Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/435 E. 2020/565 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/435
- Karar No
- 2020/565
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/13 KARAR NO: 2024/103 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 24.09.2020 NUMARASI: 2019/435 E. - 2020/565 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulü dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının icra müdürlüğüne yaptığı itirazın haksız olduğunu, davalının icra takibine itirazında borcu kabul ettiğini, ancak borcun hesaplaşma sonucunda başka şirkete ödendiğini beyan ettiğini, bir ticari şirketin alacağının başka bir şirkete ödenmesinin yazılı temlikname ile mümkün olduğunu, müvekkilinin bu şekilde bir alacak feragatnamesinin olmadığını, davalının dayandığı sözleşme incelendiğinde, müvekkilinin imzası olmadığı gibi, müvekkilinin alacakları ile ilgili bir hükümde bulunmadığını, müvekkilinin davalıya ¨439.474,91'lik mal verdiğini, ¨84.000,00 ödeme yapıldığı ve kalan kısmın ödenmediğini, bakiye kısım için icra takibinin başlatıldığını, davalının takibe itirazının haksız olduğunu iddia ederek, davalının itirazının iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; Müvekkili ile davacı arasında doğrudan bir ticari ilişki olmadığını, taraflar arasında sözlü ve yazılı bir anlaşma olmadığını, müvekkilinin kat karşılığı yapımını üstlendiği ... projesinin bir kısım inşaat imalatlarının yapılmasına yönelik, davacı şirketin grup şirketleri olan ... Dış Tic. Ltd. Şti. ve ... San.ve Tic. Ltd. Şti. arasında sözleşme akdedildiğini, sözleşmenin tarafı olan ... Tic. Ltd. Şti.'nin seramik malzemelerini grup şirketi olan davacıdan temin ettiğini, müvekkili ile davacı arasında doğrudan bir ticari ilişki olmadığından, ... ile Mayıs/2018 tarihinde hesaplaşma yapıldığını, davacıdan temin edilen malzeme bedelleri de dahil olmak üzere mutabakat sağlandığını, doğan alacağa karşılık olarak ... projesinden 9 adet taşınmazın tapusunun değişik tarihlerde ... ve şirket yetkililerine devredilerek borcun tamamının ödendiğini, muhasebe kayıtlarının uygunluğu bakımından davacı tarafından müvekillerine fatura kesilmiş ise de, taraflar arasında doğrudan bir mal alım satımı gerçekleşmediğinden, ödemelerinde grup şirket üzerinden yapıldığını, izah edilen nedenlerle, davanın reddi ile davacı aleyhine %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı ile davalı arasında, davacının,davalıya inşaat malzemesi satması şeklinde ticari ilişkinin olduğu, ancak taraflar arasında akdedilmiş yazılı bir anlaşma ve/veya cari hesap sözleşmesi olmadığı,davacının cari hesap alacağını tahsil edememesi üzerine 12/12/2018 tarihinde, ödenmeyen fatura alacağını dayanak göstererek, davalı aleyhine Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyası ile icra takibine geçtiği, davalı tarafından yapılan itiraz üzerine huzurdaki itirazın iptali davalarının açıldığı,davacının dava konusu alacağını teşkil eden davalı yana tanzim etmiş olduğu faturaları yasal ticari defterlerine usulüne uygun olarak kaydettiği ,davacının yasal ticari defterlerine göre, takip tarihi (27/07/2018) ve dava tarihi (30/04/2018) itibariyle davalıdan ¨355.474,91 cari hesap alacağının olduğu,yukarıda yapılan ayrıntılı açıklamalara göre davacı tarafından düzenlenen faturalar, davalının aleyhine delil niteliğinde olan ticari defterlerinde kayıtlı olduğu,bu nedenle mal teslimi konusunda bir çekişmenin bulunmadığı,davalının davadan sonra verdiği bononun borcun yenilenmesi anlamına gelmediği,bu husus davalı tarafından savunulmadığı, ifa yerine verilen bononun hâlen ödenmediği,bu hâliyle