Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1142 E. 2025/98 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1142
Karar No
2025/98
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/1142 Esas

KARAR NO:2025/98 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI:2018/398 Esas - 2021/886 Karar

TARİH:10/11/2021

DAVA:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:30/01/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 22/03/2006 tarihinde münhasıran davalı .../ ... ürünlerinin Türkiye'de satış ve pazarlamasının yapılması bakımından kurulmuş bir şirket olduğunu, davalılardan ...'ın, diğer davalı ...'nun hakim ortağı konumunda ve davalılarla birlikte hareket etmekte olduğunu, davacı ...'un kuruluş tarihi olan 2006 yılından itibaren davalıların ürünlerinin, Türkiye'deki münhasır distribütörü olarak faaliyet gösterdiğini, davacının münhasıran davalıların ürünlerinin satış ve pazarlamasını yaptığı hususunun davacı şirketin usul ve yasaya uygun şekilde tutulan ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğunu, davalılarca davacının kuruluş amacı, faaliyet konusu ve oluşturduğu müşteri çevresinin adeta yok sayılarak, 08/03/2018 tarihinde davacı ile gerçekleştirdiği toplantıda, davalıların Türkiye pazarına doğrudan satışlar yapacağının bildirildiğini, bu durumun kabulünün mümkün olmadığını, Türkiye pazarına davalılar tarafından direkt satışlar yapılması ihtimalinde, bu durumun davacının münhasır dağıtıcılık alanının ihlali ve dolayısıyla da taraflar arasındaki münhasır distribütörlük ilişkisinin sona erdirilmesi anlamına geleceğini, taraflar arasındaki ilişkinin usul ve yasaya aykırı şekilde ihlal edilerek, sona erdirilmesi neticesinde müşteri çevresini kaybeden ve ekonomik yönden güç durumda kalan münhasır distribütörün, bu yüzden bir tazminat isteminde bulunabileceği hususunun yasalarla kabul edildiğini, davacının portföy tazminatına ilişkin tüm haklarının saklı tutulduğunu, sair hususların ve konunun sulhen halline hazır olunduğunun karşı tarafa mail yolu ile bildirildiğini ancak karşı taraftan cevap alınamadığını, ayrıca davalı tarafından davacıya Türkiye pazarına direkt satışlar yapacağını bildirdiği 08/03/2018 tarihli toplantıdan sonra, gerek belirtilen toplantıda gerekse sonrasında kendilerine direkt satışlar yapılmasının kesinlikle kabul edilmediğinin belirtilmesine rağmen, adeta bu toplantıda kabul edilerek üzerinde mutabık kalınan bir husus varmış gibi davacıya e-mail mesajı ile davacının bakiye borcu bulunduğunun, bu borç nedeniyle de tüm siparişleri durdurma kararı aldıklarını bildirdiklerini, karşı tarafın mail mesajlarında bahsi geçen borç bakiyesinin gerçekte davacı şirketin tek satıcılığını yaptığı ürünlerden kaynaklanmakta olduğunu, bu borç bakiyesinin davacı şirketin davalılardan ...'dan 2012, 2013 ve 2015 yıllarında deneme amacıyla, kullanılmaması halinde ise iade edilmek üzere satın aldığı kalıpların bedellerinden kaynaklanmakta olduğunu, bu kalıpların iade edilmek istendiğinin davacı tarafından karşı tarafa bildirilmesine rağmen, karşı tarafın taraflar arasındaki mutabakata aykırı şekilde kalıpları iade almaktan imtina ettiğini, kalıplara ilişkin fatura bedelleri ile var olduğu belirtilen borç bakiyesi kararlaştırıldığında da bu hususun açıkça anlaşıldığını, davacı tarafından yapılan araştırmalar neticesinde ulaşılabilen gümrük belgeleri/faturalar incelendiğinde, karşı tarafın Türkiye'deki firmalardan direk sipariş aldığı, davacının devre dışı bırakarak ve davacının haklarını ihlal ederek malları Türkiye'deki firmalara doğrudan sattığının görüldüğünü, böylelikle karşı taraf ilişkisinin sona ermesinde kötü niyetli olduğunu beyanla, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kadıyla, taraflar arasında 2006 yılından itibaren devam eden mühnasır distribütörlük sözleşmesinin karşı tarafça herhangi bir haklı neden olmaksızın sona erdirilmesi nedeniyle davacının davalılardan talep ve tahsil etme hakkı bulunan portföy/müşteri tazminatı miktarının tespitine ve şimdilik 176.646,23Euro'luk kısmının 3095 sayılı Kanun 4/a maddesinde belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte, beraber hareket eden ve biri diğerinin hakim ortağı olan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacının uğradığı fiili zararının ve yoksun kalınan kazancının tespiti ile fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, bu tazminat alacağının şimdilik 1.000Euro'luk kısmının dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı kanunun 4/a maddesine göre belirli oranda temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tazminat miktarının mahkemece tespit edilecek miktara yükseltme hakkının saklı tutulmasına ve miktar tespit edildikten sonra yükseltme hakkının hatırlatılmasına ve yükseltilecek miktara göre tazminat alacağının tahsiline, tespit edilecek tazminatın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte karşı taraftan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının hukuka aykırı olduğunu, davalılardan ...'ya husumet yöneltilmiş olmasının huzurda görülen davada ...'nın pasif husumet ehliyeti yoksunluğu nedeniyle hukuka aykırı olup, davanın ... yönünden öncelikle usulden reddi gerektiğini, davacı tarafından ...'nın ...'nın hakim ortağı olduğundan bahisle ...'ya husumet yöneltmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ... ile davacı arasında huzurdaki davaya konu edilebilecek TTK ve Borçlar Hukuk uyarınca kurulmuş hiçbir ilişki bulunmadığını, ...'nın, ... içinde hissedar sıfatını haciz olarak ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğunu, ...'nın, ... içinde sadece %49 oranında hisse sahibi olduğu için şirketin yönetimi tarafından gerçekleştirilen faaliyetlerden dolayı tek başına ve doğrudan taraf olarak tutulamayacağını, davacının ... ile herhangi bir ticari ilişkinin söz konusu olduğunu, davalı şirketler ile davacı arasında tek satıcılık ilişkisinin söz konusu olmayıp, davacının tek satıcılık iddiası ile talep ettiği portföy tazminatının hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddi gerektiğini, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi olmadığı gibi, başkaca bir sözleşme olmadığını, davacının, davacının sipariş formu üzerine malları tedarik ederek sattığını, taraflar arasındaki ilişkinin ticari alım satım ilişkisinden başkaca bir sözleşme olmadığını, davalı ...'ın davacı şirketin ortağı olması durumu ilişkinin tek satıcılık olarak kabul edilmesini gerektiren bir unsur da olmadığını, tek satıcılık ilişkisinin kurulmuş olması için aranan bir takım şartların hiçbirinin de somut olayda karşılanmamakta olduğunu, davacının tek satıcı olduğunu kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı tarafça talep edilen portföy tazminatının şartlarının oluşmadığından haksız davanın reddi gerektiğini beyanla, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 10/11/2021 tarih ve 2018/398 Esas - 2021/886 Karar sayılı kararında; "Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilmiş olup, finansal tablolar e-mailler, faturalar ve özet tablolar, satışlara ilişkin evraklar, Yargıtay ilamları, ticaret sicil kayıtları, hesap cetveli, kurumlar vergisi beyannameleri celp olunmuştur.Tarafların iddia ve savunmaları, dosyada toplanan deliller nazara alınarak dosya rapor tanzimi için bilirkişiye gönderilmiş, bilirkişi SMMM ..., Nitelikli Hesap Uzmanı Dr ... ve Sektör Bilirkişisi ... tarafından tanzim olunan 30/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacının davalı ...'yı 320 Satıcılar hesabında takip ettiği ve borçlu/alacaklı olmadığının görüldüğünü, Davalı ...'nın 320 Satıcılar hesabında takip edildiği ve toplamda 281.898,45TL borçlu olduğunun görüldüğünü, davalı ...'nın Türkiye'de vergi mükellefiyetinin bulunmadığını, dosyaya ibraz edilen cari hesap ekstresinde davalı şirketin davacıdan 42.158,92Euro alacaklı olduğunun tespit edildiğini, davacının İstanbul Ticaret Odası kayıtlarından 22/03/2006 tarihinde ... ve davalı ... tarafından kurulduğunun tespit edildiğini, davacı şirketin ana sözleşmesinden davalı ... ile ...'un ortak kurulduğu şirket maksat ve konusunun belirlenmiş olup, distribitörlük veya tek satıcılığa ait bir madde bulunmadığını, davalı ... şirketinin davacıya 38.505Euro tutarındaki kalıpları fatura ettiğini, davacı şirketin ürünlerin Türkiye'de bulunan deposuna teslim edilinceye kadarki süreçte oluşan nakliye, gümrükçü masrafları, ardiyeler, sigorta masrafları olan 5.613,74Euro tutarını davalının cari hesabında borç olarak beklettiğinin beyan edildiğini, davacı tarafından kalıpların iade edilmek istendiğinin kaşı tarafa bildirilmesine rağmen, karış tarafın mutabakata aykırı şekilde kalıpları iade almaktan imtina ettiğini beyan etmiş olmasına karşılık dosya kapsamında kalıpların iade alınmasına ilişkin bir ihtarname ve yazışma görülmediğini, davaya konu 2012-2013 yıllarında sevk edilen kalıpların davacı şirketin 19/11/2018 tarihinde dava dışı ... Şti firmasına 4.600TL bedelle sattığını, 2015 yılında sevk edilen 15.035,00Euro bedelli kalıbı ise 24/05/2018 tarihinde 10.000Euro bedelle Hindistan'a ihraç ettiğinin tespit edilmiş olduğunu, davacının davalıdan gelen bir aylık sevkiyat için cari hesap numarası oluşturduğunu, davalılara yapmış olduğu ödemeleri de ödeme yaptığı sevkiyata göre ayırdığını, kalıpların sevk edildiği dönemlere ait 3 adet cari kartların 2019 yılında kapandığını, hesap kapama işleminin mal iadesi ve kur farkı işlemleri ile muhasebesel olarak kapatıldığını, fiziki olarak para çıkışının yapılmadığının görüldüğünü, davacı ile davalı arasında komisyon yada diğer ödeme şeklinde ödeme almadığından 5 yıllık ortalama brüt karının tespiti ile brüt kardan işletme masraflar ve diğer giderler düşülerek, vergi öncesi kalan karın hesaplanması yöntemi ile tespit yapıldığını, buna göre tek satıcılık sözleşmesi yönünden davacı şirketin haklılığının kabulü hususunda portföy tazminatının hesaplanmasına göre brüt satış