Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/909 E. 2023/408 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/909
- Karar No
- 2023/408
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1700 KARAR NO : 2025/229 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/05/2023 NUMARASI : 2022/909 E. 2023/408 K. DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 12.02.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 12.02.2025 Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.05.2023 gün ve 2022/909 E. 2023/408 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili, davalı ...'ın ... Bankası Menderes Şubesinden çekmiş olduğu krediye karşılık davacının eski eşi ... ve kardeşi ... 'a ait ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi ... parsel numarasında kayıtlı arsa vasfındaki taşınmazın ...'ın kredi borcuna karşılık ipotek olarak verildiğini ve davacının kredi sözleşmesine kefil olduğunu, davalının kredi borcunu ödemediğini, o süreçte davacının eski eşi üzerine olan taşınmazın satışının icradan düşük fiyata satılmaması için, haricen taşınmazın satıldığını, davalının 110.000 TL kredi borcunun davacı tarafından 19.01.2012 tarihinde Muğla Şubesinden FO3064 numaralı banka dekontu ile yatırıldığını, kredi borcunun kapanması ile ipoteğin kaldırılması içinde bankaya ipotek fek ücreti olarak 525,00 TL'nin 20.01.2012 tarihinde yine davacı tarafından yatırıldığını daha sonra bankadan ipoteğin kaldırıldığına dair yazı verildiğini, davacının o zamanki evlilik birliği içinde edindiği malını davalının borcu için satmak zorunda kaldığını, davalı ...'ın kullanmış olduğu kredisini kapatan davacıya ödeme yapmadığı gibi davacı tarafından başlatılan icrta takibine konu bu borca da itiraz ettiğini ileri sürerek Menderes İcra Müdürlüğü'nün 2020/1031 Esas numaralı dosyasına yapılan kötü niyetli itirazın iptaline, itiraza uğrayan tüm alacaklar yönünden takibin kaldığı yerden devamına, haksız ve kötü niyetle itiraz eden borçlu alcyhine alacağın %20 sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, davacı tarafın gerek olayın gelişimine ilişkin açıklamaları gerekse kredi borcuna kendisinin de müteselsil kefil olduğu ve ödeme yaparak kredi borcunu kapattığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın, gerçekte bu krediyi kimin kullandığını, eski eşi ve kardeşinin, kendilerine ait bir taşınmaz üzerine, işbu kredi için neden ipotek konulmasına rıza gösterdiğini bilerek açıklamadığını ve gizlediğini, davacı tarafın, şahsen bu krediye kefil olmadığı gibi kredi borcu kendisinin ödeme yapması sebebiyle de kapanmadığını, söz konusu kredinin, 13.12.2011 tarihinde, ... Bankasından gelen 110.000,00 TL’lik ödeme ile davalı ... tarafından kapatıldığını, ayrıca davacının eski eşi ve kardeşinin, ipotek borçlusu olarak dahil olduğu krediyi, davacının ödediği iddiasının kabulü halinde dahi bu krediyi müteselsil kefil eşi ve kardeşi adına ödediğinin kabulü gerektiği, kaldı ki davalı adına bir ödeme söz konusu olmadığını, diğer yandan, her ne kadar dava dilekçesinde, davanın hukuki sebebine ilişkin bir açıklama yer almamakta ise de davanın sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandığını, buna karşın TBK madde 82/1 “sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhalde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar” hükmünü içerdiğini, dolayısıyla davacı tarafın böyle bir ödeme yaptığı kabul edilse bile zamanaşımı süresinin öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl olduğu, davacının ödeme yaptığı sırada kimin ne miktarda sebepsiz zenginleştiğini bildiği, bunun için ayrıca bir araştırma ve inceleme yapılmasına gerek olmadığı, dava dilekçesindeki açıklamaların bu hususun davacı tarafından en başından beri bilindiğini ortaya koyduğu, bu nedenle 2 yıllık zamanaşımı süresinin ödeme tarihi olan 19.01.2012 tarihinden itibaren işlemeye başladığı