Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/698 E. 2025/1188 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/698
Karar No
2025/1188
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/698

KARAR NO:2025/1188

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:18/11/2021

NUMARASI:2016/611 E. - 2021/808 K.

DAVANIN KONUSU:Tazminat (Tasfiye memurunun sorumluluğundan kaynaklı)

Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflarınca 02/09/2008 tarihinde ... Şirketi aleyhine İstanbul 1.İş Mahkemesinde alacak davası açılmış olduğunu, davanın kabulüne karar verildiğini, alacakların tahsili için ... numarası ile icra takibi başlatıldığını, takibin açıldığı gün itibariyle alacağın 89.122,25 TL olduğunu, bu dosyanın ... sayılı dosyası ile devam ettiğini, icra dosyasında 14/10/2014 tarihinde davalı şirketin tasfiyeye girdiğini, tasfiye memuru atanmış olduğunu, tasfiye memurunun ... olduğunu, şirketin tasfiyesini gerçekleştirdiğini, 24/12/2009 tarihinde şirketin sicil kaydının terkin edildiğini öğrenmiş olduklarını, davalı ...'in aynı zamanda şirketin ortağı olduğunu, davalının tasfiye hâlinde bulunan şirketin faaliyette bulunduğu dönemde başlamış ve sonuçlanmamış iş ve işlemleri tamamlayarak,sonuçlandırmakla yükümlü olduğunu, 6762 sayılı TTK'nın 445. maddesi uyarınca müvekkilinin alacağı ile ilgili sorumluluğu yerine getirmediğini, tasfiyeyi şeklen sonuçlandırdığını, kusur sorumluluğuna riayet etmediğini, bu nedenle müvekkilinin alacağını tahsil edemediğini, zarara uğradığını, 6762 sayılı TTK'nın 224. maddesi uyarınca davalının bu zarardan sorumlu olduğunu savunarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin maddi zararının ve kötüniyet tazminatının İstanbul 1. İş Mahkemesi'nin 2008/507 Esas sayılı dosyasındaki karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının iş akdinin, iş yeri olan ... Şti.'nin kapanıp tasfiyeye gireceği gerekçesi ile 15/07/2008 tarihinde feshedildiğini, bilahare davacının 02/09/2008 tarihinde, şirket aleyhine işçi alacağı davası açtığını, bu dava sürerken şirketin tasfiye kararı aldığını, bu kararın alacak davası içerisinde davacı tarafından öğrenildiğini, kanunen tasfiye kararının ilan edildiğini ve yine kanun gereği alacaklılara üç kez ilan yapıldığını, davacının söz konusu ilanlara rağmen alacağının tasfiye masasına kaydedilmesi için başvuruda bulunmadığını,tasfiyenin 14/12/2009 tarihinde sonuçlandığını, 24/12/2009 tarihinde bu hususun ilan edildiğini, tasfiye kapandıktan sonra davacının açtığı davanın neticelendiğini, davacının aldığı ilamı icra takibine koyduğunu ve alacağını tahsil edemediğinden bahisle iş bu davayı açtığını, müvekkilinin davada taraf sıfatı bulunmadığını, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının şirketin tasfiye sürecine girdiğini bildiğini, herhangi bir başvuru yapmadığını, defterlerde de kayıtlı olmayan bir alacak nedeniyle müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin tasfiye sürecindeki işlemleri yasaya uygun şekilde yerine getirdiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İstanbul 13. İş Mahkemesinin 2014/712 Esas, 2016/182 Karar ve 29.03.2016 tarihli kararı ile mahkemenin görevsizliğine dair hüküm tesis edilmiştir. Karar istinaf edilmeksizin kesinleşmiş, eldeki istinaf incelemesine konu karar, dosya kendisine gönderilen görevli mahkemece verilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, limited şirket tasfiye memurunun sorumluluğuna dayanan tazminat davası olup her ne kadar dava açılış tarihi itibariyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlükte ise de, davacının, sorumluluğu dayandırdığı ve usulüne aykırı olduğunu iddia ettiği tasfiye sürecinin başlangıç ve bitiş tarihleri itibariyle, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/1-a maddesi uyarınca uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 224. maddesinde tasfiye memurlarının sorumluluğu; " Kanun, şirket mukavelesi veya iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlere aykırı hareket ederek üçüncü şahısları veya ortakları zararlandıran tasfiye memurları kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsil olarak mesul tutulurlar. Tasfiye memurları, tayin ve istihdam ettikleri kimselerin