ve sözleşmeye uygun olmasına rağmen çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak verdiği oylarla azınlığın ve münferit pay sahiplerinin meşru haklarını ihlal ettiğini, bu kararın yok hükmünde olduğunu, uygulanamayacağını, mahkemenin butlan hali yok demesine rağmen butlanı ve askıda hükümsüzlüğün bulunduğunu, davalı vekilinin davaya cevap vermesi süresinin uzatılmasını istediğini, cevap süresinin uzatılmasının yerinde olmadığını, davanın yönetim kurulunun sorumluluk davası olduğunun, hak düşürücü sürenin 90 gün değil 5 yıl olduğunun kabulü gerektiğini, butlan ve askıda hükümsüzlük davasını bilen konuya vakıf bilirkişi görevlendirilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı bankanın 23.03.2022 tarihli yapılan olağan genel kurul toplantısında sermaye arttırımı yapılmamasına dair verilen karar ile kâr payı dağıtımına ilişkin kararların iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Bir davada iddia ve vakıaları ileri sürmek taraflara, bunların hukuki nitelendirmesinin yapılması ise mahkemeye aittir. Somut olayda, davacı, davalı şirkette 329.860 pay sahibi olup dava dilekçesinde yer alan anlatımlarına göre davanın 23.03.20222 tarihli genel kurulun sermaye arttırımının yapılmaması ve kar payı dağıtımına ilişkin maddelerinin iptalini talep etmektedir. Mahkemece de hukuki nitelendirmenin bu yönde yapılması yerinde olmuştur. Davacı istinaf dilekçesinde davanın genel kurul iptali davası olmadığını, yönetici sorumluluk davası olduğunu, bu sebeple davanın üç aylık hak düşürücü süre nedeniyle reddinin yerinde olmadığını ileri sürmüştür. Az yukarıda da belirtildiği üzere, iddia ve vakıaları ileri sürmek taraflara, bunların hukuki vasıflandırması ise mahkemeye aittir. Davacı gerek ön inceleme duruşmasındaki beyanında gerekse istinaf dilekçesinde açtığı davanın yönetici sorumluluk davası olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmekte ise de, davada davalı olarak banka tüzel kişiliğinin gösterildiği, davalı banka yöneticilerinin hasım gösterilerek dava açılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davaya konu genel kurul toplantı tarihinin 23.03.2022 tarihli olduğu, davanın ise 14.09.2022 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde işaret edildiği üzere, genel kurul iptal davası, genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren üç ay içinde açılabilir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Davacı tarafça davaya konu edilen 23.03.2022 tarihli genel kurul kararı sonrası davanın 14/09/2022 tarihinde hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde olmuştur (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08.10.2024 tarih ve 2023/4041 Esas, 2024/7202 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir). Ayrıca somut olayda yokluk ve butlanı gerektiren somut olgu ve delil ileri sürülmediğinden iptal davası kapsamında hak düşürücü süre yönünden ret kararı verilmesi isabetli bulunmuştur. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 435,50 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 17.04.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2023/1323, K. 2025/638, T. 17.04.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-14-hukuk-dairesi-2023-1323-e-2025-638-k-f870c66f5246