Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/889 E. 2025/1869 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/889
Karar No
2025/1869
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/889

KARAR NO : 2025/1869

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ: 09.02.2022

NUMARASI : 2017/983 Esas - 2022/56 Karar

DAVA: Tazminat (Bankacılık Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ: 18/12/2017

Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın aktif husumet yönünden, birleşen davanın esastan reddine dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davanın davacıları vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... ile birlikte ... Gıda Turizm Limited şirketinin ortağı olduğunu, her iki ortağın 10 yıl için şirketin müdürü olarak seçildiklerini ve ortakların müşterek imza ile şirketi temsil yetkisi bulunduğunu, ortakların tek başına şirketi temsil yetkisinin bulunmadığını, buna rağmen ... Gıda Turizm Ticaret Ltd. Şti'nin davalı bankanın ... şubesinde bulunan hesabından müvekkilinin bilgisi ve rızası olmaksızın para çekildiğini, banka şubesinden alınan ekstreden 05.01.2012 ile 19.10.2012 tarihleri arasında 22 işlemle sahte imza ve dekontlarla para çekildiğinin belirlendiğini, bu dekont ve havale talimatlarındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, bankanın gerekli araştırmaları yapmadan yetkisiz kişilerce çekilen paradan sorumlu olduğunu, yetkisiz kişilere verilen paralarla şirketin maddi ve manevi zarara uğratıldığını, şirket hesabından çekilen paraların çoğunda müvekkilinin imzası ve talimatı bulunmadığını, dekontlardaki imzaların çoğunun sahte olarak atıldığını, şirket adına verilen çek karnelerinin çoğunda müvekkilinin imzası bulunmadığını, müvekkili şirket ortağı olarak ve kişisel olarak zarara uğradığını, davalı banka tarafından kullandırılan kredilerde müvekkilinin imzası bulunmadığını ve suç duyurusu üzerine Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/7981 soruşturma dosyasından alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, imzaların müvekkiline ait olmadığının belirlendiğini, imzaların diğer ortak ...'a aidiyetinin ise tam olarak belirlenemediğini, bankanın özen görevini yerine getirmediğinin soruşturma dosyası ile tespit edildiğini, müvekkilinin davalı bankanın kusurlu işlemleri neticesinde ağır zararlara uğrayarak borçlu duruma düştüğünü, şirketin zarar etmesi nedeniyle müvekkilinin de zarara uğradığını, müvekkilinin borçlarını ödeyemez hale geldiğini ve mal varlığının haczedildiğini ileri sürerek, 1.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, 05.04.2018 havale tarihli dilekçesinde özetle; talebin zamanaşımına uğradığını, davacının çek karneleri ile kredi limitinin artırılmasına ilişkin istemlerinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili bankanın, davacı şirketin işlerinin yürütülmesi için hukuka uygun işlemler yaptığını, taraflar arasındaki ticari müşteri sözleşmesinin 87.maddesine göre müvekkilinin imzaların sıhhattini araştırma yükümlülüğü bulunmadığını, davacının iddia ettiği zararların müvekkilinin bir eylemi nedeniyle oluştuğunun kanıtlanmadığını, davacının somut olarak zarar kalemlerini açıklamadığını ve soyut olarak zararının oluştuğunu iddia ettiğini, dava dilekçesinde belirtilen ödemelerin üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra bu talebin ileri sürülmesinin dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, ödemelerin şirket yetkililerine yapıldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Birleşen davada davacı şirket vekili, dava dilekçesinde özetle; asıl davadaki maddi vakıaları aynen tekrar ederek, asıl davada davacı ... ...'