Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/216 E. 2022/275 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/216
- Karar No
- 2022/275
T.C. ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2022/1522 Esas - 2025/412 Karar T.C. ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1522 KARAR NO : 2025/412 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ... 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 29/06/2022 NUMARASI : 2020/511 Esas 2022/495 Karar DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 15/10/2020 KARAR TARİHİ : 18/04/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/04/2025 Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 6.000 paydan oluşan sermayesinin 337,5 payının davacılardan ...'a, 506,3 payının ...'a ve 506,2 payının da ...'e ait olduğunu, davacıların 2011, 2013 ve 2019 yıllarındaki genel kurul toplantılarına asaleten ve/veya vekâleten katılmadıklarını, imzaların davacılara ait olmadığını, davacı ...'ın katip üye sıfatlı imzasının da kendisine ait olmadığını, sahte imzalar için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunulduğunu, genel kurul toplantı işlemlerinde TTK'nun öngördüğü çağrı hükümlerine uyulmadığını, gündemin paydaşlara taahhütlü mektupla gönderilmediğini, kanuna uygun çağrı yapılmadığı gibi TTK 416 çağrısız toplantı yapma kararının ve toplantı yeri/zamanının davacılara tebliğ edilmediğini, internet sayfasında yayınlanmadığını, toplantılarda davacıların bulunmamasına rağmen var gibi gösterilip onlar adına sahte imzalı tutanaklar yapıldığını, imzaların davacılara ait olmadığını, toplantıda gündeme uyulmadığını, gündemde olmayan konuların da karara bağlandığını, yönetim kurulunun 25/06/2019 tarihli 1 numaralı kararla 2016-2017-2018 mali yılları genel kurul toplantısını TTK 416. madde çağrısız genel kurul yöntemli 02/07/2019 günü saat 10.00'da yapma kararı aldığını ancak toplantı tutanağında 02/07/2019 günü 08.30'da başladığı ve 09.00'da bittiğine dair tutanak oluşturulduğunu, dolayısıyla kanuna aykırı bu işlemlerin mutlak butlanla hükümsüz olduğunu bildirerek ... A, Ş.'nin, 12/12/2006, 19/10/2007, 14/11/2008, 25/05/2011, 02/08/2013, 02/07/2019 tarihinde yapılan genel kurul toplantılarına TTK emredici 414 ve diğer maddelerine uygun toplantıya çağrı usulüne uymama, davacılar haberdar edilmeden, genel kurula sanki davacılar da katılmışlar da hazır/var gibi TTK 447. maddesi ifa edilmiş görüntüsü verilerek, davacıların katılma hakları yok edilerek, şirket pay sahipliğine bağlı haklarını engelleme ile kullandırmama ile ve diğer nedenlerle bu genel kurulların ve kurullarda alınan ibra kararları ile yönelim kuruluna verilen sınırsız yetkilere ait kararların mutlak butlan ile sakıt olduğunun tespitine, genel kurul ve alınan kararların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın TTK 445. maddesi kapsamındaki 3 aylık zamanaşımı süresinde açılmadığını, işbu davada geçmişe dönük 14 yıllık toplantı ve kararların iptalinin islendiğini, davacıların iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacılardan her birinin iptali istenen toplantılara ayrı ayrı katıldıklarını, hazirun cetvelindeki imzaların da bizzat kendilerine ait olduğunu, dolayısıyla mutlak butlan halinin söz konusu olmadığını, davalı müvekkili şirketin her bir toplantının öncesinde TTK 410. madde vd. uyarınca usulüne uygun olarak toplantı kararı alındığını, karar sonrası yine üsüle uygun şekilde çağrı kâğıdı düzenlenerek kararlaştırılan tarihten iki hafta öncesinde genel kurul üyelerine iletildiğini, çağrı usulü dışında TTK 416. madde kapsamında düzenlenebilen çağrısız şekilde düzenlenen genel kurullarda ise bütün paydaşların toplantıya katıldığını ve toplantılarda herhangi bir itirazın söz konusu olmadığını, tutanakta itiraz yönünde şerh de bulunmadığını, genel kurul hazirun cetvellerinde paydaşların hepsinin ayrı ayrı imzalarının bulunduğunu, tüm kararların oybirliği ile alındığını, tüm toplantılarda, davacıların her birinin