Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/236 E. 2022/87 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/236
Karar No
2022/87
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2022/991 Esas KARAR NO: 2024/2111 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 29/03/2022 NUMARASI: 2020/236 E. - 2022/87 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Mevcut Olmadığının Tespiti İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/12/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu "..." ibareli markasını, 1988 yılından beri gıda ürünleri ile yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinin sunumunda yoğun ve kesintisiz şekilde kullanıldığını, müvekkilinin "...' ibareli tescilsiz markayı taşıyan yiyecek ve içecek sağlanması hizmeti sunan işletmeyi 2011 yılında devraldığını, devirden önceki dönemde markanın çeşitli şekillerde kullanımlarının olduğunu, ayrıca markadaki logonun FSEK kapsamında grafik eser vasfında olduğunu, haklarının müvekkili tarafından devralındığını, marka için o dönemde ... sayı ile marka tescil başvurusunda da bulunulduğunu, ancak elde olmayan bazı nedenlerle gerekli prosedürlerin tamamlanamaması sebebiyle tescil edilemediğini, müvekkilinin markasının, logosunun ve ticaret unvanının tanınmışlık vasfı kazandığını, ancak hal böyle iken davalının, ... ve ... tescil numaralı "..." ibareli markaları kendisi adına tescil ettirdiğini, müvekkilinin marka tescil başvurularına davalının itiraz etmesi üzerine söz konusu markalardan haberdar olunduğunu, davalının bu tescillere dayanarak müvekkilinin yaptığı marka başvurularına itiraz ettiğini, ancak davalının bununla yetinmeyip müvekkili şirket yetkilisine kullanımın sonlandırılması isteminde bulunarak dava açacağını da bildirdiğini, bundan dolayı müvekkilinin ticari faaliyeti ile ilgili olarak ciddi ve fiili girişimlerinin risk altına girdiğini, müvekkilinin gerek tescil önceliğine sahip olduğu marka ve ticaret unvanına dayalı olarak ve gerekse de fiili kullanım önceliğine sahip olduğu tanınmışlık kazanan tescilsiz kullanımına konu markasına dayalı olarak, aynı, ayırt edici ve baskın unsuru içeren davalı adına tescilli söz konusu markaların hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunduğunu iddia ederek, davalı adına tescilli ... ve ... tescil numaralı markaların hükümsüzlüğünü, müvekkilinin "..." ve "..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetin, davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitini talep ve dava etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu markanın asıl ve gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davacı kullanımının müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, "..." ibaresinin aynı sektörde ilk olarak müvekkili tarafından 1973 yılından beri ve halen de aynı adresteki iş yerinde aktif olarak kullanıldığını, müvekkilinin hem kullanımının, hem de tescil başvurusunun davacıdan daha eski olduğundan, müvekkilinin markası için tescil talebinde bulunmasının ya da bu markayı kullanmasının olağan bir durum olduğunu, davacı 1988 yılından itibaren söz konusu ibareyi kullandığını iddia etse de ve müvekkilinin marka tescili bir kenara bırakılsa dahi, müvekkilinin söz konusu ibareyi davacıdan çok daha önce kullandığının sabit olduğunu, müvekkilinin değil, davacının kötü niyetli olduğunu, davacının marka başvurularının müvekkiline ait markalarla iltibas oluşturacağı için TPMK tarafından reddedildiğini, bu durumun da davacının "..." ibareli markalar üzerinde hak sahibi olmadığını gösterdiğini, davacının müvekkilinin kullanımının yerel olduğunu, sundukları ruhsatın tüm Türkiye için geçerli