ın ... ile birlikte 10 yıl için şirketi temsile yetkili kılındıklarını, buna göre müdürlerin şirket kaşesi altına atacakları müşterek imza ile şirketi temsil edeceğini, şirketin 2014 yılına kadar davalı banka ile çalıştığını, bankanın ... şubesinde bulunan şirket hesabındaki bir kısım paraların şirket yetkililerinin bilgisi ve imzası olmadan çekildiğini, bankanın gerekli araştırmaları yapmadan şirket hesabındaki paraları yetkisiz kişilere verdiğini, şirket adına bu işlemleri yapan kişilerin yetkili olmaması nedeniyle şirketin zarara uğradığını, şirket hesabından çekilen paralarda, şirket adına kullanılan kredilerde, kredi kartlarının limitinin artırılmasına, çek karnelerinin verilmesi ve diğer bankacılık işlemlerin çoğunda şirketi temsile yetkili kişilerin imza ve talimatı bulunmadığını, dekontlardaki imzaların çoğunun sahte olduğunu, paralar ödenirken teyit alınmadığını, kredi kartındaki limit artırım işlemlerindeki imzaların şirketin yetkililerine ait olmadığını, davalı banka tarafından müvekkili şirket adına çek karnesi verilirken şirketi temsile yetkili kişilerin imzası alınmadığı gibi, şirket yetkililerine bilgi de verilmediğini, dekontlar ile talimatlardaki imzaların sahteliğinin Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/7981 soruşturma dosyasından alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, müvekkilinin davalının kusurlu hareketleri nedeniyle zarara uğradığını, davalının bankanın özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, bankanın hafif kusurundan dahi sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 20.000,00 TL manevi tazminatın avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline bu dava ile şirket ortağı ... ... tarafından İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/983 Esas sayılı dosyasındaki davaların birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalı vekili, savunmasında özetle; davaya konu edilen istemlerin müvekkili banka açısından kabul edilemeyeceğini, ticari hayatın hızlı bir biçimde süregelmesi, akamete uğramaması ve tacir sıfatını haiz bankanın işlemlerinin yavaşlatılmaması için müvekkiline ek yükümlülükler getirilemeyeceğini, taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince müvekkilinin sahte imzalar hususunda bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacı şirketin eski ortağı ... ...'ın açmış olduğu İstanbul 7. Asliye Ticaret Mah. 2017/983 Esas sayılı dosyada bulunan kovuşturmaya yer olmadığı kararına binaen imzaya ilişkin durumun belirsiz olduğunu, müvekkili tarafından yapılacak imza incelemesinin ibraz edilen imza sirkülerine göre şekli bir inceleme olduğunu, davacının iddia ettiği zararların müvekkilinin bir fiili dolayısıyla ortaya çıktığının ve illiyet bağının kesin şekilde ispatının gerektiğini, müvekkili bankanın yazışmalarında çeklerin ödenmesi ve diğer işlemlerde davacının yetkilisinin kızı ile irtibata geçildiğini, bu nedenle davacının iddialarının yerinde olmadığını, zarar oluştuğu belirtilen dönemlerden uzun süre sonra dava açılmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde;Asıl dava, davacının yazılı imza ve talimatı olmaksızın davalı banka tarafından yapılan işlemler nedeniyle uğranılan zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, (Mahkememiz dosyasıyla birleştirilen İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/1084E)birleşen