Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/1948 E. 2025/172 K. – Kayyum Atanması
Konu: Kayyum Atanması
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/1948
- Karar No
- 2025/172
- Karar Tarihi
- Konu
- Kayyum Atanması
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1948
KARAR NO:2025/172
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:24/03/2021
NUMARASI:2021/58 E. - 2021/284 K.
DAVANIN KONUSU:Şirkete kayyum atanması
Taraflar arasındaki kayyum atanması davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, temsil kayyımı talep eden davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin temsil kayyumu talep edilen şirketin %50 ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu, müvekkili ... yönetim kurulu başkanı vekili olan ... ile şirketi temsile yetkili olduğunu, mevcut durumda ...'ün İstanbul Anadolu 2 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2020/410 E. sayı ile temsil kayyumu talep edilen şirket aleyhine ortaklıktan çıkma davası açtığını, davanın derdest olduğunu, bu nedenle ortaklar arasında ihtilaf bulunduğunu, .... sayılı dosyası üzerinden şirket aleyhine ...bank ... Şubesi ... seri numaralı 11/4/2019 vade tarihli 95.000 TL bedelli çek, ...bank ... Şubesi ... seri numaralı 14/2/2019 vade tarihli 95.000 TL bedelli çek, ...bank ... Şubesi ... seri numaralı 14/3/2019 vade tarihli 108.000 TL bedelli çek dayanak gösterilerek toplam 305.858, 23 TL talepli iflas yolu ile adi takip başlatıldığını, ilgili takipten müvekkilinin 25/01/2021 tarihinde haberi olduğunu, şirketin böyle bir borcunun olmadığını, ancak müvekkili ve ortağı arasındaki yukarıda bahsedilen ihtilaf nedeniyle icra takibine itiraz işlemleri yürütülemediğini, İlgili takibe itiraz edilememesi şirketi iflasa sürükleyeceğini, İlgili takibin alacaklısı takibin kesinleşmesi halinde şirketin iflasını talep ederek alacağının tahsilini isteyebileceğini, bu nedenle yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, ... sayılı dosyasında temsil kayyumu talep edilen şirketi temsil etmek ve ilgili dosyayı takip etme yetkisi verilmesi konularıyla sınırlı olmak üzere, ... AŞ’ye mümkünse icra takibine itiraz süresinin sonu olan 1/2/2021 tarihinden önce mümkün değilse şirketin zarar uğramasını engellemek için ilgili icra dosyasında temsil etmek üzere bir temsil kayyumu atanmasını, talep ve dava etmiştir. Davalı şirket herhangi bir cevap dilekçesi sunmamış, şirketin diğer ortağı müdahale dilekçesi sunmuş dilekçesinde özetle; Davacı tarafından ... Sayılı dosyası ile sınırlı olmak üzere temsil kayyumu atanmasını ve yapılacak inceleme süresince icra takibinin tedbiren durdurulmasına ilişkin talepte bulunulduğunu, işbu davadan haricen haberdar olduklarını, müvekkilinin davaya konu şirketin paylarının % 50 nispetinde sahibi olduğundan iş bu davaya müdahil olduğunu, ortaklar arası mevcut uyuşmazlıkların kayyum atanmasını gerektiren bir husus olmadığını, davacı ... ile müvekkili ile arasında ihtilaf bulunduğunu, müvekkili tarafından İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi"nin 2020/410 E. Sayılı dosya ile temsil kayyumu talep edilen şirket aleyhine ortaklıktan çıkma davası açıldığını, bu ihtilaf sebebiyle icra takibine itiraz işlemlerinin yürütülemediğinden bahisle temsil kayyumu atanmasını talep ettiğini, kayyum atanması için gerekli şartların kanunda yazdığını, ortaklar arasında çıkan ihtilaflar sebebiyle şirkete kamu müdahalesi talep edilerek kayyum atanmasını talep etmek mümkün olmadığını, yalnızca organ yokluğu halinde anonim şirketlerde kayyum atanmasının mümkün olduğunu, davacının gerekçe gösterdiği İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/410E. sayılı ortaklıktan çıkma davasında yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verildiğini, anonim şirketlerin TTK'nun 365. maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilebileceğini, anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenlemenin olmadığını, yönetim kurulunun görevden alınması, seçilmesi şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetki olduğunu, yönetim kayyımı atanması istemi aynı zamanda yönetim kurulunun yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına geldiğini, şirkete kayyum atanma şartlarının mevcut olmadığını belirterek, davanın ve tüm taleplerinin reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Somut olayda davacı yanca ibraz edilen ticaret sicil gazetesi incelenmiş davacı ile davalı şirkete karşı ortaklıktan ayrılma davası açan ...'