Bölge Adliye Mahkemesi · Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2022/1334 E. 2025/763 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/1334
- Karar No
- 2025/763
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2022/1334 Esas - 2025/763 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1334 KARAR NO : 2025/763
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/05/2022 NUMARASI : 2013/408 Esas 2022/357 Karar DAVACI : VEKİLLERİ : DAVALILAR : VEKİLİ : DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 13/06/2013 KARAR TARİHİ : 04/07/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/07/2025
Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın Çorlu/ Tekirdağ Şubesi ile ... Kuy.İnş.San.Tic.Ltd.Şti. arasında genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesi akdedildiğini, borçlulardan ...'ın bahsi geçen sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, anılan kredi sözleşmesine dayanılarak kredi müşterisine kullandırılan kredilerin geri ödenmemesi üzerine hesabın kat edildiğini, bankaca öncelikle asıl borçluya ihtarname gönderilmiş olup ihtarnamede verilen süreye rağmen borç ödenmediğinden müteselsil kefile ihtarname keşide edildiğini, kredi borçlusu ve kefile gönderilen ihtarnamelere rağmen borcun ödenmemesi üzerine Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2013/7991 Esas sayılı dosyasından genel haciz yoluyla icra takibine geçildiğini, haksız itiraz üzerine takibin durduğunu iddia ederek davalıların icra takibine vaki itirazlarının iptali ile takibin devamına ve %20 icra inkar tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin toptan ve perakende alım satım faaliyetlerini sürdürdüğünü, diğer müvekkili ...'ın ise şirketin hissedarı ve müdürü olduğunu, müvekkili şirketin 2012 yılında ticari kredi başvurusu kapsamında bankanın Çorlu Şubesi müdürü ile yapılan görüşmede sözleşme imzalanması gerektiğini ve sözleşmeye ...'ın usulen kefil yazacaklarını beyan etmesinin ardından genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinin imzalandığını, ancak müvekkili şirketin sözleşmenin imza tarihinden sonra herhangi bir kredi kullanmadığı gibi müvekkili şirket veya 3. kişi hesabına sözleşmeye dayanarak bir para transferinin gerçekleşmediğini, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığını belirterek davanın reddi ile takip bedelinin %40'ından aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacı banka ile davalı ... ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti arasında 850.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin "Genel Nakdi ve Gayri Nakdi Kredi Sözleşmesinin Düzenlenmesine İlişkin Esaslar" başlıklı belgenin 8. maddesindeki ibareden sözleşmenin 28/06/2012 tarihinde imzalandığının anlaşıldığı, şirket adına atılı imzanın sözleşme limitinin arttırılması bölümüne ... ismi altına atılı müteselsil kefalete ilişkin ... ismi altına atılı imzanın, 850.000,00 TL kredi kullandırılmasına ilişkin banka dekontu altındaki imzanın, 1 ile 20. taksitleri gösterir ödeme planı altındaki borçlu müteselsil kefil olarak atılan iki ayrı imzanın 21 ila 36. taksitleri gösterir ödeme planında borçlu ve müteselsil kefil olarak iki ayrı atılan imzaların ...'a ait olduğunun 07/05/2014 tarihli duruşmadaki imzalı beyanından anlaşılmakla ...'ın sözleşmenin müteselsil kefili olarak sorumlu tutulması gerektiği, davacı banka tarafından keşide olunan alacağın ödenmesini içeren 27/03/2013 tarihli ihtarnamenin davalı asıl borçlu şirketin adresinin değiştirilmiş olması nedeniyle tebliğ edilmeyerek 02/04/2013 tarihinde iade edilmiş ise de ihtarnamenin asıl borçlu şirketin sözleşmede kayıtlı adresine gönderilmiş olup adres değişikliğinin noter aracılığı ile davacı bankaya bildirilmediğinden sözleşmedeki adrese ulaştığı 02/04/2013 itibariyle tebliğ edilmiş ve anılan tarihe göre de davalı asıl borçlu şirketin 10/04/2013 tarihi itibariyle oluştuğu, davalı kefile gönderilen ihtarnamenin 29/04/2013 tarihinde tebliğ edildiği, alacağın ödenmesi yönünde verilen 7 günlük önel sonrasında davalı kefilin temerrüdün 07/04/2013 tarihi itibariyle oluştuğu, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada davalı şirketin asıl alacak, işlemiş faiz ve ferileriyle birlikte toplam 852.554,82 TL'den, sözleşmenin kefili davalı ...'ın ise asıl alacak, işlemiş faiz ve ferileriyle birlikte toplam 818.599,55 TL'den sorumlu olduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne, davalıların Ankara 28 İcra Müdürlüğünün 2013/7991 Esas sayılı icra takip dosyasına vaki itirazlarının iptali ile takibin 798.477,91 TL asıl alacak, 51.501,82 TL işlemiş faiz, 2.575,09 TL BSMV olmak üzere toplam 852.554,82 TL (davalı kefil ... 798.477,91 TL asıl alacak, 19.163,47 TL işlemiş faiz, 958,17 TL BSMV olmak üzere toplam 818.599,55 TL'den sorumlu olmak üzere) üzerinden ve takip tarihinden asıl alacağa %54 oranında temerrüt faizi ve %5 BSMV uygulanmak sureti ile devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, hüküm altına alınan miktarın %20 oranındaki 170.510,96 TL icra inkar tazminatının (davalı kefil ... 