ayrı ayrı haberdar edildiklerini, on dört yıllık bir sürede hiçbir genel kurul toplantısından haberdar olmaksızın, hiçbir kurula katılınmadığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mutlak butlan halinin iptali istenen toplantılar açısından söz konusu olmadığının açık olduğunu belirterek, öncelikle zamanaşımı doğrultusunda davanın usulden reddini, toplantıların usulüne uygun yapılması ve davacıların itirazlarının gerçek dışı olması nedeniyle esastan reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacıların davalı şirketin ortakları olduğu, dava konusu genel kurullara davacıların katıldığının davalı tarafça ispat edilemediği, söz konusu genel kurullarda alınan kararlarda yokluk ve mutlak butlan sebebinin bulunmadığı, genel kurullara davacıların çağrı yapılmasının tek başına iptal sebebi olmadığı, alınan kararların yokluk ve mutlak butlanla malul olması ve iptal sebebinin mevcut olması gerektiği ancak davacıların hisse oranı dikkate alındığında genel kurula katılmamalarının alınan kararlara sonucunun etkilemeyeceği, taşınmazla ilgili yönetim kuruluna tasarrufta bulunmaya ilişkin genel kurulda bir karar alınmadığı, davacı vekilinin beyanlarında da tasarrufa ait bir karar alınmış gibi yönetim kurulunun alınmamış yok kararı da dayanak gösterip şirket ortağı yönetim kurulu başkanına taşınmazda tasarruf yetkisi veren yönetim kararı yazıp bu yetkiyi ticaret sicilinde yayınlattığını bildirdiği, genel kurulda alınmayan bir kararla ilgili yönetim kurulu kararı gerekçe gösterilerek genel kurulun butlan veya iptalinin söz konusu olmayacağı, sonuç olarak dava konusu genel kurulda alınan kararlarda mutlak butlan veya yokluk durumunun mevcut olmadığı, davacıların hissesi dikkate alınarak genel kurullara katılmamalarının karar alınması yönünde sonuca etkili olmadığı, bu şekilde iptal sebebinin de mevcut olmadığı kanaatine varılmakla davacının davasının reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacıların delillerinin tümünün toplanmadığını, eksik belge ile inceleme ve karar tesis edildiğini, eksik delil kapsamlı dosya ile bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, Mahkemece, genel kurulların çağrı usullerinde emredici kurullara aykırılık nedeni ile yokluk ve butlanın gerçekleştiğini kabul ettiğini, mahkeme, iptali istenen genel kurul işlemlerinin yokluk ve butlan durumuna ait tespiti kabul ettiğinden artık o genel kurulların toplantı sayısına uygun olduğunu ve alınan kararların, karar nisabına uygun olduğunun irdeleyemeyeceğini, HMK 26, 27, 30.maddelerine aykırı olarak davanın konusunun bu olmadığını, kanunun emredici hükümlerine aykırı bir toplantıda usule uygun toplanıldığı veya yeter sayı ile karar alındığının tartışılmayacağını, hükme esas alınan raporun teknik ve hukuki yeterlilik taşımadığını, raporun butlan tespiti amaçlı dava içerikli yazılmadığını bildirerek mahkemenin talebe, taraf iddialarına, kanuna aykırı tesis edilen kararın kaldırılmasını, davanın kabulüne, davalı anonim şirketin 02/07/2019, 02/08/2013, 25/05/2011, 14/11/2008, 19/10/2007 ve 12/12/2006 günü yapılan genel kurul toplantılarının kanunun emredici çağrı hükümlerine aykırı olduğundan yokluk ve butlanla sakat olduğunun tespiti ile genel kurulda alınan kararların hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; anonim şirket genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dosya kapsamında yer alan 28/12/2020 tarihli Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2020/103962 soruşturma raporu incelendiğinde; tetkike konu belgeler üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların, mevcut mukayese imzalarına kıyasen ... ... elinden çıkmadığı, tetkike konu “12/07/2016” teslim tarihli Gündem Elden Teslim Tutanağı üzerinde ... adına atılı bulunan imzanın ... elinden çıktığı, tetkike konu diğer belgeler üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların, mevcut mukayese imzalarına kıyasen ... elinden çıkmadığı, tetkike konu “02/08/2013” tarihinde