davacının,hem cari hesap ilişkisine dayanarak hem de kambiyo senetlerine dayanmak suretiyle alacağını takip ve dava etmesi mümkün olup davacının takibe konu faturalardan kaynaklı olarak davalıdan olan bakiye alacağının takip ve dava tarihi itibariyle ¨355.474,91 olduğu anlaşılmakla davanın kabulü ile davalının Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, karar vermek gerekmiştir. Dava İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu,bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak bilinebilir, bir başka deyişle likit olduğundan hükmedilen miktarın % 20'si oranında İİK.nun 67. maddesi uyarınca davacı yararına tazminata hükmedilmesi gerektiği,davacı tarafından girişilen icra takibinin kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden davalı vekilinin koşulları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmemesi gerektiği sonucuna varılarak... " gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın ¨355.479,91 asıl alacak yönünden iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 2/2.maddesi uyarıca değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına, asıl alacağın % 20'si üzerinden hesap edilen ¨71.094,98 icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı vekilinin kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemenin bilirkişi raporunda davacının davalıdan dava tarihi itibariyle herhangi bir alacağı olmadığı yönündeki tespite rağmen hüküm tesisinin yasaya aykırı olduğunu, icra takibine konu edilen cari hesapta kayıtlı faturalardan kaynaklanan alacak olduğunun belirtildiğini, müvekkilinin davacıya 02.01.2019 tarihinde 361.910,97 TL bedelli bono vererek borcunu kapattığını ve müvekkilinin inceleme gününde davacıya herhangi bir borcunun olmadığının açıkça ortada olduğunu, mahkemenin takipten sonra 24.06.2019 tarihinde davacıya teslim edilen 31.12.2019 vade tarihli bono verilme işlemini borcun yenilenmesi olarak değerlendirilmemesinin bilirkişi raporunun aksine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasındaki bono teslim tarihinde eski borcu sona erdiren borcu yeni rakamlarla yenileyen bir işlem tesis edildiği gerçeğinin gözardı edilemeyeceğini, bononun yargılama sürecine denk gelen vade tarihinde ödenip ödenmemesinin bono tesisi ile sona ermiş takip alacağı bakımından müvekkili aleyhine hukuki sonuç doğurmasının söz konusu olmayacağını, müvekkili ile davacı arasında doğrudan ticari ilişkinin söz konusu olmadığını, taraflar arasında sözlü veya yazılı bir akitte olmadığını, müvekkilinin kat karşılığı yapım ilişkisiyle yapımını üstlendiği ... Projesinin bir kısmının inşaat imalatlarının yapılmasına yönelik davacı şirketin grup şirketleri ile arasında sözleşme akdedildiğini, sözleşmenin tarafı olan ... Ltd Şirketinin seramik malzemesini grup şirketi olan davacı şirketten temin ettiğini, davacı ile müvekkili arasında doğrudan bir ticari ilişki bulunmadığından ... Şirketi ile 2018 tarihinde hesaplaşmaya gidildiğini, davacıdan temin edilen malzeme bedelleri de dahil olmak üzere mutabakat sağlandığını, doğan alacağa karşılık ... Projesinden 9 adet taşınmazın tapusunun değişik tarihlerde ... İnşaat ve şirket yetkililerine devredilerek borcun tamamının ödendiğini, davacı tarafça müvekkiline fatura keşide edilmişse de taraflar arasında doğrudan alım satım gerçekleşmediğinden ödemelerin bu şirket tarafından yapıldığını, davacının mal ve hizmet tesliminin ispatı yönünde herhangi bir delilinin bulunmadığını, takip tarihinde alacaklı görünmesinin doğal bir durum olduğunu, sözleşmeler gereğince müvekkili şirketin imal ettiği inşaat sitesinde alacaklarına karşılık verdiği gayrimenkullar bakımından