karı toplamı 2.527.605,93TL ve vergi öncesi karı - 223.729,57TL/5 yıl olmak üzere - 44.745,91TL olduğunu, davacı şirketin davalı şirketten 2018 yılı için talep edebileceği portföy tazminatının - 44.745,91TL 5 yıllık ortalama sonucunda davacı şirketin zararda olduğu olası portföy tazminatı konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu, taraflar arasında her ne kadar yazılı bir sözleşme bulunmasa da dosyaya mübrez belgeler incelendiğinde daacı ile davalı arasında çerçeve sözleşme olduğunu, tarafların yıllardır süregiden bir ilişkinin devam edeceğine yönelik güven ilişkilerinin mevcut oludğunu ve bu güvene dayalı olarak strateji geliştirdikleri, dolayısıyla davacı ile davalı arasında sürekli borç ilişkisi bulunduğunu, somut ilişkide davalının aynı zamanda davacı şirketin %15 ortağı olup, mali tespitlerde belirtildiği üzere 09/02/2007 tarihinden 15/06/2018 tarihine kadar toplamda 103.540,85Euro tutarında doğrudan satış yaptığının tespit edildiğini, dolayısıyla ilişkinin başından beri davalının Türkiye'de doğrudan satışlarının söz konusu olduğunu, bu unsurun somut olayda eksikliği sebebi ile taraflar arasıdaki ilişkinin bayilik ilişkisi olabileceğini, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tek satıcılık olarak değerlendirilmesi ve davacının portföy tazminatı istemesine olanak olduğunun kabulü halinde, davacı şirketin davalı şirketten 2018 yılı için talep edebileceği portföy tazminatının -44.745,91TL 5 yıllık ortalama sonucununsa davacı şirketin zararda olduğu olası portföy tazminatı konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bayilik sözleşmesi yada farklı nitelendirilmesi halinde davacının portföy tazminatı talep edemeyeceğini, davacının yoksun kar talep edebilmesinin değerlendirilmesi mahkemeye ait olmak üzere, davacının dosyaya zararı somutlaştıran bilgi/belge sunmadığını belirtmişlerdir.Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş olup, rapora karşı beyanlar ve itirazlar dosyaya ibraz edilmiş, itirazlar doğrultusunda tanzim olunan 12/02/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda; itirazların incelendiğini, davalı şirketin 5 yıllık brüt satışının 8.376.237,34TL olduğunu, ürünün satışı ile ilgili masrafların maliyetine yönelik giderlerin Satışların Maliyetinin 5.787.600,97TL olduğunu, satış karının "Brüt Karın" 2.527.605,93TL olduğu dikkate alındığında, davacı şirketin brüt satış karı üzerinden davalı şirketten talep edebileceği portföy tazminatının 2.527.605,93TL/5 yıl = 505.521,19TL olarak hesaplandığını, porföy tazminatının dava tarihindeki Euro karşılığının 99.277,53Euro olduğunu belirtmişlerdir.Bilirkişi ek raporu taraflara tebliğ edilmiş, ek rapora karşı beyan ve itirazlar üzerine tanzim olunan 09/07/2021 tarihli ikinci ek raporda ise; itirazlar doğrultusunda davalı şirketin 5 yıllık brüt satışının 9.472.471,43TL olduğunu, ürünün satışı ile ilgili masrafların maliyetine yönelik giderlerin 6.575.076,86TL olduğunu, satış karının "brüt karın" 2.80.504,51TL olduğu dikkate alındığında Mayıs 2013,2014,2015,2016,2017 ve Nisan 2018 dönemi brüt satış karı toplamının 2.804.504,51/5 Yıl olmak üzere toplam 560.900,90TL olduğunu belirtmişlerdir. Yapılan yargılama, davacı tarafın iddiaları, davalıların savunmaları, tanzim olunan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalı ...'nın ürünlerinin Türkiye'de satış ve pazarlamasının yapılması bakımından kurulmuş bir şirket olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, taraflar arasında akdedildiği ileri sürülen tek satıcılık sözleşmesinin fiilen ve haksız feshi ve sözleşmeye aykırılık nedeniyle davacı tarafın uğradığını iddia ettiği fiili zarar ve yoksun kalınan kar kaybı ile portföy tazminatına yönelik tazminat talebine ilişkin olduğu tespit edilmiştir.Tek satıcılık sözleşmesi, ticari hayatın gerekleri doğrultusunda, sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde ortaya çıkmış bir sözleşme olup, tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen, çerçeve niteliğinde, sürekli edimli bir sözleşmedir. Bununla yapımcının, mamullerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede tekel hakkına sahip olarak satmak üzere tek satıcıya bedeli karşılığında düzenli olarak göndermeyi, buna karşılık tek satıcının da sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü arttırmak için faaliyette bulunmayı üstlenir. Tek satıcının hukuki bakımdan bağımsız olarak kendi adına ve hesabına hareket etmesi, ancak ekonomik bakımdan yapımcının satış organizasyonuna bağlı olması, satılacak mal miktarının başlangıçta kesin olarak saptanamaması ve yapımcının mallarının sürümünü artırma yükümlülüğünün tek satıcı üzerinde olması gibi hususlar, tek satıcılık sözleşmesinin kendisine özgü yapısının başlıca göstergeleridir.Portföy tazminatının ise kural olarak acenteye özgü olup, bununla birlikte TTKnun 122/5.maddesi kapsamında tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de portföy tazminatı talep edilebilir. Davacı şirketin İstanbul Ticaret Odasından celp olunan sicil kayıtlarının incelenmesinde, şirketin 22/03/2006 tarihinde ... ve Davalı ... tarafından kurulduğu, davacının ana sözleşmesinden davalı ... ile davacı ...'un ortak kurulduğu şirket maksat ve konusunun "Her türlü büro, ev, turistik tesis, mobilya, mobilya komponentleri ile spor yarışmaları izleme mahallerine mahsus koltuk ve bunların imalatlarında kullanılan her türlü malzeme, parça, yedek parça ve komponentlerin ithalatı, imalatı, satın alınması iç ve dış pazarlarda satış ve pazarlamasını yapmak. Madde 8.benzer faaliyetlerde uğraşan Türk ve yabancı kurum ve kuruluşların temsilciliğini yapabilir" şeklinde düzenlendiği, her ne kadar taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmasa da dosyaya mübrez belgeler incelendiğinde, davacı ile davalı arasında çerçeve sözleşmenin olduğu kanaatine varıldığı, somut olayda davalının aynı zamanda davacı şirketin %51 ortağı olup, 09/02/2007 tarihinden 15/06/2018 tarihine kadar toplamda 103.540,85Euro tutarında doğrudan doğruya satış yaptığı, dolayısıyla iş ilişkinin başından beri davalının Türkiye'de doğrudan satışlarının söz konusu olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olarak nitelendirilebileceği anlaşılmıştır. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesine göre; davacının davalı ...'yı 320 Satıcılar hesabında takip ettiği ve borçlu/alacaklı olmadığının görüldüğü, Davalı ...'nın 320 Satıcılar hesabında takip edildiği ve toplamda 281.898,45TL borçlu olduğu, davalı ...'nın Türkiye'de vergi mükellefiyetinin bulunmadığı, dosyaya ibraz edilen cari hesap ekstresinde davalı şirketin davacıdan 42.158,92Euro alacaklı olduğunun tespit edildiği, davalı ... şirketinin davacıya 38.505Euro tutarındaki kalıpları fatura ettiği, davacı şirketin ürünlerin Türkiye'de bulunan deposuna teslim edilinceye kadarki süreçte oluşan nakliye, gümrükçü masrafları, ardiyeler, sigorta masrafları olan 5.613,74Euro tutarını davalının cari hesabında borç olarak beklettiğinin beyan edildiği, davacı tarafından kalıpların iade edilmek istendiğinin kaşı tarafa bildirilmesine rağmen, karşı tarafın mutabakata aykırı şekilde kalıpları iade almaktan imtina ettiğini beyan etmiş olmasına karşılık dosya kapsamında kalıpların iade alınmasına ilişkin bir ihtarname ve yazışma görülmediği, davaya konu 2012-2013 yıllarında sevk edilen kalıpların davacı şirketin 19/11/2018 tarihinde dava dışı ...Şti firmasına 4.600TL bedelle sattığı, 2015 yılında sevk edilen 15.035,00Euro bedelli kalıbı ise 24/05/2018 tarihinde 10.000Euro bedelle Hindistan'a ihraç ettiği, davacının davalıdan gelen bir aylık sevkiyat için cari hesap numarası oluşturduğu, davalılara yapmış olduğu ödemeleri de ödeme yaptığı sevkiyata göre ayırdığı, kalıpların sevk edildiği dönemlere ait 3 adet cari kartların 2019 yılında kapandığı, hesap kapama işleminin mal iadesi ve kur farkı işlemleri ile muhasebesel olarak kapatıldığı, fiziki olarak para çıkışının yapılmadığının görüldüğü, davacı ile davalı arasında komisyon yada diğer ödeme şeklinde ödeme almadığından 5 yıllık ortalama brüt karının tespiti ile brüt kardan işletme masraflar ve diğer giderler düşülerek, vergi öncesi kalan karın hesaplanması yöntemi ile tespit yapıldığı, davalının aynı zamanda davacı şirketin %15 ortağı olup, mali tespitlerde belirtildiği üzere 09/02/2007 tarihinden 15/06/2018 tarihine kadar toplamda 103.540,85Euro tutarında doğrudan satış yaptığının tespit edildiği, dolayısıyla ilişkinin başından beri davalının Türkiye'de doğrudan satışlarının söz konusu olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olarak nitelendirilmesi gerektiği, davalı şirketin 5 yıllık brüt satışının 9.472.471,73TL olduğu, ürünün satışı ile ilgili masrafların maliyetine yönelik giderlerin 6.575.07,86TL olduğu, satış karının "Brüt Karın" ise 2.804.504,51TL olduğu, davacı şirketin brüt satış karı üzerinden davalı şirketten talep edilebileceği portföy tazminatının ise 560.900,90TL olarak hesaplandığı, portföy tazminatının Euro cinsinden ise 167.086,92Euro olarak hesaplandığı görülmüştür.Her ne kadar davalı tarafından sözleşmenin davacının borcu sebebi ile haklı olarak fesh edildiği ileri sürülmüş ise de, bu borçtan kaynaklı ihtarnamelerden önce taraflar arasındaki mail yazışmalarından ve davalı tarafından doğrudan doğruya yapılan satışlar dikkate alındığında, söz konusu borcun istenmesinden evvel davalı tarafından fiilen doğrudan doğruya satışların başlanmış olması ve sözleşmenin fiilen sonlandırılmış olması sebebi ile davalının sözleşmeyi haksız olarak fiili şekilde sonlandırdığı, bu doğrultuda davacı şirketin denkleştirme isteminde bulunabileceği değerlendirilmiştir.Yine, davacı ile davalı arasında yazılı bir şekilde yapılmış tek satıcılık sözleşmesi bulunmamakta ise de, bizzat davacı şirketin münhasıran davalı ... tarafına üretilen ürünlerin yine ... tarafından üretilen ürünlerin münhasıran satımı amacıyla kurulduğu, ...'nın aynı zamanda