yapılan 2012 Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısına Ait Hazirun Cetveli, “25 Mayıs 2011” tarihinde yapılan 2016-2017-2018 Yılları Olağan Genel Kurul Toplantısı Tutanağı ve “25 Mayıs 2011” tarihinde yapılan 2010 Yılına Ait Olağan Genel Kurul Toplantısına Ait Hazirun belgesi üzerinde ... ... adına atılı bulunan imzaların, mevcut mukayese imzalarına kıyasen ... elinden çıkmadığı, tetkike konu diğer belgeler üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların ... elinden çıktığı, tetkike konu “12/07/2016” teslim tarihli Gündem Elden Teslim Tutanağı ve “19/10/2007” tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısı Hazirun Cetveli üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların ... elinden çıktığı, tetkike konu belgeler üzerinde ..., ... ... ve ... elinden çıkmadığını belirtilen imzaların, mevcut mukayese imzalarına kıyasen ... elinden çıktığını gösterir grafolojik uyum ve benzerliklerin tespit edilemediği kanaatine varıldığının bildirildiği görülmüştür. Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2022/216 E., 2023/414 Karar, 2022/6685 C.Savcılığı Esas numaralı dosyası incelendiğinde; sanık ... hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, katılanların ..., ..., ... olduğu, Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05/06/2023 tarih, 2022/216 E., 2023/414 K sayılı ilamı ile, ''...yapılan araştırmada bahsi geçen yıllara ait toplantı tutanaklarının asıllarının vefat eden yetkilinin uhdesinde olması nedeniyle temin edilemediği, ancak Ticaret Sicilinden temin edilerek aslı gibi onaylı suretlerinin soruşturma makamına teslim edildiği, katılanlardan alınan yazı ve imza örnekleri ile teslim edilen evraklar üzerinde inceleme yapılabilmesi amacıyla dosyanın Grafoloji alanında uzman bilirkişiye tevdi edildiği ve bilirkişinin hazırlamış olduğu 28/12/2020 tarihli rapora göre evraklar üzerindeki ... adına atılan imzaların hiçbirisinin ... elinden çıkmadığının, ... adına atılan imzalardan yalnızca 12/07/2016 tarihli Gündem Elden Teslim Tutanağı üzerindeki imzanın ... elinden çıktığı, diğer belgeler üzerindeki hiçbir imzanın ... elinden çıkmadığının, ... adına atılan imzalardan 02/08/2013 tarihinde yapılan 2012 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısına Ait Hazirun Cetveli, 25/05/2022 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul Toplantısı Tutanağı ve 25/05/2011 tarihinde yapılan 2010 yılına ait Olağan Genel Kurul Toplantısına Ait Hazirun Belgesi üzerindeki imzaların ... elinden çıkmadığı, diğer belgeler üzerindeki imzaların ... elinden çıktığının tespit edildiği ancak şahısların kendi ellerinden çıkmadığına dair tespit edilen imzaların ... elinden çıktığına dair de herhangi bir tespitin bulunmadığının rapor edildiği, buna göre her ne kadar sanık aşamalarda imzaların kendisi tarafından atılmadığını, böyle bir usulsüzlük yapılmadığını beyan etmiş ise de, incelenen tüm tutanaklarda sanığın Divan Başkanı, Yönetim Kurulu Başkanı veya Toplantı Başkanı sıfatıyla yer aldığı ve sahte olarak atıldığı belirtilen imzaların sanığın haberi olmadan atılmayacağının, buna göre sanığın suç işleme kastının bulunduğu anlaşılmakla eylemine uyan Özel Belgede Sahtecilik suçundan farklı zamanlarda birden fazla kez ve üç farklı katılana karşı suçun işlendiği anlaşıldığından....'' sanık ...'ın özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmasına ve verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, ilgili kararın 05/10/2023 tarihinde kararın kesinleştiği görülmüştür. Davacı tarafça davalı anonim şirketin 02/07/2019, 02/08/2013, 25/05/2011, 14/11/2008, 19/10/2007 ve 12/12/2006 günü yapılan genel kurul toplantılarının kanunun emredici çağrı hükümlerine aykırı olduğundan hükümsüzlüğünün tespitinin talep edildiği, davalı tarafça toplantı çağrılarının usulüne uygun yapıldığı, toplantıların tüm ortakların katılımı ile gerçekleştiğinden davanın reddinin talep edildiği, Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davacının