Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2021/2109 E. 2025/41 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/2109
- Karar No
- 2025/41
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2109
KARAR NO: 2025/41
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/05/2018
NUMARASI: 2014/1245 Esas - 2018/590 Karar
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/01/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, davalı şirketin 675,00-TL sermayesine sahip ortağı olduğunu, davalı şirketin 2002 ve 2003 yıllarına ait ortaklar kurulu toplantısını 17.05.2004 tarihinde yaptığını, bu toplantıda hukuka aykırı biçimde şirket sermayesinin rüçhan hakları kısıtlanmak suretiyle 800.000,- TL'den 800.125,00- TL'ye artırılarak şirkete yeni ortaklar alındığını, ayrıca müvekkilinin ihracına da karar alındığını, söz konusu kararların iptali için İstanbul 7. ATM'de 2004/935 E.sayılı dosyada açılan davada sermaye artırımının iptaline karar verildiğini, kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1l.HD. nin 06 04.2010 tarih ve 2000/5424 E-2010/3343 K sayılı kararı ile iptal kararını temyiz eden davalı şirketin itirazının reddedildiğini, bununla birlikte müvekkilinin şirketten ihracına ilişkin kararın da iptal edilmesi gerektiğini belirterek kararı bozduğunu, bozma kararı üzerine istanbul 7.ATM'nm 2010/693 E. sayılı dosyasından davanın gürülerek müvekkilinin ihracına ilişkin ortaklar kurulu kararının iptaline karar verildiğini, bu kararın da kesinleştiğini, İstanbul 7. ATM'de dava sürmekte iken davalı şirketin 19.07.2007 tarihinde 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin ortaklar kurulu toplantısını gerçekleştirdiğini, bu tolantıda alınan kararların iptali için açılan dava neticesinde İstanbul 13. ATM'nin kâr dağıtmama, müdürün kendini ibrası ve muvekilinin şirketten ihracına ilişkin kararların iptaline karar verdiğini, kararın vekalet ücreti dışında kesinleştiğini, Davalı şirketin 22.12.2008 tarihinde 2007 yılına ilişkin ortaklar kurulu toplantısını gerçekleştirdiğini, bu tolantıda alınan kararların iptali için açılan dava neticesinde İstanbul 20. ATM'nin müdürün kendini ibrasına ilişkin kararın iptaline karar verdiğini, söz konusu kararın taraflarınca temyiz edildiğini, halen Yargıtay aşamasında olduğunu, Davalı şirketin 09.03.2012 tarihinde 2008, 2009, 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin ortaklar kurulu toplantısını gerçekleştirdiğini, bu toplantıda alınan kararların iptali için açmış oldukları davanın İstanbul 43. ATM'nin 2012/135 E.sayılı dosyasında derdest olduğunu, Davalı şirketin 18.06.2013 tarihinde 2012 yılına ilişkin ortaklar kurulu toplantısını gerçekleştirdiğini, bu tolantıda alınan Kararların iptali için açmış oldukları davanın İstanbul 31. ATM'nin 2013/275 E. sayılı dosyasında derdest olduğunu, son olarak davalı şirket tarafından 15.04.2014 tarihinde 2013 yılına ilişkin genel kurul toplantısı yapıldığını, bu tolantıda da ortaklara, şirketin mali durumu ile ilgili hiçbir bilgi verilmeden hukuka aykırı kararlar alındığını ve aksı yöndeki Mahkeme kararlarına rağmen yine müvekkilinin ihracına karar verildiğini, Müvekkilinin genel kurul toplantısına katılarak kararlara karşı muhalefet şerhlerini tutanağa geçirttiğini, 15.04.2014 tarihli genel kurulda alınan yasaya, ana sözleşmeye ve afaki iyiniyet esaslarına aykırı 3, 4, 5 ve 6 no.lu kararların iptali için iş bu davanın açılması zaruretinin doğduğunu, Bilançonun onaylanmasına İlişkin Genel kurul toplantısının 3 no.lu kararına dair iptal gerekçeleri: Davalı şirket ve büyük ortağı ...'in. müvekkilinin bilgi alma ve şirketin defter ve evrakını inceleme hakkını kullandırmadığını, bilanço ve hesap özeti dahi sunmadığını, müvekkili adına davalı şirkete gönderilen 02.03.2012 tarihli ihtarname ile müvekkilinin bilgi alma ve şirketin defter ve evrakını inceleme hakkını kullandırılması ve davalı şirket hakkındaki 24.07.2006 tarih ve 3 sayılı Vergi İnceleme Raporu çerçevesinde tesis edilen işlemler hakkında bilgi verilmesinin istenildiğini, bu ihtarlarına rağmen bilgi verilmediğini, ihtarnameden sonra 18.06.2013 tarihinde yapılan genel kurulda da müvekkiline hiçbir bilgi ve belge sunulmaması üzerine davalı şirkete gönderilen 02.07.2013 tarihli ihtarnamede, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkını kullanabilmesi için belirlenecek günün bildirilmesinin istendiğini, ancak bu taleplerine de olumlu bir yanıt verilmediğini, ayrıca işbu dava konusu 15.04.2014 tarihli genel kurulda ve sonrasında da müvekkiline hiçbir bilgi verilmediğini ve şirket hesaplarını inceleme hakkı tanınmadığını, 15.04.2014 tarihli genel kurulda bilanço ve gelir tablosunun sunulmadığını, görüşülmediğini, toplantı tutanağında bu hususun açıkça görüleceğini, okunduğu iddia olunan bilanço ve finansal tabloların ortaklar tarafından imzalanmış bir örneğinin verilmesinin istendiğini, bu hususun