Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/177 E. 2022/7 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/177
Karar No
2022/7
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/774 KARAR NO : 2024/2005 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 19/06/2020 (Dava) - 09/02/2022 (Karar) NUMARASI : 2020/46 Esas - 2022/7 Karar DAVA : Marka Hakkına Tecavüz ve Haksız Rekabet Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat ile İtibar Tazminatı BİRLEŞEN İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 2021/59 ESAS - 2021/102 KARAR SAYILI DOSYASINDA; DAVA : Markaya Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Men'i, Maddi ve Manevi Tazminat BAM KARAR TARİHİ : 25/12/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 25/12/2024 İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 09/02/2022 tarihli 2020/46 Esas ve 2022/7 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait olan şirket ...’nin Türkiye’nin ilk ve en büyük el aletleri üreticisi olduğunu, müvekkilinin bu alanda 50 yılı aşkın süredir sahip olduğu tecrübenin yanı sıra muhtelif sektörlere sıcak dövme parça üretimi yapmakta olan köklü bir firma olduğunu, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 2010/42138 numaralı markanın sahibi olduğunu, davalı tarafın müvekkiline ait ... markasını taşıyan ürünleri müvekkilinin izin veya onayı olmaksızın kullandığını ve anılı eylemiyle marka hakkını ihlal etmiş olduğunu, davalının eylemleri nedeniyle Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurulmuş olduğunu ve şikayeti üzerine yapılan soruşturma neticesinde de iddianame düzenlenmesine karar verilmiş olduğunu, Davalı tarafın kolluk görevlileri tarafından alınan savunması neticesinde “…Ancak ürün taklit sahte çıkınca bende şikayet dilekçesinde belirtildiği gibi Facebook üzerinden kendime ait olan ... sayfasından ürünü 2.5 TL karşılığında orijinal olmadığını da belirterek zararımı karşılamak amacıyla satmak istedim…” şeklindeki beyanıyla orijinal olmadığını bildiği ürünleri satmaya çalıştığını ikrar etmiş olduğunu, anılı yargılamanın Adana 3. Asliye Ceza Mahkemesi 2020/177 E. sayılı dosya ile devam etmekte olduğunu, davalının müvekkil şirkete ait markayı haksız olarak kullandığını ve haksız olarak maddi kazanç elde ettiğini, söz konusu durumun müvekkili şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, davalının sahte ürünleri müvekkil şirket tarafından belirlenen fiyatın altında satmakta olduğunu ve aynı zamanda “garantili” olduğu iddia etmekte ve böylelikle tüketicileri etki altına almayı amaçlamakta olduğunu, bu durumun haksız rekabete neden olduğunu, davalının eylemlerinin marka hakkına tecavüz dolayısıyla haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitini, marka hakkına tecavüze konu ürünlerin ivedilikle toplatılmasını, satışının yasaklanması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini, müvekkil şirketin uğramış olduğu maddi ve manevi zararların tazmininin hüküm altına alınmasını, müvekkilinin uğramış olduğu ve uğraması muhtemel zararların tazminini sağlamak amacıyla uygun görülen teminat miktarının depo edilmesi konularında ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini, müvekkili lehine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500 TL maddi tazminatın varsayımsal lisans yöntemi ile belirlenmesini, 3000 TL manevi, 3000 TL itibar tazminatlarına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; davalı yanın müvekkiline ait tescilli "..." ibareli markasına tecavüz ve haksız rekabette bulunması nedeniyle, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, men'ini, tecavüze konu ürünlerin satışının yasaklanması ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminatın tahsilini ve mahkememizin 2020/46 Esas sayılı dosya ile aralarındaki bağlantı nedeniyle birleştirilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 26/11/2021 tarihli talep arttırım dilekçesinde özetle; Asıl dava yönünden; 4.091,22 TL maddi, 3000 TL manevi ile 3000 TL itibar tazminatı talebinde; Birleşen dava yönünden; 9.968,00 TL maddi, 3000 TL manevi tazminat talebinde bulunarak, asıl