davasının reddine karar verildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya arasında yer alan 02/07/2019, 02/08/2013, 25/05/2011, 14/11/2008, 19/10/2007 ve 12/12/2006 günü yapılan genel kurul toplantı hazirun cetvelleri incelendiğinde, davacıların üçünün de toplantılara bizzat katılıp, asaleten oy kullanıp, asaleten imza attıkları şeklinde tutanaklarda belirleme olduğu görülmüştür. Hal böyle olunca dosya kapsamındaki uyuşmazlık, bahsi geçen imzaların davacılara ait olup olmadığının, davacıların genel kurul toplantılarına tutanaklarda belirtildiği üzere bizzat katılıp katılmadığının belirlenmesi suretiyle, davalı ... ve Öğretim Tesisleri ve Orman Ürünleri İnşaat Taahhüt A.Ş.'nin, 12/12/2006, 19/10/2007, 14/11/2008, 25/05/2011, 02/08/2013, 02/07/2019 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olup olmadığının tespiti noktalarında toplanmaktadır. Mahkemece davalı vekiline davaya konu 02/07/2019, 02/08/2013, 25/05/2011, 14/11/2008, 19/10/2007 ve 12/12/2006 günü yapılan genel kurul toplantılarına ilişkin belge asıllarını sunması için süre verdiği, davalı vekili 02/08/2013 tarihinde meydana gelen yangında evrakların yandığı bildirilerek 08/10/2021 tarihli dilekçesi ve ekinde bir kısım belgeyi dosyaya sunduğu, bunun üzerine mahkemece imza incelemesi yönünden ayrı bilirkişi raporu aldırmadığı, yargılama sırasında yeminli mali müşavir Abdulkadir Bozdoğan tarafından tanzim olunan 28/02/2022 tarihli bilirkişi raporunda ceza soruşturmasında imza incelemesine yönelik alınan raporun esas alınması suretiyle rapor tanzim edildiği görülmüştür. Buna göre; 12/12/2006 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında hazirun cetvelindeki davacı ...'in imzasının kendisine ait olduğu, diğer davacılar ... ve ... ...'in imzalarının kendilerine ait olmadığı, 19/10/2007 tarihli 2006 Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısında hazirun cetvelindeki davacı ...'in imzasının kendisine ve ... ... yerine atılan imzanın ...'e ait olduğu, diğer davacı ... yerine atılan imzanın ...'a ait olmadığı, 14/11/2008 Tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında hazirun cetvelindeki davacı ...'in imzasının kendisine ait olduğu, ... ... ve ... yerine atılan imzaların kendilerine ait olmadığı, 25/05/2011, 02/08/2013, 02/07/2019 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantılarında hazirun cetvelindeki imzaların, ..., ... ... ve ...'e ait olmadığının belirlendiği görülmüştür. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 nci maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447 nci maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27 nci maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378). Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37). Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır. Anonim şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı Kanun'da hem de 6102 sayılı Kanun'da anonim şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir.Çağrısız genel kurulu düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 416 ncı maddesi "(1) Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler. (2) Çağrısız toplanan genel kurulda, gündeme oybirliği ile madde eklenebilir; aksine esas sözleşme hükmü geçersizdir." şeklindedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere bir çağrısız genel kurulun var olabilmesi için tüm pay sahiplerinin ya da temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ile herhangi bir pay sahibinin toplantıya itiraz etmemesi gerekmektedir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/03/2022 tarih, 2021/11-701 E., 2022/275 K. sayılı ilamı) Somut olayda; 12/12/2006, 19/10/2007, 14/11/2008 tarihli olağan genel kurullarında davacılara usulüne uygun çağrı yapıldığının davalı şirketçe belgelendirilmediği gibi, bahsi geçen genel kurul toplantı hazirun cetveline göre, davacı ...'in imzasının kendisine, davacılar ... ... ve ... yerine atılan imzaların ise bahsi