dava ise şirket yetkililerinin müştereken imzaları olmaksızın davalı banka tarafından objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak yapılan işlemler nedeniyle uğranılan zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Uyuşmazlık, gerçekleşen eylemde davalı bankanın kusurunun bulunup bulunmadığı ve sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceği hususlarında toplanmaktadır.TBK uyarınca Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.Mahkememizce aldırılan 25/02/2020 tarihli bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar nedeniyle bankacı bilirkişilerden oluşan yeni bir heyetten rapor aldırılmasına karar verilmiştir.Davacı ... ..., ... Gıda Turizm Ticaret Limited Şirketinin ortağı ve müşterek yetkilisi olduğu 2012 yılı içinde şirketin müşterek temsili kuralına aykırı şekilde gerçekleşen şirket banka hesabından para çekilmesi, kredi kartı limitinin artırılması, çek yaprağı alınması gibi işlemler nedeniyle şirketin zarara uğratıldığını, kendisinin de pay sahibi olarak bu işlemlerden zarar gördüğünü iddia etmektedir.Zarara neden olan iş ve işlemlerin ortağı olduğu ... Gıda Turizm Ticaret Limited Şirketi tarafından benimsenmediği, bu iş ve işlemleri yapan ve şirketin zarara uğramasına neden olan diğer şirket temsilcisiler hakkında TTK.555. maddesi uyarınca bir dava açıldığına ilişkin dosyaya herhangi bir belge veya delil sunulmamıştır.Mahkememizce celp edilen Ticaret sicil kayıtlarına nazaran Asıl davacının davacısı ... ... davasını açtığı 09.11.2017 tarihi itibariyle şirket ortağı olmadığı, 10/01/2013 tarihli 2013/01 sayılı Ortaklar Kurulu kararında davacı ... ...’ın 100.000,00TL tutarındaki hissesini...’e devrettiği, müdürlüğünün sona erdiği, 24/01/2013 tarihinde 8243 sayılı Türkiye Ticaret Sicilinde tescil edildiği görülmektedir.Her ne kadar davacı gerçek kişi tarafından, verilen teminatlar nedeniyle haciz tatbik edildiği, borçların ödenemez duruma gelindiği, ipotekler için takip yapıldığı, bayiliğin iptal edildiği belirtilmişse de b ahsedilen zararların illiyet bağı ilkesi kapsamında davalı bankaya isnat edilen kusurun doğrudan bir sonucu olmaması bir yana bir zarar mevcut olduğu kabul edilse dahi bu zarar da davacı gerçek kişi nezdinde değil davacı şirket nezdinde oluşacaktır.Asıl davanın davacısı ... ..., davasını açtığı tarih itibariyle şirketin paydaşı olmadığı, davasında tazminatın şirkete ödenmesini istemediği için dava hakkının olmadığı anlaşıldığından asıl dava yönünden aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.Mahkememizce aldırılan tarihli bilirkişi raporu ve ek raporunun usul ve yasaya uygun denetime elverişli, itirazların cevaplandırılmış olduğu anlaşılmıştır. Kök ve ek raporda, dava dosyası içeriğinden şirketin genel olarak ticari bir basiretsizlik içinde yönetildiği anlaşılmakla, şirketin aczi ile davalı bankaya isnat edilen objektif özen borcuna aykırılık fiili arasında illiyet bağı bulunmadığından Davalı bankanın iddia edilen sonuçlardan sorumlu tutulamayacağı tespit edilmiştir.T.C. Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/7981 CBS Soruşturma dosyasına sunulan 28/02/2017 tarihli 27695533-101.02.2017/13724/1294/934 nolu T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda" “6.1. İnceleme konusu 09.01.2012, 24.04.2012 ve 09.05.2012 tarihli talimatlarda ... ...’a atfen atılı imzaların, teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin, bu meyanda sorulduğu üzere ... ... ve ...’ın eli ürünü olup olmadığı hususunun tespit edilemediğini" bildirilmiştir. T.C. Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/7981 CBS Soruşturma dosyası 27/04/2017 tarihli 2017/2970Karar no ile “şüphelinin olay tarihlerinde müştekinin yerine imza attığına dair müştekinin iddiası dışında kamu davası açmaya yeterli , inandırıcı, kesin ve somut bir delil elde edilemediği anlaşıldığından kamu adına kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilmiştir. Şirketin çift imza ile temsili ilkesine aykırı hareket edilerek şirketin zarara uğradığından bahis edile bilinmesi için yapılan işlemlerden şirketin haberinin olmaması, yapılan işlemlerden yararlanmaması ve bu işlemleri benimsememesi gerekir.Dosyaya şirketin 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin usulüne uygun tutulmuş ticari defter ve kayıtları ek rapor aşamasında da sunulmamış olup dosya kapsamında ticari defterlere ilişkin zayi belgesinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacı şirkette yapılan işlemlerden haberinin ve bilgisinin olmadığı, yapılan işlemlerden yararlanmadığı ve bu işlemleri benimsemediğine ilişkin herhangi bir belge sunmamıştır.Birleşen dava yönünden, her ne kadar davacı vekili, davalı bankanın dava konusu olayda kusurlu olduğunu belirterek, objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini iddia ederek, buna ilişkin Yargıtay içtihatları dosyaya ibraz etmişse de, davacı şirket ve davadışı eski ortak ...' la dava konusu olaydan önce 21/07/2010 tarihli genel kredi sözleşmelerinin bulunduğu, talimat ve dekontlar üzerinde Soruşturma dosyası kapsamında imza ve yazı incelemesi yapıldığı buna göre imzaların kesin olarak şirket yetkilisi ... ... ’a ait olmadığının tespit edilemediği,kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği , davacının müşterek imza kuralına aykırılığı ispatlayamadığı, bu kapsamda bankanın talimatlardaki çift imzanın gerçekte yetkili kişiye ait olup olmadığını objektif özen göstermesi halinde de anlayamayacağı, ayrıca talimat ve bu kredi çekimlerinin de davacı şirketin talimatıyla davalı bankaya göndererek işlem yapması ve bu durumdan davacı şirket ve davalı banka arasında iyi niyet kuralları çerçevesinde bir güvenin oluştuğu, dosyaya sunulan talimatlar, dekontlar ve hasep hareket belgelerinden anlaşılmıştır. Somut olayda davacı şirket, davalı bankayla bu şekilde işlem yaparak, davalı bankaya güvendikleri, davalı bankanın da bu güven ilişkisi çerçevesinde işlem yaptığı, bu durumda davalı bankanın yerleşmiş Yargıtay içtihatları gereğince objektif özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, adam çalıştırmadan dolayı sorunlu tutulamayacağı; dava konusu çalıştırmadan dolayı sorumlu tutulamayacağı, dava konusu olayda, olayın niteliği gereği hafif kusurlu dahi kabul edilemeyeceği, dava konusu olayda bankanın müterafik kusurunun şartlarının oluşmadığı, maddi tazminat talebinin şartlarının oluşmadığı, davacının iddiasını ispatlar nitelikte delil ve belge sunmadığı, ispat yükü ve külfeti üzerine düşen davacı maddi tazminat yönündeki talebini TMK. Madde 6 anlamında ispatlayamadığından reddine karar verilmiştir.Yine aynı şekilde davacı şirket, dava konusu kredi çekimi, çek ve ödemelerden dolayı piyasa itibarında ciddi zedelenme yaşadığını, bayiliğinin iptal edildiğini , bu zedelenmelerin neler olduğu ve bankanın meydana gelen zarardaki kusurunu ispatlayamadığı kanaati mahkememizde hasıl olduğu..." gerekçesiyle, asıl dava yönünden aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine, birleşen davanın reddine, karar verilmiştir.

Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ...'ın, davacı şirketin ortağı olduğu dönemde uğradığı zarara ilişkin olarak dava açıldığını, müvekkili aleyhine yapılan icra takipleri ve müvekkilin yapmış olduğu ödemelerin ortağı olduğu şirketinin borçlarını ödeyememiş olmasından kaynaklandığını, takiplerin müvekkilinin şahsi borçlarından değil, şirket için verdiği teminatlardan kaynaklandığını, ... ... tarafından ... Bankası Beykoz Şubesine ... Gıda Turizm Limited Şirketinin borcuna karşılık yaptığı ödemeler bulunduğunu, bu ödemeler şirketin borcuna kefil olması, taşınmaz ipoteği vermesi nedeniyle şirketin borcunu ödeyememesi nedeniyle yapıldığını, Müvekkiline ait Gelibolu ilçesinde bulunan bir taşınmazın İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından satıldığını, Beykoz İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında ise Şile ilçesindeki taşınmazın satıldığını, ayrıca bu dosyada müvekkilinin maaşının haczedildiğini, ... Gıda Turizm Tic. Ltd. Şti'nin borçlarını ödeyememesi üzerine müvekkil aleyhine ayrıca İstanbul 19. İcra Müdürlüğünün... Esas, İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2013/16850 Esas ve İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyalarında takip başlatıldığını, İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2013/16850 Esas sayılı dosyasında müvekkilinin maaşının haczedildiğini, bu nedenle müvekkilinin aktif dava ehliyetinin bulunduğunu, Davalı bankanın hatalı işlemleri neticesinde müvekkilinin, ... Gıda Turizm Ticaret Ltd. Şti'nin ortağı olması nedeniyle şirket gelirlerinden mahrum kaldığını, şirket adına usulsüz işlem yapıldığını, usulsüz kredi kullandırıldığını, usulsüz çekler ve ödemeler yapıldığını ve şirket ortağı olan müvekkilinin bu işlemlerden dolayı maddi ve manevi zararlara uğradığını, şirketin ... Su A.Ş’nin İstanbul Anadolu yakası bayisi iken davalı bankanın hatalı işlemleri neticesinde bayiliğinin iptal edildiğini, bu nedenle müvekkilinin ileride elde edeceği şirket gelirlerinden mahrum kaldığını, bankanın kusurlu işlemleri ile borçlu duruma düşen müvekkilinin kişisel olarak da zarara uğradığını, borçlarını ödeyemez duruma düşmesi ile hakkında hacizler uygulandığını, ortağı olduğu şirket için verilen kefalet ve ipotek borçlarının ödenemediğini, ipoteklerin şirketin borçları için verildiğini, şirketin banka hesabından çekilen paraların müvekkilinin bilgisi dışında çekildiğini, yetkisiz kişilere para verilirken gerekli araştırmaların yapılmadığını, bankanın usulsüz işlemleri ile şirketin ve ortağının zarara uğradığını, dekontlardaki imzaların çoğunun sahte olduğunu, paralar ödenirken teyit alınmadığını, para çekimleri sırasında ortağa bilgi verilmediğini, kredi kartındaki limit artırım işlemlerindeki imzaların müvekkiline ait olmadığını, şirket adına verilen çek karnelerinin çoğunda müvekkilinin imzası bulunmadığını, müvekkilinin bilgisi dışında ortağı olduğu davacı şirket adına çekler karneleri düzenlendiğini, karne verilirken müvekkilinin imzası alınmadığı gibi, bankaca müvekkiline bilgi de verilmediğini, bankaca verilen kredilerde şirketi temsile yetkili olmayan kişilerin imzasının alındığını, imza yetkililerinin dikkate alınmadan yapılan işlemlerden şirket ortağı ve şirketin zarara uğradığını, Bankanın usulsüz işlemleri nedeniyle davacı ortağın, davalı bankanın ... şubesinden şirket hesabından çekilen paralar, çekilen krediler, şirket adına olan kredi kartındaki limit artırım işlemlerindeki imzaların müvekkile ait olmaması nedeniyle uğranılan zararlar, şirket adına verilen çek karnelerinin çoğunda müvekkilin imzası bulunmaması, bankaca müvekkilinin bilgisi dışında davacı şirket adına çek karnesi verilmesi ve karnenin teslimi sırasında davacı ortağın imzasının alınmamasının zarar kalemleri olduğunu, ayrıca bankanın şirkete verdiği kredilerde müvekkilinin imzası bulunmamasından da zarar oluştuğunu, dava dilekçesinde açıklandığı üzere müvekkilinin bilgisi dışında yapılan ödemelerin nereye, ne kadar ödendiğinin bilinmediğinden dava açıldığını, bilirkişi tarafından bu ödemelerin nereye kullanıldığının tespiti gerektiği halde, bilirkişi raporlarında bu hususlara yer verilmediğini, raporlarda davacı ...'