kanun, şirket mukavelesi veya iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlere aykırı hareketlerinden dolayı da Borçlar Kanununun 100 üncü maddesi hükmünce gerek üçüncü şahıslara gerekse ortaklara karşı müteselsil olarak mesuldürler. Bu davalar, davacının zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren iki yılda ve her halde zararı doğuran fiilden itibaren beş yılda müruruzamana uğrar. Şu kadar ki, zararı doğuran fiil bir suç teşkil ettiği ve Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun bir müruruzamana tabi olduğu takdirde tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur." şeklinde düzenlenmiştir. 6301 sayılı Kanun'un 6/1. maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri ile hak düşürücü süreler eski hukuka tâbidir. 6102 sayılı TTK'nın 36 ve mülga 6762 sayılı TTK'nın 38. maddesi uyarınca; ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Bu açıklamalar ışığında davalı tarafın zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi neticesinde; davacının, tasfiye sonucu sicilden terkin edilen dava dışı ... Şti.'den olan alacağını şirketin tasfiye ve terkin edilmiş olması sebebiyle tasfiye edemediği, tasfiye memuru olan davalının 6762 sayılı mülga TTK'nın 224. maddesi uyarınca zarardan sorumlu olduğundan bahisle iş bu davayı 11/11/2014 tarihinde açtığı, zararın doğmasına sebep olduğu iddia edilen tasfiyenin kapatıldığının 30/12/2009 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, bu tarih itibariyle tasfiyenin kapatılmasının 6102 sayılı TTK'nın 36 ve mülga 6762 sayılı TTK'nın 38. maddesi uyarınca davacı hakkında hukuki sonuç doğurduğu ve davacının bu tarih itibariyle tasfiye memurunun davalı olduğunu öğrenmiş kabul edileceği, iş bu davaya konu ettiği zararı yani, davalıdan olan alacağını ise İstanbul 1. İş Mahkemesi'nin 2008/507 Esas sayılı dosyasının 02/09/2008 olan dava tarihi itibariyle öğrenmiş olduğu, zarar miktarının dava tarihi itibariyle belirsiz olduğunun kabul edilmesi halinde ise en geç, 30/11/2010 tarihli bilirkişi raporu ile öğrendiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 154/2 ve 156 ve mülga 818 sayılı TBK'nın 133 ve 135. maddeleri uyarınca İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyası ile 15/12/2011 tarihinde takip açılmış olması ile zamanaşının kesildiği ve yeniden işlemeye başladığının kabulü halinde dahi, 15/12/2013 tarihi itibariyle 2 yıllık sürenin dolduğu ve dava tarihi itibariyle talebin zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 15 yıl boyunca çalıştığı ... Şirketinden yasal hakları ödenmeden ve tek taraflı olarak 14.08.2008 tarihinde işten çıkarıldığını, işçi alacakları yönünden 02.09.2008 tarihinde dava açıldığını, davanın 26.10.2011 tarihine kadar sürdüğünü, müvekkilinin dava açtığı esnada bu şirketin ortağı ve yetkili müdürünün davalı tasfiye memuru olduğunu, davadan iki ay sonra şirket ortaklarının bir araya gelerek tasfiye kararı alıp tasfiye memuru olarak davalıyı atadıklarını, davalının 6762 sayılı T TK'nın emredici hükümlerine uymaksızın tasfiyeyi sürdürdüğünü, yasanın 445. 446.maddelerinin açık olduğunu, emredici kaidelere uymamış olduğundan zamanaşımının söz konusu olmayacağını, dava açmış olan müvekkilinin adresi bilindiğinde taahhütle mektupla bildirimin zorunlu olduğunu, böyle bir bildirimin müvekkiline yapılmadığını, yapılan ilanların müvekkili yönünden geçerli olmadığını, şirketin henüz muaccel olmayan borçları ile münazaalı bulunan borçlarına karşılık gelen paranın notere tevdinin zorunlu olduğunu, TTK 445.madde gereğince emredici hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurunun sorunlu olduğunu, TTK 446.maddede; tasfiye memurlarının mükellefiyetlerin açıkça belirlendiğini, borçların ödenmesi zorunluluğunun getirildiğini, şirket borçlarının şirket mevcudundan fazla olması halinde mahkemeye bildirim yapılmasının zorunlu olduğunu, mahkemece iflasın açılmasına karar verilmesinin zorunlu olduğunu, tasfiye memurunun emredici hükümlere uymadığını, TTK 224.maddesi gereğince kusursuz olduğunu ispat etmedikçe müteselsil mesul olduğunu, ticaret sicilince verilen 14.10.2014 tarihli cevap ile şirketin sicilden terkin edildiği, tasfiye memurunun bildirdiğini bunun üzerine 11.11.2014 tarihinde davanın