ve takip tarihi olan 2020 ile dava tarihi olan 2021 yılları itibariyle bu sürenin çoktan dolduğunu savunarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar aksi halde ise cevap dilekçesinde öne sürülen diğer savunmaları kapsamında reddine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu alacak isteğinin dayandığı hukuksal nedenin TBK 77-82 maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme niteliğinde olduğu, sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak için istem hakkının, 6098 Sayılı TBK un 82 inci maddesine göre, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın (mülga 818 Sayılı BK un 66. maddesinde bir yıl) her halükarda zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağının hüküm altına alındığı, davaya konu olayda, kredi borcunun ödemesinin 20/01/2012 tarihinde gerçekleştirildiği dolayısıyla sebepsiz zenginleşme olgusunu bilen davacının, borcun ödendiği 20/01/2012 tarihinde yapmış olduğu ödemeyi istemesinin mümkün hale geldiği, bu durumda, davacının talep hakkının doğduğu 20/01/2012 tarihinin zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmesi gerekeceğinden, takibin açıldığı 2020 tarihinde yasada öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresi tamamlandığı gerekçesiyle davacının davasının, alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, kararın hukuka ve usule uygun olmadığını, davacının kredi borcu kapama bedeli olarak yatırmış olduğu 110.000,00 TL bedelin kredi borcu için ödenmediğini, meğer krediyi ödeme güçlüğüne düşmediklerini, kredinin davalının kendisi ve eşi için kullanıldığını, dava sırasında istenen ve banka tarafından gönderilen, dosyada mevcut belgelerden öğrendiğini, dosyaya gelen evraklarında davacının kredi sözleşmesinin kefili, eski eşinin de ipotek veren taşınmaz sahibi olduğunun belli olduğunu, boşanma ilamının 6. maddesinde, dosyada ipotek verilen ... ... ... mevki .../... pafta ... parselde bulunan taşınmazın davacının eski eşine ait olan kısım davacıya verildiğinden, davacının kredi sözleşmesine kefil olması ve ipoteğin kendi taşınmazı üzerinde bulunması sebepleriyle ödeme yaptığının sabit olduğunu, bankadan gelen kredi sözleşmesinde borçlu ... kaşesi altında ...'ın, sözleşmenin 20. sayfasında davacı ... 'in (O dönemdeki soyadı) müşterek borçlu ve müteselsil kefiller bölümünde kefil olarak belirtildiğini, kefilin rücu hakkının genel zamanaşımına tabi olduğu için 10 yıllık genel zaman aşımı süresi olduğu, dekont ile ödeme tarihi olan 20.01.2012 tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı kefilin TBK m. 496/V kapsamındaki zamanaşımı süresi genel hüküm olan TBK "MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir." hükmü uyarınca yine on yıl olacağı, davacının 110.000TL kredi kapama bedeli açıklaması ile para ödediği, ancak bankadan gelen hesap ekstresinde sadece 33.000 TL'nin kredi ana borcu olarak ödendiği, geri kalan meblağın ise davalı tarafından eşi ve kendisi için kullanılmış olduğunun görüldüğü, davalının davacıyı kandırarak kredi bedelinden fazla aldığı bedel yönünden; davacının iradesinin kredi borcunun ödenmesi olduğunu, bu niyetle dekonta kredi bedeli kapatma olarak yazdırdığını, ancak kredinin Menderes'ten çekilmesi, davacının sadece bu krediye kefil olmak için İzmir'e gelmesi, ödemeyi ise Muğla'dan yatırmış olması nedeniyle kredi borcunu Muğla şubesinden öğrenme imkanı olmadığını, dostluğuna güvendiği davalının beyanı üzerine, boşanma sırasında kendisine geçen, ipotekli taşınmazı satarak, bu miktarı kredi borcu olarak yatırdığını, hesap ekstresine göre 33.000 TL kredi borcu ödemesi dışındaki 77.000 TL ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümlerinden sayılsa dahi, TBK 82/1 maddesi hükmüne göre davacının geri isteme hakkını öğrendiği tarih mahkemeye gelen bu belgeler ile kredi borcundan fazlasını ödediğini anladığı tarih olup; 2 yıllık zaman aşımı süresi