toplantı tutanağına geçirildiğini, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu'nun 24.07.2006 tarih ve 3 sayılı Vergi İnceleme Raporunda, şirketin büyük ortağı ve tek başına temsil ve ilzama yetkili müdürü olan ...'in ... İnşaat hissesi alım işleminde usulsüzlük bulunduğu ve bu usulsüzlüğü gizlemek için şirket kayıtlarında da usulsüzlük yapıldığının tespit edildiğini, Vergi İnceleme Raporundaki tespitlerden anlaşılacağı üzere davalı şirketin müdürü ...'in şirketin sahip olduğu ... inşaat hisse senetlerini bedelsiz olarak kendi olarak kendi uhdesine geçirdiğini, bu usulsüz devir nedeniyle şirketin 18.357.256,80 TL tutarında çok yüksek bir vergi borcu ve bunun gecikme cezası ve vergi ziyaı cezası gibi diğer ödemelerle karşı karşıya kaldığını, Nitekim, İstanbul 43 ATM'nin 2012/135 E.sayılı dosyasında görülen davada Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından gönderilen yazıda, vergi inceleme raporuna istinaden 14.000.000- TL ödendiği belirtilmiş olup şirket müdürünce toplantı öncesinde, toplantı esnasında ve sonrasında bu konuda müvekkiline bir bilgi verilmediğini, diğer taraftan şirket müdürü ...'in kişisel harcamalarını şirket kasasından yaptığına dair duyum aldıklarını bu bakımdan bilirkişi vasıtasıyla şirket adına yapılan ödemelerin incelenmesini talep ettiklerini, Bilanço ve kâr zarar hesaplan toplantıda okunmadan, ortakların bilgisine sunulmadan bilançonun ve kâr zarar hesaplarının onaylanmasının hukuken mümkün olmadığını, Kâr Dağıtımı Yapılmamasına ilişkin Genel kurul toplantısının A no.lu kararına dair iptal gerekçeleri; Genel kurulda kârın dağıtılmayıp yedek akçe olarak ayrılmasına oy çokluğu ile karar verildiğini, müvekkilinin bu karara muhalif kaldığını, şirketin 800.000,- TL gibi son derece yüksek bir sermayeye sahip olduğunu, faaliyetini yürütmek için ilave bir kaynağa ihtiyacı olmadığını, kar payı almanın ortağın en önemli mali hakkı olduğunu, hiçbir önemli gerekçe olmadan karın dağılmamasının sadece küçük ortağın kar payı almasını engellemeyi amaçlayan bir davranış olduğunu, nitekim daha önce 19.07.2007 tarihinde gerçekleştirilen ortaklar kurulu toplantısında alınan kâr dağıtmama kararının İstanbul 13.ATM'mn 2007/742 E. 2012/157 K. sayılı kararı ile iptal edildiğin: Müdürün İbrasına ilişkin Genel kurul toplantısının 5 no.lu kararına dair İptal gerekçeleri; Genel kurul toplantısının 5 no.lu maddesinde şirket müdürünün ibra edilmesinin görüşülerek müdürün kendi oyları ile ibrasına karar verildiğini, müvekkilinin bu karara muhalif kaldığını, Şirket müdürü ...'in vergi inceleme raporunda, şirket kayıtlarını usulsüz bir biçimde tutmakla suçlandığını, bu usulsüz işlemler nedeniyle şirketin 14.000.000,- TL vergi cezası ödeme durumunda bırakıldığını, bu konunun genel kurula getirilmediğini, şirketin gerçek durumunu yansıtan sağlıklı bîr bilanço ve gelir tablosu sunulmadan şirket müdürünün ibrasının söz konusu olamayacağını, ayrıca şirket müdürünün kendi ibrasında oy kullanmasının hukuka aykırı olduğunu, Şirket ortaklığından ihraç kararına İlişkin Genel kurul toplantısının 6 no.lu kararına dair iptal gerekçeleri: Genel kurul toplantısının 6 no.lu maddesinde müvekkilinin şirketten çıkarılması için Mahkemeye müracaat edilmesine karar verildiğini müvekkilinin bu karara muhalif kaldığını, şirketin 17.05.2004 târihinde yapılan ortaklar kurulu toplantısında sermaye artırımına ve hukuka aykırı biçimde müvekkilinin ihracına da karar alındığını, söz konusu kararların iptali için istanbul 7. ATM de 2004/935 E,sayılı dosyada açılan davada sermaye artırımının iptaline karar verildiğini, kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. HD.'nin 06.04.2010 tarih ve 2008/8424 E -2010/3843 K. sayılı kararı ile iptal kararını temyiz eden davalı şirketin itirazının reddedildiğini, bununla birlikte müvekkilinin şirketten ihracına ilişkin kararın da iptal edilmesi gerektiğini belirterek kararı bozduğunu, bozma kararı üzerine İstanbul 7 ATM'nin 2010/693 E.sayılı dosyasından davanın görülerek müvekkilinin ihracına ilişkin ortaklar kurulu kararının iptaline karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, tüm bu kararlara rağmen müvekkili hakkında yine ihraç kararı verilmesinin kötü niyetli bir tavır olduğunu, üstelik alınan kararın bir gerekçesinin de belirtilmediğini iddia ederek; sonuçta; Davalı şirketin 15/04/2014 tarihli genel kurulda alınan yasaya, ana sözleşmeye ve özellikle afaki iyiniyet kaidelerine aykırı 3, 4, 5 ve 6 sayılı kararların iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın görülebilmesi için davacı tarafın TTK.448/3. maddesine göre teminat göstermek zorunda olduğunu, şirkette 675,-TL hisse sahibi olan davacının, huzurdaki davayı mesnetsiz olarak ve şirketi taciz etmek amacıyla açtığını, öte yandan davacının kurucusu ve yöneticisi olduğu ... A. Ş. nezdinde davacının baş müsebbibi olduğu hukuka aykırı işlemler sonucunda şirketin ve şirket ortaklarının yüksek miktarda zararlara uğratıldığını, bu zararların telafisi için açılan bir takım alacak ve sorumluluk davalarının halen sürdüğünü, davacının açtığı iptal davaları ile müvekkili şirketi işleyemez hale getirdiğini, bu nedenle davacı tarafın TTK.448/3.maddesine göre Mahkemece takdir olunacak teminatı yatırmasına karar verilmesini, Davacının davasında kötü niyetli olduğunu, 13.01.2003 tarihinde davacının müflis ... A. Ş. şirketindeki Özel asistanı ...'nin eşi ve çocuğu ile birlikte ABD'ye kaçması üzerine, müflis ... A.