olmadığını iddia ettiğini, söz konusu kullanımın ticari unvana ait bir kullanım olduğunu ve tüm Türkiye'de tescil edildiğini, eğer söz konusu kullanım müvekkili adına Türkiye'de bir kullanım sağlamıyorsa, bu kullanımın aynısının davacı tarafından da gerçekleştirildiği için davacının da Türkiye'de tescil sahibi olamayacağını ve bu nedenle davacının iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; "Tüm dosya kapsamı deliller ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davalının sunduğu "..." ibareli müessese için açılma izni alındığına dair ruhsatın ve fotoğrafın gerçek hak sahipliğini göstermeyeceği, davalının bu müesseseyi ruhsatta adı geçenlerden devralıp devralmadığı hususu belli olmadığı gibi, müessesesinin devam edip etmediğinin de tespit edilemediği, dosyadaki delillere göre, 2011 yılında tescil edilen davacı ticaret unvanının da ayırıcı eki olan "..." tanıtıcı işareti-markası üzerinde 43. sınıfta ve benzer sınıf olarak kabul edilen 30. sınıfta davacı tarafın gerçek-eskiye dayalı hak sahipliğinin söz konusu olduğu, davacının "..." ibare ve biçimli tescilsiz marka üzerinde gerçek (önceki kullanıma dayalı) hak sahipliğinin neticesi olarak, SMK m.154 uyarınca söz konusu markasal kullanım altında gerçekleştirdiği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalı marka tescillerinden doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediği, davacının gerçek hak sahipliği kabul edilmezse dahi, bu kere uzun yıllara dayalı ciddi ve aralıksız kullanımı karşısında uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybı gündeme geleceğinden, davacının SMK m.154’e dayalı talebinin yine yerinde kabul edilmesi gerektiğinden davacının menfi tespite yönelik talebi yönünden davanın kabulü gerekmiştir. Hükümsüzlüğü istenilen davalı markalarının, davacının dava tarihinden sonra devraldığı ve ıslah yoluyla dayandığı 2012 tarihli “...” markası ile SMK m.6/f.1 anlamında karıştırılma ve bağlantı kurulma ihtimaline sebep olabileceği, davalı markalarının, davacıya ait önceki (2010) tarihli ... markası ile markaların sahipleri arasında (teşebbüsler-işletmeler düzeyinde) idari, ekonomik vb. bağlantı olduğu izlenimi sebebi ile iltibasa yol açabileceği, yukarıda değinildiği üzere davacının dava konusu ibare üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahiplerinin söz konusu olduğu anlaşılmakla hükümsüzlüğe dair talep yönünden de davanın kabulü gerekmiştir. Davacı markasının, davalıya ait 2015 tarihli markanın koruma tarihi ve öncesinde tanınmış marka statüsüne kavuşmuş olduğuna dair bir tespite dosyadaki delillerden hareketle ulaşılamamış yine davalının tescilinde kötü niyet olduğuna dair açık delile ulaşılamamıştır. Buna göre dava konusu markanın önceki hak sahipleri ve iltibas sebebiyle hükümsüzlüğüne" şeklindeki gerekçeleri ile;Davacının davasının KABULÜNE, davalı adına tescilli ... ve ... tescil nolu markaların hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, Davacının "..." ve "..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetin davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitine, şeklinde hüküm kurulmuştur. İSTİNAF: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilin aile üyelerinden aile üyelerine geçen bir işletme olup, söz konusu markanın 1966 yılından itibaren müvekkil tarafından arâlıksız” ve kesintisiz bir şekilde kullanıldığını, haber küpürleri incelendiğinde müvekkilin markasının 1966 yılından itibaren aynı adreste ve aynı şekilde kullanıldığını, müvekkil adına ticari işletme olarak 1973 tarihli işyeri açılışı bulunduğunu müvekkilin en azından 1980 yılından itibaren aynı marka ile aynı adreste faaliyet