ün davalı şirketi müştereken birlikte temsile yetkili oldukları görülmüştür. Söz konusu genel kurulun 27.03.2019 tarihinde yapıldığı, 27.03.2022 tarihine kadar bu iki kişinin yönetim kurulu üyesi oldukları görülmüştür. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret mahkemesinin 2020/410 E. Sayılı dosyası incelenmiş ...'ün ortaklıktan ayrılma davası açtığı 21.01.2021 tarihli celsede arabulucuya başvurulmadığı için davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen içtihatlardan da anlaşıldığı üzere anonim şirketlerde esas olan şirketin kendi seçtiği yöneticiler tarafından temsili ve yönetimidir.Anonim şirketlerde kayyım tayini sadece organ yokluğu hallerine hasredilmiştir. Ortaklar arasında veya yöneticiler arasında anlaşmazlık olması kayyım tayinini gerektirmemektedir. Aksi durum mahkemenin şirket genel kurulunun yetkisine müdahalesi anlamına gelmektedir.Ortaklar arasında bir menfaat çatışması da yoktur.Davacı yanca icra dosyasında alacaklı vekili olan avukatın müdahilin de avukatı olduğunu belirterek kayyım tayinini talep etmiştir.İcra takip dosyasındaki şirketin ticaret sicil kayıtları incelenmiş müdahil olan ortağın bu şirketle bir ilgisi bulunamamıştır. Esasen davacı yanca bu yolda bir iddiada da bulunulmamıştır. Alacaklı şirket vekili ile müdahilin vekilinin aynı avukat olması da başlı başına kayyım tayinini gerektiren bir durum değildir. Ortakların kendi özgür iradeleri ile şirketi birlikte temsil ve ilzam kuralı getirilmiştir. Ortaklardan biri icra takibine itiraz edilmesini doğru görmekte diğer ortak ise itiraz etmemeyi uygun görmektedir. Davacı yanca Her ne kadar davacının icra takibine itiraz edilmesi gerektiğini ileri sürerek bu talepte bulunmuş ise de şirket aleyhine başlatılan bir icra takibinde takibe itiraz edilip edilmemesi de yönetsel bir karardır. İleride açılacak bir itirazın iptali davasında %20 gibi bir icra inkar tazminatı ile mesul tutulmak gibi hukuki sonuçları bulunmaktadır. Kısacası yöneticilerden birinin takibe itiraz edilmesi gerektiğini düşünürken diğer yöneticinin aksini düşünmesi her zaman mümkündür. Şirkete kayyım tayin edilmesi davacı iradesine üstünlük tanınması, şirket genel kurulunun yetki alanına girilmesi anlamına gelmektedir. Şirkette organ yokluğu hali de mevcut değildir. Yöneticilerin 27.03.2022 tarihine kadar şirketi temsil ve yetkileri devam etmektedir. Müdahil olan ortağın icra takip dosyasındaki alacaklı şirketle birlik olup şirket aleyhine iş ve işlemlerde bulunduğu, şirketi zarara uğrattığı yolundaki iddiaların yargı merciilerinde ispat edilmesi durumunda bu yönetici ortak aleyhine TTK'nın 553 vd. Hükümleri gereği sorumluluk davası açılması mümkündür. Tüm bu anlatılan hususlardan ötürü davanın reddine karar verilmesi gerektiği " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkeme kararında, yöneticilerin kötü yönetiminin yaptırımını hem anonim hem de limited şirkette hukuki sorumluluk davası açmak olabileceği, anonim şirketlerde kayyım tayininin sadece organ yokluğu hallerine hasredileceği, ortaklar arasında veya yöneticiler arasında anlaşmazlık olmasının kayyım tayinini gerektirmeyeceği, aksi durumun mahkemenin şirket genel kurulu yetkisine müdahale anlamına geleceği, şirket aleyhine başlatılan icra takibine itiraz edilip edilmemesinin yönetsel bir karar olduğu, şirkete zarara uğrattığı yolundaki iddiaların yargı mercilerinde