Ş. müşteri hesaplarında, müsebbibi davacı olan milyonlarca dolarlık suç teşkil eden iş ve işlemlerin yapıldığının ortaya çıktığını, bu işlemlerin en büyük mağdurunun ise, müvekkil şirketin müdürü olan ..., müvekkil şirket ve ...'in olay tarihinde hakim hissedar olduğu Tasfiye Halinde ... Danışmanlık Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti ve Tasfiye Halinde ... Ticaret Ltd. Şti. ünvanlı iki şirket olduğunu, Müflis ... A. Ş. de meydana gelen bu olaylar sonucu açılmış bulunan sonuçlanmış ve derdest birçok davanın mevcut olduğunu, bu davalara müvekkil şirket ve hakim hissedarı ile davacı ... ve müflis ... A. Ş. taraf olduklarını, bu davalardan bir kısmının delilleri arasında yer aldığını, Davacı taraf ile müvekkili şirket ve ortakları arasında derin husumetin mevcut olduğunu, hatta, şirketin hakim hissedarının şikayeti üzerine davacı hakkında "Sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret' suçundan ceza davası açılmış olup bu davanın İstanbul 70. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde halen 2014/257 Esas numarası ile derdest bulunduğunu ekte iddianame ve tensip zaptı suretlerinin arz edildiğini, taraflar arasında açılmış ve açılmakta olan diğer davaların da yıllardır sûregelen bu husumetin en açık göstergesi olduğunu, Davacı ..., eşi ve davacı ile birlikte hareket edenlerin, ... ve aile fertlerine yönelik teşkil eden pek çok iş ve işlemler yaptığını, müvekkili şirketi ve ortaklarını milyonlarca dolar karşılığı telafi edilemez zarar ziyana uğrattıklarını, delilleri arasında yer verdikleri istanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2003/336 Esas sayılı dosyasına ibraz edilen 26.09.2007 tarihli bilirkişi raporunun, davacının müvekkili şirketi zarara uğratıcı faaliyetler içinde olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, 26.09.2007 tarihli işbu raporun ; 12. sayfasında; " ... sadece ... Ticaretin hesaplarından ödendiği görülen toplam 141.155.000.000 TL'nin kime ödendiği hususunda kesin tespitlere ulaşılamadığı, " Aynı raporun 75. sayfasında : '.... Ticaret ve ... hesaplan birlikte değedendirildiğinde kârla sonuçlanan işlemlerin ... hesaplarına zararla sonuçlanan işlemlerin ... Ticaret hesabına aktarıldığı izlenimi yarattığı." Yine aynı raporun 81. sayfasında: "Böylece, katılan ... Şti'nin ...'da yukarıda örnek olarak aktarılan mevzuata aykırı işlemler ve haksız ödetilen komisyonlar sonucu 10.307.000.000 TL = 10.307 YTL zarara uğratıldığı anlaşılmıştır."Yukarıda heyetimizce verilen ... Ltd. Şti. ile ilgili işlem örnekleri bu örnek işlemlerde uğratılan zarar ve SPK tarafından yapılan, uğratılan zarar ve yönteme dair tespitten dosya içeriği ifade ve belgelerle değerlendirildiğinde, katılan ... Ltd. Şfi hesaplarının sanık ... sevk ve idaresi altında ... mensubu sanıklar tarafından zarara uğratıldığı ...'da yapılan bu işlemlerde ayrıca gereksiz ve Haksız komisyon tahsil edildiği bu yolla 2002 yılında Alfanın elde ettiği haksız komisyon gelirinin 49.796.000.000 TL = 49.796 YTL olduğu, tespit edilmiştir." şeklindeki ifadeler ile davacı ...'in müvekkili şirketi zarara sokucu eylemlerinden bir kısmının ortaya konulduğunu, öte yandan, müvekkili şirketin de davacıları arasında olduğu, İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen 2011/22 Esas sayılı dosyada, davacının müvekkili şirket ve diğer hissedarına faiz ve masraflar hariç 1.621.382,00 TL ödemesine karar verildiğini, bu davanın da, davacının müvekkili şirkete verdiği zararların tazmini talepli olarak açılmış bir dava olup yukarıda da bahis konusu yapılmış olduğunu, Ayrıca, Kadıköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesince davacı ...'in yönetim kurulu başkanı, genel müdürü ve hissedarı olduğu, ... A Ş. firması hakkında iflas kararı verildiğini, bu kararın andından iflas masası açıldığını, iflas dosyasında alınan bilirkişi raporuna istinaden Kadıköy iflas Müdürlüğü tarafından davacı ... hakkında, "Hileli iflas" suçundan şikayette bulunulduğunu ve davacı ...'in, müvekkili şirketin de müşterileri arasında bulunduğu, kurucusu ve sahibi olduğu müflis ... A. Ş. Unvanlı aracı kurumda gerçekleştirdiği hukuka aykırı faaliyetler sebebiyle, adı geçen şirketin hileli iflasına yol açtığı gerekçesi ile davacı hakkında, İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde, 2012/397 Esas numarası ile "Hileli iflas' suçundan ceza davası açıldığını, müvekkili şirketin ile bu davaya katılma talebinin kabul gördüğünü, müvekkili şirketin katılanlar arasında yer aldığı bu davaya ilişkin iddianame ve celse zabtı suretlerinin ekte olduğunu, davanın halen derdest olduğunu, hileli iflas suçundan, davacı ... hakkında şikayette bulunulduğundan haberdar olan Sermaye Piyasası Kurulunun. Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame ettiği dava ile, bu kez davacının da içinde bulunduğu müflis ... A Ş Yöneticileri hakkında şahsı iflas davası açtığını, anılan tüm bu eylemlerin karşılığı "cezai", verdiği zararlar yönünden ise 'hukuki' sorumluluğu olan davacının, adeta bütün bu olaylar hiç yaşanmamış gibi müvekkili şirketin ortaklar kuruluna iştirak ederek alınan kararların ortaklık menfaatlerine ve hukuka aykırı olduğunu iddia edebildiğini, huzurdaki davanın açılmasının yegane sebebinin müvekkili şirkete zarar verme kastı olduğunu, Davacının Genel Kurul Kararlarını iptalini talep ve gerekçelerinin de haksız ve mesnetsiz olduğunu; Bilanço ve Gelir Tablosunun Şirketin Gerçek Durumunu Yansıttığını, davacının, şirketin defter ve evraklarını inceleme hakkının kullandırmadığından bahisle, dava konusu ortaklar kurulundan iki önceki ortaklar kurulu döneminde göndermiş olduğu bir ihtarnameyi ek yaparak bilançonun iptalini talep ettiğini, davacının bu taleplerine karşı, müvekkili şirketçe cevabi ihtarname ile de cevap verildiğini, Müvekkili şirketin 15.04.2014 tarihinde yapılan dava konusu genel kurul toplantısından önce davacıya genel kurul davetiyesinin usulüne göre tebliğ edildiğini, buna rağmen, davacının müvekkili şirket genel kuruluna yönelik hazırlanmış ve tetkike amade bilgi ve belgeleri tetkik etmek üzere Şirket Merkezine gelerek inceleme yapma imkanını kullanmadığını, nitekim, davacının, önceki dönemlerde alınan genel kurul kararlarının iptali davalarındaki aynı şekildeki taleplerinin de davalara bakan mahkemelerce haklı olarak reddolunduğunu: Ayrıca; davacı tarafçada dilekçelerinde detaylı şekilde izah edildiği üzere, davacı taraf 2004 yılından bu yana müvekkili şirketçe yapılan tüm ortaklar kurulu ve genel kurullarda alınan kararların iptali için davalar açtığını, bu davalardan bir kısmının derdest olup, bir kısmının sonuçlandığını bu davalar kapsamında müvekkili şirketin davaların ait oldukları dönemlere ait tüm bilançolarının incelendiğini, bu bilançolar hakkında geniş ve detaylı bilirkişi raporları alındığını, anılan davaların hiçbirinde, bilançonun iptaline karar verilmediğini, Bunun sebebinin, müvekkili şirketin bilançosunun doğru ve usulüne uygun tutulmasının ve şirketin gerçek durumunu yansıtmasının yanında, şirketin ticari faaliyetinin, portföyünde bulunan hisse senetlerinin temettü gelirlerinin işletilmesinden ibaret olması, herhangi bir alım satım ya da üretimin olmamasından kaynaklandığını, müvekkil şirketin bu şekilde faaliyet göstermek zorunda kalmasının başlıca müsebbibinin de davacı taraf olduğunu, zira şirkete zarar verici faaliyetleri (ki ceza davalarına konu olmaya devam etmektedir) ve açtığı iptal davaları ile şirketin işleyişini kilitleyen davacı taraf olduğunu, öte yandan, Türk Ticaret Kanununun 614/2.bendinde: "Ortağın elde ettiği bilgileri şirketin zararına olacak şekilde kullanması tehlikesi varsa, müdürler, bilgi alınmasını ve incelemeyi gerekli ölçüde engelleyebilir." hükmünün vaz edildiğini, TTK nun 614/2. bent hükmü ve esasen yukarıdaki maddelerde açıklanan haller çerçevesinde, davacının bilançoyu tetkik etme tafeplerinin kabul edilmemesinin hukuki zemininin de mevcut olduğunu, dava dilekçesinde Maliye Teftiş Kurulunun raporuna dayanılarak davacı tarafça ileri sürülen talepleri de kabul etmediklerini, davacının, önceki yıllarda açtığı aynı kapsamlı davalarda reddedilen işbu taleplerini, müvekkili şirketi zorlama amacıyla huzurdaki davada tekraren ileri sürdüğünü, davacı tarafça ileri sürülen raporun tarihinin 24.07.2006 olup, 2002 yılına ait işlemler ile ilgili olduğunu, bu sebeple huzurdaki dava konusu dönem ile uzaktan yakından ilgisi bulunmadığını, bu döneme etkisinin de söz konusu olmadığını, davacının bu taleplerinin de dinlenemeyeceğini, Davacının dayanak gösterdiği Raporun fiili ve hukuki gerçeklere aykırı iddialar içerdiğini, Raporda iddia konusu edilen hisse devrinin hiçbir zaman gerçekleşmediğini, bu hususun anılan hisse devri ile ilgili olarak İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi nin 2003/1217 Esas sayılı dosyasında görüleri davada, yukarıda alıntı yaptıkları dosyaya mübrez 17.06.2007 tarihli bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, Raporda şu hususların açıkça tespit edildiğini; Davacı tarafça Şirket müdürü ...'e satıldığı iddia olunan ... İnşaat A Ş'ne ait hisselerin müvekkili şirket aktifinde var olduğu, Şirket müdürü ... tarafından hisse senetlerinin alımı için bir bedel ödenmediği, Dava konusu hisse senetlerine