ve birleşen dava yönünden toplam 14.059,22 TL maddi tazminat, 6000 TL manevi tazminat, 3000 TL itibar tazminatı talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkili mahkemede açılmadığını yetki yönünden reddi gerekmekte olduğunu, yetkili mahkeme ilgili kanun maddeleri gereği müvekkilinin ve yetkilisi olduğu ... isimli iş yerinin ikamet adresi olan Adana Hukuk Mahkemesi olduğunu, açılan İzmir FSHHM’nin görevsiz mahkeme olduğunu, esasa girilmeksizin görevsizlik sebebiyle davanın reddinin gerektiğinin, davacı tarafın iddia etmiş olduğu hususları ispat yükü altında olduğunu, dava dilekçesinde delil olarak sunulan bilgi ve belgelerin hiç birinin usul kuralları çerçevesinde, iddia edilen vakıayı ispata elverişli araçlar olmadığını, davacı tarafça üretildiği bahsedilen ve itibar kaybına neden olduğu belirtilen söz konusu ürünlerin; müvekkili tarafından bit pazarından alındığını, bu ürünlerin orjinal olmadığını, zararını gidermek amacıyla facebook sitesine koyduğunu ancak hiç kimseye satmadığını, maddi bir menfaat elde etmediğini ve hatta söz konusu ürünlerden dolayı maddi zararı olduğunu beyan ettiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı vekili birleşen dosyada cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkili mahkemede açılmadığından yetki yönünden reddi gerekmekte olduğunu, davalı müvekkilinin ve yetkilisi olduğu ... isimli iş yerinin ikamet adresi olan Adana Hukuk Mahkemeleri olduğunu, esasa girilmeksizin görevsizlik verilmesi gerektiğini, davacı tarafın aynı konu ve talepleri içeren ve yine müvekkiline karşı ikame ettiği 2020/46 E. numaralı dosya ile Marka Hakkına Tecavüz ve Haksız Rekabet Nedeniyle Maddi ve İtibar tazminatı ile manevi tazminat talebinde davacı tarafça birleştirme talebinde bulunulmuş olduğunu, bu talebin reddi ve derdest ola İzmir Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi 2020/59 E. Sayılı davanın reddinin gerekmekte olduğunu,Davacı şirketin ... yazılı logosu ile müvekkili ... yazılı logosu arasında herhangi bir bağlantı ve benzerlik bulunmamakta olduğunu, ... isminin müvekkilinin adı olan ...'den gelmekte olduğunu ... ile herhangi bir ilgisi ve benzerliğinin bulunmadığını, ... logosu ile ... firmasının logoları arasında benzerlik bulunmamakta olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : Mahkemece, ''...Davacının asıl dosya kapsamında davasının kısmen kabulüyle, birleşen dosya kapsamında davasının kabulüne, Asıl ve birleşen dosya kapsamında davalı eylemlerini, davacı markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, önlenmesine, men'ine, Asıl dosya kapsamında 4.091 TL, birleşen dosya kapsamında 9.968 TL olmak üzere toplam 14.059,22 TL maddi tazminatın, asıl dosya kapsamında 3.000 TL, birleşen dosya kapsamında 3.000 TL olmak üzere toplam 6.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Asıl dosya kapsamında itibar tazminatı talebinin reddine...'' şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; asıl davada davalının Facebook sitesi üzerinden “...” adlı grupta “ ...” kullanıcı adı ile yaptığı paylaşımlarla ... markası amblemli taklit ürünlerin satışını gerçekleştirdiğinin tespit edildiğini, davalının bizzat ürünlerin sahte olduğunu kendi profil sayfasında ilan ve ikrar etmiş olması müvekkilinin marka hakkının davalı tarafından kasti olarak zedelendiğini, markanın hukuka aykırı olarak taklit edildiğini gösterdiğini, davalının marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemleri ile müvekkiline ait markayı kötü şekilde ürettiğini ve kullandığını bu şekilde markanın itibarını zedelemeyi amaçladığını, davalının bu yöndeki eylemlerinin markanın tanınmışlığını kötü etkilediği ve anılı durumun da müvekkilinin mağduriyetine yol açmış olduğu işbu nedenle müvekkilinin uğramış olduğu mağduriyetin giderilmesi gerektiğini, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 150/2. maddesi hükmüne göre marka hakkı tecavüze uğrayan müvekkili şirketin maddi ve manevi tazminatın yanı sıra itibar tazminatı talep etme yetkisi de bulunduğunu, Yargıtay’a göre de itibar tazminatı maddi ve manevi zararın dışında ancak her iki tazminatın