ispat edilmesi durumunda bu yönetici ortak aleyhine TTK'nın 553 vd hükümleri gereği sorumluluk davası açılmasının mümkün olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, hatalı inceleme ve değerlendirme neticesinde verilen kararın kaldırılması gerektiğini, şirkete temsil kayyımı atanmasına karar verilmesi gerektiğini, şirket aleyhine başlatılan iflas yolu ile icra takibinin açıkça kötü niyetli olduğunu, geri dönülemez şekilde şirketin iflasına neden olacağını, bu sebeple icra dosyası ile sınırlı olmak üzere kayyım tayin edilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde belirtildiği üzere şirket aleyhine ... sayılı dosyası ile iflas yolu ile adi takip başlatıldığını, müvekkilinin ortağı olduğu şirketin herhangi bir borcunun bulunmadığını, haksız takibe itiraz edilmemesi halinde şirketin iflasına neden olacağını, bu sebeple icra dosyası ile sınırlı olmak üzere temsil kayyımı atanmasının talep edildiğini, şirket avukatının vekaletname süresinin 01.01.2021 tarihinde dolduğunu, alacaklı vekilinin icra müdürlüğünden 19.01.2021 tarihi ile iflas yolu ile takibe geçilmesini talep ettiğini, şuanda şirketi temsil eden bir avukatın bulunmadığını, şirket ortağı müvekkili tarafından itiraz dilekçesinin sunulduğunu ve şirket vekilinin vekaletnamesinin süresinin dolmasına rağmen itiraz dilekçesini sunduğunu, icra müdürlüğünün takibin durdurulmasına karar verdiğini ancak alacaklı vekilinin itirazın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kararın kaldırılmasını talep ettiğini ve icra müdürlüğü tarafından borçlu şirket vekiline vekalet sunması için muhtıra çıkarılmasına karar verildiğini, muhtıra uyarınca vekaletname sunulmaması halinde takibin devam ederek şirketin iflasına neden olacağını, şirketin mevcut durumda vekilinin bulunmadığını, diğer ortak ...'ün vekaletname çıkarmayı reddetmesi nedeni ile şirket adına vekaletname çıkarılamadığını, ...'ün aynı zamanda icra dosyasında alacaklı vekili olduğunu, diğer şirket ortağı vekilinin takip alacaklısı şirket vekili olarak takip başlattığını, bu durumun müdahale ve cevap dilekçesi sonucunda öğrenildiğini, taraflarına ihtarname gönderildiğini, şirket ortağı ...'ün şirketin müşterek imza ile temsil edilmesini kötüye kullanarak itiraz etmekten ve şirket adına avukata vekaletname verilmesinden kaçınıldığını, bu yolla haksız ve kötü niyetli olarak takip başlatıldığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, anonim şirkete, şirket aleyhinde üçüncü şahıs tarafından başlatılan icra dosyası ile sınırlı olmak üzere temsil kayyımı atanması istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, temsil kayyımı talep eden davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacının davalı şirketin %50 hissedarı olduğu, feri müdahil ... ile birlikte şirketi müştereken temsil ettiği, davacının yönetim kurulu başkanı, ...'ün ise yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu ve şirket aleyhine iflas yolu ile adi takip başlatılmış olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir.Uyuşmazlık, şirket aleyhine başlatılan iflas yolu ile adi takibe karşı itiraz edilebilmesi amacı ile şirket vekilinin vekaletname süresinin bitmiş olması ve bu hususta yapılan itiraza alacaklı vekilinin itirazı üzerine icra müdürlüğü tarafından vekaletname ibrazı için muhtıra çıkarılması kararı verilmesi, şirketi müştereken temsil eden her iki temsilcinin birlikte takibe itiraz etmemeleri ve /veya vekaletname ile temsil edilmek üzere vekil tayin etmemeleri veya yapılan itiraza onay vermemeleri halinde şirket hakkında iflas kararının verilip verilemeyeceği , TTK ve TMK hükümleri gereğince davalı şirkete temsil kayyımı atanma şartlarının mevcut olup olmadığı ile kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalı şirketin 28.12.2011 yılında sicile tescil edildiği, yönetim kurulu başkanının davacı, yönetim kurulu başkan yardımcısının feri müdahil ... olduğu, şirketin müştereken birlikte temsil edildiği, feri müdahil ...'