davacı şirketin de hissedarı olduğu, yine davacı şirketin kurulduğu yıl olan 2006 yılından itibaren taraflar arasındaki ihtilafın çıktığı 2017 yılına kadar davalı ... tarafından üretilen ve ithal edilen tüm malların davacı aracılığıyla piyasaya sürüldüğü, bu şekilde davacı şirket ile davalı ... arasında bayilik yada tek satıcılık sözleşmesine benzer nitelikte bir sözleşme ilişkisinin kurulmuş olduğu kabulü gerektiği, tek satıcılık sözleşmesinin geçerliliği için yazılı olma şartının bulunmadığı, bu bağlamda davacı şirket ile davalı şirket arasında davalı tarafından üretilen ürünlerin Türkiye'de satışı hususunda süregelen bir şekilde tek satıcılık ilişkisinin kurulmuş olduğu, bu ilişkinin davalının iddia ettiği gibi normal bir alım satım ilişkisinden farklı olduğu, tek satıcılık ilişkisi yada acente ilişkisi için komisyon ücreti almanın gerekli olmadığı, kar ve zarar usulüne göre de tek satıcılık ilişkisinin kurulabileceği, bu kapsamda davacı şirket ile davalı ... arasında tek satıcılık sözleşmesinin kurulduğunun kabulü gerektiği, davalının 2017 yılından itibaren Türkiye'de doğrudan doğruya satış yapmaya başlamak suretiyle tek satıcılık sözleşmesine aykırı davrandığı, yine davacı tarafın tek satıcılık yaptığı dönem içerisinde oluşturmuş olduğu müşteri portföyünden davalının daha sonra yararlandığı, yine davalı tarafından sonradan yapılan doğrudan satışların davacı tarafça oluşturulan portföy müşterilerine yapıldığı, bu hususun dava dışı firmalara yazılan müzekkerelerle de desteklendiği, bu kapsamda davacının portföy tazminatına hak kazandığı, her ne kadar davacı tarafça davalı ...'dan talep ettiği portföy tazminatına Euro cinsinden talepte bulunmuş ise de, yerleşik Yargıtay uygulamaları dikkate alındığında portföy tazminatının TL cinsinden tespit ve takdiri gerektiği, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu davalıya ait ürünlerin satışı sonrası sadece bu ürünlerin satılması için gerekli giderler düşüldükten sonra 5 yıllık brüt kar üzerinden portföy tazminatının hesaplanması gerektiği, son aldırılan bilirkişi raporuna göre brüt karın 2.804.504,51TL olduğu, bunun 5 yıla bölümünde 2.804.504,51/5 Yıl olmak üzere yıllık brüt kar ortalamasının 560.900,90TL olduğu, bu rakamın davacının talep edebileceği portföy tazminatının üst limiti olduğu, davalı tarafından üretilen ürünlerin kendiliğinden kısmi bir pazar payının da bulunduğu da dikkate alındığında, bu bedel üzerinden %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği, bu doğrultuda davalı ... yönünden davacı lehine 448.000,00TL portföy tazminatına hükmetmek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile, 448.000,00 TL portföy tazminatının dava tarihi olan 08/05/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş, davacı tarafından kar kaybı talebinde de bulunulmuş ise de, bu talebine ilişkin zararını somutlaştıran bir bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığından, davacının kar kaybına ilişkin davasının reddine karar vermek gerekmiştir.Davalı ... aleyhine açılan davada ise, her ne kadar davacı tarafından ...'nın, ...'nın hakim ortağı olduğundan bahisle bu davalıya yönelik husumet yöneltilmiş ise de, dosyada toplanan deliller, tarafların beyanları, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi ile tespit edilen hususlar dikkate alındığında, davacının ... ile herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığı, davalının ...'nın ... içinde hissadar sıfatını haiz olarak ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğu, davalı ...'nın söz konusu satışlarda hiçbir şekilde taraf olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin davacı şirket ile davalı ... arasında bulunduğu, bu nedenle davalı ...'nın pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığından bu davalı yönünden açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur."gerekçesi ile, ''1-Davalı ... hakkında açılan davanın HUSUMET YOKLUĞU NEDENİYLE REDDİNE,2-Davalı ... hakkında açılan davanın KISMEN KABULÜ ile, 448.000,00TL portföy tazminatının dava tarihi olan 08/05/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3-Kalan kısımlar ve davacının kâr kaybı talebine ilişkin davasının REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/398 E., 2021/886 K. Sayılı karar ile davalı ... hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verirken, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile 448.000,00 TL portföy tazminatının davalıdan tahsiline, kalan kısımlar ve kar kaybı talebine ilişkin davasının reddine karar verildiğini; kararın bir kısım yönden hatalı olduğunu,Yerel Mahkemece davalı ... hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesinin oldukça hatalı olduğunu; mahkemenin hatalı olarak müvekkilin ... ile herhangi bir ticari ilişkisinin olmadığına, davalı ...'nın ... içinde hissedar sıfatını haiz olarak ayrı bir tüzel kişiliği olduğuna ve taraflar arasındaki ilişkinin müvekkili ile ... arasında olduğuna kanaat getirdiğini, her ne kadar Yerel Mahkeme ...'nın ilişkinin bir tarafı olmadığı kanaatien varmış ise de dosyadaki deliller tam bir şekilde değerlendirildiğinde ... ve ...'ın birlikte hareket ettiğinin görüleceğini; örneğin dosyada mübrez 21 Mart 2018 tarihli (Çarşamba,17:42) ''...'' adresinden müvekkili şirket diğer ortağına gönderilen e-mail incelendiğinde de ... ve ...'nun birlikte hareket ettiği ve müvekkil ile olan ilişkilerinde birlikte karar aldıkları tespit edilebileceğini; mailde ... ve ...'nın genel müdürü tek kişi olmakla ve mail de iki şirketin adı geçmek sureti ile genel müdür tarafından gönderilmiş olmakla mail içeriğinde de (içerikte yer alan borç bakiyesi vb hususları kabul etmemek kaydı ile salt davalıların birlikte ticari ilişkinin tarafı olduğunun belirtilmesi adına) ... ve Brado'nun birlikte karar aldıkları, ... ve ...'nun halen devam etmekte olan ve onaylanmış tüm siparişleri ...'a teslim etmeye devam edecekleri ve toplantıda belirlendiği şekilde hareket edecekleri belirtilmiş olmakla tarafların açıkça birlikte hareket etmekte olduklarını ve ...’nun açıkça ticari ilişkinin bir tarafı olduğunu; Yerel Mahkeme'nin ...'nın ticari ilişkinin bir tarafı olmadığı yönündeki tespitinin hatalı olduğunu, yine dosyaya sunmuş oldukları kayıtlarda da açıkça görüleceği üzere davalı ... diğer davalı ...'nun hakim ortağı olduğunu; müvekkilinin kuruluş amacı doğrultusunda kurulduğu tarihten bu yana davalıların ürünlerinin Türkiye'deki münhasır distribütörü olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin davalıların ürünlerinin Türkiye'deki satışı için kurulduğu sabit olmakla Yerel Mahkeme'nin davalı ... yönünden husumetten red kararı vermesinin hatalı olduğunu; bu doğrultuda Yerel Mahkeme kararının kaldırılması ve davanın davalı ... yönünden de kabulüne ve müvekkil lehine hükmedilecek portföy tazminatı ve yoksun kalınan kazancın beraber hareket eden ve biri diğerinin hakim ortağı olan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiğini,Yerel Mahkemenin davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile 448.000,00 TL portföy tazminatının davalıdan tahsiline karar verdiğini; taraflar arasındaki ilişki bakımından haklılıklarının ispat edildiğini, müvekkilinin kurulduğu 2006 yılından 2018 yılına kadar ... ve ... ürünlerini münhasır dağıtıcı sıfatıyla sattığının müvekkilinin usul ve yasaya uygun şekilde tutulmuş ticari defterleri ile sabit olduğunu; mahkemenin gerekçeli kararda dosyada mübrez belgeler incelendiğinde davacı ile davalı arasında çerçeve sözleşmenin olduğu kanaatine varıldığını, taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olduğunu, tek satıcılık sözleşmesi için yazılı olma şartının olmadığını, müvekkili ile davalı şirket arasında davalı tarafından üretilen ürünlerin Türkiye'de satışı hususunda süregelen bir şekilde tek satıcılık ilişkisinin kurulduğunu ve davalının 2017 yılından itibaren Türkiye'de doğrudan doğruya satış yaparak tek satıcılık sözleşmesine aykırı davrandığının kabul edilmiş olduğunu, davalıların 08.03.2018 tarihli toplantıdaki açıklamalarının ve Türkiye'ye doğrudan satış yapmalarının taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali olduğunun da sabit olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin münhasır distribütörlük olduğu sabit olmakla bu halde davalıların ürünlerini ve markasını Türkiye pazarına tanıtan, yerleştiren, malların sürümünü ve müşterilere satışını artırmak için azami derecede gayret sarf eden ve bu konuda bir çok yatırım yapan ve sonrasında doğrudan satışlarla saf dışı bırakılan müvekkil lehine portföy tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, münhasır distribütörlük hususunda haklılıkları ispat edilmiş ise de Yerel Mahkeme tarafından hükmedilen tazminatın hatalı ve hakkaniyete aykırı olduğunu; Yerel Mahkemenin hatalı ve hakkaniyete aykırı bir şekilde portföy tazminatını TL cinsinden tespit ve takdir ettiğini, dava dilekçeleri ile sabit olduğu üzere tahsilini talep ettiğikleri tazminat talebinin yabancı para cinsinden, bir başka deyişle EUR cinsinden olduğunu; davalıların adreslerinden de anlaşılacağı üzere İtalya'da mukim şirketler olduklarını ve müvekkili ile bütün mali işlerin EUR cinsinden yürütüldüğünü; dosyada mübrez faturalar dahi EUR cinsinden olup aradaki ilişkinin yabancı para üzerinden oluştuğu ve sürdüğünü; yabancı şirketin doğal olduğu üzere kendi para cinsi üzerinden yani EUR para birimi üzerinden bütün ticari işlemlerini yürüttüğünü; bu doğrultuda taleplerinin yabancı para üzerinden oluştuğunu, bununla birlikte portföy tazminatı da tek satıcının kurduğu müşteri çevresini, sözleşmenin sona ermesi yüzünden kaybetmesi sonucunda uğradığı zarar ve kaybettiği kazancın denkleştirilmesi ise yabancı ortaklı müvekkilinin yabancı para üzerinden ticari ilişkisini devam ettirmesi kapsamında yabancı para cinsinden zarara uğradığı düşünüldüğünde portföy tazminatının da yabancı para cinsinden istemesinde bir mahsur