özelliklerini içinde barındıran kendine özgü bir tazminat türü olduğunu, Yerel Mahkemece müvekkilin marka hakkına tecavüz edildiği kabul edilmesine rağmen itibar tazminatına hükmedilmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında itibar tazminatı talebini reddetmesine gerekçe olarak satışa sunulan ürünlerin elde edilememesini ileri sürdüğünü, ancak davalının müvekkilinin marka hakkına tecavüz niteliğinde eylemlerde bulunduğunun gerek dosyada mübrez delillerle ispatlandığını gerekse de davalı tarafça sunulan 23.10.2020 tarihli dilekçe ile ikrar edildiğini, itibar tazminatına hükmedilmesinin koşulu “hakka konu ürün veya hizmetlerin, tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi” olup kanun koyucunun bu tazminata hükmedilmesi için ürünlerin ele geçirilmesini bir zorunluluk olarak öngörmediğini, kanun tarafından öngörülmeyen bir şartın mahkemelerce aranmasının hak arama özgürlüğünün kısıtlanmasına neden olacağını, hal böyle iken davalının marka hakkının ihlali nitelindeki davranışlarının aynı zamanda müvekkilinin itibarını zedeleyici nitelik taşıması, itibar tazminatının maddi ve manevi tazminatların yanı sıra kanunen öngörülen ve Yargı kararları ile de kabul gören üçüncü bir tazminat türü olması karşısında ayrıca itibar tazminatına hükmedilmesinin zorunlu olduğunu belirterek yerel mahkeme ilamının asıl dava yönünden kısmen red kararının kaldırılarak davanın tamamen kabulüne, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nin 2020/46 E. 2022/7 K. 09.02.2022 tarihli ilamının asıl davanın reddi kısmı için icrasının geri bırakılmasına karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Türk Ticaret Kanunu madde 4/1-d ve 5/A hükümlerinde de belirtildiği üzere fikri mülkiyet mevzuatında yer alan hususlardan doğan hukuk davaları mutlak ticari dava olup zorunlu arabuluculuğa tabii olduğundan ve davacı şirket, zorunlu arabuluculuk dava şartını sağlamadığından davanın reddedilmesi gerekirken yerel mahkemece bu husus gözetilmeden karar verildiğini, kişisel kullanımına daha uygun ve uzun süreli kullanım sağlayacağı düşüncesiyle orijinal ürün almak isteyen müvekkilinin, iade talebi reddedilince en azından zararının bir kısmını giderme düşüncesiyle ürünü Facebook sitesi üzerinden paylaşıma açtığını ancak bu paylaşımın suç teşkil edebileceği uyarısında bulunulunca müvekkilinin, paylaşımları derhal sildiğini ve orijinal olmayan ürünleri imha etmek suretiyle çöpe attığını kaldı ki; paylaşım içeriğinde bile ürünlerin markanın orijinal olmayan ürünleri olduğunu yazarak davacı şirketin markasına haksız bir eylem olmaması noktasında titizlikle davrandığını, bahse konu olayla ilgili olarak müvekkili hakkında soruşturma başlatıldığını, soruşturma aşamasında düzenlenen arama ve el koyma tutanağında; müvekkilinin iş yerine gidildiği fakat yapılan aramada şikayete konu malı sahte olarak ürettiğine ve sattığına dair belge bulunmadığı, herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiğini, davacı taraf her ne kadar SMK'nın 151/2 hükmüne istinaden yoksun kalınan kazanç talebinde bulunmuşsa da müvekkilinin, herhangi bir gelir elde etmemesi nedeniyle mevcut deliller nazarında ...'ın muhtemel gelirine müdahil olmadığı, bahsi geçen ürünler üzerinden net kazanç elde etmediğini, müvekkilinin davalı şirketi, herhangi bir şekilde maddi veya manevi zarara uğratmadığını, müvekkilinin markaya yönelik hukuka aykırı herhangi bir tecavüzü olmamasına karşın yeterli delil sunulmadan, ticari defterler incelenmeden, sadece davalı şirketin soyut ve gerçeklikten uzak iddiaları neticesinde cezalandırılması usule aykırı olup hukuk düzeni ile bağdaşmadığını, yerel mahkemece bu hususa dikkat edilmeden salt bilirkişi raporu dayanak gösterilerek karar verilmiş olmasının hukuk düzeniyle örtüşmediğini, bilirkişi raporunda yoksun kalınan kazanç olarak 4.091,22 TL tazminat tutarı tamamen varsayımlara dayanarak herhangi bir delil olmaksızın fahiş miktarda hesaplandığını, davacı tarafın bu hesaplama için gerekli olan lisans sözleşmelerini sunmaktan kaçındığını, bilirkişi çevreden emsal lisans sözleşmesi de temin edemediğinden salt tahmine ve