163.719,91 TL'sinden sorumlu olmak üzere) davalılardan tahsiline, davalı yanın tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile banka arasında 2012 yılında genel kredi sözleşmesi imzalanmasına karşın müvekkili şirketin herhangi bir kredi kullanmadığı gibi müvekkili şirket veya 3.kişi hesabına sözleşmeye dayanarak bir para transferinin de gerçekleşmediğini, dava konusu takibin kaynağının 28/06/2012 tarihli sözleşme olmayıp 02/07/2012 tarihli sözleşme olduğunu, müvekkiline hata ve hile ile imzalatılan 28/06/2012 tarihli sözleşme sonucu çıkan 850.000,00 TL'lik kredi borcunun 02/07/2012 tarihinde yeniden açılan 850.000,00 TL tutarındaki taksitli ticari kredi ile kapatıldığını, akabinde 02/07/2012 tarihli taksitli kredi sözleşmesinin ilk 5 taksitinin müvekkili şirketten bağımsız olarak banka müdürünün işlemleri doğrultusunda mesai bitiminde ... Yapı'ya ait (28/06/2012 tarihli kredi sözleşmesi ile usulsüz bir şekilde lehine fayda sağlanan firma) çekler ile ödendiğini, bu ödemeler yönünden müvekkilinin talimatının bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, takip konusu genel kredi sözleşmesi 02/07/2012 tarihli olup, davalı ...'ın eş rızası bulunmaması ve el yazısı ile yazılmaması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunu, mahkemenin aksi yönündeki kabulünün dosya kapsamına ve hukuka aykırı olduğunu, 14/04/2021 tarihli bilirkişi raporunun II.3 no'lu bölümünde 28/06/2012 tarihinde müvekkili şirket ortağı ... ... imzaladığı sözleşmeye istinaden kullandırılan 850.000,00 TL'lik kredinin 385.000,00 TL'lik kısmının ... ... adına ... ..., 100.000,00 TL'lik kısmının ... ... isimli şahsa yatırıldığının belirtildiğini, her iki havalenin müvekkili şirket hesabından ... ... hesabına aktarılmasına ilişkin müvekkili şirket tarafından verilen bir talimatın bulunmadığını, bankanın teftiş kurulu raporunda da bu hususların tespit edildiğini, bankaca kredi için alınan ipoteğin de aradan 3 ay geçtikten sonra terkin edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bununda gerçek bir kredi ilişkisinin bulunmadığının bir kanıtı olduğunu, müvekkili şirketin banka şube müdürü ... tarafından hileli davranışlarıyla hataya düşürüldüğünü, ... aynı hileli davranışları müvekkili dışındaki başka kişiler açısından da sergilediğini ve aynı şekilde krediler kullandırıldığının banka teftiş raporu ile tespit edildiğini, bankanın kötü niyetli olduğunu, müvekkili şirkete kullandırıldığı belirtilen 28/06/2012 tarihli 850.000,00 TL'lik kredinin esasen 3.kişilere yarar sağlamak amacına yönelik olduğunu, müvekkili şirkete tahsis edilen kredinin müvekkili şirkete değil tamamıyla Şirketine aktarıldığını, kredi taksitlerinin Şirketine ait çekler ile ödenmesinden de anlaşılabileceğini, 28/06/2012 tarihinde tahsis edilen kredinin bir kaç gün sonra aynı bedelle çekilen kredi ile hiçbir dosya masrafı ve faiz işletilmeden kapatılmasının hayatın olağan akışına aykırı olup, bunu ancak bir yetkilinin yapabileceğini, bu durumun bile dava konusu kredinin şube müdürünün hileli davranışları ve işlemleri neticesinde oluştuğunu ve davalı şirketin değil şube müdürünün anlaşmalı olduğu kişilerin yararına olduğunun ispatı niteliğinde olduğunu bildirilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırıldığı iddia edilen kredinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi, hesap kat ihtarnamesi, hesap ekstreleri ve sair deliller dosya arasında mevcuttur. Ankara 28. İcra Müdürlüğü'nün 2013/7991 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı banka tarafından davalılara karşı 798.477,91 TL asıl alacak, 62.109,93 TL işlemiş faiz, 3.105,50 TL BSMV olmak üzere toplam 863.693,34 TL'nin tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibinin davalı borçluların yasal süresi içerisinde borca ve fer'ilerinin itiraz etmesi üzerine durdurulduğu, eldeki itirazın iptali davasının İİK.nun 67.maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmüştür. 01/11/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; davacı banka ile davalı asıl borçlu ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti arasında 850.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi akdedildiği, sözleşmede tarih bulunmadığı, ancak sözleşme ile birlikte dosyaya sunulan genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinin düzenlenmesine ilişkin esaslar başlıklı belgenin 8. maddesinde "Genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinin kapağı, banka ve müşteri tarafından 28/06/2012 tarihinde imzalanmış olan sözleşmenin bir parçasıdır." ibaresinden taraflar arasında 28/06/2012 tarihinde bir sözleşme imzalandığının anlaşıldığı, bununla birlikte davacı bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca düzenlenmiş olan 18/02/2013 tarihli soruşturma raporunda düzenlenen kredi sözleşmesi ve diğer belgeler ve çekiliş dekontlarının tamamının ... ... firmasını temsil yetkisi bulunmamasına rağmen, firma yetkilisi ...'ın ağabeyi olan ve şube tarafından firmanın işlemlerini yürüttüğü beyan edilen ... ... tarafından imzalandığının tespit edildiği, firmaya 02/07/2012 tarihinde tahsis edilen ve hali hazırda açık olan ATÖTK'ün kullanımına ilişkin dekont ve ödeme planının yanı sıra yeniden düzenlenen sözleşmeye ...'ın imzasının temin edildiğinin saptandığı şeklindeki bilgilerden davacı ile davalı şirket arasında 28/06/2012 ve 02/07/2012 tarihlerinde olmak üzere iki adet genel kredi sözleşmesi imzalandığı, 28/06/2012 tarihli sözleşmede ... ... 02/07/2012 tarihli sözleşmede ...'ın imzasının bulunduğu, davacı banka tarafından sunulan sözleşmede ...'ın imzasının bulunduğu, ... ... tarafından imzalanmış bir sözleşmenin dosyaya sunulmadığı, sözleşmenin 28/06/2012 tarihinde akdedildiği kabul edildiği takdirde sözleşmenin limiti olan 850.000,00 TL dahilinde ...'