Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/207 E. 2022/173 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/207
Karar No
2022/173
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/669 - 2025/928 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/669 KARAR NO : 2025/928 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 20/06/2022 NUMARASI : 2021/207 E. - 2022/173 K. ASIL DAVA KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü KARŞI DAVA KONUSU : Kullanmama Nedeniyle Marka İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 20/06/2022 tarih ve 2021/207 E. - 2022/173 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalının 2018 03270 sayılı markası ile müvekkilinin önceki tarihlerde tescil edilmiş olan “...”lu markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan iltibas yaratacak derecede benzer markalar olduğunu, ayrıca karşılaştırılan bu markaların benzer emtiada kullanılacağını, davalının markasında geçen “...” ibaresinin tanımlayıcı bir ibare olduğundan dolayı markada esas unsur olarak kabul edilemeyeceğini, davacının “...”lu markalarıyla seri marka yaratma çabası içerisinde olduğunu, ayrıca davacının bu markalarını burun spreyi, serum fizyolojik ve nazal aspiratör gibi herkesin kolayca satın alabileceği, ortalama tüketici kitlesine hitap eden ürünlerde kullandığını, davacının “...”lu markalarının tanınmış marka olduğunu, davalının dava konusu edilen emtiada bu markayla benzer bir markayı kullanmasının davalının markanın bilinirliğinden haksız yararlanmasına, marka itibarına zarar vermesine ve davacının tanınmış markalarının ayırt edici karakterinin zedelenmesine sebebiyet vereceğini, davalının davacının tanınmış ve seri markaları ile bu derecede benzer bir markayı kendi adına tescil ettirmek istemesinin/tescil ettirmesinin davalının kötüniyetinin ve haksız rekabet yaratma saikinin açık bir tezahürü olduğunu, davalının markasının tescil işlemleri esnasında davacının bir itirazda bulunmamış olmasının davacının bu markaya karşı hükümsüzlük davası açmasına hukuki bir engel teşkil etmediğini ileri sürerek, davalının 2018 03270 sayılı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, davacının dava konusu ettiği 2018 03270 sayılı markanın tescil işlemlerine ve ilanına itiraz etmediğini, hal böyle iken huzurdaki davayı açmış olmasının davacının kötüniyetini gösterdiğini, somut olayda karşılaştırılan markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunması gerektiğine ilişkin koşulun sağlanmadığını, markaların görsel, işitsel, kavramsal açılardan ve bıraktıkları toplu intiba yönünden çok farklı olduklarını, ayrıca da davacının markalarının dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen emtia açısından tescilli olmadığını, bu nedenle ortalama tüketici nezdinde çekişme konusu emtia açısından markalar arasında bir iltibas tehlikesinin bulunmadığını, davalının dava konusu markayı kozmetik sektöründe, davacının ise ilaç sektöründe kullanıyor olduğunu, davacının tanınmış bir markasının bulunmadığını, ayrıca somut olayda davacının SMK m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerinin uygulanması koşullarının oluştuğunu ispat edemediğini savunarak davanın reddini istemiş, karşı davada da; davacı - karşı davalı tarafa ait olan 2012/73382, 2012/73381, 2012/48856, 2012/48855, 2012/48854, 2012/48853, 2012/48852, 2011/91892, 2011/91891, 2011/91890, 2011/91889, 2011/91888, 2011/91887, 2011/91886, 2011/91885, 2011/91884, 2011/91883, 2011/91882, 2011/91881, 2011/64940, 2011/111819, 2011/111818, 2011/111817, 2011/111816, 2011/111815, 2011/111814, 2011/111813, 2011/111812, 2011/111811, 2011/111810, 2011/111809, 2011/111808, 2011/111807 başvuru numaralı markaların hiçbir şekilde ciddi kullanımının söz konusu olmadığını ileri sürerek markaların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı karşı davalı vekili, SMK'nın 9/1. maddesi gereğince hükümsüzlük davası açabilmek için gereken sürenin müvekkilinin markaları açısından henüz dolmadığını, bir marka aleyhine kullanmamaya dayalı iptal talebinde bulunulabilmesi için, SMK'nın 9/1. maddesi uyarınca bahse konu markanın tescilinin üzerinden en az beş yıl geçmesi gerektiğini, müvekkilinin 2017/110277, 2017/113328 ve 2017/47876 markalarının ise 2018 yılında tescil edilmiş olduğunu, 2023 yılına kadar bu markaların aleyhine kullanmamaya dayalı iptal davası açılmasının olanaksız olduğunu savunarak mevcut karşı davanın iş bu markalar yönünden reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davada hükümsüzlüğe konu olan davalıya ait 2018/03270 sayılı "..." ibareli markanın 03. Sınıfta 12/01/2018 tarihinde başvurusu yapılıp 24/05/2018 tarihinde tescil edildiği, davacıya ait; 2017/110277 sayılı "şekil+..." ibareli markanın 05, 10, 35. sınıfta 03/12/2017 tarihinde başvurusu yapılıp 12/12/2018 tarihinde tescil edildiği, 2017/113328 sayılı "..." ibareli markanın 05, 10, 35. Sınıfta 11/12/2017 tarihinde başvurusu yapılıp 12/12/2018 tarihinde tescil edildiği, davacı - karşı davalıya ait "..." ibareli, 2012/73382, 2012/73381, 