tekabül eden temettülerin müvekkili şirket tarafından tahsil edilmiş olduğu, Dava konusu hisse senetlerine istinaden bedelsiz hisse senetlerinin müvekkil şirket tarafından alındığı, Hisse devir sözleşmesinin, sözleşmenin esaslı unsurlarına sahip olmaması ve temsilcinin kendi kendisiyle işlem yapması nedeniyle geçersiz olduğu, Davacı-karşı davalı ... tarafından şahsen tazminat ist enemeyeceği, hükmedilecek tazminatın ortaklığa üflenmesini talep edebileceği, Şirket tarafından kar dağıtılmasına karar verilmemiş olduğundan, davacı-karşı davalı ...'in herhangi bir kar mahrumiyetinin bulunmadığı -Davacı-karşı davalı ...'in elindeki payların inançlı bir işlem sonucu kendisine verilmiş olduğu, Yukarıdaki hususların, bahsi geçen raporda derç edilen, hisse devri yolu ile müvekkili şirketin zarara sokulduğu iddialarının yersiz olduğunun açık kanıtı olduğunu, Zira Maliye Müfettişi raporundaki iddiaların aksine, hisse devrinin hiçbir zaman gerçekleşmediğini, dolayısı ile müvekkil şirketin, müdür ... tarafından zarara uğratıldığı iddialarının geçersiz olduğunu, bu savunmalarının yukarıda anılan Raporun sunulduğu İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2003/1217 Esas sayılı kesinleşen ilamı ile de sabit olduğunu ekte ilam suretinin arz olunduğunu, bu sebeplerle, davacının bilanço ve gelir tablolarının geçersiz olduğu iddialarının, yukarıda da geriş şekilde arz olunan, davacı tarafın kötüniyetinin ve haksız taleplerinin devamı niteliğinde olduğunu, esasen davacının, bilançonun onaylanmasına dair ortaklar kurulu kararının iptali talebinin gerekçesini, somut delillere değil, şirket müdürü ... tarafından şirket kayıtlarında usulsüzlük yapıldığı iddiasına dayandırdığını, davacının bu iddialanna dayanak olarak "duyumlar alındığı"gerekçesini ileri sürdüğünü, Müvekkili şirketin malî tablo ve ticarî defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğunu, davacının hangi kalemlere itiraz ettiğinin belirsiz olduğu, aldığı duyumların neler olduğunu açıklamadığı, şirket müdürünün şahsi harcamaları için şirket kasasını kullanmadığının önceki bilirkişi raporlarında yer aldığını ve bu konudaki davacı taleplerinin reddolunduğunu, Müvekkili Şirketin Kâr Dağıtımı Yapmama Kararının Yerinde olduğunu; Öncelikle bu kararın tamamen şirket bilanço ve gelir tablosuna uygun olarak şirketin iktisadi menfaatleri doğrultusunda alınmış isabetli bir karar olduğunu, davacının bu konudaki iptal talebinin art niyetli olduğunu, zira davacının şirketteki ortaklığının hem oran olarak sembolik, hem de ivazsız, kısaca hatır ortaklığı olduğunu, davacının bu kararın iptalini istemekle "şirkete koymadığı sermaye nin, bir de karını istediğini, Müvekkili şirketin yegane gelirinin, hakim hissedar ... tarafından şirkete ayni sermaye olarak konulan ... İnşaat ve San. A. Ş. hisse senetlerinin kar paylarından gelen gelir olduğunu, kimsenin hak etmediği herhangi bir menfaat talebinde bulunamayacağını, davacının bu taleplerini, şirket bilançosunun sağlıklı oluşturulmadığı iddiasına dayandırmışsa da bu iddiasını delillendiremediğini, yapılacak inceleme sonunda da bilançonun tutarlı olduğunun ortaya çıkaçağını, karın dağılmamasının, kârın şirketin mal varlığında kalması demek olduğunu, bu sebeplerle, karın dağıtılmamasına dair alınan 4 nolu kararın iptali taleplerinin haksız olduğunu, Şirket Müdürünün İbrasının Yarinde Olduğunu; Davacının, şirket müdürü ...'in ibrasının geçersiz olduğu iddialarına gerekçe olarak müdür ...'in usulsüz iş ve işlemler gerçekleştirdiğini, şirketi zarara soktuğunu gösterdiğini, davacı tarafın bu iddialarına da itibar edilemeyeceğini, yukarıda davacı tarafın iddialarına dayanak gösterdiği inceleme raporu ile ilgili beyanlarına refere vermekle yettndiklerini, şirket müdürünün, şirket kaynaklarını haksız yere kullanmadığını, zorunlu giderler dışında şirket kasasından hiçbir işlem yapmadığım, şirket kayıtlarını düzgün şekilde tuttuğunu, şirketin bilançosu ve gelir tablosunun sağlıklı olduğunu, bu sebeple de, davacının haksız iptal talebinin reddi gerektiğini, öte yandan, şirket müdürünün, kendi ibrasına ilişkin kararda oy kutlanmış olmasının hukuka aykırı olduğu yönündeki davacı iddialarına da itibar edilemeyeceğini, şirket müdürü ...'in müvekkili şirkette toplam 800.000,00 TL'lik sermayenin 799,326.00 TL'lik kısmına sahip olduğunu, dolayısı ile hakim hissedar olduğunu, karar yeter sayısına ulaşmak için, hakim hissedar ...'in ortaklar kurulunda oy kullanması gerektiğini, aksi taktirde müvekkil şirketin müdür ibrası veya başka bir hususta hiçbir karar alması mümkün olmayacağını, şirketin işlemez hale geleceğini, Kanun koyucunun böyle bir durumu amaçlamadığını, Kaldı ki ibra kararının iptal edilmesinin, diğer bir ifade ile ibra edilmemenin müeyyidesi %10 oranında paya sahip ortakların şahsi sorumluluk davası açabilmelerine imkan tanınması olduğunu, davacının %1 oranında dahi payının olmadığını müvekkili