ın kefaleten sorumlu olduğunun kabulü gerektiği, mülga 818 sayılı Borçlar Kanununda göre kefalet limiti, kefalet tarihi, eş rızası gibi şekil şartlarına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda kefil davalının sözleşmeye olan kefaletinin geçerli ve kefalet limitinin 850.000,00 TL olacağını kabul etmek gerektiği, davacı banka tarafından dosyaya sunulan 20/09/2012 tarihli genel mektupta ticari nitelikteki krediler için %54 oranından temerrüt faizi uygulanacağının belirtildiği, yazı ekindeki Merkez Bankası bildirim listesinde en yüksek kredi faiz oranının %27 olarak yer aldığı, davalı borçlu şirket adına 28/06/2012 tarihinde 850.000,00 TL tutarında borçlu cari hesap kredisi açıldığı ve kredi tutarının şirketin vadesiz mevduat hesabına alacak kaydedildiği, tevdi fişi üzerindeki imzanın ... ...'a ait olduğunun anlaşıldığı, ... ...'a 28/06/2012 tarihli düzenleme çekinde vekaletnamede yer alan yetkilerle birlikte şirket adına ipotek karşılığı kullandırılacak kredileri almaya, kredi sözleşmesi imzalamaya yetkilendirildiği, 28/06/2012 tarihli sözleşmenin ve ödeme dekontunun ... ... tarafından imzalandığının tespit edildiği, yapılan tespitlerden davalı şirket adına 28/06/2012 tarihinde açılan borçlu cari hesap kredisinin yine şirket adına 02/07/2012 tarihinde kullandırılan 850.000,00 TL tutarındaki taksitli ticari kredi ile kapatıldığının saptandığı, kredinin ilk 5 taksit borcunun ödendiği, söz konusu taksitlerin davalı firma ile ilgisi olmayan diğer firmalara ait ticari mevduat ve kredi hesaplarından çekilen tutarlarla tahsil edildiği, kalan ana para borç bakiyesi 755.244,79 TL üzerinden 02/04/2013 tarihinde takip hesaplarına aktarıldığının belirlendiği, 24/04/2013 tarihli ihtarnamenin davalı kefil ...'a 29/04/2013 tarihinde tebliğ edildiği, asıl borçlu şirkete keşide olunan 27/03/2013 tarihli ihtarnamenin sözleşmede kayıtlı adresine gönderilmiş olup adres değişikliği noter aracılığı ile davacı bankaya bildirilmediğinden ihtarnamenin sözleşmedeki adrese ulaştığı 02/04/2013 tarihinde tebliğ edilmiş sayılması gerektiği, bu tarihe göre davalı asıl borçlu şirketin temerrüdünün 10/04/2013 itibariyle oluştuğunun saptandığı, kefilin temerrüdünün 07/04/2013 tarihi itibariyle oluştuğu, mahkemece Merkez Bankasından müzekkere yoluyla dosyaya kazandırılan 05/01/2022 tarihli yazıda davacı bankanın 2013 yılı Nisan ayı itibariyle ticari krediler için fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranının 24 ay ve üzeri vade için %22,80, Mayıs 2013 ayı için %41.76 olarak tespit edildiği, ticari kredilere fiilen uygulanan faiz oranı esas alındığında davacı bankanın alacağa tatbik edebileceği temerrüt faiz oranı Nisan 2013 ayı için %45,60, Mayıs 2013 ayı için %41.76 olarak tespit edildiği, yapılan hesaplamada davalı asıl borçlu şirketin takip tarihi itibariyle 798.477,91 TL asıl alacak, 51.501,82 TL işlemiş faiz, 2.575,09 TL BSMV olmak üzere toplam 852.554,82 TL, davalı ...'ın takip tarihi itibariyle sorumluluğunun ise 798.477,91 TL asıl alacak, 19.163,47 TL işlemiş faiz, 958,17 TL BSMV olmak üzere toplam 818.599,55 TL olduğu bildirilmiştir. Dosya kapsamından, davalı ... Kuy. İnş. San. Ve Tic. Ltd.şti.'nin Ankara ili Altındağ ilçesinde kurulup olup, davalı ...'ın şirketin ortağı ve yetkili temsilcisi olduğu, a)Davacı bankanın Çorlu / Tekirdağ şubesi tarafından davalı şirket adına 28/06/2012 tarihinde saat 17:49:13'de 850.000,00 TL tutarında BCH kredisi açıldığı ve kredi tutarının şirketin vadesiz mevduat hesabına alacak kaydedildiği, mahkemece alınan 24/08/2020 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere şirketin vadesiz mevduat hesabından saat 17:51:16'da 850.000,00 TL ödeme yapıldığına dair tediye fişi düzenlenmiş olmakla birlikte tediye fişi üzerinde iki yetkili kişi imzası bulunmadığı gibi gişe yetkisini aşan bu tutardaki ödemenin ana vezneden yapıldığına ilişkin vezne kaşesi ve ödenen paraya ait kupür dökümünün bulunmadığı, Davalı şirketin diğer ortağı ... ... 29/01/2015 tarihli duruşmadaki beyanına göre 28/06/2012 tarihli 850.000,00 TL tutarlı tediye fişi üzerindeki borçlu şirket üzerindeki imzanın ... ...'a ait olduğu, Söz konusu kredinin 485.000,00 TL'lik kısmının aynı tarihte davalı şirketle herhangi bir ilgisi bulunmayan dava dışı ... ...'un satın aldığı arsanın bedeli olarak ... ... adına dava dışı ... ... ve ... ...'a EFT ile gönderildiği, ayrıca 36.600,00 TL'lik kısmının ise aynı tarihte ... ...'un 682333 numaralı ACH'ına alacak kaydedilerek adı geçen devre faiz ödemesinde kullanıldığı, Davalı şirketin KMK'sına 29/06/2012 tarihinde aktarılan 2.200,00 TL'nin söz konusu tarihte dava dışı Veziroğlu Yapı Şirketi'nin 47258 no'lu KMK'sına borç kaydedilen 550.000,00 TL'den karşılandığı, kalan kısım ve faiz tutarlarının ise 02/07/2012 tarihinde ödenmek suretiyle kapatıldığı, b)02/07/2012 tarihininde saat 14:43:14'de "muhasebe hesabından yatan" açıklaması ile davalı şirket hesabına 1.262,35 TL tutarında para yattığı, bu tutarın davalı şirketin BCH kredisine aktarıldığı ve BCH kredisinin faiz ve BSMV borcunun tahsil edildiği, 02/07/2012 tarihinde saat 16:20:14'de davalı şirket adına 850.000,00 TL tutarında taksitli ticari kredi açıldığı, kullandırıma ilişkin virman fişi üzerinde davalı şirket adına davalı ...'