bulunmadığını, hükmedilen tazminatın da hakkaniyete uygun olması gerektiğini; hakkaniyet gereği de yabancı para cinsinden tazminata hükmedilmesi gerektiğini,Yargıtay’ın da kararlarında portföy tazminatının muhakkak TL üzerinden ödenmesi gerektiğini belirtmediğini; Yargıtay’ın birçok kararında yabancı para cinsinden verilen portföy tazminatı ve kar kaybı hesaplarını onadığını; Yerel Mahkemenin de salt Yargıtay içtihatları gereği TL üzerinden karar verdiğini belirttiğini ve fakat herhangi bir Yargıtay ilamına da atıf yapmadığını; doğal olarak kararların gerekçeli ve gerekçenin de doyurucu olması gerekirken bu ilkeye aykırı bir şekilde Yerel Mahkeme'nin hangi Yargıtay kararlarını esas aldığının da denetlenemediğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/4875 E, 2021/4698 K., 02.06.2021 Tarihli ilamında da Yerel Mahkeme 39.422,31 EUR portföy tazminatının ve 24.638,94 EUR yoksun kalınan kar kaybının kabulüne karar verdiğini, Yargıtay salt kar kaybı hesabının 5 ay üzerinden değil de 6 ay üzerinden yapılması ve davacı tarafın yapmaktan kurtulduğu masrafların mahsup edilmesi gerektiği sebebi ile kararı bozduğunu; Yargıtay kararında Yerel Mahkeme'nin yabancı para cinsi üzerinden hüküm tesis edemeyeceğine ilişkin bir bozma sebebi bulunmadığını,Yargıtay'ın yabancı para cinsinden portföy tazminatı verilen kararları onadığı veya bu hususu bozma sebebi yapmadığı birçok kararı bulunmakta olup portföy tazminatının TL üzerinden verilmesini gerektirir bir düzenleme veya içtihat bulunmadığını, bu doğrultuda Yerel Mahkemece dava dilekçelerinde EUR cinsinden talep olmasına karşın TL üzerinden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, müvekkillinin seçimlik hakkını kullanmış olmasına karşın tercih edilen yabancı para seçimlik hakkı yerine TL üzerinden hüküm veridiğini ve bu durumun HMK'ya da açıkça aykırı olduğunu; kararın kaldırılarak talepleri gibi yabancı para üzerinden hüküm tesis edilmesi gerektiğini, HMK Madde 26' ''Hakim, tarafların talep sonuçları ile bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.’ düzenlemesinin yer aldığını, dava dilekçelerindeki taleplerinin yabancı para cinsinden olması karşısında TL üzerinden karar verilmesinin de seçimlik hak kavramına ve HMK'ya aykırı olduğunu, dava dilekçesinde 177.646,23 EUR'un dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun Madde 4/a'da belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep edilmiş olmakla Yerel Mahkemece TL cinsinden hüküm kurulduğundan doğal olarak avans faizi uygulanmış olup yabancı para cinsinden hüküm kurulması ile birlikte faiz taleplerine de uygun bir şekilde karar verilmesi gerektiğini, Bununla birlikte; bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde de hangi miktar üzerinden karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup hükme esas alınan bilirkişi raporuna da itiraz etmiş olmalarına karşın itirazlarının değerlendirilmediğini, gerekçeli kararda da itirazlarının neden reddedildiğinin izah edilmediğini, yerel mahkemece itirazları karşılanmadan hüküm tesis edilmiş olmakla eksik inceleme söz konusu olduğunu, hatta Yerel Mahkemece salt portföy tazminatı talepleri yönünden rapor aldırıldığını, diğer talepleri yönünden hiçbir inceleme yaptırılmaksızın taleplerinin reddine karar verildiğini,Yargıtay'ın portföy tazminatı ile kar kaybı zararını birbirinden tamamen farklı tazminat türleri olduğunu ve anılan istemin irdelenmesi gerektiğini belirttiğini; fakat dosyada mübrez gerek kök rapor, gerekse ek rapor ve de netice olarak 2. Ek raporda salt portföy tazminatı bakımından bir inceleme ve değerlendirme yapıldığını, gelir kaybı zararına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını; yerel mahkemece dava dilekçelerindeki taleplerinden birinin yargılamada hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, üstelik ek rapora beyan ve itiraz dilekçelerinde bu taleplerinin de değerlendirilmesi gerektiği hususunda detaylı bir izahat olmasına rağmen bilirkişi heyetinin raporlarında hiçbir şekilde bu itirazlarına değinmediğini, salt portföy tazminatı hesabı yapıp raporlarını neticelendirdiklerini; Yerel Mahkeme de eksik inceleme içeren anılan bilirkişi raporları üzerinden hüküm tesis ettiğini, tekrar bir inceleme yaptırarak inceleme ve hesaplama yaptırmadığını, eksik inceleme ile hüküm tesis ettiğini,Yargıtay kararlarında da portföy tazminatı ile kar kaybı zararının birbirinden farklı olduğu ve ayrıca hesaplanması gerektiğinin açıkça belirtildiğini( Yargıtay 11. HD, 2013/16672 E, 2014/17367 K., 18.07.2013 T.), karşı tarafça müvekkili davacı ile aralarındaki anlaşma sona erdirilecekse bile müvekkil idavacıya usul ve yasaya uygun şekilde bir bildirimde bulunarak, bildirim süresi tanıyarak bu işlemi geçekleştirmesi gerektiğini; müvekkili davacı ile davalı arasındaki sözleşmesel ilişki bu ihbar/bildirim süresi kadar devam edebileceğinden müvekkili davacının makul bildirim süresi bakımından yoksun kaldığı kazanç kaybının da hesaplanması gerekmekte iken Yerel Mahkemece hükme elverişli bir rapor dosyaya kazandırılmadan ve bu yönde herhangi bir inceleme yaptırılmadan hüküm tesis edildiğini, yerel mahkemenin, somut bir delil dosyaya sunulmadığını kabul ederek talebimizin reddine karar verdiğini, oysa yoksun kalınan kazanç kaybının bilirkişi incelemesi ile net bir şekilde hesaplanabileceğini, bu sebeple de ticari defterlerinin delil olarak sunulduğunu; Mahkeme'ce portföy tazminatı talebinin kabul edilmiş olmasının kazanç kaybı olduğunun da kabul edilmesi manasına gelmekte olduğunu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/2991 E., 2021/4968 K. Sayılı 10.06.2021 T. Kararı), Usulüne uygun bir bilirkişi incelemesi ile taleplerinin değerlendirilmesi ve hükme elverişli bir hesaplamanın yapılması gerekirken bir inceleme yapılmadan hüküm tesis edilmesinin usul ve yasaya aykırı olup eksik incelemeye dayalı Yerel Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/4875 E, 2021/4698 K. Sayılı kararında da portföy tazminatı ve mahrum kalınan kar bedelinin tahsili talepli davada karar portföy tazminatı bakımından (EUR cinsinden) onanmış olup, sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde kalan aylar yönünden mahrum kalınan kar hesabı yapılması gerektiğinin belirtildiğini,Portföy tazminatının da hatalı hesaplandığını ve neticeten hatalı bir portföy tazminatına hükmedildiğini; kararın hatalı olduğunu, kararın, hükmedilen tazminat bakımından hesaplama hatası olması ve bu husustaki itirazlarına rağmen açık bir şekilde hatalı olduğunu, kararda ''5 yıllık brüt kar üzerinden portföy tazminatının hesaplanması gerektiği, son aldırılan bilirkişi raporuna göre brüt karın 2.804.504,51TL olduğu, bunun 5 yıla bölümünde 2.804.504,51/5 Yıl olmak üzere yıllık brüt kar ortalamasının 560.900,90TL olduğu,bu rakamın davacının talep edebileceği portföy tazminatının üst limiti olduğu'' hususunun belirtildiğini, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişilerin 5 yıllık brüt satışın 9.472.471,43 TL olduğunu, satışların maliyetinin 6.575.076,86 TL olduğunu beyan etmiş iken karın 2.804.504,51 TL olduğunu tespit ettiklerini, bir hesaplama hatası yaptıklarını; aradaki farkın 2.804.504,51-TL değil 2.897.394,57-TL etmekte olduğunu; bu noktada da bir hesaplama hatası olduğunu; bu hesaplama hatası ile tekrar kabul manasına gelmemek kaydı ile ortalama yıllık brüt kar 579.478,91-TL olması gerekirken 560.900,90-TL olarak hatalı hesaplandığını; yerel mahkemenin de bu hesaplama hatası üzerinden hüküm tesis ettiğnii; Salt bu hususun dahi kararın hatalı olduğunun ispatı olduğunu;(Gerekçeli karardaki bir diğer maddi hatanın da davalı ...'ın %49 oranında hissedar olmasına karşın gerekçeli kararda %15 olarak belirtilmesi olduğunu) Aynı şekilde hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava tarihindeki ... EUR alış kurunun da hatalı hesaplandığını; bu hususun dahi hükmü doğrudan hatalı hale getirmekte olduğunu, hükmedilmesi gereken portföy tazminatının şu şekilde hesaplanması gerektiğini;dava dilekçeleri ekinde son 5 yıllık brüt satış karlarına ilişkin tablo sunulduğunu; bu yılların ortalamasının 176.646,23 EUR olduğnuu; bu rakamın da dava dilekçelerindeki talep olduğunu,Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2006/9212 E., 2007/1314 K. sayılı ve 15.02.2007 tarihli kararında;“…tek satıcılık sözleşmesinde hükmedilecek müşteri tazminatında karşılaştırmalı hukuk da dikkate alınmak suretiyle, son beş yıllık faaliyet sonucu elde edilen kazancın yıllık ortalaması tavan olmak üzere bir tazminata hükmedilebilecektir. … hesaplama yapılırken tek satıcının yıllık brüt kârı dikkate alınmalıdır.” denilmek suretiyle açıkça hesaplamanın nasıl yapılması gerektiğinin belirtildiğini, doktrindeki kabule göre konu ürünün yıllık brüt (vergi öncesi) satış karının satış cirosundan ''ürünün maliyeti ile ilgili giderlerin'' çıkartılması gerektiğini; satış karının bulunması için cirodan tek satıcının işletmesi ile ilgili tüm giderlerin değil sadece ürünün satışı ile giderlerin düşülmesi gerektiğini; bu doğrultuda yapılacak hesaplamada müvekkilinin son 5 yıllık brüt satış karlarının ortalamasının, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 176.646,23 EUR olarak tespit edildiğini; Yerel Mahkeme'nin esas aldığı bilirkişi raporunda doğru hesaplama şekline uygun bir hesaplama yapıldığından bahsedilemeyeceğini, bu doğrultuda Yerel Mahkemece talepleri gibi kabul verilmesi gerekirken hatalı bir değerlendirme ile yabancı para cinsi üzerinden değil hatalı bilirkişi raporundaki hatalı bir hesaplama üzerinden hüküm tesis edilmiş olup kararın hatalı olduğunu; alanında uzman bir heyetten hükme elverişli ve doğru bir hesaplama içeren, denetimi mümkün bir rapor aldırılmalı ve neticeten özellikle incelenmeyen mahrum kalınan kar bedeli hesaplaması ve içtihatlara uygun bir portföy tazminatı hesaplaması yapılması gerektiğini, Üstelik müvekkiline ödenmesi gereken portföy tazminatının TL