ve her halükarda 10 yıllık genel zaman aşımı süresi geçerli bulunduğu, dava yönünden zaman aşımının işlemediğini, zaman aşımı süresinin başlangıç tarihinin 20.01.2012 tarihi değil, banka tarafından ilgili belgelerin mahkemeye gönderildiği ve sebepsiz zenginleşmenin öğrenildiği tarih olduğunu, davacı adına davalı aleyhine icra takibi başlatılan tarihin 15.10.2020 tarihi olduğunu, bu sürenin 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde olduğunu, ayrıca kredi sözleşmesinin ve borcun yatırıldığına dair dekontun tarihinin 20.01.2012 olduğunu, bu tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. Maddesine göre zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, gerekçeli kararda 818 sayılı yasanın 66. Maddesine göre 1 yıl zamanaşımı olarak parantez içerisinde belirtilmiş ise de bu maddede ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl demek suretiyle, yani süreyi öğrenmenin başlangıç tarihi olarak esas aldığını, mahkemece öğrenme tarihinin hiç dikkate alınmadığını, davacının Muğla'da yaşadığını, dekonttan da açıkça görüleceği üzere Muğla ... Bankasından 110.000TL kredi kapama bedeli olarak ödeme yaparken, Menderes'ten çekilen kredi borcunun ne kadar kaldığını öğrenme imkanının da bulunmadığını, bu nedenle sürenin ödeme tarihinden değil, sebepsiz yatırıldığının öğrenildiği tarihten itibaren başlaması gerektiğini, bunun için de mahkemenin davacının öğrenme tarihini belirlemesi gerektiğini, yerel mahkemenin davacının kredi borcu sanarak ödediği paranın sebepsiz ödendiğinin ne zaman öğrenildiğini hiç incelemediğini, kararın eksik inceleme ile verildiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, davalı tarafından dava dışı banka ile akdedilen Genel Kredi Sözleşmesine dayalı borç nedeniyle davacının yapmış olduğu kefalet ve ipotek kapsamında yapılan ödemenin asıl borçlu sıfatıyla davalıdan tahsiline yönelik girişilen icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Menderes 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/92 Esas 2022/92 Karar sayılı dosyasından verilen görevsizlik kararı nedeni ile İzmir 7.ATM 2022/421 Esasına kaydı yapılmış, iş bu dosyada verilen karar ile dosyanın görevsizlik nedeniyle İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/06/2022 tarih 2022/421 Esas 2022/475 K. sayılı görevsizlik kararı ve İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevsizlik kararı üzerine yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 10/11/2022 tarihli kararı ile İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi yargı yeri olarak belirlenmiştir. Davaya dayanak teşkil eden Menderes İcra Müdürlüğü'nün 2020/1031 Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde, 15.10.2020 tarihinde alacaklı ... tarafından borçlu ... aleyhine 110.000,00 TL asıl alacak ve 525,00 TL asıl alacak ile iş bu alacakların 86.577,53 TL ve 413,08 TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 197.515,61 TL üzerinden (...'ın çekmiş olduğu kredinin kefili ... tarafından 19.01.2012 tarihli F03064 dekont ile ödenen kredinin kapama bedeli 110.000,00 TL ve 20.01.2012 tarihli F01124 dekont ile ödenen 525,00 TK ipotek fek bedeline dayalı olarak) ilamsız yolla takibe girişildiği, ödeme emrinin borçluya tebliğine müteakip borçlu tarafından yetkiye, asıl alacağa, işlemiş ve işleyecek faize ve tüm ferilerine itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulmasına yönelik karar verilmiş olduğu görülmüştür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 596 ( BK. 496 ) maddesinde; kefilin eda ettiği şey nispetinde alacaklının haklarına halef olacağı belirtilmiştir. Ayrıca kefilin yaptığı ödeme nedeniyle davalı borçlu, yapılan ödeme kadar borcundan kurtulmuştur. Bu nedenle, davacı kefil ödediği miktarı asıl borçludan talep edebilir. ( Yargıtay 13. HD'nin 10/04/2006 tarih ve 2006/812 E. - 2006/5268 K., 23/12/2015 tarih ve 2015/28842 E. - 2015/37623 K. ) Borçlar Kanununun 488. maddesi gereğince kendi payından fazla ödeme yapan kefilin, diğer kefile, halefiyet yolu ile rücu hakkı bulunmaktadır. ( Yargıtay 13. HD'nin 12/10/2015 tarih ve 2015/28330 E.