Bölge Adliye Mahkemesi · İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2022/985 E. 2025/2062 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/985
Karar No
2025/2062
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/985 KARAR NO : 2025/2062 KARAR TARİHİ : 09/12/2025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/10/2021 NUMARASI : 2016/221 Esas 2021/759 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 09/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/12/2025

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Kendisinin ortağı bulunduğu şirket ile davalı şirketin 15.09.2007 tarihinde bayilik sözleşmesi akdettiklerini, bu sözleşme gereği davacı şirketin davalının Balıkesir Bayii olarak gerekli yatırım harcamalarını yaparak ürünlerini satacağını, 100.000,00 TL ye yakın tutarda yatırım maliyetleri karşılığı işyeri sarf malzemeleri, dekorasyon, reklam gideri, tabela gideri gibi giderler yapan davacının kısa bir süre geçtikten sonra kendisine göndermiş olduğu İzmir 27.Noterliğinin 05.05.2018 tarihli fesih ihtarnamesi ile bayilik haklarını kaybettiğini, davalı şirket tarafından çekilen fesih ihtarnamesinde davacının borcu olan 6.289,24 TL ile ilgili husus belirtilerek temerrüt ihtarnamesi gönderilmeden fesih ihtarnamesi gönderilerek tüm bayilik haklarının sona erdirildiğini, hukuka aykırı olarak iptalden dolayı davacının uğradığı tüm zararlar ile yoksun kalınan karlarını davalıdan talep ettiklerini, işyerinin kuruluşu aşamasında harcanan yatırım maliyetleri ile sözleşmesinin iptalinden itibaren 10 yıllık sözleşme süresince yoksun kalınan karın davalı tarafından davacıya ödenmesini, açıkladığı nedenlerle haksız olarak bayilik sözleşmesi iptal edildiğinden şimdilik 10.000.00-TL maddi zararı (fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere) ile sözleşme süresi sonu olan 15.09.2017 tarihine kadar yoksun bırakılan kazancın temerrüt faizi ile birlikte geçen her ay için hesaplanarak kendilerine ödenmesi, ayrıca yatırım amacı ile sarf edilen bedellerin yine temerrüt faizi ile birlikte kendilerine ödenmesini, yargılama giderlerinin de davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 15/09/2007 tarihinde Bayilik Sözleşmesi imzalandığını, davalı şirketçe üretilen ürünlerin sütlü tatlılar, pastalar vs. davalı şirketçe, diğer tüm ürün ve malzemelerin ise davalının %100 hissedarı olduğu ...Şti. tarafından ürettirildiği ve bayilerin ihtiyacının bu şirketten karşılandığını, sözleşme gereği bayilerin başka bayi ve şirketlerden herhangi bir mal almalarının mümkün olmadığı, davacı şirketin de davalı şirketten mal siparişinde bulunmaması ve davalı şirkete olan borçlarını ödememesi üzerine İzmir 27.Noterliğinin 05.05.2018 tarih, 10553 yevmiye nolu ihtarnamesi ile davaya konu Bayilik Sözleşmesinin 05/05/2008 tarihi itibariyle fesh edildiğini, davacının AVM yönetimine Mart-Nisan-Mayıs 2008 aylarına ait kira borçlarını, davalının %100 hissedarı olduğu....Şti. ne olan borçlarını, 6.289,24-TL davalı şirkete olan borcunu ödemediği ve İzmir 12.İcra Müdürlüğü’nün 2008/6616 sayılı takip dosyasında Borç Ödemeden Aciz Vesikası verildiğini, açıkladığı nedenlerle davacının haksız ve mesnetsiz davasının bütünüyle reddine, yargılama giderleri ile vekillik ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Dava; Bayilik Sözleşmesinin hafsız feshine dayanan tazminat davasıdır. Davacı vekilinin, Haksız Fesih Sebebiyle “Şimdilik 10.000.00 TL maddi zararı (fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere) ile sözleşme süresi sonu olan 15.09.2017 tarihine kadar yoksun bırakılan kazancın temerrüt faizi tahsilini, ayrıca yatırım amacı ile sarf edilen bedellerin yine temerrüt faizi ile tahsilini talep ettiği, Davalı Vekili, Davacının ....Merkezi kiralayanı olan ...A.