cinsinden ödenmesine ve müvekkilinin halihazırda hak ettiğinin çok altında bir portföy tazminatı alacak iken hakkaniyet indirimi yapılmasına da yer olmadığını, Yerel Mahkemece hakkaniyet indirimi yapılmasına ve kabul manasına gelmemek kaydı ile her halde alt sınırdan uzaklaşan hakkaniyet indirim oranına da itiraz ettiklerini, müvekkilinin halihazırda yıllarca davalıların ürünlerini Türkiye'de sattığını, salt bu amaçla faaliyetine başladığını, (ve davalıların haksız olarak ilişkiyi ihlal etmeleri ile müvekkilin kuruluş amacı ortadan kalkmış) davalılara geniş bir müşteri portföyü kazandırmış ve malların satışını ve tanınırlığını artırmak için yoğun bir faaliyet ve çaba gösterdiğini, akabinde de son derece haksız bir şekilde davalılar tarafından münhasır dağıtıcılık alanının ihlal edildiğini, adeta ticari faaliyetine saldırıldığını ve saf dışı bırakıldığını, bu durumda hakkaniyet indirimi yapılmasının müvekkilini daha çok mağdur etmekten başka bir anlama gelmeyeceğini; ayrıca kabul manasına gelmemek kaydı ile %20 indirim oranının her halde oldukça yüksek bir oran olmakla Yerel Mahkemenin neden bu oranı uyguladığını da gerekçelendirmediğini, Hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini kabul manasına gelmemek kaydı ile her halde orana itiraz ettiklerini, Yerel Mahkemece tanzim edilen gerekçeli karar kararların gerekçeli olması ilkesine aykırı olduğunu; Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılamanın temel unsurlarından biri olmakla gerekçenin doyurucu olması, kararın neden, nasıl ve hangi hukuki gerekçeyle ve hangi deliller doğrultusunda verildiğinin açıkça verildiğinin gerekçeli kararda belirtilmesi gerektiğini, gerekçeli kararda her iki tarafın da ek bir inceleme istemesine karşın neden ek rapor talebinin reddedildiğinin, itirazlarının neden reddedildiğinin açıklığa kavuşturulmadığını; ayrıca gerekçeli kararda da Yargıtay içtihatları gereği portföy tazminatının TL üzerinden verileceği belirtilmiş ise de herhangi bir Yargıtay kararına atıf yapılmadığını ve taraflarınca da yukarıda verilen Yargıtay kararlarında olduğu gibi TL para cinsi üzerinden karar verilmesini belirten bir Yargıtay ilamı görülemediğini, bu noktada beyanlarının ve itirazlarının neden reddedildiği belirli olmamakla birlikte Mahkeme'nin özellikle hükmettiği TL para cinsi ve mahrum kalınan kar kaybına ilişkin itirazlarını neden reddettiğinin izah edilmediğini; bu sebeple kararların gerekçeli olması ilkesine aykırı gerekçeli karara da itiraz ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve resen tespit edilecek sebeplerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dairemizce takdir edilmesi halinde yerel mahkemece eksik inceleme ile hüküm tesis edilmiş olduğundan tüm talepleri kapsayacak şekilde bir rapor tanzim edilmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına, duruşma taleplerinin kabulüne, davanın her iki davalı bakımından da kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında tekel hakkı veren bir ticari ilişki veya sözleşme ilişkisi olmadığını, Mahkemenin, davacı ile davalı arasında tek satıcılık veya bayilik sözleşmesine benzer nitelikli bir çerçeve sözleşmesinin kurulduğunu kabul ettiğini; bu kabulün tek gerekçesinin ise, davalı şirketin davacı şirketin ortağı olması olduğunu; yani mahkemenin, ticaret sicil kayıtlarına bakarak, davacı şirketin davalı şirket mallarını satmak için kurulduğuna kanaat ettiğini; bu kanaatine dayanak gösterilen ticaret sicil kuruluş gazetesinde ise, mahkeme görüşünün aksine tek satıcılık veya sadece davalı ürünlerini satışına yönelik bir bayilik / tek satıcılık gibi bir düzenleme ve kuruluş amacının da kesinlikle yer almadığını; Ticaret sicil gazetesine göre, şirketin her türlü mobilya satışı ve pazarlaması için kurulduğunu; kuruluş amacı olarak davalı şirketin mallarını pazarlamak ve satmanın kesinlikle yer almadığını; ayrıca, davalının davacı şirketin ortağı olmasının, bu şirkete tek satıcılık yetkisi vermesini gerektiren bir zorunluluk doğurmadığını, ancak mahkemenin, davalının, davacı şirketin ortağı olması nedeniyle, davacı şirket ana sözleşmesini tekel hakkı veren bir çerçeve anlaşması olarak kabul ettiğini: müvekkili şirketin davacı şirketteki hissesinin kuruluştan itibaren % 49 oranında olup, son olarak 2012 yılındaki sermaye artışında da % 49 oranın korunduğunu, Tek satıcılık sözleşmesinin yazılı olması geçerlilik şartı olmamakla birlikte, davacının tekel satış yetkisinin varlığı konusunda ticari bir uygulamanın varlığının şart olduğunu; davacı şirket 28/03/2006 tarihinde kurulmuş olup, ilk bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, müvekkili şirketin 09/02/2007-15/06/2018 tarihine kadar Türkiye 'ye doğrudan satış yapmış olup, bu satışların 103.540,00-Euro olduğunun tespit edildiğini, yani müvekkilinin, davacı şirketin kuruluşundan beri müşterilerine doğrudan ürün satışı yapmakta olduğunu, davacı şirketin de bunu gayet iyi bildiğini ve kabul ettiğini, 2007 yılından beri davalının doğrudan satış yaptığının tespitine rağmen, taraflar arasındaki ticari ilişkinin tekel hakkı veren bir satış ilişkisi olduğunun hangi kritere göre belirlendiğinin taraflarınca anlaşılamadığını, müvekkilinin ürünlerini hem doğrudan hem de davacı aracılığıyla sattığının sabit hale geldiğini; yani davalı şirketin kuruluşundan beri davacıya ürünleri satmak için bir tekel hakkı vermediğini, aksine kendisinin de satış yapmaya devam ettiğini; 2018 yılına kadar doğrudan satışlara itiraz etmeyen davacı şirketin her nedense 2018 yılında doğrudan satışa itiraz eden bir mail yazdığını; bu mailin ise, davalı şirketin davacı şirketin borcunu ödemesini istemesinden sonraki döneme rastladığını, davalı şirket 2007 yılından beri piyasaya doğrudan mal satışı yapmış olup, hiçbir zaman davacı şirkete tekel hakkı vermediğini, o yönde bir ticari ilişkisinin de olmadığını; bunun ispatının da dosyaya dava dışı müşterilerden gelen yazı cevapları olduğunu; bu cevaplarda müşterilerin hem davalıdan hem davacıdan mal aldıklarını beyan ettiklerini; ortada tekel veya benzeri bir çerçeve anlaşma olmadığını; aksine bir ticari uygulamanın ispat edildiğini, mahkeme kararının 3. sayfasında '' .... He ne kadar taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmasada dosyaya mübrez belgeler incelendiğinde, davacı ile davalı arasında çerceve sözleşmenin olduğu kanaatine varıldığı, somut olayda davalının aynı zamanda davacı şirketin %51 ortağı olup, 09/02/2007 tarihinden 15/06/2018 tarihine kadar toplamda 103.540 Euro tutarında doğrudan satış yaptığı, dolayısıyla iş ilişkisinin başından beri davalının Türkiye'de doğrudan satışlarının sözkonusu olduğu, Taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olarak nitelendirilebileceği anlaşılmıştır. '' (Mahkeme kararı sayfa 4 / paragraf 1 de aynı ibare tekrarlanmıştır ) dendiğini, mahkeme kararında; taraflar arasındaki ticari ilişkiyi müvekkilin 2007 yılından beri doğrudan satışı olduğundan bayilik olarak nitelendirdiğini ancak tekel ve münhasır satış yetkisi içermeyen bayilik ilişkisi için portföy tazminatına hükmettiğini; tekel ve münhasırlık yetkisi olmadığı ifade edilen bayilik ilişkisinin portföy tazminatına dayanak gösterilmesinin mümkün olmadığını; bilirkişi kök raporunda "taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olabileceği ve ayrıca taraflar arasındaki ilişkinin bayilik sözleşmesi ya da başka bir biçimde nitelendirilmesi durumunda davacının portföy tazminatı talep edemeyeceği" hususunun belirtildiğini; mahkemenin taraflar arasındaki ticari ilişkinin bayilik olduğuna karar verdiğini, ama bu tip sözleşmede söz konusu olmayan portföy tazminatına hükmettiğini; kararın bu yönüyle de tamamen çelişkili ve mesnetsiz olduğunu, Yargıtay kararlarında da benimsendiği üzere denkleştirme talebi tek satıcılık sözleşmeleri için uygulansa da, bayilik için kabul edilmediğini ( Yargıtay 11. H.D. Esas No: 2013/2986 Karar No: 2014/7611 Karar Tarihi:17.04.2014 sayılı ilamı), Dosyada mübrez bulunan 25 sayfadan ibaret KÖK bilirkişi raporunda, Bilirkişilerce, davacı ile müvekkili ... arasındaki hukuki ilişkinin irdelendiğini ve aralarındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığının belirlendiğini, raporda, tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarının; kendi adına ve hesabına hareket, süreklilik, tekel hakkı olarak açıklandığını; tek satıcılık sözleşmesinin asli unsurunun ise, münhasır bölge ve satış yetkisi olduğunun yasal dayanakları ile izah edildiğini; bilirkişilerce bizzat davacının belge fatura ve kayıtları üzerinde yapılan değerlendirmede, davacı şirketin davalı şirketten ürünleri satın aldığı ve satın aldıktan sonra iç piyasaya serbest koşullarda sattığının tespit edildiğini; oysaki, tek satıcılık ve acentelik ilişkisinde ana şirket mallarını satın alma yoluyla değil, tedarik-konsinye yoluyla ya tek satıcıya ya da müşteriye gönderdiğini, satıştan sonra da tek satıcının ana şirkete komisyon faturası keserek gelir elde ettiğini; tek satıcının sattığı ürünler üzerinden ana şirketten komisyon alacağını; bilirkişinin yaptığı tespitte davacının komisyon almadığının, esasen ticari ilişkinin sürekli bir satın alma şeklinde olduğunun belirlendiğini; davacı müşterilerinin isteklerine göre davalıya sipariş açarak her sipariş için ayrı bir cari hesap tutmakta olduğunu; bu hususun mali bilirkişice tespit edildiğini,

