Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/200 E. 2021/253 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/200
- Karar No
- 2021/253
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2022/350 KARAR NO: 2024/1677 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 18/11/2021 NUMARASI: 2019/200 E. - 2021/253 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 13/07/2015 tarihinde kurulmuş ve ... AVM'de kara araçları servis istasyonu hizmeti ile uğraşan bir şirket olduğunu, müvekkilinin "..." ibareli markasını TPMK nezdinde ... tescil numarası ile tescil ettirdiğini, davalının müvekkilinin eski ortağı olduğunu, müvekkili ile davalı arasındaki anlaşmazlık neticesinde, davalı şirketteki paylarının tamamını 13/11/2017 tarihinde imzalanan sözleşme gereği müvekkili şirketinin tek ortağına devretmesi ile davalının hiçbir halde "..." ve "..." marka araçlar için hizmet vermeyeceğine dair rekabet yasağına ilişkin hükümler ve 50.000,00 TL ceza şartını da içeren bir sözleşme yaptıklarını, davalının bu sözleşmeye rağmen müvekkiline ait markayı izinsiz olarak kullanmakta olduğunu, bu kullanımın Mahkememizin 2019/225 Değişik İş sayılı dosyasından aldırılan bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, davalıya söz konusu haksız kullanımlarının durdurulması amacıyla geçmişte birçok defa sözlü ve yazılı talepte bulunduklarını, ancak davalının kullanımlarına devam ettiğini ve davalı yan eylemlerinin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini iddia ederek, davalının müvekkiline ait tescilli markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabetinin tespitini, durdurulmasını, kaldırılmasını, şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın, dava temerrüt tarihinden itibaren işleyecek en yüksek reeskont faizi ile davalıdan tahsilini ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir. Bilahare maddi tazminat talebini harcını yatırarak 30.312,24 TL olarak artırmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının aksine, müvekkilinin sözleşmeye aykırı hareket etmediğini, müvekkilinin davacının paylarını devrettikten sonra tabelasını kaldırması için şirket yetkilisi ...'a bildirim yapmasına rağmen, tabelayı kaldırmamış olmamasının sonuçlarının müvekkiline yöneltilemeyeceğini, davacının "..." markasını 18/04/2018 tarihinde tescil ettirdiğini, işbu tarihin davacı şirket yetkilisine tabelanın kaldırılması için bildirim yapıldığı tarihten çok sonra olduğunu ve davacının ticaret unvanının müvekkili tarafından haksız şekilde kullanıldığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Tüm dosya kapsamı deliller, bildirilen tanık beyanları ve taraf beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davalının da öncesinde davacı şirketin ortağı olduğu, dava tarihi itibariyle davalının ticari faaliyette bulunduğu iş yerinin öncesinde davacı şirket adına kiralandığı bir süre başka iş yerleriyle birlikte faaliyette bulundukları, bilahare taraflar arasında düzenlenen 13/11/2017 tarihli pay alım - satım sözleşmesi ile davalının şirket paylarının diğer ortak ...'a devrettiği, "..." unvanı altında davalının faaliyetine devam ettiği, davacı tarafça davaya dayanak yapılan "..." ibareli tabelanın ve üzerinde aynı ibare yazılı reklam bayrağının ortaklığın devam ettiği dönemde kaldığı, davalı tarafça bunların kaldırılması için davacıya bildirimde bulunulduğu buna rağmen alınmadığı, iş yerinin faaliyette bulunduğu iş merkezinin güvenlik müdürü tanığı beyanına göre de esasında dava konusu tabelanın taraflar ortak iken asıldığı, ortaklığın ayrılınca davacı tarafa da tabelanın kaldırılmasının istendiği, davacı tarafça iş yeri fiilen kapatıldığı halde tabelanın kaldırılmayarak yerinde bırakıldığı, bu tabela ve reklam bayrağından başka davalının davacı marka haklarına tecavüz veya haksız rekabetine gerekçe olacak başka bir eylem bulunmadığı anlaşılmıştır. Buna göre dava konusu tabela ve bayrağın tarafların önceki ortaklığından kalma