varsayıma dayalı hesaplama yaptığını, hukuka uygun olmadan yapılan hesaplama, hükme elverişli olmadığı halde bu rapor dayanak gösterilerek verilen hükmün de hatalı olduğunu, müvekkili hakkında soruşturma başlatılıp dava açılınca; müşterileri nezdindeki güveni sarsılmış olup kar oranının da bu sebeple düşme eğilimi gösterdiğini, iki oran arasındaki fark olmasının nedeni de kazanmış olduğu güvenin iş bu davadan ötürü sarsılmasından kaynaklandığını, bilirkişinin hesaplama yaparken lisans bedeli uygulamasının (%5 - %1) arasında olduğunu belirttiğini ancak yerleşik yargıtay içtihatlarında lisans bedeli belirlenirken, markasına tecavüz edilen davacının kazancı üzerinden hesap yapıldığında cironun (%4 - %1) arasında olduğunun ifade edildiğini, ayrıca marka hakkına tecavüz ettiği gerekçesiyle müvekkili hakkında Adana 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/177 Esas numaralı doyasında yapılan yargılama neticesinde 2021/29 Karar numarası ile 26/01/2021 tarihinde müvekkili hakkında ''Beraat'' hükmü kurulduğunu, bu karar iş bu davanın davacısı tarafından istinaf edilmiş olup Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi tarafından 2021/519 Esas sayılı dosya üzerinden inceleme yapıldığını ve akabinde 2022/305 Karar sayılı ilamı ile 10/02/2022 tarihinde karar verildiğini, yapılan istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın isabetli olduğu, herhangi bir hukuka aykırılığını olmadığı gerekçesiyle kesin olarak oy birliği ile karar verilerek verilen kararın kesinleştiğini, birleşen dava da müvekkiline ikame edilmişse de reddedilmesi gerektiğini çünkü dava açılmadan önce aynı uyuşmazlıktan kaynaklı olarak İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2020/46 E. ayılı dosyanın yargılamasının devam etmekte olup davanın derdest olduğunu, davacının birleşen dosya kapsamındaki davayı açmakta hukuki yararı olmaadığını, yerel mahkemece hukuki yarar yokluğu ve derdestlik göz önünde bulundurulmadan hüküm kurulmuş olup bu kararın hatalı olduğunu, kabul etmemekle birlikte hukuk aykırı bir eylem gerçekleştirilmiş olsa dahi bu ihlalin koruma süresi bittikten sonra meydana geldiğini, müvekkilinin kusuru olmadığı gibi herhangi bir tazmin yükümlülüğü de bulunmadığını, faizlerin dava açılış tarihlerine göre yürütülmesi gerektiğini, ayrıca davacı yan asıl dosya kapsamındaki davayı 08/06/2021 tarihinde, birleşen dosya kapsamındaki davayı ise 26/11/2021 tarihinde ıslah etmiş olup faizlerin bu tarihlere göre yürütülmesi gerektiğini, davacı tarafın açmış olduğu her iki dava da markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat davası olup asıl dosya kapsamındaki dava derdest olduğu halde, birleşen dosya kapsamındaki davanın açılması ve akabinde de aynı eylemden dolayı iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hukuk düzeni ile bağdaşmadığını, aynı cezanın aynı eylemden dolayı iki defa verilmiş olmasının hukuk düzeni ile örtüşmediğini, müvekkilinin haksız ve hukuka aykırı olarak aynı ihlalden dolayı birden fazla cezalandırıldığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Asıl dava; markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat ile itibar tazminatı istemine ilişkin; birleşen dava, tescilli marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti,markaya tecavüzün men'i ve önlenmesi, tecavüze konu ürünlerin satışının yasaklanması, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olup, karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Mahkemece,''... asıl dosyamızda davalının davacıya ait markasının birebir basılı olduğu ürünü satışa arz ettiği, ticari etki yaratacak şekilde satışa sunduğu, Eyleminin SMK m7/2 uyarınca tecavüz oluşturduğu, birleşen dosya kapsamında davalının "..." ibaresi ile ürün satışı yaptığı davalının kullandığı ibare ile davacı markaları arasında görsel ve işitsel olarak benzerlik olduğu, davacı markasının tescil edildiği sınıf kapsamında olduğu, tüketici nezdinde davacı markasına iltibas oluşturacak mahiyette olduğu, davacının asıl dosya kapsamında 4.091 TL birleşen dosya kapsamında 9.968 TL SMK m.151/2-c uyarınca Yoksun Kaldığı Kazancının olduğu