geçen davacılara ait olmadığı, bu hali ile söz konusu genel kurullara tüm davacıların usulüne uygun çağrıldığının davalı şirketçe ispat edilmediği, bahsi geçen 12/12/2006, 19/10/2007, 14/11/2008 tarihli genel kurullarda davacılar ... ... ve ...'in veya temsilcisinin hazır bulunmadığı, bu haliyle ilgili genel kurulların TTK 416 madde kapsamında çağrısız genel kurul olarak da değerlendirilemeyeceği, yine 25/05/2011, 02/08/2013, 02/07/2019 tarihli olağan genel kurul toplantılarının da çağrısız yapıldığı ve iş bu genel kurul toplantılarının davacıların da katılımı ile tüm ortaklarca gerçekleştirildiği iddia edilmiş ise de 25/05/2011, 02/08/2013, 02/07/2019 tarihli genel kurul toplantı hazirun cetvellerine göre davacılar adına atılan imzaların hiç birinin davacıların eli ürünü olmadığı, hal böyle olunca TTK 416 madde uyarınca gerçekleştirilen genel kurul toplantılarında da davacıların hazır bulunmadıkları imzaların sahte olması nedeniyle genel kurul tutanaklarının hukuki işleme esas alınamayacaklar ve yokluk müeyyidesine tabi olacaktır. Bu nedenle davacılar oy oranlarının etki kuralına göre değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu bağlamda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; yukarıda açıklandığı üzere çağrısız genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve toplantıya itirazda bulunmaması çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil ettiği, ancak yapılan incelemede davaya genel kurul toplantılarına ilişkin çağrıların yapılmamış olduğu, herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararların yoklukla malûl olup, yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesinin hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/10/2024 tarih, 2023/4992 E, 2024/7426 K, 20/04/2016 tarih, 2015/9575 E., 2016/4408 K., sayılı ilamlarının da bu yönde olduğu, toplantıya katılmayan pay sahiplerinin sonradan toplantıda alınan kararlara icazet verdiğine ilişkin bir delil de dosyada bulunmadığı, hal böyle olunca ilk derece mahkemesince davaya konu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu ve aradan zaman geçmesi nedeniyle yok hükmündeki genel kurul kararlarının sıhhat kazanmayacağı hususu göz önüne alınarak, davacıların davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle, davacıların istinaf itirazlarının kabulü ile, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak, davacıların davasının davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/06/2022 tarih ve 2020/511 Esas 2022/495 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davacıların davalarının KABULÜ ile, Davalı ... ve Öğretim Tesisleri ve Orman Ürünleri İnşaat Taahhüt A.Ş.'nin,12/12/2006,19/10/2007,14/11/2008,25/05/2011,02/08/2013,02/07/2019 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun TESPİTİNE, 3-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 561,00 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafça yatırılan 54,40 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 5-Davacı tarafça yapılan 134,75 TL posta, davetiye ve 4.000,00 TL bilirkişi gideri olmak üzere toplam 4.134,75 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, 6-Davacılar davada kendisini vekille temsil ettirdiğinden , istinaf karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, 7-Davalı tarafından yapılan dosyada sarf ve evrakı mevcut yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Dosya kapsamında bulunan bakiye gider avansının, HMK'nun 333. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 47/1 maddesi uyarınca, kararın kesinleşmesine müteakip davacı tarafa iadesine, B)1-Davacı taraftan istinaf karar harcı olarak alınan 80,70 TL harcın talep halinde davacılara iadesine, 2-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 27,00 TL dosya gönderme ücreti olmak üzere toplam 247,70 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.18/04/2025 Başkan- ... Üye - ... Üye -... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...