şirketin iki kişilik olduğu, sadece ibra edilen ve kendi ibrası lehinde oy kullanan müdür ...'in %10'dan fazla oranda payı olduğu ve onun da kendi aleyhine dava açması düşünülemeyeceğine göre bu kararının iptalinin de ayrıca yeni TTK sisteminde tek kişilik limited şirkete cevaz verildiğinde göre, tek ortaklı limited şirkette tek ortak - müdür kendi kendisini ibra edebilme imkanına kavuşmuş olduğunu, dolayısı ile müdürün kendi ibrası ile ilgili kararda oy kullanmaması kuralının uygulamada kendiliğinden geçersiz hale geldiğini, Davacı ...'in Müvekkil Şirket Ortaklığından ihracının haklı ve yerinde olduğunu; Limited şirketlerin tam sermaye şirketi değil, yarı şahıs yarı sermaye şirketi olarak hukuk sistemimizde yer aldığını, yani limited şirkette şirket ortaklarının kişiliklerinin sermayelerinden ön planda olduğunu, müvekkil şirketin eski TTK döneminde kurulmuş ve iki ortaklı olarak teşkil etmiş, davacının inançlı ortak olduğu bir şirket olduğunu, bir limited şirkette ortaklar arasında oluşabilecek bir husumetin ortaklık yapısına, ortaklığın birliktelik ve aynı amaca yönelik çalışması gibi önemli unsurlarına büyük zarar vereceğini, husumet içinde olan ortakların aynı limited şirket çatısı altında faaliyet göstermelerinin şirket yapısına, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Davacının müvekkilini şirket de dahil olmak üzere, şirket müdürü ... ve onun büyük ortağı / müdürü olduğu şirketleri yasaya aykırı iş ve işlemlerle milyonlarca dolar tutarında zarara uğrattığını, açılan ceza davalarında davacının kötü niyetli davranışlar ve cezayı müstelzim fiillerinin ortaya konulduğunu, hileli iflas davasının halen derdest olduğunu, bu durumda artık davacının haklı nedenlerle şirketten çıkartılması yönündeki kararın haklı, yerinde ve giderek zorunlu olduğunu, 2004 yılında açılan bir davada ihraç karannın iptal edilmiş olmasının, huzurdaki davaya etkili olamayacağını, 2004 yılından bu güne 10 yılı aşkın süre geçtiğini, bu sure içinde davacının müvekkil şirketten ihraç edilmesine ilişkin, mevcut sebeplerin yanında yeni ve haklı, pek çok sebep tecelli ettiğini, Davacı aleyhine şu ana kadar açılmış ve derdest olan 2 adet ihraç davasının mevcut olduğunu, bunlardan ilkinin İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2008/395 Esas sayısı ile açılmış olup, dava sırasında şirketin sermaye yapısı değiştiğinden ve 2 ortaklı şirkette ihracın mümkün olmadığı gerekçesi ile reddedildiğini, ancak bu kararın, Yeni TTK çerçevesinde tek ortaklı limited şirkete cevaz verilmesi ve 6103 sayılı yeni TTK'nın Yürürlüğü Hakkında Kanunun 3. Maddesi gereği Yargıtay tarafından bozulduğunu, yani Yargıtay tarafından müvekkili şirketin tek ortaklı hale gelmesinin mümkün olduğu yönünde karar verilmiş, iki ortaklı limited şirkette ihraç kararı verilemeyeceği şeklindeki eski TTK dönemindeki içtihattan da dönüldüğünü, bu davanın halen derdest olduğunu, Yine İstanbul 6 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde açılmış bulunan 2012/312 Esas sayılı bir ikinci ihraç davasının da halen derdest olduğunu, bu dava dosyalarının da, davacının müvekkili şirketten ihracını gerektiren delillerle dolu olduğunu, bu davalardan birinin ya da ikisinin ihraç kararı ile sonuçlanması halinde, davacının huzurdaki davasının da sebepten yoksun kalacağını, Ayrıca, davacının, Ortaklık Payından Kaynaklanan Hak ve Yetkilerin Gerçek Sahibi olmadığını, davacının, müvekkil şirket müdürüne yönelik, ısrarlı telkinleri uyarınca müvekkil ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin ortaklık paylarının devralındığını, davacının müvekkili şirket müdürünün yakın arkadaşı ve aynı zamanda malvarlığını değerlendirmede Önenlerine önem verdiği ve güvendiği bir kimse olarak ve limited şirketlerde yasanın aradığı asgari ortak sayısını temin edebilmek amacıyla davacının ortak olarak gösterildiğini, davacının müvekkili şirketteki şu andaki görünen payı 675,00 TL olup, bu miktar şirketin 800.000,00 TL olan toplam sermayesi içinde % 0,084 lük bir orana denk geldiğini, sırf bu hususun dahi ortaklığın İnanç mahsulü olduğunu gösterdiğini, bu sebeple sözde ortaklık payından kaynaklanan hak ve yetkilerinin varlığından ve işbu davayı açma sıfat ve ehliyetinden söz edilemeyeceğini savunarak; Haksız ve mesnetsiz davanın reddine ve yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı 675TL değerindeki %84 hissesine sahip olduğu, davalı Ltd. Şti'nin 2013 yılına ait 15/04/2014 tarihli Genel Kurulda alınan ve muhalif kaldığı 3,4,5,6 nolu kararlarının iptali için 3 aylık süre zarfında mahkememize müracaat ettiği anlaşılmakla davamızın konusu mezkur Genel Kurulda alınan 3,4,5,6 nolu kararların iptali koşullarının oluşup oluşmadığıdır. Davacı, iptalini istediği maddede Genel Kurulda muhalif kaldığı ve muhalefet şerhi yazdırdığından ve iptali davasını 3 aylık sürede zamanında açtığından davasının şekli manada dinlenebilir olduğu görülmektedir. 