anlaşılmıştır. SMK'nın 149/1-ç maddesi uyarınca, sınai mülkiyet hakkı sahibi, tecavüzün tespit, önlenmesi ve maddi tazminat yanında manevi tazminat da talep edebilmektedir. TBK'nın 58. Maddesi göz önüne alınarak; somut olayın koşulları ve sonuçları dikkate alınarak birleşen ve asıl dosya kapsamında 3.000 TL manevi tazminatın kabulü uygun görülmüştür. Asıl dosya kapsamında davacı itibar tazminatı talep etmiş ise de satışa sunulan ürün elde edilemediğinden itibar tazminatı yerinde görülmemiştir. Her ne kadar 09/02/2022 tarihli kısa karar da birleşen dosya kapsamında itibar tazminatının reddine yazılmış olsa da; sehven yanlış yazıldığı anlaşılmış olup maddi hata düzeltilerek aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir...'' gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. 1-T.C. Anayasa’sının 138 ve 141. maddeleri uyarınca, Hakimler, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. Diğer taraftan 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’nun 27. maddesinde, hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen, adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. HMK.’nun 297. maddesinde de, verilecek hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Mahkemece gerekçede ; Tarafların talepleri hakkında talepler yeterli gerekçe ile karar verilmesi gerektiği; davacının itibar tazminatı talebine ilişkin olarak da" Asıl dosya kapsamında davacı itibar tazminatı talep etmiş ise de satışa sunulan ürün elde edilemediğinden itibar tazminatı yerinde görülmemiştir." şeklinde yetersiz gerekçe hüküm kurulmuş olduğu; mahkeme kararında, tarafların iddia ve savunmalarından hangisine, ne sebeple üstünlük tanındığı ve özellikle kabulün gerekçesinin ne olduğunun yazılmadığı, hangi sebeplerin kabul, hangi sebeplerin reddedildiğinin anlaşılır şekilde belirtilmediği, hükümde yeterli gerekçe bulunmadığı, bu durumda gerekçenin tarafların savunma ve iddialarını karşılamadığı; asıl dava ve birleşen dava ayrı ayrı dava olarak değerlendirilerek her bir dava bakımından ayrı ayrı hüküm kurulması ve gerekçede açıkça hangi davaya ilişkin açıklama yapıldığının belirtilmesi gerektiği halde her iki dava yönünden birlikte hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu; bilirkişi raporlarının ayrıntılı yazılması veya bilirkişi raporuna atıf yapılması ya da uyuşmazlığa ilişkin kanun maddelerinin yazılması gerekçe olarak kabul edilemez. Ayrıca kısa karar ile gerekçeli karar hükümleri arasında çelişki oluşturulamaz. Hüküm kurulurken, tarafların iddia ve savunmalarından hangisine, ne sebeple üstünlük tanındığı ve özellikle kabulün veya red kararını gerekçesinin ne olduğu açıkça yazılması gerekir. Bu bağlamda; istinafa konu mahkeme hükmünün, yukarıda açıklanan nitelikte yasal gerekçe içermediği, bu haliyle de hem Anayasa'nın 141-(3) maddesine, hem de HMK'nın 297.maddesine aykırı olduğu açıktır. Hal böyle olunca; ortada Yasanın aradığı anlamda gerekçeli bir hükmün olmaması ve denetlenebilecek gerekçeli bir kararın bulunmaması nedeniyle, istinafa konu karar, usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus kararın kaldırılmasını gerektirmiştir. 2- Dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli); bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlar olup, derdestlik ve kesin hüküm olumsuz dava şartları arasında yer alır. Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmış olduğundan artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olan bir davanın, ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmasında hukukî yararı olmadığı gerekçesi ile HMK’nın 114 üncü maddesiyle derdestlik dava şartı kabul edilerek maddenin (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” düzenlemesine yer verilmiştir. Derdest bir davanın ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın hâlen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması hâlinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir. Bir davanın açılması ile şeklî anlamda kesin hükme bağlanması arasında geçen sürede davanın derdest olduğu kabul edilir (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukukunda Derdestlik İtirazı, Ankara 2007, s.8 vd.). Davanın derdest olması, taraflar arasında o konuda ortaya çıkan uyuşmazlığın henüz tam olarak çözümlenemediği anlamına gelir. Dava dosyasının incelenmesinde; her ne kadar davalı birleşen dava yönünden asıl davayı gerekçe göstererek derdestlik itirazında bulunmuş ise de, birleşen davanın konuları ve talep sonuçları bakımından değerlendirme yapıldığında davaların hukuki sebepleri ve talep sonuçları birebir aynı olmadığı anlaşılmakla derdestlik dava şartı itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. 