ın imzasının bulunduğu, Aynı tarihte saat 16:21:17'de davalı şirket vadesiz mevduat hesabından 848.904,18 TL'nin 28/06/2012 tarihinde kullandırılan BCH kredisine aktarıldığı ve bu tutarla davalı şirket adına açılan BCH kredisinin kapatıldığı, c)02/07/2012 tarihinde kullandırılan 850.000,00 TL tutarındaki taksitli ticari kredinin 02/08/2012 - 02/12/2012 tarihleri arasındaki ilk 5 taksitinin dava dışı ... Yapı Şirketi, İkbal Mobilya Şirketi, Norm Gayrimenkul Şirketi, Şefpet Akaryakıt Şirketi'ne ait kredi hesapları ve alacaklı cari hesaplarından çekilen muhtelif miktarların davalı şirketin alacaklı cari hesabına yatırılmak suretiyle ödendiği, İlk 5 taksit ödenmesine müteakip başkaca ödeme yapılmamış olması nedeniyle kalan ana para borç bakiye 755.244,79 TL üzerinden 02/04/2013 tarihinde takip hesaplarına aktarıldığı ve hesabın kat edilerek gönderilen ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi üzerine eldeki dava konusu icra takibinin başlatıldığı anlaşılmaktadır. Davacı yan, takip konusu kredi borcunun davalı şirkete, 02/07/2012 tarihinde kullandırılan 850.000,00 TL limitli 493804 no'lu aylık taksit ödemeli ticari krediden kaynaklandığını, söz konusu kredinin davalı şirketin hesabına aktarıldığını, davalı ...'ın kefaletinin geçerli olduğunu, her iki davalının da takip konusu borçtan sorumlu olduklarını iddia etmekte, Davalı yan ise, davalı bankanın Çorlu şubesi müdürü ... Tokgöz ile davalı şirkete kredi kullandırılması hususunda yaptıkları görüşme üzerine 02/07/2012 tarihinde genel kredi sözleşmesinin imzalandığını, ancak sözleşme kapsamında davalı şirkete herhangi bir kredi kullandırılmadığını, davalı şirket veya 3.kişi hesabına bu sözleşmeye dayanarak para transferi gerçekleşmediğini, sözleşmenin imza tarihi olan 02/07/2012 tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Yasa'nın 583 ve devamı maddelerindeki düzenlemeler karşısında davalı ...'ın kefaletinin geçersiz olduğunu, davalıların takip konusu borçtan sorumlu tutulamayacaklarını savunmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, takip konusu kredinin dayanığı olan genel kredi sözleşmesinin hangi tarihte imzalandığı, davalı ...'ın kefaletinin geçerli olup olmadığı, davalı şirket lehine gerçek bir kredi kullandırımı yapılıp yapılmadığı hususlarına ilişkindir. Davalı ...'ın kefaletinin geçerli olup olmadığı ve takip konusu borçtan sorumlu olup olmadığına ilişkin yapılan değerlendirmede; Davacı bankaca dava konusu icra takibinde takip dayanağı olarak "genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesi ve ihtarnameler"e dayanılmış olmakla birlikte borcun kaynağını teşkil eden kredi sözleşmesinin ve ihtarnamelerin tarihi, sayısı ve sair hususlara ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamış olmakla birlikte icra dosyasına sunulu olan davalı şirkete hitaplı Çorlu 4. Noterliğinin 27/03/2013 tarihli 03057 yevmiye no'lu ihtarnamesinde 1520-493904 no'lu aylık taksit ödemeli kredi hesabından kaynaklanan kredi hesabının 27/03/2013 tarihi itibariyle kat edildiği, toplam 931.338,89 TL'nin 7 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiği, yine davalı ...'a hitaplı Çorlu 4. Noterliğinin 24/04/2013 tarihli 4013 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile 1520-493904 no'lu aylık taksit ödemeli kredi hesabından kaynaklanan kredi borcunun 24/04/2013 tarihi itibariyle 827.178,20 TL olduğu belirtilerek borcun 7 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiği anlaşılmaktadır. İcra dosyasına sunulan genel kredi sözleşmesinde, sözleşmenin düzenlenme tarihi yer almayıp, davalı ...'ın sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla isim ve imzası bulunmakla birlikte kefalet kısmında da herhangi bir tarih ve eş rızasının bulunmadığı gibi kefalet kısmındaki yazıların davalı ...'ın el yazısı ile yazıldığına dair iddia ve delil ileri sürülmemiştir. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğü giren 6098 Türk Borçlar Kanunu'nun “Şekil” başlıklı 583. maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz. ”, hükmü düzenlenmiştir. Aynı Yasa'nın “Eşin rızası” başlıklı 584. Maddesinde; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. (Ek fikra: 28/3/2013-6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." düzenlemesi mevcuttur. Buna göre, kefalet sözleşmesi 01/07/2012 tarihinde önce düzenlenmiş ise 818 Sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olacak ve geçerliliği açısından yukarıda sayılan kanun hükümlerinde belirtilen şartların bulunması aranmayacak; 01/07/2012 tarihinden sonra düzenlenmiş ise 6098 Sayılı Yasa'nın 583 ve 584.maddelerinde öngörülen şekil şartlarını taşımaması halinde geçersiz olacaktır. Bu durumda davalı ...'ın dava konusu icra takibinde talep edilen borçtan sorumlu olup olmadığının belirlenmesi için öncelikle takip konusu borcun dayanağını teşkil eden genel kredi ve kefalet sözleşmelerinin hangi tarihte imzalandığının tespiti gereklidir. Mahkemece alınan 24/08/2020 tarihli bilirkişi raporunda tespit edildiği, davacı bankanın teftiş kurulu başkanlığınca düzenlenmiş olan 18/02/2013 tarihli S-12-122 numaralı soruşturma raporunun 22. ve 23.sayfalarında ve davacı banka vekilinin 19/10/2022 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda eksik belge ve itirazlarının sunulmasına yönelik sunduğu bila tarihli dilekçesi ekinde bulunan yine bila tarihli istihbarat raporunda açıklandığı üzere; 28.06.2012 tarihinde firma adına düzenlenen GNGKS, BHS, diğer belgeler ve çekiliş dekontlarının tamamının ... ... firmasını temsil yetkisi bulunmamasına rağmen, davalı şirket yetkilisi olmayan şirket ortağı dava dışı ... ... tarafından imzalandığı, bu tarihte davalı şirkete 850.000,00 TL miktarındaki BCH (ilk) kredisinin kullandırıldığı, 02/07/2012 tarihinde tahsis edilen dava konusu takibin dayağı olan 850.000,00 TL'lik taksitli ticari kredinin kullanımına ilişkin dekont ve ödeme planının yanı sıra yeniden düzenlenen genel kredi sözleşmesine davalı ...'