Ş. yönetimine Mart-Nisan-Mayıs 2008 aylarına ait yaklaşık 25.000,00 TL tutarında kira borçlarını, davalının %100 hissedarı olduğu ...Şti. ne olan 15.000,00 TL borçlarını, 6.289,24 TL davalı şirkete olan borcunu ödemediği ve İzmir 12.İcra Müdürlüğü’nün 2008/6616 sayılı takip dosyasında Borç Ödemeden Aciz Vesikası verildiği beyan etmiş davanın reddini savunmuştur. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasına karar verilmiş 18/02/2020 tarihli duruşmada 2 haftalık kesin süre verilmiştir. Davacı vekili davalının ticari defter ve ve kayıtların verilen kesin sürede sunmamıştır. Davacı vekili, mahkemeye ibraz ettiği 03.03.2020 havale tarihli dilekçesi ekinde “2009 yılında bodrum katın su basması sonucunda davacıya ait defterlerin telef olduğunu,bu nedenle davacıya ait ticari defterleri ibraz edemediklerini” beyan etmiş, bu durumun için herhangi bir müracaat yapmadığı ve dava açmadığı anlaşılmıştır. Davalının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, Davalı ...Şti.’ne ait 2007 ve 2008 yılları ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, defterlerin açılış onayları yasal süresi içerisinde yaptırıldığı, 2008 yılı için yılsonu kapanış tasdikinin yasal süresinde yaptırıldığı, defter kayıtlarının ve bu kayıtlara dayanak belgelerin birbirini doğruladığı hususları tespit edilmiş olduğundan 2008 yılı için ticari defterlerin delil niteliği bulunduğu, Ticari defter kayıtları üzerinden yapılan incelemede davacıya ait işlem kayıtlarının 120 Alıcılarna hesabı altında 120.10.010.005 kodlu alt hesabında ....Şti. hesabına kaydedilerek izlendiği .Davacı şirket tarafından ticari defter ve kayıtların incelemeye sunulmaması nedeniyle dava konusuna yönelik olarak bir hesaplama ve tespit yapmak imkânı olmadığı, Davalı şirketin ticari defter kayıtlarında sadece davacının almış olduğu ürünlerin maliyet fiyatları ile fatura tutarlarının kayıtlı olması nedeniyle davacının kar marjı dahil olarak yaptığı satış cirosunun bu verilerden tespit edilemediği, Davacı şirketin dava konusu yıla ait satış ciro tutarlarının önceki ve sonraki yıllara ait yine satış ciro tutarları karşılaştırması yapılarak gelir kaybı yönünden bir sonuca varmak gerekeceği, bu hesaplamanın davacı şirketin defter kayıt verileri incelemeye sunulmadığından yapılamadığı bilirkişi tarafından belirtilmiştir. Tüm dosya Kapsamı Bilirkişi .... tarafından düzenlenen 11/05/2021 tarihli rapor ve Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 19/03/2021 tarihli rapor birlikte değerlendirildiğinde, Taraflar arasında yazılı olarak tanzim edilen sözleşme, herhangi bir şekil şartına tabi olmadığından hukuken geçerli ve taraflarını bağlayıcı olduğu, Taraflar arasında tanzim edilen bu sözleşmede “... her ayın onuncu,yirminci ve otuzuncu günü bayiye fatura kesecek olup,işbu fatura ile ilgili 10 gün içinde teslimi yapılmış ürünlerin bedelini havi olacağı; bayi her fatura bedelini fatura tarihinden bir gün sonra nakten ve defaten ....e ödeyeceği; bayinin işbu sözleşmenin herhangi bir maddesine aykırı davranması halinde; feshin Noter bildirimi şeklinde yapılacağı” şartı yer aldığı, Kesinleşen İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/1109 E. -2009/1150 K. Sayılı kararına göre; davacının, davalıya ödenmemiş 6.289,24.