2012/48856, 2012/48855, 2012/48854, 2012/48853, 2012/48852, 2011/91892, 2011/91891, 2011/91890, 2011/91889, 2011/91888, 2011/91887, 2011/91886, 2011/91885, 2011/91884, 2011/91883, 2011/91882, 2011/91881, 2011/64940, 2011/111819, 2011/111818, 2011/111817, 2011/111816, 2011/111815, 2011/111814, 2011/111813, 2011/111812, 2011/111811, 2011/111810, 2011/111809, 2011/111808, 2011/111807 sayılı tescilli markaları olduğu, asıl davada, asıl davanın açıldığı 13/07/2021 tarih açısından davacının iltibas, tanınmışlık, kötüniyet ve haksız rekabet iddialarına bağlı hükümsüzlük koşulu oluşup oluşmadığının, karşı davada ise davanın açıldığı 07/09/2021 tarihinden geriye yönelik son 5 yıl içerisinde dava konusu markanın davalı tarafca kullanılıp kullanılmadığı araştırılması gerektiği, kullanım ispatı açısından ise yukarıdaki mevzuat hükümleri kapsamında kendisine ispat yükü düşen taraf (davalı) davaya konu markaların kapsamındaki mallar/ hizmetler bakımından (markalarının tescil edildiği tarihten itibaren geçerli olmak üzere) davanın açıldığı tarihten geriye yönelik son 5 yıl içerisinde Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğunu ispatlaması gerektiği, davalı - karşı davacı vekilinin, karşı dava açısından ön inceleme duruşmasında bilirkişi ücretinin asıl davacı tarafca yatırılacağı zannıyla ve karşı dava ibaresi geçmediğinden bu sebeple bilirkişi ücreti yatırılmadığından dolayı yeniden süre verilmesi ve karşı dava açısından da rapor alınması talebi ele alınıp değerlendirildiğinde; 16/02/2022 tarihli ön inceleme duruşmasında ara kararda, ara karar oluşturulduğu, karşı davacının davasının da ayrı bir dava olup kendisi de davacı olduğundan ara kararın net, açık ve yeterli olduğu, kesin sürenin diğer taraf açısından usulü kazanılmış hak teşkil ettiği, diğer taraf da yeni avans yatılmasına muvafakat etmediğinden (19/04/2022 tarihli dilekçesi) karşı davacı vekilinin bu talebinin reddine, karşı dava açısından davacının bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına yönelik ara kararı verildiği, asıl davada, davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." asli unsurlu markaların arasında ortalama tüketici kesimi nazarında görsel ve sesçil benzerlik oluştuğu, diğer yönden davalının 2018/03270 sayılı markanın kapsamında yer alan "Parfümeri; kozmetik ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler (insan ve hayvanlar için deodorantlar dahil; ilaç ihtiva eden kozmetikler hariç)." malları ile davacıya ait markaların kapsamındaki "İlaç ihtiva eden kozmetikler." malları arasında ilişkili ve bağlantılı mallar olduğu, yine davalının 2018/03270 sayılı markanın kapsamında yer alan "Sabunlar (ilaç ihtiva eden sabunlar hariç). " malları ile davacıya ait markaların kapsamındaki "Dezenfektanlar, antiseptikler (mikrop öldürücüler), tıbbi amaçlı deterjanlar, ilaçlı sabunlar, dezenfekte edici sabunlar, antibakteriyel el losyonları." malları arasında ilişkili ve bağlantılı mallar olduğu, bunun dışında kalan mallar açısından ise benzerlik, ilişkili ve bağlantılı mallar oluşmadığı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin yargılama konusu yukarıda belirtilen, "Parfümeri; kozmetik ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler (insan ve hayvanlar için deodorantlar dahil; ilaç ihtiva eden kozmetikler hariç). Sabunlar (ilaç ihtiva eden sabunlar hariç)" mallardan satın almak/yararlanmak istediğinde davalı markasını gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davacının "..." asli unsurlu tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, yüksek benzerlik nedeniyle her iki markada bir yanılgı yaşayabileceği, benzerlik nedeniyle her iki taraf markasının aynı işletmeye ait markalar ya da idari ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme markaları olarak algılanabileceği, taraf markaları arasında bu mallarda SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibas koşulunun oluştuğu, bunun dışında kalan mallar açısından ise benzerlik, ilişkili ve bağlantılı mallar oluşmadığından SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibas koşulunun oluşmadığı, davacı tarafın SMK'nın 6/5. maddesindeki tanınmışlık koşulunun da bulunmadığı, dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da kanıtlanmadığı, karşı davada, davalı tarafın 2012/73382, 2012/73381, 2012/48856, 2012/48855, 2012/48854, 2012/48853, 2012/48852, 2011/91892, 2011/91891, 2011/91890, 2011/91889, 2011/91888, 2011/91887, 2011/91886, 2011/91885, 2011/91884, 2011/91883, 2011/91882, 2011/91881, 2011/64940, 2011/111819, 2011/111818, 2011/111817, 2011/111816, 2011/111815, 2011/111814, 2011/111813, 2011/111812, 2011/111811, 2011/111810, 2011/111809, 2011/111808, 2011/111807 sayılı markalarının kullanmama iddiasına bağlı SMK'nın 9. maddesi ve 26. maddesine göre iptalinin talep edildiği, adı geçen markanın bu sınıfta kullanıldığını ispatlama külfetinin davalıya ait olmakla beraber, davalının kullanıma yönelik dosyaya sunduğu delil ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, 16/02/2022 tarihli ön inceleme duruşmasında ara kararında, bilirkişi ücreti yatırılması için kesin süre verilmesine rağmen yatırılmadığı, bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, karşı davada kullanıma dayalı sunulan delil ve belgelerin dava konusu markalarla ilişkisi ve bağlantısının da tespit edilemediği gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulüne, davalı tarafa ait 2018/03270 sayılı markanın kapsamında yer alan "Parfümeri; kozmetik ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler (insan ve hayvanlar için deodorantlar dahil; ilaç ihtiva eden kozmetikler hariç). Sabunlar (ilaç ihtiva eden sabunlar hariç)" malları açısından markaların hükümsüzlüğüne, sicilden terkin edilmesine, diğer kısımlar yönünden davanın reddine, karşı davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı markası kapsamındaki arta kalan mallar bakımından da iltibas ihtimali bulunduğunu, davalı markasındaki diş bakım ürünleri ile müvekkilinin markası arasındaki diş hekimliğine yönelik ürünlerin benzer olmadıklarının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin markası kapsamındaki hava temizleyici maddeler ile davalı markası kapsamındaki temizlik amaçlı maddeler arasında da benzerlik olduğunu, bunlara ek olarak SMK'nın 6/3, 6/5 ve 6/9. maddeleri açısından da hükümsüzlük koşullarının oluştuğunu, SMK'nın 6/5. maddesi kapsamındaki şartların açıkça ortaya konduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemece taraf sıfatlarında karışıklığa sebebiyet verildiğini, mahkemece bilirkişi ücretinin açıkça "karşı davacı" sıfatı kullanılarak yükletilmesi gerektiğini, ara kararda "davacı vekili" ibaresinin kullanıldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte; karşı dava ile ileri sürmüş olduğumuz, davacı/karşı davalı şirketin yukarıda adı geçen dava konusu markalarının kullanmama sebebi ile iptali talebinin esas itibariyle bir def'i niteliğinde olduğunu, ispat külfeti davacı/karşı davalı üzerinde olduğundan bilirkişi ücretini de davacı/karşı davalı tarafın üstlenmesi gerektiğini, dava konusu markaların kullanıldığını ispatlama külfeti davalıda olup, davalının ispat külfetini yerine getiremediğini, davacı/ karşı davalı, dava konusu markalarının kullanımına ilişkin olarak herhangi bir bilgi yahut belge sunmadığını, karşı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, mahkemece karşı davaya ilişkin hiçbir değerlendirme ve inceleme yapılmadığını, asıl dava yönünden müvekkiline ait marka ile davacı/karşı davalının markaları arasında görsel/işitsel/kavramsal açıdan hiçbir benzerlik bulunmadığını, müvekkiline ait marka ile davacı/karşı davalının markaları farklı sınıflarda tescile konu olup farklı sektörlerde kullanıldığını, müvekkiline ait marka ile davacı/karşı davalı tarafa ait markalar arasında iltibas tehlikesi bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, asıl davada marka hükümsüzlüğü ve karşı davada kullanmama nedeniyle marka iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta da, mahkemece, karşı davada, davalının kullanıma yönelik dosyaya sunduğu delil ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasının zorunlu olduğu, karşı davada kullanıma dayalı sunulan delil ve belgelerin dava konusu markalarla ilişkisinin ve bağlantısının tespit edilemediği gerekçesine yer verilmesine rağmen, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Oysa karşı davada sunulan delillerin, karşı dava konusu markalarla ilgisinin bulunmaması halinde, karşı dava konusu markaların kullanıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle karşı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği açıktır. Bu gerekçeye rağmen karşı davanın reddine karar verilmesi, az yukarıda açıklanan kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, gerekçe ile hüküm çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca kabule göre de; SMK'nın 9. maddesi gereğince davalının markasını kullanım külfetinin bulunduğu ve kullanmama nedenine dayalı karşı davada, yargılama konusu markayı kullandığını ispat yükünün karşı davanın davalısında olduğu, HMK’nın 324. maddesinde taraflardan her birisinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen ücreti kesin süre içerisinde yatırmak zorunda olduğunun düzenlendiği, bu hale göre mahkemece bilirkişi incelmesi için takdir edilen avasın karşı davanın davalısı tarafından yatırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamıştır. Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre taraf vekillerinin vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 20/06/2022 gün ve 2021/207 E. - 2022/173 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Taraflarca istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70'er-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde taraflara iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 02/05/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/06/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/207, K. 2022/173, T. 10.04.1992, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-207-e-2022-173-k-f02b9f204873