inceleme yapılmamasının önemli bir eksiklik olduğunu, taraflar arasında mal hizmeti teslimi söz konusu olmadığından ve fatura bedellerininde esas ticari ilişki kapsamında grup şirket ve yetkililerine ödenmiş olmasına rağmen takipte kötü niyet bulunmadığını, takip tarihinde borcun likit olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin faturalı açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, davacının takip konusu cari hesaptan kaynaklı fatura bedellerinin davalıdan talep etme hakkının olup olmadığı, aralarında doğrudan ticari ilişkinin bulunup bulunmadığı, takip sonrasında bono keşide edilmek suretiyle borcun sona erdirildiği ve dava dışı davacı şirketin grup şirketi ile şirket yetkililerine taşınmaz devri neticesinde borcun bulunmadığı savunması ile icra inkar tazminatının kabulü ili mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirketin davalı şirket adına 2018 yılının 1.ayından itibaren davalı şirket ile ticari ilişki kapsamında toptan satış faturaları düzenlemiş olduğu, faturalar toplamının 15.10.2018 tarihi itibariyle 439.474,91 TL, toplam ödemenin ise 84.000,00 TL olduğu, bakiye 355.474,91 TL alacakla ilgili olarak davacı şirket tarafından davalı hakkında Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, 355.474,91 TL asıl alacağın tahsili amacıyla 12.12.2018 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı , davalı borçlu şirketin borca itiraz ettiği, itirazında, alacaklı şirket ile şirketin dahili olduğu, dava dışı grup şirketleri arasında ... Projesinde bir kısım inşaat imalatlarının yapılmasına yönelik sözleşme akdedildiğini, seramik malzemenin grup şirketler tarafından takip yapan şirketten temin edildiğini, sözleşmenin tarafı olan ... Şirketi ile hesaplaşıldığını, 9 adet taşınmazın değişik tarihlerde devredilerek borcun tamamının ödendiğini belirterek borca ve ferilerine itiraz ettiği, davacı vekili tarafından davalı şirket adına düzenlenen fatura örneklerinin dosyaya ibraz edildiği ve itirazın kabul edilmediği, davalı tarafın borcu kabul etmesine rağmen hesaplaşma neticesinde diğer bir şirkete ödendiğinin belirtildiğini, beyanın doğru olmadığı gibi alacağın başka bir şirkete ödenebilmesinin ancak yazılı olarak yapılan temlikten sonra mümkün bulunduğunu, müvekkilinden alacağından bu şekilde bir feragat yapmadığını, davalıya mal ve hizmet verildiğini, kısmen ödeme haricinde ödenmeyen kısım yönünden takip başlatıldığını iddia ederek, itirazın iptali istemine dair İİK 67 maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde iş bu davayı açmış olduğu anlaşılmıştır. 09.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda; dava konusu somut olayda; yanlar arasında, davacı tarafından davalıya inşaat malzemeleri satışı yapılması şeklinde ticari ilişki kurulduğu, davacı yanın işbu ticari ilişki neticesinde davalıdan 355.47491 TL alacaklı olduğunu iddia etmiş ve alacağın tahsili için dava konusu icra takibini başlattığını, davacı ticari defterlerinin incelenmesinde, icra takip tarihinde davacının davalıdan 355.474,91 TL alacaklı olduğu, icra takibinden sonra davalıya 6.436,29 TL bedelli daha fatura düzenlendiği ve 24.06.2019 tarihinde davalıdan 31.12.2019 vadeli 361.910,97 TL bedelli senet girişi yapılarak alacağın tahsil edilmiş olduğunun görüldüğü, bir diğer ifade ile inceleme gününde davacının davalıdan herhangi bir alacağının olmadığının görüldüğü, keza davalı ticari defterlerinde de icra takip tarihinde davalının davacıya 355.474 68 TL (kış. Farkı) borçlu gözüktüğü, akabinde icra takip tarihinden sonra davacıdan 6.436,29 TL bedelli fatura girişi yapılmış olduğu ve dava tarihinden önce 02.01.2019 