ın uğradığı zararın ne olduğu ve hangi işlemlerden kaynaklı olduğuna ilişkin bir delil sunulmadığının belirtildiğini, oysa her iki davacının tüm zarar kalemleri ve dayanak belgelerinin dava dilekçesi ekinde ve aşamalarda sunulduğunu, Yetkisiz kişiler tarafından çekilen paraların müvekkili asile yada şirkete teslim edilmediğini, yetkisiz kişilere verilen paraların şirket hesabına geçmesi halinde bu davanın açılmasına gerek olmayacağını, davacı şirketin kasasına giren bir para olmaması karşısında bilirkişilerin değerlendirmesinin somut olay ile örtüşmediğini, bankanın kusuru sonucu müvekkili hakkında takip yapıldığını ve müvekkilinin psikolojisi bozulduğunu, ticari itibarının sıfırlandığını, aile hayatında sıkıntılı günler yaşadığını, tüm mal varlığı kaybettiğini, maaşına dahi haciz konulduğundan manevi tazminat verilmesi gerektiğini, Davalı bankanın bankacılık kurallarına aykırı şekilde müvekkili şirkete ait mevduat hesabındaki paraları yetkisiz kişilere verdiğini, bu durumda ispat külfetinin davacılarda olmayıp paranın yetkili kişilere verildiğini ispat etme görevinin bankaya ait olduğunu, bir güven kurumu olan bankanın objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklanan en küçük kusurundan dahi sorumlu olduğunu, davanın haksız fiilden değil, bankacılık sözleşmesinden kaynaklı olması nedeniyle haksız fiil hükümlerinin değil, bankacılık sözleşmesinden kaynaklı hükümlerin uygulanması gerektiği, Yargıtay 11.HD'nin E.2019/5280 K.2020/3382 T.01.07.2020 günlü kararında fotokopi yapılarak üretilen sahte talimatlarla bankadan para çekilmesi olayında ıslak imzalı belgeleri istemeden işlem yapan bankanın %50 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiğini, birleşen davada şirket hakkında verilen davadaki ret kararının gerekçesiz olmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ve Anayasanın 141. Maddesine aykırı olduğunu, bu durumun HMK'nnı 27.maddesindeki hukuki dinlenilme hakkına da aykırı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Asıl ve birleşen davalar, davalı banka ile birleşen davada davacı olan şirket arasında düzenlenen bankacılık sözleşmeleri kapsamında şirketin banka hesabından yapılan ödemeler, şirkete verilen çekler ve şirket kredi kartı limitinin arttırılmasında davalı bankanın kusurlu olup olmadığı ile buna göre asıl ve birleşen davadaki davacıların zarara uğratılıp uğratılmadığının tespiti ve oluştuğu belirtilen maddi ve manevi zararların tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın aktif husumet yönünden, birleşen davanın esastan reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Bankalar, kendilerine yatırılan paraları müşterilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. TBK'nın 386. maddesi uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 570. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Bu nedenlerle davacının davalıya husumet yöneltmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gibi davayı açmakta da hukuki yararı vardır.Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olup, sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir. Yine TTK'nın 18/2 maddesi gereğince, tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim, bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir.Davacı ... ... birleşen davada davacı olan ... Gıda Turizm Ticaret Limited Şirketi'nin eşit paylı ortağıdır. Şirketin diğer ortağı ...'dır. Sicil kaydına göre her iki ortağın şirketi münferiden müştereken temsil ve nizama yetkisi bulunmaktadır. Dosya içerisinde bulunan 24.01.2013 tarihli ticaret sicil gazetesine göre davacı ortağın şirketteki payını ...e devir ederek şirket ortaklığından ayrıldığı, 23.05.2013 tarihli sicil gazetesine göre ... ile ...'