Sözleşmenin fesih tarihi ve fesih sebebinin dahi hatalı belirlendiğini, davacı vekilinin, dava dilekçesinde ve sonraki beyanlarında da açıkça Mart 2018 tarihinde yapılan toplantı ve yazışmalardan bahsederek, bu tarihten sonra sözleşmenin ihlalinden bahisle taleplerde bulunduğunu ancak mahkeme gerekçesinde davacının bu beyanını dahi aşarak sözleşmenin 2017 yılında davalının doğrudan satış yapması ile fiilen feshedildiğinin belirtmekte olduğunu; mahkemenin gerekçesinde mail yazışmalarına atıf yaptığını ancak hangi yazışmanın neyin ispatı olarak tespit ettiğini açıklamadığını; TTK. hükümlerine göre temerrüde düşürme ve fesih ancak yazılı belge ile yapılabilen işlemlerden olup, mailin delil vasfında da olmadığını; davacının dava öncesi adeta delil yaratmak için yazıldığı belli olan tek taraflı ve kabulleri olmayan maillerin delil vasfında görülerek karar verilmesine itiraz ettiklerini, Mahkeme gerekçesinde, sayfa 4 paragraf 3'de ''Davalının 2017 yılından itibaren türkiyede doğrudan doğruya satış yapmaya başlamak suretiyle tek satıcılık sözleşmesine aykırı davrandığını'' ifadesinin, Sayfa 4 paragraf 2 ''davalı tarafından doğrudan satışlara başlamış olması ve sözleşmenin fiilen sonlandırılmış olması sebebi ile davalının sözleşmeyi haksız olarak fiili şekilde sonlandırdığı'' ifadesinin kullanıldığını, mahkeme kararına göre, müvekkilinin bayilik sözleşmesini fiilen ve haksız olarak sona erdiren davranışın 2017 yılında doğrudan satışlara başlamış olması olduğunu, bu nedenle de sözleşmenin fiili fesih tarihini 2017 yılı olarak tespit ettiğini; yani mahkeme kararına göre, davacının beyan ve taleplerinin aksine sözleşmenin Nisan 2018'de değil, mahkemenin belirlediği 2017 yılında fiili durum ile feshedilmiş durumda olduğunu; fesih 2017 yılı kabul edilmiş ama portföy hesaplamasının Nisan 2018 yılından geriye dönük yapılmış olduğunu, yani fesih sonrası dönemin portföy hesabına girdiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki davacının beyanına göre Nisan 2018 yılında sona ermiş olup, mahkemenin 07/04/2021 tarihli celse zaptında ''fesihten geriye dönük 5 yıldaki brüt satışların ...'' tespitini istediğini; bilirkişinin de, Nisan 2018'den geriye dönük mali hesaplama yaptığını; mahkemenin de bu hesaba göre karar verdiğini; yani mahkeme kararına göre, sözleşmenin fesih tarihinin 2017 mi yoksa Nisan 2018 mi olduğunun anlaşılamadığını; feshin 2017 yılı olarak görüldüğü için davacının borçlarının olmasının bir kusur ve ihlal olarak görülmediğini, ama tazminatın 2018 Nisan'dan geriye dönük belirlendiğini, Yine mahkeme, doğrudan satışların 2017 yılında başladığına karar vermiş ise de, dosyada bulunan müşteri yazıları, bilirkişi kök raporu ve mali tespitlere yönelik ilk raporda açıkça müvekkilin 2006-2007 yılından beri düzenli olarak doğrudan satış yaptığını ispat ettiğini, kapsamlı ve 25 sayfadan ibaret bilirkişi kök raporunun ''Davalı şirketlerin Türkiye satışları'' başlıklı tespit bölümüne göre, davalı şirketin 09.02.2007-15.06.2018 arasında Türkiye'de doğrudan satış yaptığını, davalı şirketin, satış listesine göre, 2007-2008-2009-2010-2012-2013-2014-2015-2016 tarihlerinde de düzenli olarak doğrudan satış yaptığını; yani mahkemenin 2017'de ilk kez yaptığını düşündüğü doğrudan satışların 2006-2007 yılından beri yapılmakta olduğunu; mahkemenin doğrudan satışı fiili fesih tarihi olarak belirlemiş olduğu bu durumda fiili fesih tarihinin 2017 değil 2007 olması gerektiğini, yine mahkeme gerekçesinde, müvekkilinin 2017'den sonra davacı portföyünden yararlandığının, 2017-2018 yılında davacı müşterilerine doğrudan satış yaparak portföyden yararlandığının ifade edildiğini, ancak bu tespitinin de tamamen hatalı olduğunu, çünkü 2017 sonrası davalının satış yaptığı müşterilerin, davacının çalıştığı müşteriler olmadığını; yani davalının davacının portföyünü kullanmadığını; mahkemenin bu karşılaştırmayı dahi yapmadan müvekkilinin davacı portföyünden yararlandığına karar verdiğini; oysaki, 2006 yılından beri doğrudan satış yapan davalı şirketin müşterilerini kurduğu bu şirketle tanıştırarak gelir elde etmesini temin etmiş taraf olduğunu, yine dosyaya mahkeme yazısı gereği, cevap veren müşterilerden, ... firmasının, ... firmasından 2013/2014/2015/2016/2017/2018 yıllarında doğrudan mal aldığını; ... firmasının, davalı ...'ın kurumsal tedarikçisi olduğunu ve 2013 yılından beri alım yaptığını mahkemeye bildirdiğini; müvekkilinin 2007 yılından beri doğrudan satış yaptığını ve taraflar arasında tekel nitelikli bir satış imtiyazı olmadığını, dosyadaki mali tespitlere, faturalara bizzat davacının dava dilekçesi beyanına aykırı olarak mahkemenin 2017 yılını fiili fesih tarihi belirlemiş olmasının tamamen eksik ve yetersiz incelemenin sonucu olduğunu; mahkeme 2017 yılını fesih tarihi olarak gördüğü için, davacının Mart 2018 tarihinde noter ihtarnamesi ile 42.158 Euro alacağını davacıdan talep etmesinin de temerrüt ve haklı fesih yönünden değerlendirme dışı bıraktığını yani sözleşmeyi 2017 yılında müvekkil zımnen feshetmiş olduğuna göre, Nisan 2018'deki ihtilafın değerlendirmesini yapmaya da gerek kalmadığını, Kabul olmamakla birlikte; davacının tek satıcı olduğu durumda dahi borcunu ödemeyerek temerrüte düşen davacının portföy talep hakkının ortadan kalkacağını, bilirkişi raporunun mali tespitleri sonucunda davalının davacıdan 42.158 Euro alacaklı olduğu tespit edildiğini; bu borca ilişkin olarak davacı savunma olarak bunun borç olmadığını iadesi gereken kalıp bedelinin davacıya fatura edildiğini iddia ettiğini, bunu da ticari defterlerine gerçek olmayan giriş çıkışlarla belirttiğini; sözde kalıplar için kendi kendine 38.505 Euro değer biçip yazdığını, 5.613 Euro da depolama ardiye sigorta masrafı yazdığını; Türkiye'de depolama ve sigorta ücretini de Euro olarak yazabildiğini; davacı, satın aldığı ürün bedellerinden doğan cari borcunu kalıp parası diye yalan beyan ettiğini; bilirkişinin isabetle böyle bir kalıp borcu faturası olmadığını, aksine kalıpların da davacı tarafından 3. Kişilere satıldığını tespit ettiğini; davacının müvekkiline bedelini ödemediği kalıpları başkasına satıp gelirini de elde ettiğini; yaptığı satışa göre, kalıplar için 4600 TL+10.000 Euro aldığını ama bu kalıplar için dilekçesinde 38.505 Euro istendiğini iddia edebildiğini; mahkemenin 27.11.2019 tarihli celse zaptında bilirkişinin tespitini istediği hususları belirtirken borcun numune kalıplardan kaynaklanıp/kaynaklanmadığının tespitini özellikle istediğini; bunu özellikle belirten mahkemenin, raporda çıkan tespiti hiç değerlendirmediğini, TTK md.122/1’de portföy tazminatına hak kazanabilmenin koşulları belirtildiğini, davacının kusuruyla sözleşmenin sona ermesine neden olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin tek satıcılık ilişkisi olması halinde dahi, davacının ve davalının ticari kayıtları ile de sabit olduğu üzere, davacının davalıya 281.898,45-TL borçlu olduğunu ve 2 yıldır da bu bedeli ödemediğini; borcun numune kalıpların iadesinden doğmadığı ispat edilmiş durumda iken, borcunu ödemediği için kusurlu olan davacının tazminata hak kazanmasının da mümkün olmadığını, nitekim doktrinde, “tek satıcının kötü ekonomik durumu, tek satıcının sır saklama yükümlülüğünü ihlal etmesi, asgari satın alma yükümlülüğünü ihlal etmesi, sürümü arttırma yükümlülüğünü yeterince titiz bir şekilde yerine getirmemesi, rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davranması, tek satıcının işletmesinin yapısını sorumluluğunu kısıtlayacak şekilde bildirimde bulunmaksızın değiştirmesi (gerçek kişi tacir olarak faaliyette bulunurken mal varlığı ile sınırlı sorumlu bir şirket haline gelinmesi), bilgi verme yükümlülüğünün önemli bir şekilde ihlal edilmesi, tek satıcının üreticinin çalışanlarını ayartması, bir gerçek kişi tacir olması halinde tek satıcının ne bizzat kendisinin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmesi ne de başka bir kişinin istihdamı ile bunları sağlayabilmesi, tek satıcının, konu hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen bir önlem almaması koşuluyla yardımcılarının sözleşmeye aykırı davranışları, tek satıcının malları teslim almaktan ve bedellerini ödemekten kaçınması" hallerinde sağlayıcı tarafından sözleşmenin feshedilmiş olması durumunda tek satıcının portföy tazminatına hak kazanamayacağını ifade ettiğini, (Demir Gökyayla, Cemile, Milletlerarası Özel Hukukta Tek Satıcılık Sözleşmeleri, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2013. ),Portföy tazminatı hesaplamasının da tamamen hatalı olduğunu, dosyadaki kök bilirkişi raporunda, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisinin olmadığı dolayısıyla bayilik niteliğindeki anlaşmanın portföy tazminatı hakkı vermediğinin belirtildiğini, ancak mahkeme kök rapordan sonra verdiği 23/12/2020 tarihli ara karar ile ''portföy tazminatı hesaplaması yapılırken davacı şirketin son 5 yıllık brüt karından ürünün satışıyla ilgili işletme giderlerinin düşülmesi, tüm işletme giderlerinin dikkate alınmamasına,'' karar vererek , portföy tazminatı hesabının değiştirilmesi istendiğini, bu kapsamda verilen 1. Ek rapordan sonra bu kez mahkemenin 07/04/2021 tarihli celse zaptında ''sözleşmenin sona erdiği tarihten geriye doğru 5 yıl gidilmek suretiyle 5 yıldaki brüt satışlardaki portföy miktarının hesaplanmasını '' istediğini, bu ara karara göre verilen Son ek rapor ile Nisan 2018'den geriye dönük sadece satışlar ve satışlara ait maliyetlere göre, portföy hesabı yapıldığını ve bu haliyle karar verildiğini, tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanacağı yasal düzenleme ile kabul edilen, portföy tazminatının miktarının belirlenmesine ilişkin, 6102 sayılı TTK’nın 122. maddesinin 2. fıkrasında: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.” denilmek suretiyle tazminatın miktarının belirlenmesine ilişkin bir ölçü konulduğunu, ancak bu miktar tavan miktarı olup, somut olayda tek satıcının ne miktarda portföy tazminatına hükmedileceğinin, somut olayın tüm koşullarının değerlendirilmesi sureti ile hakkaniyet esasına göre hakim tarafından belirlenmesi yoluna gidilmelisi gerektiğini, dolayısıyla TTK md. 122/2 ile birlikte “son beş yıllık kazancının’’ ortalamasının üst sınır olarak belirlenmesinin ve buna göre hakkaniyete uygun bir tazminat hesabı yapılmasının kabul edildiğini, burada bahsedilen kazancın yapılan satışlar ve satışlar için yapılan giderler değil, şirketin ortalama 1 yıllık kazancı olduğunu, TTK md.122/2'nin yorumu neticesinde tazminat miktarında