tarihinde davacıya 31.12.2019 vadeli 361.910,97 TL bedelli senet verilerek, davacı borcunun sıfırlandığı, bir diğer ifade ile inceleme gününde davalının davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı, her iki yanın ticari defter kayıtlarının uyuşmakta olduğu, davalının davacıya olan borcunu icra takip tarihinden sonra 02.01.2019 tarihinde verdiği 361.910,97 TL/'lik senetle ödemiş gözüktüğü, her ne kadar davacı kayıtlarında bu senedin dava tarihinden sonra verilmiş olarak kayıt edilmiş ise de senedin üzerinde tanzim tarihinin 02.01.2019 olarak yazdığı, taraflarca ibraz edilen ticari defterlerin usulüne uygun bir şekilde açılış kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, ticari defterlerinin birbirini teyit eder şekilde tutulduğu, ticari defterlerinin yanların lehine delil niteliğinin mahkemenin takdirinde olduğu, ayrıntılı tespitler ışığında; taraflar arasında, davacı tarafından inşaat malzemesi satışı yapılması şeklinde ticari ilişki kurulduğu, davacı ticari defterlerinde icra takip tarihinde davacının davalıdan 355.474,91 FL alacaklı olduğu, davalı ticari defterlerinde de, icra takip tarihinde davalının davacıya 355.474,68 TL (krş. Farkı) borçlu olduğu, icra takip tarihinden sonra, davalının davacıya verdiği 31.12.2019 vadeli senetle takip konusu borcun ödenmiş olduğunun görüldüğü ve bu konuda yanların ticari defter kayıtlarında herhangi bir ihtilaf olmadığı ve dolayısıyla dava tarihinde davacının davalıdan herhangi bir alacağı olmadığı belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; rapordaki tespitte hata bulunmadığını, raporla davalının takip anında yapmış olduğu itirazın haksız olduğu, davanın açılması anında da borcun ödenmemiş olduğunun ve halende borcun ödenmemiş olduğu hususunun sabit hale geldiğini, senet çıkış bordrosu incelendiğinde cari hesaptaki borç miktarı kadar düzenlenen senedin 24.09.2019 tarihinde teslim edilmiş olduğunun açıkça görüleceğini, davalının sözde senedin tanzim tarihini eski bir tarihe atmış olsa da senedin ticari defterlerinde kayıt edildiği günün 24.06.2019 tarihi olduğunu, bu tarihin senet çıkış bordrosunda da yazılı bulunduğunu, davalının vermiş olduğu senedinde ödenmemiş olduğunu, borcun ödendiği ve cari hesabın kapatılmış olmasından bahsetmenin mümkün olmadığını, bononun tanzim edilmesinin borcun ödendiği anlamına gelmeyeceğini, ancak verilen senedin ödenmesi ile borcun ödeneceğini belirterek, davanın açılış tarihinde borç halen ödenmediğinden davanın kabulü ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla talepleri gibi karar verilmesini, ayrıca davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ederek, senet çıkış belgesinin örneklerini dosyaya ibraz etmiştir. Dilekçeye ekli olan senet çıkış bordro örneğinin incelenmesinden, senedin vadesinin 31.12.2019 olarak davalı şirket tarafından düzenlendiği, tarihin ise 02.01.2019 olarak gösterilmiş olmasına rağmen referans tarihinin 24.06.2019 olarak gösterildiği ve 361.910,97 TL tutarlı bir adet senet olduğunun belirtildiği, bordronun altında senedin teslim alınması ve alacak hesabına kaydedilmesinin rica edildiği, aynı tarihli 39.178,46 TL tutarlı ayrı bir senet bordrosunun mevcut olduğu görülmüştür.Davacı vekili, 12.03.2020 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında, davalı tarafından verilen senet aslının ellerinde olduğunu, senedin ödenmediğini, mahkemeye ibraz ettiklerini ifade etmiştir. Mahkemece, davacı vekili tarafından celsede sunulan senet aslının alınarak mahkeme kasasına konulmasına dair ara karar oluşturulmuştur. Davalı vekilinin aksine iddiasına duruşma zabıtlarında yer verilmemiştir.Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. HMK'nın 190. maddesinde ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Somu olayda, davalı tarafça takibe itiraz dilekçesinde, davacı yanla direk ticari ilişkinin mevcut olmadığı, dava dışı grup şirketler vasıtasıyla malzemelerin davacı şirketten temin edildiğini, dava dışı şirket ve yetkililerine borcun tamamının ödendiğini, ödemenin grup şirketler üzerinden gerçekleştirildiğini, savunmuştur. Bu savunmasını cevap dilekçesinde tekrar etmiştir. Bilirkişi raporunda taraf ticari defter kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, dava tarihinden sonra davalının cari hesap alacak miktarında senet verdiği, senedin girişinin yapıldığı belirtilmiş ise de davalının buna yönelik açık bir savunması olmamıştır. Davacı vekili rapora beyan ve dilekçe ekindeki senet çıkış bordrosu ile duruşmada ki beyanında senet bedelinin ödenmediğini belirterek, senet aslına mahkeme kasasında muhafaza edilmesi için mahkeme heyetine teslim etmiştir.Bu husus göz önünde bulundurulduğundu hüküm tarihinde senet bedelinin ödenmemiş olduğu anlaşılmaktadır. TBK'nın 133 maddesinde yenileme üst başlığı ile yeni bir borçla ,mevcut bir borcun sona erdirilmesinin ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olacağı ve özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesinin tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmayacakları belirtilmiştir. Yasanın düzenlemesi emredici niteliktedir. Somut olayda, davalı tarafça yargılama aşamasında borcun yenilendiğine dair yukarıda yer verildiği üzere hiçbir savunulmada bulunulmadığı gibi hiçbir delilde sunulmamıştır. Yenilemenin kabulünün varlığı için yenileme sözleşmesinin yapılmış olması gerektiğinden ispat külfetinin ise bunu ileri sürecek olana ait olması gerekeceğinden bilirkişi raporundaki tespitler ile davalının istinaf dilekçesindeki aksine iddiaları isabetli görülmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.02.2013 tarihli 2012/11-666 Esas, 2013/238 Karar sayılı ilamında, davalının davacıya olan borcu karşılığında kambiyo senedi verdiği, kural olarak mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmanın borcun yenilenmesi anlamına gelmediği, taraflar arasındaki borcun yenilendiğinin kabulü için açık bir anlaşma bulunması gerektiği, taraflar arasındaki temel borç ilişkisinin sonlandırılıp yeni bir borç ilişkisinin kurulduğunu gösteren delil bulunmadığı, tahsilde tekerrür olmamak koşulu ile davacının hem cari ilişkisine dayanarak, hem de kambiyo senetlerine dayanmak suretiyle alacağını takip ve dava etmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, davacı tarafça davalının düzenlenmiş olduğu senet aslı mahkeme kasasına teslim edilip halen ödenmemiş olduğunun anlaşılması karşısında Hukuk Genel Kurulunda ifade edildiği üzere davacının cari hesap ilişkisine dayanarak başlattığı icra takibinde bir usulsüzlük yoktur. Diğer taraftan alacağın faturadan kaynaklı cari hesap alacağı olduğu, taraflarca bilinebilir ve likit olduğu gözetildiğinde mahkemenin davacı yararına %20 oranında icra inkar tazminatına karar vermiş olmasında da bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, borçlu olmadığını savunan davalı şirket tarafından buna ilişkin savunma usulüne uygun delillerle ispatlanamamış olduğundan ve ayrıca dava sonrasında davacıya teslim edilen senedin ödenmemiş olması nedeniyle mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine ulaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 18.211,86 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.01.02.2024 KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre karar kesindir.