ın imzasının temin edildiği, şeklinde yer verilen bilgilerden; davacı ile davalı şirket arasında 28.06.2012 ve 02.07.2012 tarihlerinde olmak üzere iki adet genel kredi sözleşmesi imzalandığı, 28.06.2012 tarihli sözleşmede şirketi temsile yetkisi bulunmayan ... ... imzasının bulunması nedeniyle esasen şirket açısından bağlayıcı olmadığı gibi 28/06/2012 tarihinde kullandırılan krediye ilişkin sözleşme ve işlemlerde davalı ...'ın kefalet imzasının yer almadığı, 02.07.2012 tarihli sözleşmenin ise davalı şirket temsil temsilcisi davalı haiz ... tarafından hem şirket adına yetkili temsilci sıfatıyla hem de kendi adına müteselsill kefil sıfatıyla imzalandığı, davalı ...'ın imzasının Ankara'daki bir şube aracılığı ile temin edildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, dava konusu takip dayanağı genel kredi sözleşmesinin şirket adına 02.07.2012 tarihinde imzalandığı ve davalı ...'ın kefalet imzasının da 02/07/2012 tarihinde alındığı, böylelikle kefalet sözleşmesinin 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girdikten sonra imzalandığı, dolayısıyla 6098 Sayılı Yasa hükümlerine tabi olduğu kanaatine varılmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 583 ve 584.maddeleri gereğince kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihinin belirtilmesi, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarın, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi ve eş rızasının bulunması gereklidir. Davacı banka tarafından gerek icra dosyasına, gerekse dava dosyasına sunulan genel kredi sözleşmelerinde 6098 Sayılı Yasa'nın 583 ve 584.maddesinde geçerlilik şartı olarak belirtilen hususların hiçbiri bulunmadığından davalı ...'ın kefaletinin geçerli olduğundan ve dolayısıyla dava konusu icra takibinde talep edilen kredi borcundan sorumlu olduğundan söz edilemeyeceğinden mahkemece davalı ... hakkında yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Davalı ... Kuy. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti. yönünden yapılan değerlendirmede ise; Yine, mahkemece alınan 24/08/2020 tarihli bilirkişi raporunda tespit edildiği, davacı bankanın teftiş kurulu başkanlığınca düzenlenmiş olan 18/02/2013 tarihli S-12-122 numaralı soruşturma raporunun 25. sayfasında ve davacı banka vekilinin 19/10/2022 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda eksik belge ve itirazlarının sunulmasına yönelik sunduğu bila tarihli dilekçesi ekinde bulunan yine bila tarihli istihbarat raporunda açıklandığı üzere; Davacı bankanın Çorlu / Tekirdağ şubesi tarafından davalı şirket adına 28/06/2012 tarihinde saat 17:49:13'de 850.000,00 TL tutarında BCH kredisi açıldığı ve kredi tutarının şirketin vadesiz mevduat hesabına alacak kaydedildiği, şirketin vadesiz mevduat hesabından saat 17:51:16'da 850.000,00 TL ödeme yapıldığına dair tediye fişi düzenlenmiş olmakla birlikte tediye fişi üzerinde iki yetkili kişi imzası bulunmadığı gibi gişe yetkisini aşan bu tutardaki ödemenin ana vezneden yapıldığına ilişkin vezne kaşesi ve ödenen paraya ait kupür dökümünün bulunmadığı, Bankacılık uygulamasında “kasa kapanış” saatinden sonra yapılan nakit ödeme veya nakit tahsilat işlemlerinin, şube kasasının mutabakatına yönelik işlemler olarak değerlendirildiği, “Kasa kapanış saati ibaresi”nin nakit tahsilat kabul etme ve nakit tediye yapma işlemlerinin sona erdiği vakti ifade ettiği, bu saatin tüm bankalarda 17:30 olarak uygulandığı, uygulamada, kasa kapanış saati olan 17:30'dan sonra düzenlenen nakit tediye ve/veya nakit tahsilat işlemleri, genel olarak, fiili bir para girişi veya çıkışı olmadan kasa mutabakatına yönelik gerçekleştirildiği, Somut olayda, davalı şirket adına yapılan 850.000 TL tutarındaki ödemenin saati 17:91:16 olup, kasa kapanış saatinden sonra düzenlenen bu tediye fişi ile fiili bir ödeme yapılmadığı, Davacı bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenmiş olan 18.02.2013 tarihli S-12-122 numaralı soruşturma raporunun 25. Sayfasında, “Firmaya tahsis edilen 850.000 TL'lik KMK limiti dahilinde, 28.06.2012 tarihinde 850.000 TL'lik kullandırım yapıldığı saptanmıştır. Yapılan incelemeler neticesinde, söz konusu tutarın 485.000 TL'lik kısmının ... ... 'un satın aldığı arsanın bedeli olarak ... ... adına ... ... ve ... ...'a EFT ile gönderildiği tespit edilmiştir. Ayrıca, ilgili tarihte ... ...'un 682333 numaralı ACH'ına 36. 600 TL alacak kaydedilerek adı geçenin devre faizi ödemesinde kullanıldığı belirlenmiştir.” şeklinde yer verilen tespitlerin, 850.000 TL'lik tediye fişi dolayısıyla fiili bir para çıkışı olmadığına işaret ettiği, zira, saat 17: 51'de EFT yapılmasına fiilen imkan bulunmadığı için Müfettiş Soruşturma Raporunda yer verilen ... ... ve ... ...'a gönderilen 485.000 TL tutarındaki EFT havalelerinin, EFT işlemlerinin açık olduğu saat dilimi içinde yapılmış olması gerektiği, bu durumda, gün içinde ... ... ve ... ...'a, açıktan (fiili bir para girişi olmadan) yapılan 485.000,00 TL tutarındaki EFT havalelerinin, davalı şirket adına açılan borçlu cari hesaptan yapılan aynı tutardaki ödeme ile karşılandığının anlaşıldığı, Davacı bankanın Çorlu Tekirdağ Şubesinde, 28/06/2012 tarihli kredinin kullandırıldığı tarihlerde, fiziki para girişi olmadan, bir kısım müşterilerin mevduat veya kredi hesaplarına para yatırılması ya da EFT/havale taleplerinin yerine getirilmesi; akabinde, açığa yapılan bu işlemlerin başka müşterilerin mevduat veya kredi hesaplarından çekilen tutarlarla kapatılması gibi işlemlere yer verildiği ve bankacılık uygulamasında bu tür işlemlerin “fiktif işlem” olarak nitelendirildiği, Buna göre, 28.06.2012 tarihinde saat 17:51'de davalı şirket adına açılan borçlu cari hesap kredisinden yapılan 850.000,00 TL tutarındaki