gösterdiğini, müvekkilin markasal kullanımlarının davacıdan eskiye dayalı olup, müvekkilin markaları hakkında hükümsüzlük kararı verilmesi hukuka aykırı olduğunu, dava konusu işletmenin müvekkilin aile üyelerinden geldiğini, hem müvekkil hem de delillerde geçen tüm kişilerin soy isimleri “...” olduğunu,1971 tarihli fotoğraf incelendiğinde, hatıra fotoğrafında “... ve ...” isimlerinin olduğunu, söz konusu fotoğrafta, ve kira sözleşmesi karşılaştırıldığında, fotoğraftaki isimler ile kiracılarının isminin uyuştuğu görüleceğini, yerel mahkemenin yine bu hususu araştırmaması kararın eksik incelemelere dayalı olduğunu gösterdiğini, söz konusu fotoğrafta adı geçen ...'nun müvekkilin babası olduğunu, bu husus müvekkilin nüfus kayıtları ile de sabit olduğunu, söz konusu işletmenin babadan oğula geçen bir işletme olduğu ve yaklaşık 60 yıldır aynı şekilde, aynı isimle ve aynı adreste kullanıldığını, bilirkişi raporunun yaklaşık bir yıl sonra dosyaya sunulduğunu, davanın açıldığı ve de dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği tarihle aynı koşullar üzerinde hazırlanmadığını, söz konusu rapora itibar edilmesi mümkün olmadığını, dava dosyası bilirkişideyken, davacı tarafından sürekli olarak beyan dilekçeleri sunulduğunu ve davacının TPMK'da yaptığı yeni başvurular ve kararları dosyaya sunduğunu, eskiye dayalı kullanımları yerel mahkemece kabul edildiğini, markaları hakkında hükümsüzlük kararı verildiğini, hükümsüzlük kararının gerekçesi ise yargılama esnasında devralınan “...” markası olduğunu, devralınan markanın 2012 tarihli olduğunu, mahkemece söz konusu markanın devir safahatının incelenmediğini, davacı adına devir edilmiş olması nedeniyle hükümsüzlük kararı verildiğini, söz konusu markanın hangi tarihte devredildiği ya da devir senedinin geçerliliği incelenmediğini diğer bir deyişle devir senedi üzerinde inceleme yapılmadığını, nedenle de yerel mahkemece verilen kararın eksik ve hatalı incelemelere dayalı olduğunu, müvekkilin markasının ve faaliyetinin 1966 yılından bugüne dek sürdüğü ve kullanımların kesintisiz bir şekilde devam ettiğini, mahkemece verilen karar incelendiğinde müvekkilin ... ve ... başvuru numaraları hakkında hükümsüzlük kararı verildiğini, markalar hakkında hükümsüzlük kararı verilecek dahi olsa 2015 tarihli markası hakkında hükümsüzlük kararı verilmesi hukuka aykırı olduğunu, nitekim anılan marka 2015 yılında kuruma altına alınmış olduğunu, söz konusu husus göz ardı edilerek davacı lehine olacak şekilde bu markanın da hükümsüzlüğüne karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu, markanın asıl ve gerçek sahibinin müvekkil olduğunu, dava konusu markanın ilk olarak müvekkil tarafından kullanıldığını, müvekkilin markasının aynı adreste ve aynı şekilde davacıdan çok uzun zaman önce 1966 yılından itibaren kullanıldığını, dava konusu markanın asıl ve gerçek hak sahibi'nin müvekkil olduğu sabit olup, davanın reddine karar verilmesi gerekirken ya da tecavüzün olmadığına dair tespit talebinin kabul edilip, müvekkilin markasının hükümsüzlüğüne ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken tüm davanın kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı olup, anılan kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2020/236 E. 2022/87 K. ve 29.03.2022 tarihli kararına karşı istinaf isteminin kabulüne, kararın ortadan kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davada ... ibareli marka ve unvan üzerinde gerek tescil gerekse gerçek hak sahipliği müvekkile ait olduğunu, davalının sunduğu belgelerin kendisiyle ilgisi olmadığını, davalı dilekçesinde ... ibareli markaların asıl ve gerçek hak sahibinin kendisi olduğunu iddia