ın münferiden temsil konusunda yetkili kılındıkları anlaşılmaktadır. 12.06.2009 tarihli sicil gazetesinde yayınlanan şirket ana sözleşmesinin temsil başlıklı 9. maddesinde ilk on yıl için müdür seçilen ... ... ve ...'ın şirket kaşesi altına atacakları müşterek imza ile şirketi temsil ve nizama yetkili oldukları anlaşılmıştır. Bu durumda asıl ve birleşen davada sözü edilen 2012 yılı Ocak ve Ekim yılı arasındaki yirmi üç işlemden şirketin banka hesabından çekildiği belirtilen paralar yönünden şirket ortaklarının müşterek imza ile hareket etmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Banka basiretli bir tacir olarak kendisine ibraz edilen ödeme talimatındaki imzaları kontrol ederek yetkili bir kişi tarafından talimat gönderilip gönderilmediğini kontrolle yükümlüdür. Ancak buradaki yükümlülük her bir talimat belgesi yönünden ayrı ayrı grafolojik imza incelemesi yapılması düzeyinde olmayıp işlemin yetkili bir kişi tarafından talep edilip edilmediğinin tespiti amacına yöneliktir. İlk derece mahkemesinde alınan 05.02.2020 tarihli bilirkişi kök raporunda; 05.01.2012 ile 19.10.2012 tarihleri arasındaki yirmi üç işleme ilişkin talimat yazısında ... ... ile ...'ın imzalarının bulunduğu, bu paralarda sekiz adetinin doğrudan şirket müdürü ...'a ödendiği, kalan paraların ise ...'a ödendiği ve ...'dan teyit alındığı anlaşılmıştır. Davalı bankanın alacağını talep etmesi üzerine asıl davada davacı olan şirket ortağı tarafından keşide edilen Beykoz 2.Noterliğinin 21.01.2013 tarihli ihtarı ve 14.02.2013 tarihli ihtarı ile bankanın keşide ettiği Kadıköy 30.Noterliğinin 02.04.2013 tarihli ihtarına verilen cevapta dava dilekçesindeki içerikler tekrar edilerek bankanın yaptığı ileri sürülen usulsüzlükler bildirilmiştir. Davacının şikayeti üzerine Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada öncelikle 08.05.2015 tarih ve 2015/917 Sor. - 1446 K. sayılı dosyada kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Şikayetçi vekilinin itirazı üzerine İstanbul Anadolu 5. ve 6. Sulh Ceza Hakimliğince itiraz kabul edilerek kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararı kaldırılmıştır. Cumhuriyet Savcılığınca yeniden yapılan soruşturma üzerine 27.04.2017 tarihinde yeniden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda bir kısım talimatlarda bulunan imzaların davacının eli ürünü olmadığı, bir kısmının ise davacı ve ...'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği, imzaların basit imzalar olduğu belirlenmiştir. Soruşturma aşamasında şirketin diğer yetkilisi olan ...'ın talimat altındaki imzaları davacının davacı tarafından atıldığını beyan ettiği görülmüştür. Bu durumda, birleşen davada davacı şirketin müdürleri olan asıl davada davacı ... ... ile dava dışı ...'ın, birleşen davada davacı şirketin müşterek imza ile temsil ettikleri, şirket hesabından 2012 yılında çekilen hesaplardaki paraların müşterek imza ile çekildiği, banka ile şirket arasında düzenlenen sözleşme içeriğine göre, bankanın imza hususundaki incelemesinin, imzanın yetkili kişiye ait olup olmadığının kontrolü ile sınırlı olduğunu, şirketin diğer yetkilisi tarafından ibraz edilen belgede davacı ortağı atfen imza bulunması nedeniyle bankaca gerekli teyit işlemleri yapılarak şirketin diğer müdürüne ödeme yapıldığı, 2012 yılı boyunca bu tür işlemlerin sürekli yapılmasına karşın şirket müdürü olan davacının bu duruma sessiz kalarak şirket ortaklığından