açıldığını, zamanaşımının söz konusu olmadığını, açılmış bir icra takibinin zamanaşımının keseceğinin net olarak düzenlendiğini, alacağın muaccel hale gelmesi için açılan dava sonucunda icra takibine geçildiğini, sicilden gelen yazı üzerine bir ay sonra dava açıldığını, zamanaşımının söz konusu olmadığını, zamanaşımı kesen sebeplerin BK 133ve 136 maddede gösterildiğini, zamanaşımının kesilmesinden sonra işleyecek yeni zamanaşımı süresinin eski zamanaşımının aynısı olduğunu, mahkeme tarafından açılan takip ile zamanaşımının kesildiği belirtilerek yine de aksine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, icra takibinde dosyanın işlemden kaldırılması durumunda takibin derdest kalmaya devam ettiğini, tasfiye memuruna karşı dava açtığını, şirket ortağı ve sorumlu müdürü olan tasfiye memuru davalının gereken özen ve dikkati göstermediğini, kötü niyetli davrandığını, emredici hukuk kurallarına, hukuka ve dürüstlük kurallarına aykırı bir şekilde tasfiyeyi sonlandırarak şirketin borcunu ödemesi için yasal düzenlemeye uymadan işlem yaptığını, bilirkişilerce hazırlanan raporda da tasfiye memurunun sorumlu ve kusurlu olduğunu açıkça ortaya konulduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, tasfiye memurunun sorumluluğundan kaynaklanan zararın tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacının dava dışı ... Şirketi'ne karşı iş mahkemesinde dava açtığı, söz konusu şirketin tasfiye sonucunda sicilden terkin edildiği, davlının tasfiye memuru olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacı talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir.Dosya kapsamından, Tasfiye Halinde .... Ltd Şirketi'nin 17.11.2008 tarihinde faaliyetine devamında fayda görülmediğinden tasfiye kararı alındığı, tasfiye memuru olarak ortaklardan davalının atandığı, tasfiye kararının 20.11.2008 tarihinde tescil edildiği alacaklılara çağrı ilanlarının 28.11.2008 ile 05.12.2008 ve 12.12.2008 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı,14.12.2009 tarihinde 3.ilan tarihinden itibaren bir yıl süre geçtiğinden tasfiyenin sonlandırılmasına dair karar alındığı, söz konusu ortaklar kurulu kararının tescil ve ilanının yaptırıldığı, 14.12.2009 tarihli ortaklar kurulu kararının 30.12.2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesince ilan edildiği, ilanda firmanın alacağı ve borcunun bulunmadığının belirtildiği, 24.12.2009 tarihinde Ticaret Sicildeki kaydının terkin edildiği, davacı tarafça 02.09.2008 tarihinde İstanbul 1. İş Mahkemesinin 2008/507 Esas sayılı dosyasında şirket aleyhine alacak davasının açıldığı, henüz şirket tarafından tasfiye kararının alınmadığı, davadan sonra tasfiye kararı ile birlikte şirketin sicilden terkin edildiği, davada davalı şirketin vekil ile takip edildiği, mahkemenin 26.10.2011 tarihli kararı ile işçilik alacaklarına dair karar verildiği, mahkeme kararında şirketin tasfiyeye girdiği ve tasfiyenin sonlanmış olduğuna dair hususlara yer verilmediği, davacı tarafça... sayılı dosyasında 24.12.2012 tarihinde toplam 89.122,25 TL alacağın tahsili amacı ile İstanbul 1. İş Mahkemesinin 26.10.2011 tarihli ilamına dayalı olarak ilamda icra takibi başlatıldığı, icra takip dosyasının 10.10.2014 tarihinde yenilendiği, ... sayılı numarasını aldığı, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, müdürlük tarafından 14.10.2014 tarihli bilgiler kapsamında şirketin 24.12.2009 tarihinde tasfiyeyle sonlanması neticesinde sicil kaydının terkin edildiğinin belirtildiği, davacı tarafça 11.11.2014 tarihinde iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır.Mahkemece, tarafların delillerini dosyaya ibrazı ve ilgili delillerin celbi ile tanıklar dinlendikten sonra bilirkişi raporları alınmıştır.Mahkemece, Mülga eTK'nın 224. maddesi gereğince bu davaların davacının zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren iki yılda ve herhalde zararı doğuran fiilden itibaren beş yılda zamanaşımına uğrayacağı, tasfiyenin kapatıldığının 30.12.2009 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, hukuki sonuç doğurduğu, bu tarih itibariyle davalının öğrenmiş olduğunun kabul edileceği, iş mahkemesindeki dava tarihi itibariyle öğrenmiş olduğu zarar miktarının ise belirsiz olduğunun kabulü hâlinde 