ödemenin 485.000 TL'lik kısmının, gün içinde ... ... adına ... ... ve ... ... isimli şahıslara fiili bir para girişi olmaksızın gönderilmiş olan EFT havaleleri dolayısıyla kasada oluşan açığın kapatılması amacıyla kullanıldığı anlaşılmış olup Müfettiş Soruşturma Raporu eklerinde, ... ... adına ... ... ve ... ... adlı şahıslara 485.000 TL tutarında EFT havalesi gönderilmesi yönünde davalı şirketçe verilmiş bir talimat yazısı bulunmadığı, 28/06/2012 tarihinde kullandırılan 850.000,00 TL'lik kredinin 36.600,00 TL'lik kısmının dava dışı ... ...'un vadesiz mevduat hesabına alacak kaydedildiği, bu tutara ilişkin olarak da davalı şirketçe verilmiş bir talimat yazısının bulunmadığı, Böylelikle 28/06/2012 tarihinde şirket yetkilisi olmayan ... ... imzasına havi tediye fişi ile kullandırılan ve şirketin vadesiz mevduat hesabına aktarılan 850.000 TL'nin davalı şirketin yetkili imzasına havi talimat yazıları ile şirketin bilgisi ve onayı dahilinde çekildiğinin ispatlanamadığı, Her ne kadar söz konusu miktar davalı şirketin vadesiz hesabına aktarılmış ise de, 485.000,00 TL ve 36.600,00 TL olmak üzere toplam 521.600,00 TL'lik kısmının aynı gün dava dışı 3.kişilerin hesabına davalı şirketin talimatı olmaksızın aktarıldığı, davacı bankaca söz konusu aktarımın yapıldığı kişiler ile davalı şirket arasında alacak borç ilişkisi veya hukuki bir bağlantının bulunduğuna dair delil sunulmadığı, Nitekim Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenmiş olan 18.02.2013 tarihli S-12-122 numaralı soruşturma raporunda kredinin kullandırıldığı 28/06/2012 tarihi itibariyle oldukça yüksek bir rakam olan 850.000,00 TL tutarındaki bir kredi tahsisinde kredi kullandırılacak olan şirket ortakları hakkında istihbarat yapılmamış olması yanı sıra, kredi müşterisi dışındaki bir şirket tarafından (TTGOD) hak aracılığı ile gönderilen belgelerin kredi tahsisine esas alınmasının olağan bankacılık uygulamasına tezat bir duruma işaret ettiği, neredeyse tamamiyle şube yetkisinde ve şube ikraz yetkisinin üst sınırında limitlerde kredi ilişkisine girilen davalı şirketin de aralarında bulunduğu şirketlere kullandırılan kredilerin tamamının, bir kısım şirketlere kullandırılan kredilerin ise 869.000,00 TL tutarındaki kısmının ... ... ve ... ... grubunun finansmanı teminen kullandırıldığı belirtilerek anılan raporun 100.sayfasındaki tabloda davalı şirketin kredi borcu "paravan risk" (paravan risk: bir firmanın finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla, bu firma ile organik bağı bulunmayan bir başka firma veya şahıs adına kullandırılan krediye ilişkin risk) olarak nitelendirildiği, Anılan raporun 117.sayfasında da; "davalı şirketin de aralarında bulunduğu şirketlerin kredi işlemlerinin genel kredilendirme süreçlerinden farklılık arz ettiği, -Bu firmaların şube yetkisinde kullandırılan kredilerin tahsis kararlarının genellikle Şube Müdürü ... ... tarafından münferiden verildiği, ilgili kredi tahsislerine ilişkin KYU süreçlerinin operatif birer adımdan ibaret olduğu, -Tahsis edilen kredilerin kullanım alanlarına ilişkin gerçek dışı bilgilere yer verildiği, -Söz konusu müşterilerimizden şube yetkili olanlara tahsis edilen kredilerin genellikle şube ikraz yetkisinin üst seviyesinde bulunduğu, -Grup ilişkisi tesis edilmeden kredi ilişkisine girilmesi suretiyle esasen bölge yetkisinde sonuçlandırılması gereken kredi tahsis işlemlerinin şube yetkisinde gerçekleştirildiği, -Başta kredi kullandırımları ve geri ödemeleri ile ilgili olmak üzere, firmaların hesaplarına yapılan tevdiatlar/hesaplarından yapılan çekiliş işlemlerinin neredeyse tamamının ... ...'ün şifahi talimatlarına istinaden gerçekleştirildiğin, bu işlemlerin gerçekleştirildiği sırada genellikle firma idarecilerinin Şubede bulunmadığı, ilgili işlemlere ilişkin dekontların genellikle işlemlerden sonra müşterilere imzalattırıldığı, -Bu müşterilerin lehine sıklıkla açık kasa işlemi yapıldığı, -Söz konusu firmaların kredi geri ödemelerinin genellikle yukarıda belirtilen diğer bir firmanın/firmaların kredi/cari hesaplarından çekilen tutarlarla karşılandığı, -Karşılıklı olarak yapılan söz konusu işlemlerin genellikle farklı zamanlarda ve farklı gişelerde sonuçlandırıldığı ve bu işlemlerin birbirini takip etmemesine özen gösterildiği, -Müşterilerin hesaplarından çekilen paraların zaman zaman servis yetkilisi unvanlı bir çalışanımızın gişesinde muhafaza edildiği, söz konusu tutarların daha sonra diğer firmaların hesaplarına bahse konu çalışanımız tarafından tevdii edildiği, -Müşterilerin hesaplarından çekilen tutarların herhangi bir yazılı talimat olmaksızın yetkili olmayan kişilere elden nakden ödendiği, hatta bazı tutarların Şube Müdürü ... ...'e elden teslim edildiği", şeklinde açıklamalar yapıldığı, 28/06/2012 tarihli 850.000,00 TL tutarlı tediye fişi üzerindeki borçlu şirket üzerindeki imzanın davalı şirket yetkilisi olmayan ... ...'a ait olduğu, böylelikle 28/06/2012 tarihinde BCH kredisinden yapılan kullandırımın şirketi temsile yetkili olmayan ... ... imzası ile gerçekleştirildiği, Söz konusu kredinin 485.000,00 TL'lik kısmının aynı tarihte davalı şirketle herhangi bir ilgisi bulunmayan dava dışı ... ...'un satın aldığı arsanın bedeli olarak ... ... adına dava dışı ... ... ve ... ...'a EFT ile gönderildiği, ayrıca 36.600,00 TL'lik kısmının ise aynı tarihte ... ...'un 682333 numaralı ACH'ına alacak kaydedilerek adı geçen devre faiz ödemesinde kullanıldığı, Davacı bankaca 850.000,00 TL'lik krediden kalan 328.400,00 TL'nin karşılığını teşkil eden işlem fişleri ile bu işlemlerin davalı