olup, bunları kaldırma (alıp götürme) yükümlülüğünün sahibi olan davacı tarafa ait olduğu, davalının kendi ticari unvanı altında faaliyette bulunduğu, dolayısıyla davalının SMK 29/1 maddesi anlamında davacının marka haklarını ihlal eder bir eyleminin bulunmadığı gibi TTK 54 ve devamı maddeleri anlamında haksız rekabetinin de söz konusu olmadığı sonuç ve kanaatine varılarak, Davacının davasının reddine" karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece davalıya ait tanık beyanındaki bir cümleden hareketle müvekkili tarafından sunulan yazılı delillerin yok sayılarak hüküm kurulduğunu, davalı tarafından sunulan bir yazılı delil olmadığını, ne davalı ne de söz konusu tanık tarafından müvekkiline bir yazılı bildirimde bulunulmadığını, dosyaya buna ilişkin bir yazılı delil sunulmadığını, Davalının tanık beyanında sadece "yönetim olarak tebliğde bulunduk" ifadesi dikkate alınarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalıya ait bir tanığın bir cümlesi dikkate alınarak karar verilmesi müvekkili tarafından sunulan yazılı delillerin niteliği dikkate aldığında öncelikle usule aykırı olduğunu, HMK md. 202 gereği müvekkili tarafından dosyaya sunulan senet değerindeki delillerin kesin delil iken, davalı tarafından dinlenen tanık beyanının takdiri delil olduğunu, davalıya ait delile öncelik ve üstünlük verilerek karar verilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkiline yapılan bir bildirim değil "her ikisine" de yapılan bir bildirimden bahsettiğini, davalının tanığı tarafından davalıya mutlaka bir bildirim sözlü veya yazılı yapılmış olduğunu, Davalının da bu durumu kabul ettiğini, ayrıca müvekkili tarafından dosyada mevcut ihtarname, arabuluculuk başvurusu, ceza şikayeti, dava dilekçesi gibi yazılı deliller mevcutken buna rağmen davalıya ait tanık tarafından yapılan bir beyan dikkate alınarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, arabuluculuk tutanağının tarihi 14.03.2019 olduğunu, Davalı yanın bu husus bilmesine rağmen halen çok kolay bir işlem ile kaldırabileceği "..." markasını taşıyan bayrağı dahi kaldırmadığını, bunun sonrasında 14.05.2019 tarihinde keşif yapılarak delil tespitinde bulunulduğunu, burada alınan bilirkişi raporunda da ... markasını taşıyan bayrağın içeride yer aldığını, en az 2 defa yazılı delillerle kanıtlanabilecek şekilde davalıya bildirimde bulunulduğunu, buna rağmen davalının halen dahi söz konusu markaların kaldırılmasını sağlamadığını, bu nedenle müvekkili tarafından davanın 11.06.2019 tarihinde açıldığını, -davalının eylemlerinin SMK md. 29 gereği izin alınmadığından ve kullanımın tecavüz olduğunu kendisine yapılan tebligatlar nedeniyle bilmesi gerektiğini, Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) md. 29 gereğince açıkça izin alınmadan kullanımın tecavüz olduğuna karar verdiğini, kendisine en az 2 defa söz konusu eylemin tecavüz olduğu tebliğ edilen ve bildirilen (yazılı ve kesin delille) davalının söz konusu eylemlerine devam ederek izinsiz şekilde müvekkilinin markasından haksız şekilde yararlanması ve müvekkilinin müşteri kitlesinden haksız kazanç elde ederek hem tecavüz hem de haksız rekabet eylemi gerçekleştirmesinin söz konusu olduğunu, -Müvekkiline söz konusu tabelanın kaldırılmasının istenildiğine dair yazılı bir delil dosyada mevcut olmadığını, kaldı ki zaten fiilen ve hukuken başkasına ait bir iş yerinden tabelanın müvekkili tarafından kaldırılması gerektiğine ilişkin gerekçenin hukuki olmadığını, yasaya aykırı olan bir eylemin gerekçe olması nedeniyle kararın bozulması ve kaldırılması gerektiğini, hukuken müvekkiline ait olmayan bir iş yerinden müvekkilinden başkasının mülküne tecavüz ederek tabelayı indirmesi başkasının mülküne tecavüz olarak görüleceğini, kaldırılması son derece basit olan bir bayrak dahi davalı tarafından kullanılmaya devam edildiğini ve bu vasıtayla müvekkiline ait "..." markasına güven duyan müşteri çevresinden haksız kazanç elde edildiğini, bilirkişi EK