-TL.lık borcunun bulunduğu, Davalının, 05.05.2008 tarihli Noter ihtarnamesi ile taraflar arasında tanzim edilen bayilik sözleşmesinin feshinde haklı olacağı kanaatine varıldığı yani davacının kendi kusurundan kaynaklanan sebeple sözleşmenin feshine sebebiyet verdiği anlaşılmış, Gerek davacının kendi kusurundan kaynaklanan sebeple sözleşmenin feshine sebebiyet vermesi ve bu sebeple davalının bayilik sözleşmesinin feshinde haklı olması ; gerek hakkında yapılan icra takiplerinden anlaşıldığı üzere , sözleşmenin fesih tarihinde davacının, davalıya ve diğer üçüncü kişilere borcunun olması sebebi ile hakkında yapılan bir çok icra takibi olması, gerek davacı hakkında alınmış aciz vesikalarının olması sebebi ile davacının oluşan kârından ve dolayısı ile kar kaybından bahsedilemeyeceği, Gerek davacıya ait işletmedeki menkul malların AVM. Yönetimi tarafından haczedilmesi, gerek taraflar arasında tanzim edilen bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haklı olarak fesih edilmesi ve gerekse taraflar arasında tanzim edilen bayilik sözleşmesindeki “Mağazada yapılacak tadilat ve dekorasyona ilişkin,her türlü yatırım,proje, malzeme,işçilik ve sair her türlü gider bayiye ait olup; hiçbir nam ve/veya isim altında ...’e rücu edilemeyeceği” şartına istinaden davacının, işletmede yapmış olduğu yatırım masraflarına istinaden davalıdan alacağının olmayacağı kanaatine ulaşıldığı, Aynı zamanda; davacı şirket tarafından ticari defter ve kayıtların incelemeye sunulmaması nedeniyle dava konusuna yönelik olarak bir hesaplama ve tespit yapılamadığı, Davalı şirketin ticari defter kayıtlarında sadece davacının almış olduğu ürünlerin maliyet fiyatları ile fatura tutarlarının kayıtlı olması nedeniyle davacının kar marjı dahil olarak yaptığı satış cirosunun bu verilerden tespit edilemediği, Davacı şirketin dava konusu yıla ait satış ciro tutarlarının önceki ve sonraki yıllara ait yine satış ciro tutarları karşılaştırması yapılarak gelir kaybı yönünden bir sonuca varmak gerektiği, davacının kendi defter kayıt verileri incelemeye sunmadığı, ispat yükünün davacıda bulunduğu ancak davacının davasını ispatlayamadığı kanaatiyle davacının davasının reddine karar verilmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile; "Davacının davasının REDDİNE,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; .... tarafından tanzim edilen 11.05.2021 tarihli bilirkişi raporunun taraflarına tebliğ edilmediğini, gerekçeli kararın taraflarına tebliğ edildiğinde bu raporun varlığından haberdar olduklarını, sadece .... tarafından tanzim olunan 19.03.2021 tarihli raporun taraflarına tebliğ edildiğini, hatta 27.05.2021 tarihli celsede dahi ... tarafından tanzim edilen 11.05.2021 tarihli bilirkişi raporunun varlığından bahsedilmediğini ve taraflarına tebliğ yapılmadığını, taraflarına tebliğ edilmeden ve itiraz hakları kullandırılmadan .... tarafından tanzim edilen 11.05.2021 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, gerekçeli kararda, .... tarafından tanzim edilen 11.05.2021 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak, müvekkil hakkında bir çok icra takibi olduğu, bu nedenle müvekkilinin kar kaybından bahsedilemeyeceği, feshin haklı olduğu ifade edilmiş ise de, dosya incelendiğinde, bahsedilen icra takiplerinin müvekkilinin sözleşmesinin davalı tarafça feshedilmesinden sonra başlatıldığının görüldüğünü, davacı tarafın keşide etmiş olduğu 05.05.2008 tarihli haksız fesih ihtarnamesinde, fatura bedellerinden kaynaklanan 6.289,24 TL'lik borç olduğunu, bu sebeple bayilik sözleşmesinin feshedildiğini belirttiğini, ihtarnamede sözü geçen borç, taraflar arasındaki cari borç ilişkisi olup, davalı şirketin tüm bayileri ile çalışma usulünün bu şekilde olduğunu, müvekkilinin 7- 7,5 aylık bayilik süresinde de çalışma düzeninin aynı şekilde olduğunu, söz konusu cari borç ilişkisinde, borcun belirsiz vadeli olduğunu, yani kesin vadenin bulunmadığını, taraflar arasında ki bayilik sözleşmesinin 20. maddesinde haklı fesih sebeplerinin sayıldığını, davalının 05.05.2008 tarihinde ki fesih ihtarnamesinde göstermiş olduğu fesih sebebinin sözlemenin 20. maddesinde sayılan fesih sebepleri arasında sayılmadığını, taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesinin 23. maddesinde, taraflar arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda, davalı