izlenmesi gereken yol aşağıdaki şekilde olması gerektiğini: öncelikle, sağlayıcının menfaatinin ve buna karşılık olarak tek satıcının kaybının hesaplanması (yani yeni müşterilerin hesaplanması), sonrasında tarafların karşılıklı kazanç ve kaybı neticesinde hakim tarafından hakkaniyet değerlendirmesi yapılarak tazminat miktarının tespiti ve bu tespitin ardından, tespit edilen bu miktarın TTK md.122/2'de belirtilen tavan miktarını, yani tek satıcının sözleşme ilişkisinin son 5 yılı içerisinde elde etmiş olduğu kazancın 1 yıllık ortalamasını ya da sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam ettiyse, devam eden süre kadar elde ettiği kazancın 1 yıllık ortalamasını aşıp aşmadığının belirlenerek tavan sınırı denetiminin yapılması suretiyle tazminatın belirlenmesi gerektiğini, mahkemenin sadece satışları ve satışlar için yapılan maliyetleri dikkate aldığı için tazminatın fahiş ve yüksek belirlendiğini; esasen şirketin 1 yıllık kazancının çok çok üzerinde bir miktarın haksız olarak tazminata esas alındığını, Mahkemenin davacının talep sonucunu değiştirdiğini, talep etmediği avans faizine hükmettiğini, dava dilekçesinde tazminatın Euro olarak aynen ifa şeklinde istendiğini; ayrıca faizin de 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre belirlendiğini, mahkemenin Euro olarak istenen dava talebini değiştirerek davayı tl olarak karara bağladığını, davacı avans faizi istemediği halde avans faizine hükmettiğini; kararın bu yönden de hatalı olduğunu,İleri sürerek, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan ve re’sen dikkate alınacak gerekçelerle; tehir-i icra taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının duruşmalı olarak yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında varlığı iddia olunan tek satıcılık sözleşmesinin haksız olarak feshedilmesi nedeniyle denkleştirme tazminatının ve uğranıldığı ileri sürülen kar kaybının tespiti ve tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davalılardan ... yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davalı ...'ya karşı açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; davacı şirketin 2006 yılında davalılara ait ürünlerin tek yetkili satıcı olarak Türkiye'de pazarlanması ve satışı için kurulduğunu, davalı ...'ın davacı şirketin %49 pay ile ortağı olduğunu, davalılardan ...'nın da diğer davalı ...'ın %49 pay ile hissedarı olduğunu, davalıların birlikte hareket ettiklerini ve her iki davalı ile davacı arasında davalıların ürünlerinin Türkiye'de satışı için tek satıcılık sözleşmesi bulunduğunu, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte, 2006 yılından davalılarca sözleşmenin haksız olarak sona erdirildiği tarihe dek devam eden ticari ilişki ile, davacının davalıların ürünlerinin tanıtımı, pazarlanması, sürümlerinin arttırılması ve bu ürünler için Türkiye'de kalıcı müşteri portföyü oluşturulması için gerçekleştirdiği faaliyetler kapsamından tek satıcılık ilişkisinin varlığının sabit olduğunu, davalılar ile davacı arasında gerçekleşen 08/03/2018 tarihli toplantıda davalıların, davacının tekel hakkını ihlal edecek şekilde Türkiye'de doğrudan satış yapmaya karar verdiklerini belirttiklerini, davacının toplantıda bu duruma itiraz ettiğini, davalıların 21/03/2018 tarihli e-mail ile davacının bakiye borcu bulunduğundan bahisle tüm siparişleri durdurma kararı aldıklarını belirttiklerini, davacının 26/03/2018 ve 03/04/2018 tarihli mailleri ile davalıların taraflar arasındaki ilişkiyi ve davacının tekel hakkını ihlal edecek şekilde Türkiye'de doğrudan satış yapamayacaklarını, davalılara olan borcun bahane edildiğini, bu borcun deneme amaçlı alınan ve kullanılmadığı için iade edilmek istenen ancak iade edilmeyen kalıplardan kaynaklandığını, sözleşmenin haksız şekilde sona erdirilmesi nedeniyle portföy tazminatı ve uğranılan maddi zararlarının tazminini isteme hakkının doğacağının davalılara bildirildiğini, davalıların aniden sipariş vermeyi durdurarak sözleşmeyi sona erdirmeleri akabinde davacı elinde kalan stokları iade almadıklarını, ayrıca vakit kaybetmeden davacının 2006 yılından beri oluşturduğu müşteri portföyüne dahil şirketlerden doğrudan sipariş almaya, bu şirketleri ziyaret etmeye ve bu şirketlere mal satmaya başladıklarını ileri sürerek, TTK'nun 122 maddesi uyarınca ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmenin sona erdiği 2018 yılı Mart ayından geriye doğru davacının beş yıllık brüt karının ortalamasından oluşan 176.646,23-Euro denkleştirme tazminatının, yine sözleşmenin ihbar öneli verilmeden haksız ve tek taraflı sona erdirilmesi nedeniyle uğranılan kar kaybı ile fiili zararlardan oluşan şimdilik 1.000,00-Euro maddi tazminatın davalılardan 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesine göre faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.Davalılar tarafından, davacının ...şirketi ile ticari faaliyeti bulunmadığı, ...'nun ... şirketinin %49 oranında hissedarı olmasının ona husumet yöneltilmesi için yeterli olmadığı, davacının davalı ... şirketi ile ise, yalnızca alım satım ilişkisi bulunduğu, davacının sipariş ettiği malların fatura karşılığı davalıya satıldığı, taraflar arasında davacıya Türkiye'de tekel hakkı tanıyan bir tek satıcılık sözleşmesi bulunmadığı, davalıların Türkiye'de doğrudan satışlarının da bulunduğu, bu nedenle davacının denkleştirme tazminatı isteminin reddi gerektiği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için tek satıcılık sözleşmesinin varlığı kabul edilse dahi, ... ile davacı arasındaki satış ilişkisinin davalının iki yıldır ödemediği vadesi gelmiş bakiye açık hesap borcunun ödenmemesi nedeniyle haklı olarak sona erdirildiği, davacının davalılar için pazarlama ve tanıtım faaliyetinde bulunmaması, müşteri portföyü oluşturmaması, bu portföyü davalıya devretmemesi, davalı ...'ın bu portföyden yararlanmamış olması karşısında denkleştirme isteminin koşulları oluşmadığı gibi, sözleşme davacının kusuru nedeniyle sonlandırıldığından, davacının yine denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği, davalı tarafından gönderilen 21/03/2018 tarihli mailde davalının tek satıcı olduğuna dair hiçbir beyan olmadığı, yalnızca birikmiş ve vadesi geçmiş borçların ödenmemesi nedeniyle tüm siparişlerinin durdurulduğunun yazılı olduğu, davacının borcun ödenmesinin talep edilmesi akabinde gönderdiği iki adet tek taraflı mail ile tekel hakkından bahsetmiş olmasının tek satıcılık sözleşmesinin varlığını ispata yetmeyeceği, taraflar arasında tek satıcılığın varlığını gösterir bir teamül de bulunmadığı, davanın davalı ... yönünden husumet yokluğundan, diğer davalı yönünden esastan reddi gerektiği savunulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, davacının dilekçesinde bildirdiği dava dışı şirketlere, 2006 yılından bu yana davalıların ürünlerinin doğrudan davalılardan tedarik edilip edilmediğinin bildirilmesi amacıyla yazılan yazı cevapları da dosya arasına alınarak, davacının ticari defterleri, davalıların sunduğu ticari defter kayıtları ile dosya üzerinde bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak kök rapor alınmış, tarafların rapora itirazları üzerine mali incelemeyi içerecek şekilde iki ek rapor alınmış, tahkikat bitirilerek davalı ... hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile, 448.000,00-TL portföy tazminatının dava tarihi olan 08/05/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kalan kısımlar ve davacının kar kaybı talebine ilişkin davasının reddine karar verilmiştir.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalı ... yönünden verilen husumet yokluğu nedeniyle ret kararının hatalı olduğu, portföy tazminatı Euro cinsinden talep edilmesine rağmen, TL cinsinden tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu, portföy tazminatı hesabının da hatalı olduğu, hakkaniyet indirimi yapılmasının hatalı ve indirim oranının yüksek olduğu, mahkemece sözleşmenin haksız feshedildiği kabul edilmesine rağmen, makul ihbar süresi belirlenerek kar kaybına dayalı tazminat istemleri bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, delil sunulmadığından bahisle, kar kaybı isteminin reddedilmesinin hatalı olduğu, bilirkişi raporlarına bu yöndeki itirazlarının gerekçesiz reddedildiği ve gerekçeli kararda da itirazların karşılanmadığı yönündedir.Davalı ... tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının bildirdiği dava dışı şirketlerden gelen yazı cevapları ile davalının 2007 ila 2018 yılları arasında Türkiye'de doğrudan satış yaptığı sabit olmasına ve kök bilirkişi raporunda da davalının 09/02/2007-15/06/2018 tarihleri arasında kadar Türkiye'de 103.540,00-Euro tutarında doğrudan satış yaptığı tespit edilip, taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık değil bayilik ilişkisi olduğu tespit edilmesine, taraflar arasında yazılı bir sözleşme de bulunmamasına rağmen, mahkemece taraflar arasında bayilik ve tek satıcılık niteliğinde bir çerçeve sözleşme bulunduğunun kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğu, yine davacı bu ilişkinin 21/03/2018 tarihli sözleşme ile sonlandırıldığını iddia etmesine rağmen, davacının iddia ve talebi aşılarak davalının Türkiye'de 2017 yılından itibaren doğrudan satış yapmaya başlayarak ilişkiyi fiilen sonlandırdığının kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu kabul ile çelişkili şekilde portföy tazminatının 2018 yılı Nisan ayından itibaren geriye doğru beş yıl için hesaplattırmasının hukuka aykırı ve çelişkili bulunduğu, taraflar arasında bir tek satıcılık sözleşmesi olmadığı, davalının davacı şirketin ortağı olmasının da davacıya tek satıcılık yetkisi verdiğini göstermeyeceği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla tek satıcılık kabul edilse dahi, birikmiş borcunu ödemediği için sözleşmenin sona ermesine kusuru ile neden olan davacının denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği, mahkemece sözleşmenin 2017 yılında sonlandırıldığı kabul edildiğinden taraf defterlerine göre davacının sabit olan borcunun sözleşmenin haklı nedenle sonlandırılmasına neden olup olmadığının değerlendirilmediği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla portföy tazminatı hesabının hatalı yapıldığı ve mahkemenin davacının faiz talebinden fazlasına hükmettiği yönündedir. Tek satıcılık sözleşmesi üretici ile tek satıcılık arasındaki ilişkileri düzenleyen, üreticinin mallarını belirli bir bölgede tekel şeklinde satmak üzere tek satıcıya göndermeyi üstlendiği, tek satıcının da kendisine gönderilen malların sürümünü artırmak için kendi adına ve hesabına faaliyette bulunduğu, taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşmedir. Tek satıcılık sözleşmesinin ayırt edici özelliklerinden biri, satıcının üreticinin mallarını satmak hususunda belli bir bölgede tekel hakkının bulunması, buna karşılık satıcının, üreticiye karşı rekabet etmeme ve üreticinin mallarının sürümünü arttırma yükümlülüğünün bulunmasıdır. Atipik bir sözleşme olan tek satıcılık sözleşmesi için bir geçerlilik şekli bulunmamaktadır. TTK'nun 122/son fıkrası uyarınca denkleştirme tazminatına ilişkin hükümler tek satıcılık ile benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacaktır. Davacı şirketin sicil kaydı incelendiğinde; 22/03/2006 tarihinde kurulduğu, dava dışı ...'nun %51, davalı ...'