ayrıldıktan sonra bankaya karşı talepte bulunmasının dürüstlük ilkesine aykırı olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince davalı şirket yönünden de usulüne uygun inceleme yapılarak gerekçeli hüküm kurulmuştur. Banka ile şirket ortakları arasındaki oluşturulan uzun yıllara dayalı güven ilişkisine dayalı olarak, şirketin müşterek yetkili ortağın ... tarafından ibraz edilen müşterek imzalı talimatla paranın çekilmesi veya başkalarına verilen yetkinin şirket müdüründen teyit edilmesi ve uzun süre ticari ilişkinin bu şekilde yürütülmesi nedeniyle bankanın özel yükümlülüğünü yerine getirdiği ve davalı bankaya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı müdürün imzası bulunmadan verildiği belirtilen çek karneleri ile artırılan kredi kartı limiti nedeniyle şirketin ne şekilde zarara uğradığı anlaşılmamıştır. Zira çeklerin şirket yetkililerine teslim edildiği, arttırılan limitin ise kullanılmasının zorunlu olmadığı, kullanılması halinde şirketin malvarlığından banka aleyhine ortaya çıkan bu artışın banka tarafından talep edilmesinin mümkün olması karşısında bu talepler yönünden şirketin bir zararının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Davacı gerçek kişinin şirketin borçlarına kefil olması ve şirket adına ipotek vermesi durumunda bankanın yapmış olduğu bir usulsüz işlem var ise bu talepler yönünden menfi tespit talep edilmesi mümkündür. Bunun dışında davalı bankanın somut bir kusurunun bulunduğu iddia ve ispat edilmediğinden bankanın eylemleri ile davacı ... ...'ın iddia edilen eylemleri karşısında bir illiyet bağı bulunmamaktadır. Asıl davada davacı ... ...'ın davasında iddia ettiği zararlar esasında davacı şirketin doğrudan zararı, kendisinin ise dolaylı zararıdır. Asıl davada davacı ortağı olduğu şirkette verilen zarar nedeniyle ortaklık payını az aldığını ve şirkete olan kefalet ve ipotekleri nedeniyle para ödemek zorunda kaldığını iddia etmektedir. Bu durumda bu zararın doğrudan muhatabı davacı şirket olup davacı ortağın böyle bir zararı doğrudan bankadan talep etmesi mümkün görülmemektedir. Banka ile davacı şirket arasında düzenlenen mevduat ve kredi sözleşmeleri kapsamında bankanın edimlerini yerine getirdiği, sözleşmeye uygun şekilde davacı şirketin çek karneleri verildiği ve kredi limitlerinin belirlendiği; şirket hesabından çekilen paralar konusunda yetkili kişilerden talimat alındığı, şirketin müşterek imza yetkilisi ortağına yapılan ve uzun zamana yayılan ödemelerden şirketin diğer ortağının bilgisi olmadığının kabul edilemeyeceği, bu tür bir kabulün hayatın olağan akışına aykırı olduğu, şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıklardan kaynaklı sorumluluğun davalı bankaya yüklenemeyeceği, bankanın müterafik kusurunun da bulunmadığı, işlemin şirketi yetkili ortağı olan ... tarafından yapıldığının ve paranın bu kişiye veya bu kişinin bilgisi dahilinde görevlendirdiği kişiye verilmesi karşısında yeniden imza incelemesi yapılmasının gerekmediği anlaşılmakla ilk derece mahkemesince asıl davanın husumetten reddine, birleşen davanın esastan reddine karar verilmesi yerinde görüldüğünden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacılar vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacılar vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından asıl dava için yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının asıl davada davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından birleşen dava için yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının birleşen davada davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 20.11.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/889, K. 2025/1869, T. 20.11.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-889-e-2025-1869-k-9aad77d4385f