etmiş ve iddiasını desteklemek amacıyla işyeri açma ruhsatı, kira sözleşmesi işletme kayıt belgesi ile bir adet fotoğraf ile bir kısım internet çıktıları ibraz ettiğini, yargılama sırasında sunulmayan delilerin istinaf aşamasında sunulmasının usule aykırı olduğunu, sunulan belgelerin hiçbir davalının iddiasını ispata elverişli olmadığını, davalının sunduğu İstanbul Valiliği Bakırköy Kaymakamlığının 19873 tarihli Üçüncü sınıf gayri sıhhi işletme açma ruhsatı ... ile ... adına olduğunu, davalının sunduğu Bakırköy Başkanlığının 2013 tarihli işyeri açma ve çalışma ruhsatı dava dışı ... Ltd. Şti. adına olduğunu, davalının sunduğu 2002 tarihli Devlet Demir Yolları tarafından düzenlendiği belirtilen kira ile ilgili belge içeriği davacıdan başka bir kişi olan ...'nun işletmedeki paylarını ...'a devrine izin verilmesine ilişkin olduğu ve davalı ile ilgisi olmadığını, davalı iki yıl boyunca devam yargılama sırasında da kendisinin kullanımı ile ilgili hiçbir belge ortaya koyamadığını, davalı ...'nun kendi ad ve hesabına ... tanıtım işaretini kullanarak 43. sınıf hizmet sunumu olmadığını, sunulan belgelerin tamamının başka kişilere ait olduğunu, davalı ...'nun markanın gerçek hak sahibi olduğuna yönelik beyanının gerçek olmadığını, müvekkilin ... ibareli markasal kullanımları ilk olarak 1988 yılında başlamış ve devam eden süreçte büyüyerek devam ettiğini, işletme ve markanın devir tedavülleri resmi makamlardan alınan ruhsatlarla net biçimde ortaya konularak ispatlandığını, davalının aile üyeleri arasındaki bağlantının kabul edilmemesine yönelik itirazları hukuka uygun olmadığını, müvekkilin ... markasına yönelik hem tescilsiz kullanımları, müvekkilin ... ibareli ilk marka tescili 2010 yılında, ... ibareli ticaret unvanı tescili ise ilk olarak 2011 yılında gerçekleştiğini, “...” ibareli ... sayılı markası da 15.06.2012 tarihinde tescil olunduğunu, müvekkil, 2010, 2011 ve 2012 yıllarındaki bu tescillerle ve yoğun fiili kullanımlarıyla ... esas unsurlu marka ve ticaret unvanı üzerinde tüm Türkiye üzerinde koruma kazandığını, davalının markaları 07.04.2015 ve 17.10.2018 tarihli başvurular ile birlikte tescil edildiğini, davalının bu tarihlerden önce tüm Türkiye'de korunacak bir sınai hak ediniminin olmadığını, davalı markaları müvekkilin ... ibaresi üzerinde tüm Türkiye'de sınai hak elde etmesinden ve marka üzerinde gerçek hak sahipliği edinmesinden sonra tescil edildiğini, bu nedenle ... ibareli marka ve ticaret unvanı üzerinde gerçek ve asıl hak sahibi müvekkil olduğunu, davalının markaları, müvekkilin fiilen kullandığı ve ayrıca tescilli olan marka ve ticaret unvanı tescilinden doğan haklarını ihlal ettiğini, ... ibareli marka ve ticaret unvanı üzerinde gerçek hak sahipliği ve tescilli marka önceliği müvekkile ait olduğunu, davalının markalarının esas ve ayırt edici unsuru ile müvekkilin marka ve unvanı asıl ve ayırt edici unsurunun aynı olduğunu, davalının 07/04/2015/... tarihli marka hakkında sessiz kalma nedeniyle hak kaybı olduğundan hükümsüzlük kararı verilemeyeceğine ilişkin gerekçesi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, sessiz kalma nedeniyle hak kaybı bulunmadığını, davalının sessiz kalma nedeniyle hak kaybına yönelik savunması usule aykırı olduğu gibi gerçekliğe de aykırı olduğunu, sessiz kalma nedeniyle hak kaybının gerçekleşebilmesi için, hak sahibinin sessizliğinin ihlalin öğrenildiği veya öğrenilmiş sayıldığı tarihten itibaren en az beş yıl sürmesi gerekli olduğunu, 6769 sayılı SMK m.25/6 hükmünde sessizliği en az beş yıl sürmesi gerektiği ifade edildiğini, davalının 2015/29689 sayılı markası 29/03/2016 tarihinde tescil olunmuş ve işbu dava 5 yıllık süre dolmadan 15/09/2020 tarihinde açıldığını, müvekkil davalının tescillerinden, markalarını yeni logolarla tescil ettirmek üzere Türk Patent'e yaptığı ..., ... sayılı yeni başvurularına 2019 yılında yaptığı itiraz üzerine haberdar olunduğunu, dolayısıyla yargılama sırasında hiç dile getirilmeyen davalının sessiz kalma nedeniyle hak kaybı iddiası da temelsiz ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilin ... ve ... ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetin davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu, müvekkil ... ve ... ibare ve biçimli markanın gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu, müvekkil ... ve ... ibare ve biçimli markayı kullanmaya başladığı tarih, davalının marka tescillerinin gerçekleştiği 2015 ve 2018 yıllarından önce başladığını, sonraki tarihte gerçekleşen marka tesciline dayanarak, önceden başlamış ve devam etmekte olan markasal kullanımın engellenmesi hukuken mümkün olmadığını, davalının adına tescilli markaları müvekkile karşı ileri sürmesi hukuken himaye edilemeyeceğini, aynı nedenle müvekkilin markasal kullanımları davalının marka tescilinden doğan haklarını ihlal etmeyeceğini, davalının markalarının müvekkilin fiili kallanımı, ticaret unvanı ve marka tescili karşısında 6769 sayılı SMK'nın 6/1-9 ve 25.madde hükmü gereği hükümsüz kılındığını, bu kararın etkisinin marka tescil başvuru anından itibaren gerçekleşmesi karşısında müvekkilin eylemlerinin davalının marka tescilinden doğan haklarını ihlal etmeyeceğini, müvekkilin ... ve markayla gerçekleştirdiği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalıya ait 07.04.2015/... ve 17.04.2018/... sayılı marka tescilinden doğan hakkına tecavüz teşkil etmediğinin tespitine karar verilmesi hukuka uygun olduğunu, öte yandan gerek bilirkişi raporundaki görüşlerin ve gerekse son kararın, sadece ıslah yolu ile incelenmesi talep edilen ... ibareli markaya dayalı olarak değil, müvekkilin tüm Türkiye'de koruma hakkı sağlayan tescilli ticaret unvanına (SMK m.6/6, 25), ... sayılı ... ibareli markasına (SMK m.6/1,25) ve geniş bir çevreye hitap eden kullanıma dayalı önceye dayalı gerçek hak sahipliğine (SMK m.6/1, 25) hükümlerine dayanarak da oluşturulduğu açık biçimde anlaşıldığını, davalının ıslah konusu markaya dayalı hüküm kurulmasına yönelik iddiası, maddi olgularla örtüşmemekte ve hukuken doğru olmadığını, lisans sözleşmesinin yazılı yapılması yeterli olup, ayrıca noter tasdiki gerektiğini, devir sözleşmesi noterde yapıldığını, marka lisans sözleşmesinin yazılı yapılması geçerliliği için yeterli olduğunu, marka devir sözleşmesinin noter onaylı olması gerektiğini, müvekkilin tüm Türkiye'de koruma tesis eden 2010 ve 20122 tarihli markaları ve 2011 tarihli ticaret unvanı tescili ile 1988 yılından beri devam eden yerelliği aşan kullanımı konusu işaret ile davalının markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, davalının markalarının, müvekkilin tescilli ... sayılı markası, tescilli ticaret unvanı ve geniş bir çevreye hitap eden tescilsiz önceye dayalı hakkına dayalı olarak da hükümsüzlüğü şartları gerçekleşmiş bulunduğunu, davalının, Bakırköy 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 29.03.2022 gün ve E.2020/236; K.2022/87 sayılı kararına karşı gerçekleştirdiği istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu , davalı adına tescilli ... ve ... tescil numaralı markaların hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile davacının "..." ve "..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetlerinin, davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespiti davasıdır.TPMK kayıtlarına göre, dava konusu ... tescil numaralı "..." ve ... tescil numaralı "..." ibareli markaların davalı adına tescilli olduğu görülmüştür. 