ün , İstanbul Kadıköy ... Noterliğinde 20.12.2019 tarihli davalı şirket ve davacı şirket ortağına gönderdiği ihtarnamede, şirketin ortaklığından çıkma talebini belirttiği, içeriğinde şirketin yönetim kurulu üyeliğinden ve 09.04.2019 tarihli imza sirküleri ile temsil ve ilzam yetkisini içeren görevlerinden 20.12.2019 tarihli istifaname ile istifa etmiş bulunduğunu, şirketin hiçbir ticari defter ve kayıtlarına ulaşılmadığını, sözlü olarak bilgi taleplerinin sonuçsuz kaldığını, şirketin iş ve işleyişleriyle ilgili bilgi alamadığı gibi şirket zararına tasarruflarda bulunulduğunu, rekabet yasağının ihlal edildiğini, haricen öğrenildiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile her biri 5.000,00 TL kıymetindeki ortaklık payına karşılık gelen 4.292 adet hissesinin nominal değeri olan 21.460,00 TL'nin hesabına yatırılmasını talep ettiği, 30.01.2020 tarihli dilekçe ile Türkiye Ticaret Sicil Müdürülüğüne başvuruda bulunarak yönetim kurulu üyeliğinden istifa etmiş olduğunu bildirdiği, yönetim kurulundan istifasına ilişkin aynı tarihli noter ihtarının düzenlenmiş olduğu, feri müdahil ... tarafından ihtarnameler sonrasında 07.09.2020 tarihinde davalı şirket hakkında şirket ortaklığından çıkma ve payına düşen ayrılma akçesinin ödenmesi talepli dava açtığı, ihtarnamedeki iddiaların tekrar edildiği, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/410 Esas, 2021/51 Karar ve 21.01.2021 tarihli kararı ile talebin çıkma payının ödenmesi istemine de ilişkin olduğu gerekçesiyle emsal BAM ilamı kapsamında açılan davanın 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddedildiği, usulden ret kararının 18.03.2021 tarihinde kesinleşmiş olduğu, dava dışı ... AŞ şirketi tarafından davalı şirket aleyhine 08.01.2021 tarihinde çeklerden kaynaklanan toplam 300.858,23 TL alacağın tahsili amacı ile ... sayılı dosyasında iflas yolu ile adi takip başlattığı, iflas yolu ile takip öncesinde aynı borçlu şirket hakkında 03.11.2020 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış olduğu, İİK 43.maddesi gereğince ilamsız icra takibinin iflas yolu ile takip yoluna dönüştürüldüğü, alacaklı vekilinin ve şirket ortağı müdahil ...'ün vekilinin aynı vekil olduğu, icra dosyasında iflas yolu ile başlatılan icra takibine karşı davalı şirket tarafından 27.01.2021 tarihli dilekçe ile itiraz edildiği, icra müdürlüğü tarafından 28.01.2021 tarihli karar ile itirazın süresinde olmadığı gerekçesiyle takibin devamına karar verildiği, icra müdürlüğünün 28.01.2021 tarihli kararı ile her ne kadar itirazın süresinde olmaması sebebiyle takibin devamına karar verilmiş ise de şirkete gönderilen tebligatın örnek no 7 ödeme emri olduğu ve 09.01.2021 tarihinde tebliğ edildiği oysa alacaklı vekilinin talebi ile bir defaya mahsus olmak üzere icra takip yolunun değiştirilmesi talebinde bulunulduğu ve iflas yolu adi takip yapıldığı, örnek 11 ödeme emrinin ise 25.01.2021 tarihinde tebliğ edildiği, dolayısı ile itirazın süresinde olduğu anlaşılmakla takibin durdurulmasına ve 28.01.2021 tarihli tensip zaptının hükümsüz olduğuna karar verildiği, şirket vekili tarafından borca itiraz edildiği, alacaklı vekili icra dosyasına ibraz etmiş olduğu dilekçesi ile icra takibinin durdurulması kararına karşı itiraz ederek borçlu şirketin 12.04.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde görüleceği üzere ... ve ...'ün şirketi müştereken temsile yetkili olduğunu bu durumda ancak müşterek imza ile şirket adına çıkartılan vekaletname ile itiraz edilebilecekken yalnızca ...'nin şirket yetkilisi olduğu bahisle itiraz edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yetki belgesi ya da vekaletname bulunmadığını, tek imza ile takibin durdurulmasının kanuna aykırı olduğunun belirttiği, icra müdürlüğü tarafından 25.02.2021 tarihli karar ile masraf yatırılması ve talep halinde borçlu şirket vekiline vekaletname sunması için muhtıra çıkarılmasına dair karar verildiği, davacı tarafça iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır.Davacının talebi temsil kayyımı atanmasına ilişkindir. Bilindiği üzere, anonim şirketin yönetim ve temsil organı,TTK'nun 365. maddesi uyarınca yönetim kuruludur.Yönetim Kurulunun görevden alınması, seçilmesi TTK'nun 408(2)-b gereği şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetkidir. Bu bağlamda, yönetim kurulu, şirketin amacına ve işletme konusuna giren işleri ve işlemleri şirket adına yapmaya yetkilidir. Yönetim kurulu, şirkete ilişkin işlemleri, ticaret unvanıyla yapmak ve şirketle ilgili belgeleri bu unvan altında imzalamak zorundadır.Somut olayda, eşit hisselere sahip iki ortaklı anonim şirketi temsil yetkisinin bu iki ortağın müşterek imzası ile mümkün olduğu, dava dışı şirket tarafından davalı şirketten alacağı için iflas yolu ile takip başlattığı, takip talebine karşı itirazda bulunulmasına rağmen, itiraz eden vekilin vekaletname süresinin sona erdiği ve ayrıca şirketin müşterek temsil edildiği gerekçeleri ile alacaklı vekilinin itirazı üzerine icra müdürlüğü tarafından usulüne uygun vekaletname ibrazı için davalı şirkete muhtıra çıkarılmasına karar verildiği, feri müdahil olan şirketin diğer ortağı tarafından şirket aleyhine ortaklıktan çıkma davasının açılmış olduğu, şirket yöneticilerinin şirketi birlikte temsil yetkilerinin 27.03.2022 tarihine kadar devam edeceği, şirket ortaklarının bir araya gelerek iflas yolu ile başlatılan icra takibine karşı itirazda bulunamadıkları bu durumun yönetim kurulu üyeleri arasında görüş ayrılığına ve menfaat çatışmasına neden olduğu anlaşılmaktadır.Davacı şirket ortağı tarafından, eldeki davada kalıcı ve sürekli bir yönetim kayyımı atanması talebinde bulunulmamıştır. Yalnızca icra takip dosyasında temsil edilmek üzere şirkete temsil kayyımı atanması talep edilmiştir.Davalı şirket aleyhinde iflas yoluyla adi takip başlatılmıştır. İİK'nın 154 vd. maddelerinde iflas yolu ile takip düzenlenmiştir. İİK'nın 158. maddesinin 1. fıkrası gereğince, alacaklının iflas takibinin kesinleşmesi durumunda 166. maddenin 2. fıkrasındaki usulle ilan edileceği iflas talebinin ilanından itibaren 15 gün içinde diğer alacaklıların davaya müdahale veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebileceklerdir. 2.fıkrada ise mahkeme tarafından borçlunun takibe karşı usulüne uygun şekilde itiraz etmemesi durumunda 7 gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa için depo kararı verileceği, ödenmemesi halinde ise iflas kararı verileceğine yer verilmiştir.Somut olayda, davacı ve feri müdahil olarak davaya katılan ... şirketin ortaklarıdır. Birlikte şirketi temsil etmelerine rağmen iflas yoluyla takibe karşı şirketi temsilen birlikte itiraz etmemişlerdir. İflas kararının itiraz edilmeksizin kesinleşmesi durumunda açılacak iflas davasında İİK'nın 158. maddenin ilk fıkrasına göre iflas kararı aynı yasanın 166. maddesi gereğince ilan edilecektir. Sonuç olarak şirket tarafından depo kararı sonrasında borcun ödenerek iflas kararı verilmesinden kurtulmak mümkün ise de iflas kararı mahkemenin tensip ara kararı ile birlikte ilan edileceğinden şirket yönünden ciddi zararlara neden olabilecektir.Bu durumda somut olayın özelliği ve talebin niteliği de dikkate alınarak, mahkemece icra takip dosyasının akıbetinin araştırılması, tüm diğer delillerle birlikte davacı talebi değerlendirilerek TMK'nın 426/3 ve 427/4 hükümleri de dikkate alınarak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken eksik inceleme ve dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle verilen ret kararın kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, esasa ilişkin istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4 Kaldırılan kararla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine 5-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeni verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 06.02.2025