30.11.2010 tarihli rapor ile öğrendiği, TBK'nın 154 ve 156 ile mülga yasalar kapsamında 15.12.2011 tarihinde takip açılmış olması ile zamanaşımının kesildiği, 15.12.2013 tarihi itibariyle iki yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımına uğramasından dolayı reddine dair hüküm tesis edilmiştir.Dava, tasfiye memurunun sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Dava dışı şirket 24.12.2009 tarihinde tasfiye sonucunda sicilden terkin edilmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2-1/a bendinde; Türk Ticaret Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse o kanun hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Yasal düzenleme kapsamında olay tarihinde yürürlükte bulunan Mülga 6762 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK'nın 552. maddesinde; "Anonim şirketin, tasfiye memurlarını tayin ve azilleri, tasfiyenin icrası, ticaret sicilindeki kaydın silinmesi ve ticari defterlerin saklanması hakkındaki hükümleri limited şirketlerde dahi tatbik olunur." düzenlemesi mevcuttur. Aynı yasanın Yasanın 450. maddesinde "Tatbik olunacak diğer hükümler başlığı ile; "Yukarıki hususi hükümler mahfuz kalmak üzere 207 nci maddenin 3 üncü fıkrasiyle 212 nci maddenin 3 üncü fıkrası ve 217 - 221, 224 - 227, 231, 232, 235, 236, 240 ıncı maddeler hükümleri anonim şirketler hakkında da tatbik olunur. Kollektif şirketlerin tasfiyesinde ortakların ittifakla verecekleri kararlar anonim şirketlerde umumi heyetin riayetle mükellef bulunduğu 372 ve 378 inci maddelerde muayyen nısap ve ekseriyet hükümlerine tabidir."düzenlemesi mevcuttur.6762 sayılı mülga yasanın 224. maddesinde, "Mesuliyet" başlığı ile; " Kanun, şirket mukavelesi veya iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlere aykırı hareket ederek üçüncü şahısları veya ortakları zararlandıran tasfiye memurları kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsil olarak mesul tutulurlar. Tasfiye memurları, tayin ve istihdam ettikleri kimselerin kanun, şirket mukavelesi veya iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlere aykırı hareketlerinden dolayı da Borçlar Kanununun 100 üncü maddesi hükmünce gerek üçüncü şahıslara gerekse ortaklara karşı müteselsil olarak mesuldürler. Bu davalar, davacının zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren iki yılda ve her halde zararı doğuran fiilden itibaren beş yılda müruruzamana uğrar. Şu kadar ki, zararı doğuran fiil bir suç teşkil ettiği ve Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun bir müruruzamana tabi olduğu takdirde tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur." düzenlemesine yer verilmiştir.Yargıtay'ın Yerleşik İçtihatlarında belirtildiği üzere, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için davacının davalıya atfetmiş olduğu eylemlerin ceza kanunlarına göre suç teşkil etmesi gerekir. Somut olayda, davacı, davalının tasfiye memuru olarak TTK'daki hükümlere aykırı davrandığını, derdest dava devam ederken tasfiyenin sona erdirilerek şirketin sicilden terkin edildiğini ileri sürmüştür. Söz konusu iddia, gerek Ceza Kanununda gerekse ilgili kanunlarda suç teşkil eder nitelikte değildir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/2598 Esas, 2025/1021 Karar ve 18.02.2025 tarihli ilamı). Diğer taraftan, tasfiye memuru ceza uygulaması yönünden kamu görevlisi gibi sorumlu tutulamayacağından, aleyhinde TCK düzenlenen görevi ihmal, görevi kötüye kullanma ve zimmet gibi suçlardan inceleme yapılması mümkün değildir.Güveni kötüye kullanma ve/veya sahtecilik suçları ile ilgili olarak herhangi bir iddiada bulunulmadığı gibi dosya içerisinde de bu hususta herhangi bir bilgi ve belgede mevcut değildir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/3984 Esas, 2019/961 Karar ve 07.02.2019 tarihli ilamı).Bu durumda, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davcı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,5-Dosyanın, karar kesinleştiğinde, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair,HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 04.07.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/698, K. 2025/1188, T. 04.07.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-698-e-2025-1188-k-63ba932dc6ca