6769 Sayılı SMK'nın 25. Maddesinde hükümsüzlük koşulları belirtilmiş olup, belirtilen madde ile, 5. veya 6. maddede sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği düzenlemesi yer almaktadır. 6102 Sayılı TTKnın 54. Maddesi ile, haksız rekabete ilişkin bu kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. 55. Maddesinin 4. fıkrasında ise, iyi niyetle bağdaşmayan, haksız rekabete ilişkin eylemlere örnek olarak, başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak gösterilmiş ve haksız rekabet halleri hüküm altına alınmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.30/12/2021 tarihli marka vekili tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda özetle, "Davalının sunduğu, ... ibareli müessese için açılma izni alındığına dair ruhsatın ve fotoğrafın gerçek hak sahipliğini göstermeyeceği, davalının bu müesseseyi ruhsatta adı geçenlerden devralıp devralmadığı belli olmadığı gibi, müessesesinin devam edip etmediğinin de tespit edilemediği; Dosyadaki delillere göre, 2011 yılında tescil edilen ticaret unvanının da ayırıcı eki olan ... tanıtıcı işareti-markası üzerinde 43. sınıfta ve benzer sınıf olarak kabul edilen 30. sınıfta davacı tarafın gerçek-eskiye dayalı hak sahipliğinin söz konusu olduğu; Davacının ... ve ibare ve biçimli tescilsiz marka üzerinde gerçek (önceki kullanıma dayalı) hak sahipliğinin neticesi olarak, SMK m.154 uyarınca söz konusu markasal kullanım altında gerçekleştirdiği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin davalı marka tescillerinden doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediği; Sayın Mahkemece davacının gerçek hak sahipliği kabul edilmezse, bu kere uzun yıllara dayalı ciddi ve aralıksız kullanımı karşısında uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybı gündeme geleceğinden, davacının SMK m.154’e dayalı talebinin yine yerinde kabul edilmesi gerektiği; Davalı markalarının, davacının dava tarihinden sonra devraldığı 2012 tarihli “...” markası ile SMK m.6/f.1 anlamında karıştırılma ve bağlantı kurulma ihtimaline sebep olabileceği; Davacının 2012 tarihli “...” markasına dayanabilip dayanamayacağının Sayın Mahkeme’nin takdirinde olduğu; Davalı markalarının, davacıya ait önceki (2010) tarihli ... markası ile markaların sahipleri arasında (teşebbüsler-işletmeler düzeyinde) idari, ekonomik vb. bağlantı olduğu izlenimi sebebi ile iltibasa yol açabileceği; Davacı markasının, davalıya ait 2015 tarihli markanın koruma tarihi ve öncesinde tanınmış marka statüsüne kavuşmuş olduğuna dair bir tespite dosyadaki delillerden hareketle ulaşılamadığı; Kötü niyet konusu tamamen Sayın Mahkeme’nin takdirinde olduğu" belirtilmiştir. Davalı cevap dilekçesi ile, T.C. İstanbul Valiliği Bakırköy Kaymakamlığı Bakırköy Grup Sağlık Başkanlığı tarafından verilen 03.08.1973 Tarihli "Üçüncü Sınıf Gayrisıhhi Müesseselere Ait Açılma Ruhsatı"ndan anlaşılacağı üzere, söz konusu "..." ibaresinin yine aynı sektör ve aynı hizmet için ilk olarak müvekkili tarafından kullanıldığını ileri sürdüğü, ruhsatta müessesenin adının ... Pide ve kebap Salonu (...- ...) yapacağı işin türünün pide ve lahmacun imalatı olduğunun belirtildiği görülmüştür. Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davalının sunduğu "..." ibareli müessese için açılma izni alındığına dair ruhsatın ...