- 2015/29460 K. ) Öte yandan kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar. ( TBK 596/5 maddesi) Somut olayda, davalı ile dava dışı banka arasında 18.02.2010 tarihli 15.000,00 TL limitli Genel Ticari Kredi Sözleşmesi'nin düzenlendiği, davacının bu sözleşmeye 21.000,00 TL miktarında müteselsil sıfatıyla kefil olduğu, sözleşmede aynı miktarda ...'in de müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzasının yer aldığı, Genel Kredi Sözleşmesi'nin ekinde ipoteğe ilişkin belgenin dosyaya ibraz olunduğu görülmüştür. TBK’nın 581 ilâ 603. maddeleri arasında düzenlenen kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. Daha yalın bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine alır. Sözleşmede kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihi ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi ve eşin rızasının alınması şarttır. Kefalet sözleşmesinde kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebilir. Buna göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefilin himayesi amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini öngörmüştür. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının amacını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmakta, kendiliğinden gerçekleşmektedir. Kefilin halefiyete dayalı bu rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar. Alacaklının hakları kefil tarafından tatmin edildikten sonra asıl borçlu ile alacaklı arasındaki borç ilişkisinden bağımsız yeni bir alacak hakkı meydana gelir. Alacaklının haklarına halef olan kefil borçludan rücu hakkı adı altında alacak tahsil hakkını elde eder. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 881 ilâ 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. İpotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır. İpotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur. Üst sınır (limit) ipoteğinde üst sınır çerçevesinde tescil edilen ipotek, tescil edildiği tarihte mevcut ve miktarı belli olan bir alacağa dayanmamaktadır. İpoteğin mutlaka borçlunun taşınmazı üzerinde kurulması zorunlu değildir. Üçüncü kişi başkasının borcu için malik olduğu taşınmazı üzerinde alacaklı lehine ipotek tesis edebilir. Tesis edilen ipotek üst sınır ipoteği ise ipotek veren üçüncü kişinin sorumluluğu ipotek limiti ile sınırlıdır. Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. Bu durumda alacak, borcu ödeyen malike geçer. Davanın dayanağının yukarıda belirtildiği gibi genel kredi sözleşmesine dayalı kefalet sözleşmesine dayandığı, başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olacağı, TBK 146. maddesi gereğince ise aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olacağı, iş bu davada davacının 110.000,00 TL bedeli 19.01.2012 tarihinde, 525,00 TL fek ücreti bedelini ise 20.01.2012 tarihinde ödediğinin dosyaya sunulan ödeme belgelerinden anlaşıldığı, dolayısıyla dava konusu bedel yönünden kefalet sözleşmesi hükümlerine göre davacının yapmış olduğu ödemeye ilişkin rücuda zamanaşımı süresinin kefilin alacaklıya son ifada bulunduğu 20.01.2012 tarihinden, dava konusu takibe girişildiği 15.10.2020 tarihine değin 10 yıllık zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı değerlendirilmiştir. Bu itibarla yerel mahkemece işin esasına girilerek taraf delillerinin toplanmasından sonra değerlendirilmesi gerekirken alacağın zamanaşımına uğradığından bahisle davanın reddine yönelik verilen karar isabetli görülmemiş, davacı vekilinin istinaf isteminin bu nedenlerle kabulü gerekmiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.05.2023 gün ve 2022/909 E. 2023/408 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 12.02.2025