3.madde açısından davacı hernekadar bilançonun gerçeği yansıtmadığını iddia etmişsede bilirkişi incelemesi soncu bilanço, ticari defterler ve Genel Kurul toplantı tutanakları uzman bilirkişiler marifetiyle incelendiğinde, bilançonun gerçeği yansıtmadığına ilişkin dosyaya yansıyan bir bilgi olmadığından bu madde açısından iptal koşullarının oluşmadığı, 4.madde açısından davacı bilançoların gerçeği yansıtmadığını, kârın dağıtılmasına ilişkin herhangi bir sebep gösterilmediğini, bu sebeple kârın dağıtılması yedek akçeye ayrılmasına yönelik iptalini talep etmiş, toplantı tutanaklarını ve bilanço, ticari defterler incelendiğinde kârın dağıtılmasına yönelik haklı bir sebep olmadığından objektif iyiniyet kurallarına aykırılık oluştuğundan 4.maddesinin iptalinin koşullarının oluştuğu, 5.madde açısından davacı şirket müdürünün ibrasını kabul etmediğini çünkü, şirket defter ve kayıtlarını incelemesine müsaade edilmediğini bu sebeple 5.maddenin iptalini talep etmiş, şirket ortağı da olan şirket müdürü kendisinin ibrasında oy kullandığından TTK 436/2 maddeye açıkça aykırı davranıldığından 5.maddenin iptalinin koşullarının oluştuğu, 6.madde açısından davacı şirket ortağı ...'in ortaklıktan çıkartılacak sebepler olmadığından ortaklıktan çıkarma kararına muhalif kaldığı ve iptalini istediğini beyan etmiştir. Davalı şirket sermaye şirketi alınmasına rağmen, çok ortaklı olmadığından pay sahipleri arasındaki kişisel ilişkilerde şirketin akıbeti açısından önemli hale gelmektedir. ... ile şirketin diğer ortakları arasında husumet olduğu, yine ... hakkında hileli iflastan dolayı ceza davası açılması, ayrıca davalı şirketin çok ortaklı olmayıp, sermaye yönünden ziyade kişisel ilişkilerin ağır bastığı anlaşılmakla, ...'in ortaklıktan çıkarılmasına dair Genel Kurul Kararının hukuka uygun olup iptalinin gerekmediği kanaatine varılarak Genel Kurul'un 3 ve 6.maddeleri açısından reddine, 4-5 maddeleri için kabulüne," karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Türk Ticaret Kanunu’nun 445 ve 446. maddelerine göre “şirket hissedarı olmak” ve özellikle de, “dava süresince şirket hissedarlığı sıfatını korumanın genel kurul kararlarının iptali davaları için dava şartı olduğunu, genel kurul iptali davalarında davacının sıfatını (aktif husumet) belirlediğini, “aktif husumet” dava konusu hakkın sahibine ait olduğunu ve ancak hak sahibi yani “hissedar” tarafından kullanılabileceğini, davacı ...’in davalı şirket’te mevcut tüm hisselerin, borçlarından dolayı muhtelif icra daireleri tarafından haczedildiğini; konu hisseler, İstanbul ... İcra Dairesi’nin ... E. sayılı dosyası üzerinden 13.10.2020 tarihinde açık artırma suretiyle satıldığını, davacı ...’in davalı şirket nezdindeki hissedarlık sıfatının, hisselerin icra ihalesi sonucunda... tarafından iktisabı ile sona erdiğini, dava şartının ortadan kalktığı sabit olduğundan Yerel Mahkeme hükmünün ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Yerel Mahkeme'nin kar dağıtımı ile ilgili 4 nolu genel kurul kararının iptali yönündeki kararının yerinde olmadığını, davalı şirketin ticari faaliyetine; karşı karşıya kaldığı, tarafları da huzurdaki dava ile aynı olan birçok dava sebebi ile ara verdiğini, şirketin tek gelirinin, portföyündeki hisse senetlerinden aldığı temettü olduğunu, bu hisse senetlerini de hakim hissedarın şirkete kattığını, davacının bir dahili bulunmadığını, davalı şirketi normal ve rutin ticari faaliyetine devam eden ve bu faaliyeti sonucunda kar elde eden bir şirketmiş gibi kabul ederek, kar dağıtmamasını hukuka aykırı şekilde yorumlayan düşünce tarzına katılmanın mümkün olmadığını, olayın ve davanın gerçeklerine göre yorum yapılması gerektiğini, davalı şirkete çeşitli haksız fiilleri ile maddi zarar veren ve bu konudaki davalarda derdest olan davacı tarafın aynı şekilde hakkında ihraç davaları devam ederken davalı şirketin karından pay almasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kar dağıtmama yönündeki kararın haklı ve hukuka uygun olduğunu, bu yönüyle de kısmen kabul kararının hukuka aykırı olduğunu, şirket müdürünün ibrası ile ilgili 5 nolu genel kurul kararının iptali gerektiği yönündeki kısmen kabul kararının da, hukuka aykırı olduğunu, şirket müdürünün ibrası kararının yerinde olduğu hususunun, yargılama safhası içerisinde yapılan inceleme ile ortaya çıktığını, şirket müdürünün, şirket kaynaklarını haksız yere kullanmadığını, zorunlu giderler dışında şirket kasasından hiçbir işlem yapmadığını, şirket kayıtlarını düzgün şekilde tuttuğunu, şirketin bilançosu ve gelir tablosunun sağlıklı olduğunu, bu sebeple de, ibra edilmesine hiçbir engel bulunmadığını, bu hususun dosyada mevcut bilirkişi raporunda varılan neticeler ile sabit olduğunu, ibra kararının alınmasının sebebinin, müdürün işlemlerinin yerinde olduğunun tasdiki olduğuna göre, ibraya dair kararın iptalinin de yersiz ve mesnetsiz olduğunu, dava şartı yokluğu, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmaması ve davacının davaya devam etmekte hiçbir hukuki menfaatinin kalmamış olması sebepleriyle, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, limited şirket genel kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı şirket tarafından yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının aktif husumetinin yargılama süresince devam edip etmediği noktasındadır. Öncelikle vurgulama gerekir ki; taraf sıfatı mahkemece resen gözetilmelidir. Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet) da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, davacının davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı davası reddedilir (Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530; Abdurrahim Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. Bası, İst. 2011, s. 311- 312). Husumete ilişkin iddia davanın her aşamasında ileri sürülebilen hususlardandır. Pay sahibi tarafından açılan Genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkin davalarda; davacının yargılama sürecinde pay sahipliği sıfatının devam etmesi gerekir. Yargılama aşamasında payın tümü devredilmesi halinde davada menfaat ilişkisi kalmaz ve davacının aktif husumeti kalmamış olur. Dava açıldıktan sonra davacının ölümü, şirkettin birleşmesi gibi külli halefiyet hallerinde davacılık sıfatı külli halefe intikal ederken, bunun dışındaki payın devri hallerinde davacılık sıfatı payı devralana intikal etmesi mümkün değildir. (Prf.dr. Hasan Pulaşlı Şirketler Hukuku Cilt 2 sayfa 1093) Dosyada toplanan deliller ile davacının dava açıldığı esnada 800.000 TL sermayeli limited şirketin 675 TL sermayesine sahip olduğu, bu hususun dava ve cevap dilekçesi, bilirkişi raporu, Ticaret sicil kayıt örneği, İTO kayıt örneği, T. Ticaret sicili Gazetesi ilanları, 15/04/2014 tarihinde yapılan genel kurul tutanağı ve hazirun cetveli ile sabit olduğu anlaşılmaktadır. İstinaf aşamasında davalı tarafça sunulan İstanbul ... İcra Müdürülüğünün davalı şirkete hitaben yazdığı 27/10/2020 tarihli yazı ile davacının davalı şirkette bulunan 675 TL lik sermaye tutarlı, 0,0843575 adet hissenin yapılan açık artırma sonucu dava dışı kişiye ihale edildiği ve ihalenin 22/10/2020 tarihinde kesinleştiğinin, ... adına kayıtlı şirket hissesinin alıcı ... adına tescilinin sağlanmasının bildirildiği, 4 kasım 2020 tarihli Türkiye Ticaret Sicili gazetesinde tescilin ilan edildiği görülmektedir. TTK 596 maddesi;(1) Esas sermaye payının, miras, eşler arasındaki mal rejimine ilişkin hükümler veya icra yoluyla geçmesi hâllerinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer. (2) Şirket, iktisabın öğrenilmesinden itibaren üç ay içinde esas sermaye payının geçtiği kişiyi onaylamayı reddedebilir. Bunun için, şirketin, payları kendi veya ortağı ya da kendisi tarafından gösterilen üçüncü bir kişi hesabına, gerçek değeri üzerinden devralmayı, payın geçtiği kişiye önermesi şarttır. (3) Red kararı, devrin gerçekleştiği günden itibaren geçerli olmak üzere geriye etkilidir. Red, bu konudaki kararın verilmesine kadar geçen süre içinde alınan genel kurul kararlarının geçerliliğini etkilemez. (4) Şirket, üç ay içinde esas sermaye payının geçişini açıkça ve yazılı olarak reddetmemişse onayını vermiş sayılır " düzenlemesini içermektedir. Dava dışı hisseyi devralan ...'in ortaklığına yönelik bir red kararının bulunmadığı, adının pay defterine kaydedildiğini istinaf dilekçesinde davalı tarafça kabul edildiği, yine ortaklığının ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili gazetesinde ilan edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda yargılama aşamasında davacının davalı şirkete ait tüm paylarının dava dışı kişiye cebri icra yolu ile geçtiği, davacının aktif husumetinin kalmadığı anlaşılmakla davanın husumet yokluğundan reddi gerekmektedir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; istinaf aşamasında sunulan belgelerden davacının aktif husumetinin kalmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle Reddine,2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereği alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 25,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 590,20 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-HMK 333. md. uyarınca davacı ve davalı tarafından yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde taraflara iadesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereği takdir ve tayin olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-İstinaf yargılamasına ilişkin olarak; a-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, b-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10 TL istinaf başvuru harcı ve dosya masrafı toplamı 62,10 TL olmak üzere toplam 224,20 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, c-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 16/01/2025