ın %49 oranında pay sahibi olduğu, 2 şirketin faaliyet konusunun “Her türlü büro ev turistik tesis mobilya, mobilya komponentleri ile spor yarışmaları izleme mahallerine mahsus koltuk ve bunların imalatlarında kullanılan her türlü malzeme, parça yedek parça ve komponentlerin ithalatı imalatı, satın alınması iç ve dış pazarlarda satış ve pazarlamasını yapmak. Madde 8. Benzer faaliyetlerde uğraşan Türk ve yabancı kurum ve kuruluşların temsilciliğini yapabilir. ” şeklinde olduğu, şirket ana sözleşmesinde yalnızca davalılar tarafından üretilen mobilya komponentlerinin satışı için kurulduğuna dair açık bir kayıt bulunmadığı anlaşılmıştır. Somut olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığına göre davacı, her iki davalı ile arasında var olduğunu ileri sürdüğü hukuki ilişkinin tek satıcılık sözleşmesi mahiyetinde olduğunu ispatla yükümlüdür. Davacı tarafından bu iddianın ispatı için mail yazışmalarına, ticari defter ve kayıtlara, faturalara, maliyet tablolarına, reklam makbuzlarına, fuar katılım sözleşmelerine dayanılmış, davalıların tekel hakkını ihlal ettiklerinin ispatı için ise 2018 yılından itibaren dava dışı şirketlere davalılar tarafından doğrudan satış yapılıp yapılmadığının sorulması istenilmiştir. Mahkemece dava dışı beş ayrı şirkete yazılan yazı cevaplarından, bu şirketlerin 2018 yılından önce de davalıların ürünleri hem davacı aracılığı ile hem de doğrudan her iki davalıdan tedarik ettiklerini bildirdikleri, en eski doğrudan tedarik tarihinin ise 2007 yılı olduğu, 2008, 2009, 2010, 2012, 2013, 2015, 2016, 2017 yıllarında da doğrudan satışların bulunduğu anlaşılmıştır.Davalı ...'ın taraflar arasında davacıya tekel hakkı veren bir tek satıcılık sözleşmesi bulunmadığına, mahkemece sözleşmenin sonlandırılış tarihinin ve sebebinin de yanlış değerlendirildiğine, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunsa bile, sözleşme haklı nedenle sonlandırıldığından denkleştirme tazminatı istenemeyeceğine yönelik istinaf sebebi değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece davacı şirketin münhasıran davalı ... tarafından üretilen ürünlerin satımı amacıyla kurulduğu, ...'ın aynı zamanda davacı şirketin hissedarı olduğu, davacı şirketin kurulduğu yıl olan 2006 yılından itibaren 2017 yılına kadar davalı ... tarafından üretilen ve ithal edilen ürünlerin davacı aracılığıyla piyasaya sürüldüğü, bu şekilde davacı şirket ile davalı ... arasında bayilik yada tek satıcılık sözleşmesine benzer nitelikte bir sözleşme ilişkisinin kurulmuş olduğu kabul edilmiş ise de; mahkemece davacının bildirdiği dava dışı şirketlere yazılan ve yukarıda içerikleri kısaca özetlenen yazı cevaplarının mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmediği, dava dışı şirketler tarafından verilen bilgiler ışığında, taraflar arasında, davacıya Türkiye'de davalı ürünlerinin satışına yönelik tekel hakkı tanınıp tanınmadığının irdelenmediği, yine davacı şirketin kurulduğu 2006 yılından itibaren davalı şirketler dışında başka şirketlerden, davalılarla rekabet teşkil edecek nitelikte ürün tedarik ederek satıp satmadığına yönelik bir mali inceleme yapılmadığı, dosyaya mübrez e-mail yazışmalarının içeriğinin değerlendirilmediği, buna göre taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunduğuna dair kabulün eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olduğu, öte yandan davacı taraf sözleşmenin 2018 yılı Mart ayında sonlandırıldığını bildirmesine rağmen mahkemece hangi delile dayalı olarak davalının 2017 yılında doğrudan satış yaparak sözleşmenin fiilen sonlandırıldığını kabul ettiğine dair gerekçe de sunulmadığı, buna bağlı olarak davalının sözleşme ilişkisinin davacının birikmiş ve vadesi geçmiş borcu bulunması nedeniyle sona erdirildiğine yönelik savunması üzerinde de durulmadığı, davalının bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Davacının, ... şirketi yönünden davanın husumet yokluğundan reddine dair verilen karara karşı yaptığı istinaf başvurusu değerlendirildiğinde, mahkemece davacının yalnızca davalı ...'nun diğer davalı ...'ın hakim ortağı olması nedeniyle bu davalıya husumet yönelttiği belirtilmiş ise de, davacının yalnızca bu sebebe dayanmadığı, birlikte hareket eden davalıların her ikisinin ürünlerinin de Türkiye'de münhasır yetkili satıcısı olduğunu ileri sürdüğü, Brado tarafından davacı adına tanzim edilmiş bir kısım satış faturalarını da dilekçesinde sunduğu, yaptırılan mali bilirkişi incelemesi neticesinde, davacının... ile ticari ilişkisini ayrı bir hesapta yürüttüğü alacak borç bakiyesi olmadığı bildirilmiş ise de, davalı ... ile davacı arasındaki hesap dökümünün incelenmediği, böylece ... ile davacı arasında ticari ilişki bulunup bulunmadığı, bu ilişkinin satış, sürekli sözleşme niteliğindeki bayilik veya tek satıcılık olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğine dair mahkemece hiçbir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmış, davacı yanın buna yönelik istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.Davacının kar kaybına ilişkin hesaplama yapılmadığına dair istinaf sebebi değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki şifahi sözleşmenin belirsiz süreli ve sürekli niteliği haiz olduğunun anlaşıldığı, buna göre sözleşme ister tekel hakkı veren bir sözleşme ister alelade bayilik sözleşmesi olsun, taraflardan birinin haklı nedenle sözleşmeyi feshettiğini ispat etmediği sürece, olağan fesih hakkının ancak ihbar öneli verilerek kullanılabileceği buna göre mahkemece öncelikle davalı ...'ın sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğine yönelik savunması değerlendirilerek, sözleşme ilişkisinin haksız olarak sonlandırılıp sonlandırılmadığının tespit edilmesi, eğer feshin haksız olduğu sonucuna ulaşılırsa, sektör bilirkişisi de heyete dahil edilerek benzer bir sözleşmenin kurulabileceği makul sürenin tespiti ile bu süre için, davacının uğradığı kazanç kaybının yine davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılacak mali inceleme ile tespit edilmesi gerekirken, mahkemece davacı tarafından somut delil sunulmadığından bahisle kar kaybı isteminin reddedilmesinin hatalı olduğu, davacı yanın buna yönelik istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Kabule göre de; davacının dava dilekçesinde portföy tazminatı istemini yabancı para cinsinden ileri sürdüğü, mahkemece gerekçesi açıklanmaksızın TL cinsinden tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde mahkemece yapılması gereken iş; davacı ile davalılar arasında varlığı iddia olunan hukuki ilişkinini mahiyetini tespit etmek amacıyla dosyaya sunulan tüm deliller eksiksiz incelenerek değerlendirilmesi, davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde tekrar inceleme yaptırılarak, davacının davalılarla arasındaki ticari ilişkinin ayrı ayrı mali dökümünün yapılması, davacı şirketin kurulduğu tarihten itibaren, davalıların mobilya ürünlerine benzer mahiyette ve davalılarla rekabet teşkil edecek şekilde başka firmaların ürünlerinin tedarik ve satışını yapıp yapmadığının incelettirilmesi, alınan rapordaki verilere göre davalıların ürünlerinin davacı aracılığı olmaksızın ve davacı bilgisi dahilinde doğrudan satışının yapıldığına yönelik davalıların savunmalarına göre, davacının tek satıcılık ilişkisinin varlığını ispat edip edemediğinin tartışılması, yine taraflar arasındaki ilişkinin, tek satıcılık niteliğinde olsun olmasın, belirsiz süreli ve sürekli niteliği haiz olması karşısında ilişkinin haklı nedenle sonlandırılıp sonlandırılmadığının tespit edilmesi, haklı nedenle sonlandırılmamışsa bu kez sözleşmenin mahiyetine göre denkleştirme tazminatı talep koşullarının oluşup oluşmadığının oluşmuş ise tutarının, ayrıca davacının benzer bir sözleşmeyi kurabileceği makul süre tespit edilerek, bu süre için talep edebileceği kar kaybı zararının hesaplanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir.Sonuç itibariyle; davacı ile davalı ...'nın istinaf başvurularının yukarıda açıklanan sebeplerle kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, taraflarca ileri sürülen diğer istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı ile davalı ...'nın istinaf başvurularının KABULÜ ile; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/11/2021 tarih ve 2018/398 Esas - 2021/886 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminat var ise talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 30/01/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1142, K. 2025/98, T. 30.01.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1142-e-2025-98-k-b7ff90e3feef