3-Asıl dava ve birleşen davada tazminat istemi yanında tespit istemini de içermiş olduğundan, asıl ve birleşen davaların arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöne ilişkin itirazının reddi gerekmiştir. 4-Mahkemece dosya kapsamında mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen rapor hükme esas alınmış ise de; alınan raporun hüküm kurmaya elverişli ve yeterli bulunmadığı, Mahkemece uyuşmazlık konusunda uzman marka patent uzmanı bilirkişi ile mali müşavir bilirkişiden oluşan heyetten; taraf defter ve kayıtları da incelenerek, toplam ciro yerine dava konusu ürün satışından sağlanan ciro hesaplanarak; tarafların iddia ve savunma ile itirazlarının, dosyadaki tüm delillerin, ceza dosyasında patent uzmanından alınan bilirkişi raporunun da değerlendirildiği hüküm kurmaya elverişli ve yeterli rapor alınarak; diğer taraftan her ne kadar belirli şartlar dışında ceza mahkemesinin kararı hukuk mahkemesini bağlamaz ise de, Mahkemece Adana 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/01/2021 tarihli, 2020/177 (E) ve 2021/29 (K)ceza dosyasında verilen beraat kararının da akibetini araştırılarak dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilmek sureti ile sonucuna göre karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, davacı ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının belirtilen yönlerden kabulü ile kararın kaldırılması gerekmiştir. 5-Kabule göre de; asıl dava ve birleşen dava birbirlerinden ayrı ve bağımsız davalar olduğundan; hüküm ve fer'ileri birlikte kurulamaz. Diğer taraftan kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratarak karışıklığa neden olunması da HMK 297/2 maddesine aykırı olup, ayrıca kararda karışıklığa neden olmaktadır. Şöyle ki; 6100 Sayılı HMK 297/2 maddesi gereğince bir davada istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli olup, asıl dava ve birleşen dava her ne kadar birlikte görülmüş ise de; birbirinden bağımsız, müstakil davalar olması nedeniyle hüküm kısmında her dava hakkında o davaya ilişkin yargılama giderleri ve buna bağlı olarak yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinin, karar ve ilam harçlarının da ayrı ayrı dosya numaraları da belirtilerek gösterilmesi zorunludur. Mahkemece asıl dava ve birleşen dava yönünden kısmen tek hükümde, kısmen ayrı ayrı kurmak sureti ile hüküm kurulması hatalı olup kararda karışıklığa neden olmuştur. Mahkemece, kısa kararda "Asıl ve birleşen dosya kapsamında itibar tazminatı talebinin reddine" şeklinde karar verildikten sonra. gerekçeli kararda "Asıl dosya kapsamında itibar tazminatı talebinin reddine" şeklinde hüküm kurulmak suretiyle çelişki yaratılması hatalı olmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının belirtilen yönlerden kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜNE; İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 09/02/2022 tarihli 2020/46 Esas ve 2022/7 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Kararın kaldırılması sebep ve şekline göre davacı vekili ve davalı vekilinin sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-İSTİNAF AŞAMASINDA; davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine iadesine (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), 5-İstinaf aşamasında davacı ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(3) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 25/12/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/177, K. 2022/7, T. 09.02.2022, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-177-e-2022-7-k-a66158be2314