raporunda da bu hususun kabul edildiğini, Müvekkilinin başkasına ait dükkana tecavüz edercesine girerek orada yer alan tabelayı sökmesinin hukuka aykırı olduğunu, eğer bir alma borcu olduğu düşünülüyorsa TBK md. 107 gereği müvekkiline ürünlerin teslim edilmesi gerektiğini, -Mahkemece davalının kusuru olmadığından bahisle ihmali davranışının tecavüz oluşturmayacağı yönündeki gerekçenin de hukuka aykırı olduğunu, söz konusu eylem niteliği itibariyle bir haksız fiil olup, eylemin aktif bir hareket biçiminde değil, yani tabelayı yerleştirme biçiminde değil, bir yapmama "tabelayı ve bayrağı kaldırmama" şeklinde de tezahür etmesinin son derece mümkün olduğunu, mahkemece kusurun derecesi dikkate alınarak eğer ihmal derecesinde veya daha az kusurlu olduğuna kanaat getirilse idi davalı lehine bir tazminat indirimi yapılmasına kanun müsaade ederken, tecavüz eylemi için yukarıda bahsedildiği gibi bir kusur şartı dahi aranmadığını, SMK md. 29'da belirtildiği gibi müvekkilinin izni olmadan kullanılan markaya tecavüze neden olduğu gibi bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarda da tecavüz eylemi oluştuğunu, Türk Ticaret Kanunu (TTK) md. 56 vd. gereği de haksız rekabet oluşmadığı yönündeki tespitin de yerinde olmadığını, TTK gereği "iltibas" oluşturan ve müvekkilinin elde etmesi gereken kazancı müvekkiline ait tanıtıcı işaret vasıtasıyla kendisi elde eden davalının müvekkili üzerinden haksız kazanç elde ettiğini, Davalının müvekkili ile aynı faaliyeti yürüttüğü dikkate alındığında bir rekabet içinde olduğunu, Müvekkili tarafından tanıtılan ve oluşturulan müşteri kitlesini kaybetmek istemeyen davalı tarafından bu markanın kasten kaldırılmayarak bu müşteri kitlesinden yarar elde edilmeye devam edildiğini, TTK'da öngörülen haksız rekabet halini oluşturduğunu, -Mahkemece verilen karardan anlaşılanın davalının tanığı neticesinde elde edilen takdiri delil sonucunda müvekkilinin söz konusu tabelayı kaldırma yükümü altında bulunduğu ve bunun tanık beyanına göre taraflarına "tebliğ" edildiği belirtildiğini, tarafların daha önce ortak olduğu dava dilekçesinde belirtildiğini, buna rağmen 12.03.2020 tarihindeki tanık duruşması sonrasında mahkemece bilirkişi raporu alındığını ve nitekim bilirkişilerin söz konusu eylemin marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşturduğunu da haklı olarak belirttiklerini, buna göre tazminat hesaplanması yapıldığını, tüm bu aşamalar sonrasında ise ilk duruşmadaki delile dayanarak müvekkili aleyhine ret kararı verildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğundan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, davacı yanın markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, kaldırılması, maddi-manevi tazminat ve verilecek hüküm özetinin ilanı taleplidir. Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlardan, ... sayılı ve "..." ibareli markanın, 10/08/2017 tarihinden itibaren 10 yıl müddetle davacı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Taraf vekillerince deliller sunulduktan ve resen celbi gereken deliller de toplandıktan sonra dosyada bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, dosyanın tevdi olunduğu bilirkişi heyeti hazırlamış oldukları 20/11/2020 havale tarihli raporda sonuç olarak, davalı yanın gerçekleştirmekte olduğu tespit olunan kullanımlarının, davacı yana ait markalara tecavüz teşkil eder mahiyette olduğu ve ilgili kullanımların davacı yan ile haksız rekabet teşkil eder mahiyette olduğu, davalının açılış tarihi ile dava tarihi arasındaki tüm satışlar üzerinden faaliyet karının 30.312,24 TL olduğu belirtilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen 13/11/2017 tarihli pay alım - satım sözleşmesi ile davalının şirket paylarının diğer ortak ...'a devrettiği, "..." unvanı altında davalının faaliyetine devam ettiği anlaşılmıştır. Dairemizce Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi'nin 2020/392 E. Sayılı dosyası incelenmek üzere istenmiş olup, