Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/135 E. 2022/153 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/135
Karar No
2022/153
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/370 KARAR NO : 2025/708 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/05/2022 NUMARASI : 2021/135 E. - 2022/153 K. DAVANIN KONUSU : Ticaret Unvanının Terkini Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/05/2022 tarih ve 2021/135 E. - 2022/153 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacılar vekili, müvekkili Şirketin 18.07.2007 tarihinde kurulduğunu, ... Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nin ise 1998 yılında faaliyete başladığını ve diş hekimliğinin tüm branşlarında hizmet verdiğini, ayrıca müvekkili ... adına tescilli 2012/37322 sayılı "..." ibareli markanın bulunduğunu, davalı Şirketin "..." ibareli kullanımlarının tespit edildiğini, söz konusu kullanımın durdurulması yönünde davalı ile yapılan görüşmelerde, davalı şirket yetkilisinin kullanımlarına son vereceğini ifade ettiğini, ancak devamında Polatlı ilçesinde kullanımlarını sürdürdüğünü, davalı ... Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Med. Hast. Tic. Ltd. Şti.’nin sicil kayıtlarına göre, 11 Mayıs 2015 tarihinde kurulduğunu, davalı Şirketin ticaret unvanının esas unsurunun "..." sözcüğü olduğunu, bu ibarenin müvekkiline ait ticaret unvanı ile benzerlik gösterdiğini, tek farkın kelimelerin yer değiştirilmesinden kaynaklandığını, müvekkilinin önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle TTK'nın 52. maddesi uyarınca davalı ticaret unvanının terkininin talep edilebileceğini, yine SMK'nın 7/3-e bendi gereğince de müvekkilinin aynı hakka sahip bulunduğunu ileri sürerek, davalı ticaret unvanının silinmesine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Şirket vekili, müvekkili ticaret unvanının hiçbir şekilde davacı markası ya da ticaret unvanı ile benzerlik göstermediğini, müvekkilinin fiilen "..." markasını kullandığını, tarafların ticaret unvanlarının farklı olduğunu, "..." kelimesinin, İngilizce diş anlamına gelen "..." kelimesi ile şirketin kurucu ortağı olan diş hekiminin kızı ...'nın isminin birleştirilmesi sonucu oluşturulduğunu, "..." kelimesinin, İngilizce diş anlamına gelmesi nedeni ile ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve diş sağlığı sektöründe sıklıkla kullanıldığını, müvekkilinin ticaret unvanının 6 yıl önce tescil edildiğini, 2015 yılında tescil edilen ticaret unvanına hiçbir itirazda bulunmaksızın 6 yıl boyunca sessiz kaldıktan sonra açılan bu davanın TMK'nın 2. maddesi gereği hakkın kötüye kullanılması olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı yan ticaret unvanının 18.07.2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan olunduğu, davalı taraf ticaret unvanının ise 11.05.2015 tarihinde ilan edildiği, davacı tarafın ticaret unvanının temel olarak ağız–diş sağlığı ve hastalıklarına yönelik tıbbi hizmetlere ilişkin faaliyetlerde kullanıldığı, davalı yanın temel faaliyet alanının da aynı bulunduğu, bu çerçevede taraf ticaret unvanlarının temel faaliyet konularının birbiri ile örtüştüğü, davacı tarafın ticaret unvanın ayırt edici ibaresinin "..." kelimesi olup davalı tarafın ticaret unvanın ayırt edici ibaresinin ise "..." ibaresi bulunduğu, taraf ticaret unvanının kök unsurları olan "..." ve "..." ibarelerinin birebir aynı sözcük gruplarının yer değiştirilmesi sonucu oluşturulduğu, her ne kadar "..." ibaresi ilgili sektör bakımından ayırt edici bir sözcük değil ise de aynı değerlendirmenin "..." kelimesi için yapılamayacağı, bu haliyle taraf unvanlarının kök unsurlarının bir bütün olarak birebir aynı kelimelerden oluştuğu ve bu nedenle birbirleri ile yüksek düzeyli benzerlik taşıdığı, taraf ticaret unvanlarının tüketiciler tarafından birbiri ile karıştırılma ihtimallerinin son derece yüksek olacağı, ancak doktrinde ve uygulamada kabul gördüğü üzere önceki tarihli hak sahibinin, Medeni Kanun'un 2. maddesi uyarınca belli bir davranışta bulunması gerekirken, sessiz kalarak 3. kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımı men etme hakkını kullanmamışsa bu hakkını kaybedeceği, bu ilkeye "sesiz kalma yolu ile hak kaybı ilkesi" denildiği, marka hakkı sahibinin, bu hakkın ihlaline kayıtsız kalarak, karşı tarafta bu ihlal ile ilgili bir müdahalede bulunmayacağı yönünde inanç oluşturduktan sonra ihlalde bulunana karşı dava açmasının dürüstlük ilkesine aykırılık olarak değerlendirileceği, Türk Ticaret Kanunu ile tacirlerin ticari işlerinde basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünün olduğu, bu noktada marka hakkı sahibinin de önem atfettiği markası ile bağlantılı olarak pazarı ve sektörü gözlemlemesi, markası ile iltibas yaratan ve marka hakkını ihlal eden eylemler var ise bunları önlemeye matuf girişimlerde bulunması gerektiği, tacirin, bu sıfatı nedeniyle, piyasada bilinen ve geniş bir alanda kullanılan tescilsiz işaretten haberdar olmadığını iddia edemeyeceği, haksız rekabete maruz kalan hak sahibinin dava açma hakkının kaybından söz edilebilmesi için kendisinin ihlali bilip bilmediğinin araştırılmasına gerek görmeksizin bilebilecek durumda olmasının yeterli olduğu, dolayısıyla davacının, davalının mevcut marka kullanımını bilmesine ya da bilmesi gerekmesine rağmen somut olayın özelliğine göre uzunca bir süre sessiz kaldığı, davacı tarafın, davalının Ankara’da 2019 yılında şube açılışı sonrasında davalının ticarî faaliyetlerinden haberdar oldukları, daha öncesinde haberdar olmadıkları veya haberdar olmalarının mümkün olmadığı iddiasının, davacı taraftan beklenen özen yükümlüğüne aykırı olacağı, dolayısıyla objektif kriterlere göre değerlendirme yapıldığında davacının 2015 yılından itibaren kesintisiz ve etkin şekilde sürdürülen davalı eylemlerini bilmesi gerekmesi/bilebilecek durumda olması dikkate alınarak, ticaret unvanının terkini davası açılmasının dürüstlük ilkesine aykırı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili, sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için diğer tarafın bu kullanımdan ya da tescilden haberdar olduğunun ispatlanması gerektiğini, davalının ise bu konuda bir delil ibraz etmediğini, müvekkillerinin, dava konusu davalı kullanımından haberdar olmadıklarını, haberdar olur olmaz bu davayı açtıklarını, dava dilekçesinde belirtildiği üzere davalının, geçmiş yıllardaki markasal kullanımı nedeniyle yapılan görüşmeler sonucunda söz konusu kullanımın durdurulduğunu, dava konusu olmayan markayı kendi adına tescil ettirdiğini ve bu markasını kullandığını, ancak müvekkillerinin, davalı yanın ticaret unvanından hiçbir şekilde haberdar olmadıklarını, tamamen tesadüfen Polatlı’da bulunan davalı işyerinde halen "Özel ... Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği 6220006" şeklindeki kullanımın tespit edildiğini ve ardından yapılan araştırma ile ticaret unvanının varlığının görüldüğünü, bu hali ile söz konusu ilkenin uygulanma kabiliyetinin somut olayda bulunmadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybı konusunda, tüzel kişinin kullanımdan haberdar olduğunun kabulü için kimlerin bilgisinin dikkate alınacağı konusunun, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini, önceki hak sahibinin kullanımdan haberdar olmasına ilişkin kimin ispatla yükümlü olduğunun TMK'nın 6. maddesine göre belirleneceğini, buna göre, önceki hak sahibinin kullanımdan haberdar olduğunu iddia edenin, bunu ispatla yükümlü bulunduğunu, dolayısıyla sonraki marka sahibinin, sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunmasını ispat etmek zorunda olduğunu, davalının iyi niyetli olmadığının dosya kapsamı ile sabit bulunduğunu, müvekkili gerçek kişinin bir diş hekimi olduğunun da dikkate alınması gereken bir başka husus olduğunu, müvekkili ve davalının, birer ticari işletme sahibi olsa da, esas iştigallerinin tamamen mesleki olup, bir tıp doktoru mantığı ile hareket ettiklerini, bu nedenle, herhangi bir tacirden beklenen yükümlülüklerin, müvekkilinden beklenmesinin doğru olmayacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, ticaret unvanının terkini istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının ticaret unvanının 11.05.2015 tarihinde ilan edildiği, eldeki davanın ise bu tarihten yaklaşık 6 yıl sonra açıldığı, tarafların aynı alanda ve aynı ilde faaliyet gösterdikleri, davalının faaliyetlerinin aralıksız olarak devam ettiği hususları gözetildiğinde, davacı tarafın, davalının faaliyetlerinden haberdar olmasının gerektiği, aradan geçen sürenin uzunluğu karşısında bu hususun ayrıca ispatına da gerek olmadığı, öte yandan davalının unvan terkinin kötü niyetli olduğunun da ispat edilemediği, bu itibarla davacı tarafın sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı gerekçesine dayalı ilk derece mahkemesi kararının yerinde bulunduğu anlaşılmakla, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacılar tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacıların uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 10/04/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/04/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/135, K. 2022/153, T. 11.05.2015, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-135-e-2022-153-k-fd88b141a7e3