şirkete ait defter, kayıt ve belgelerin kesin ve tek delil olacağının yazılı olduğunu, buna göre müvekkilinin kendi defterlerini sunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilemeyeceğinin ortada olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmesi 05.05.2008 tarihinde haksız olarak feshedildikten sonra müvekkili şirkete ait ticari defterlerin müvekkili şirket sahibi ve yetkilisi.... tarafından evine götürülmek ve evin bodrumuna konulmak zorunda kaldığını, ancak 2009 yılında bodrum katını su basması sonucunda müvekkili şirkete ait defterlerin telef olduğunu, bu nedenle müvekkili şirkete ait defterlerin ibraz olunamadığını, müvekkilin 7 ay gibi çok kısa süren ticari faaliyet döneminde elde ettiği kazancın aradan geçen süreçte daha da artacağını belgelemek adına halen kendilerinin de o dönemde kiracısı oldukları .... AVM'de faaliyet gösteren mevcut... bayisinin davalı nezdindeki mal satış, ciro, mal alım belgelerinin de getirtilmesinin müspet zararlarının tespitinde önemli bir ölçüt olacağı ortada iken bu hususta da yeterli bir araştırma ve inceleme yapılamadan davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bir davada hukuki nitelendirme ve belirleme yetkisinin Mahkeme Hakimine ait olduğunu, davada ise hükme esas alınan bilirkişi raporlarında taraflar arasında sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı noktasında görüş bildirildiğini, oysa ki bir sözleşmenin feshinin haksız fesih olup olmadığının değerlendirilmesinin tamamen Mahkeme Hakiminin yetkisinde olduğunu beyanla ve açıkladıkları diğer nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda bir karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesinin feshinden kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. Davacı vekili 21/05/2021 tarihli bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edilmediğini beyan etmiş ise de ; 09/03/2021 tarihli mali müşavir bilirkişi raporunun taraflara tebliğe çıkarıldığı, 21/05/2021 tarihli hukukçu/hesap bilirkişi raporunun duruşma gününün yakın olması nedeniyle tebliğe çıkarılmadığı, 27/05/2021 tarihli duruşmada "Bilirkişinin raporunu dosyaya sunduğu görüldü. Okundu, dosyasına eklendi. Bilirkişi raporunun celse arasında taraflar vekillerine tebliğ edildiği, taraf vekillerinin bilirkişi raporuna yönelik yazılı beyan ve itirazlarını içerir dilekçe sundukları, bu dilekçelerin karşılıklı olarak tebliğ edildiği anlaşıldı. Dilekçeler okundu, dosyasına eklendi." şeklinde zabta geçirilerek davacı şirket yetkilisinin "dosyanın borçlar hukuku alanında uzman hukukçu , aktüerya ve mali müşavirden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden yeniden rapor aldırılmasını talep ederiz" şeklindeki talebinin reddine karar verildiği, duruşmanın 07/10/2021 tarihine bırakıldığı görülmüştür. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, 21/05/2021 tarihli bilirkişi raporunun duruşmada okunduğunun ve o celse karar verilmeyerek rapora itiraz süresinden ileri bir tarihe duruşmanın bırakıldığının, davacı defterleri sunulmadığı gibi davalının kayıtlarına münhasıran dayanılmamış olduğunun, ispat yükü üzerinde olan davacının bayilik sözleşmesinin feshinden kaynaklı olarak tazminat talebinde haklı olduğunu kanıtlayamadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/10/2021 tarih, 2016/221 Esas ve 2021/759 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 615,40 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 220,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 394,70 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/12/2025

Atıf: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2022/985, K. 2025/2062, T. 09.12.2025, www.arakarar.com/karar/izmir-bolge-adliye-mahkemesi-17-hukuk-dairesi-2022-985-e-2025-2062-k-f17b56664830