şirketin yetkili imzalarına haiz talimat yazıları ile gerçekleştirildiğine dair herhangi bir belge ibraz edilmediği, Davalı şirketin KMK'sına 29/06/2012 tarihinde aktarılan 2.200,00 TL'nin söz konusu tarihte dava dışı ... Yapı Şirketi'nin 47258 no'lu KMK'sına borç kaydedilen 550.000,00 TL'den karşılandığı, kalan kısım ve faiz tutarlarının ise 02/07/2012 tarihinde ödenmek suretiyle kapatıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında davalı şirketin yetkilisi tarafından imzalanan bir kredi sözleşmesi bulunmaksızın ve şirkete ödeme yapıldığına dair imzalı belge alınmaksızın davalı şirkete kullandırılarak vadesiz mevduat hesabına aktarılan 28/06/2012 tarihli 850.000,00 TL miktarlı kredinin davacı bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenmiş olan 18.02.2013 tarihli S-12-122 numaralı soruşturma raporunun 100.sayfasındaki tabloda davalı şirketin kredi borcu "paravan risk" (paravan risk: bir firmanın finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla, bu firma ile organik bağı bulunmayan bir başka firma veya şahıs adına kullandırılan krediye ilişkin risk) olarak nitelendirildiği, davalı şirketle hukuki veya organik bir bağı bulunmayan dava dışı ... ... ve ... ... grubunun finansmanı teminen kullandırıldığı, davalı şirketin söz konusu kredinin ... ... ve ... ... grubunun finansmanını teminen kullandırıldığından ve davalı şirket hesabına aktarılan paranın söz konusu kişilere aktarılacağından haberdar olduğunun ispatlanamadığı, aktarıma dair EFT'lere ilişkin davalı şirket temsilcisince imzalanmış talimat yazılarının bulunmadığı, davacı bankaca 850.000,00 TL'lik krediden kalan 328.400,00 TL'nin karşılığını teşkil eden işlem fişleri ile bu işlemlerin davalı şirketin yetkili imzalarına haiz talimat yazıları ile gerçekleştirildiğine dair herhangi bir belge ibraz edilmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde davalı şirketin, 28/06/2012 tarihinde hesabına tanımlanan ve fiktif işlemlerle vadesiz mevduat hesabına aktarılan 850.000,00 TL miktarındaki krediden yararlanmadığı, dolayısıyla söz konusu kredinin davalı şirkete kullandırıldığının ve söz konusu kredi nedeniyle sorumlu olduğunun kabul edilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Bu durumda, takip konusu icra takibinin dayanağı olduğu yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan ve 02/07/2012 tarihinde, 28/06/2012 tarihinde kullandırılan BCH kredi borcunun kapatılması amacıyla kullandırıldığı davacının da kabulünde olan 850.000,00 TL miktarındaki taksitli ticari kredinin, esasen davalı şirketin sorumlu olmadığı bir borcun kapatılması amacıyla tahsis edildiği, davalı şirketin takip konusu kredinin 28/06/2012 tarihinde davalı şirket hesabına aktarılan 850.000,00 TL kredi borcunun kapatılması amacıyla kullanıldığından haberdar olduğunun ispatlanamadığı, böylelikle davalı şirketin sorumlu olmadığı bir borcun kapatılması amacıyla kullandırılan kredinin geri ödenmesinden sorumlu tutulamayacağı kanaatine varılmakla davalı şirket yönünden de davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Aksinin kabulü halinde, TMK'nun 2. maddesinin somut olay açısından uygulanma olanağı bulunup bulunmadığının da tartışılması gereklidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst Davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (DURAL, M./SARI, S.: Türk Özel Hukuku 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Diğer bir anlatımla dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır. TMK’nın 2. maddesinde, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki genel ilkeye yer verilmektedir: Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı hukuk düzeni, kişilere tanıdığı her bir hakkın kapsamı ile bunların kullanılmasının şartlarını ve şeklini ilgili hak yönünden özel olarak düzenlemiştir. Ancak, hayatın sonsuz ihtimallerinin önceden öngörülmesinin ve bunların en küçük ayrıntılara kadar düzenlenmesinin imkânsızlığı karşısında, bütün hakların kullanılmasında dikkate alınacak genel bir sınırlama koyma ihtiyacı duyulmuştur. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, bu açıdan uyulması gerekecek genel kurallar olarak karşımıza çıkmaktadır. TMK’nın 2. maddesinde, hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir. Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Türk Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. Bu gerçeği göz önünde bulunduran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), 2. maddede herkesin “haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda” olduğu belirtilmiş, söz konusu davranış kurallarını, dürüstlük kuralı kavramı ile ifade etmiştir. Dürüstlük kuralı temelinde namuslu, doğru ve dürüst davranma kuralı yer alır. Objektif iyi niyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını Kanun'un korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır. Dürüstlük kuralı, bir kimseden dürüst bir insan olarak beklenen davranışı ifade eder. Bir davranışın bu nitelikte olup olmadığı, toplumda geçerli ahlâk ölçülerine gelenek ve göreneklere, karşılıklı uygulana gelen teamüllere ve hakları sağlayan ilişkilerin amacına göre tayin edilir. Diğer yandan, hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı belirlenirken; o kişinin hakkın kullanılmasında geçerli ve haklı bir yararının varlığı, hakkın kullanılmasının sağlayacağı yarar ile başkalarına vereceği zarar arasında aşırı oransızlığın olmaması, bir kimsenin kendi ahlâka aykırı davranışına dayanmaması ve uyandırılan güvene aykırı davranışta bulunmaması gibi ölçütler hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını belirler Bütün hakların kullanılmasında ve borçların ifasında uyulması gereken dürüstlük kuralı ve hakların genel sınırlarını oluşturan hakkın kötüye kullanılması yasağı, kamu düzeni ihtiyaç ve gerekleri nedeniyle konulmuş kurallardır. Bu nedenle, Medeni Kanun'un 2. maddesinin her iki fıkrası da emredici niteliktedir. Tarafların aralarındaki ilişkide dürüstlük kuralının ve hakkın kötüye kullanılması yasağının uygulanmayacağının kararlaştırmaları mümkün değildir. Dürüstlük kuralına veya hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bir davranış, doğrudan hakkın mevcudiyetini ortadan kaldırdığından bir itiraz teşkil eder. Bu nedenle, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hâkim, dürüstlük kuralına aykırı, hakkın kötüye kullanılması oluşturan davranışı tespit ediyorsa, ilgili tarafından ileri sürülmemiş olsa bile, kendiliğinden (resen) bunu dikkate almalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.09.2019 tarih ve 2016/21-1788 Esas 2019/941 Karar sayılı içtihatı) Somut olayda, yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere 28/06/2012 tarihinde davalı şirket adına tahsis edilen 850.000,00 TL miktarlı krediden davalı şirketin esasen hiç yararlanmadığı, söz konusu kredinin davalı şirket tarafından sarf edilmediği, nitekim davacı bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenmiş olan 18.02.2013 tarihli S-12-122 numaralı soruşturma raporunda da açıkça davalı şirketin de aralarında bulunduğu şirketlere kullandırılan kredilerin tamamının ... ... ve ... ... grubunun finansmanı teminen kullandırıldığı açıklanmış olup, kredinin davalı şirketin iradesi dışında davacı bankanın Çorlu/Tekirdağ şubesi müdürü tarafından yapılan işlemlerle davalı şirkete tahsis edilerek dava dışı kişiler yararına sarf edildiği, buna rağmen Çorlu/Tekirdağ şubesi müdürünün yaptığı işlemleri bilen/bilmesi gereken davacı bankaca davalı şirkete, 28/06/2012 tarihinde tahsis edilen kredi borcunun kapatılması amacıyla takip konusu olan 02/07/2012 tarihli kredinin tahsis edilmesi ve tahsili amacıyla dava konusu icra takibini başlatmasının TMK'nun 2. maddesine aykırı olduğu da gözetilerek davalı şirketin dava konusu takip dayanağı kredi borcundan bu sebeple de sorumlu olmadığı Dairemizce kabul edilmiştir. Davalı yan cevap dilekçesinde, davalı şirkete kullandırılmayan krediyi sanki kullandırılmış gibi davalılar hakkında takip yapan davacı bankanın kötü niyetli olduğunu iddia ederek takip bedelinin %40'ından aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İİK'nun 67/2.maddesinde; "Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red ve hükmolunan meblağın %20'sinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir" hükmü düzenlenmiştir. 02/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 11.maddesi ile 2004 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” şeklinde değiştirilmiş ve bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınacağı düzenlenmiştir. Somut olayda, davacı bankaca davalı şirket ile imzalamış olduğu Genel Kredi Sözleşmelerinden kaynaklı olarak ödenmeyen kredi borcunun tahsili için ilamsız icra takibi yapılmış ise de, davalı ...'ın 02/07/2012 tarihli olduğu Dairemizce kabul edilen kefaletinin TBK'nın 583 ve 584.maddelerindeki şekle uygun alınmadığı ve davalının kefaletinin geçersiz olmasına rağmen davalı ... hakkında takip başlatan; öte yandan, davalı şirketin yararlanmadığı ve dolayısıyla sorumlu olmadığı 28/06/2012 tarihli 850.000,00 TL miktarlı kredinin kapatılması amacıyla takip konusu 02/07/2012 tarihli 850.000,00 TL miktarlı krediyi davalı şirket hesabına aktaran ve 28/06/2012 tarihli ve dolayısıyla 02/07/2012 tarihli kredi borçlarının davalı şirket yönünden doğmadığını, davalı şirketin söz konusu kredilerden sorumlu olmadığını bilen davacı bankanın yapılan icra takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşıldığından, dava konusu icra takibi İİK'nun 67/2.maddesindeki tazminat oranını %20 olarak değiştiren 6352 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 02/07/2012 tarihinden sonra 23/05/2013 tarihinde başlatıldığı gözetilerek davalılar yararına reddedilen miktar üzerinden %20 oranında kötü niyet tazminatı verilmesi gerekmiştir (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 18/09/2017 tarih ve 2016/10364 esas 2017/5928 karar sayılı emsal içtihatı). Tüm bu nedenlerle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/05/2022 tarih ve 2013/408 Esas 2022/357 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1)-b.2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, B)1-Davanın REDDİNE, 2-Davalıların kötü niyet tazminat talebinin kabulü ile %20 kötü niyet tazminatı olan 172.738,66 TL tazminatın davacı bankadan alınarak davalılara verilmesine, 3-Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 10.431,35 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.815,95 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 132.917,07 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, 7-Kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, C)1-İstinafa başvuran davalılar tarafından yatırılan 14.560,00 TL istinaf maktu karar harcının kararın kesinleşmesi ve talep halinde davalılara iadesine, 2-İstinafa başvuran davalılar tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvuru gideri ve 97,00 TL dosya gönderme ücreti olmak üzere toplam 317,70 TL istinaf giderinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04/07/2025
Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...