- .. adına kayıtlı olduğu davacı işletmesinin bu işletmenin devamı olduğuna dair dosya kapsamına delil sunulmadığı gibi 03/07/1973 tarihli iş yeri ruhsatının "... Mah. ... Cad.no:... Bakırköy / İstanbul" adresinde faaliyet gösterdiği ve fotoğrafın gerçek hak sahipliğini göstermeyeceği, davalının bu müesseseyi ruhsatta adı geçenlerden devralıp devralmadığı hususunu tespit için yeterli olmadığı, Davacının ... ibaresi üzerinde 43. Sınıfta önceye dayalı kullanımdan dolayı hak sahibi olduğu aynı adreste faaliyet gösteren ... isimli iş yerinin devir sözleşmeleri ile davacıya geçtiği davacı kullanımının gerçek hak sahipliğine dayalı olması sebebi ile markaya tecavüz teşkil etmeyeceği kanaatine varılmıştır. Mahkemece karar gerekçesinde davacının, ... tescil numaralı 30 ve 43. Sınıflarda tescilli ... markasının da bulunduğuna yer verilmişse de; davacının bu markayı Ankara ... Noterliği'nin 04/10/2021 tarihli ve ... yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile dava açıldıktan sonra devraldığı, davadan sonra devralınan markadan kaynaklanan haklarına dayanamayacağı göz önüne alındığında, mahkemenin gerekçesinde bu markaya dayanılması usul ve yasaya uygun görülmediğinden, mahkemenin gerekçesinin düzeltilmesine, davacının 43. Sınıfta ... ibaresi üzerinde önceye dayalı hak sahipliğini ispatladığından, davacının ... ve ... ibareli markayla gerçekleştirdiği faaliyetinin davalı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitine, önceye dayalı hak sahipliği ispatlandığından davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Tüm bu nedenlerle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, düzeltilmiş gerekçe ile aynı hükmün kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile, 2-Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 29/03/2022 tarih, 2020/236 E. 2022/87 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3-Düzeltilmiş Gerekçe ile Davanın Kabulüne 4-Davalı adına tescilli ... ve ... tescil nolu markaların hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, 5-Davacının "..." ve "..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetin davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitine, 6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 6/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken hükümsüzlük davası yönünden 427,60 TL ve tecavüz ve haksız rekabetin bulunmadığının tespiti davası yönünden 427,60 TL olmak üzere toplam 855,20 TL karar harcından peşin alınan 54,40- TL'nin mahsubu ile bakiye 800,80 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 6/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 54,40 TL başvurma harcı, 54,40 peşin harç, 7,80 TL vekalet harcı, 1.000,00 TL bilirkişi ücreti, 358,80-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 1.475,4‬0 TL'nin, davanın kabul edilmiş olması sebebiyle, davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 6/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, yargılama giderlerini üzerinde bırakılmasına, 6/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen hükümsüzlük davası nedeniyle hesaplanan 40.000,00 TL vekalet ücretinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen menfi tespit davası nedeniyle hesaplanan 40.000,0 TL vekalet ücretinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 7/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 7/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 220,70-TL istinaf yoluna başvurma harcı, 114,60 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 335,3‬0 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 7/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 8-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 19/12/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/236, K. 2022/87, T. 03.08.1973, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-236-e-2022-87-k-977d215d3bdd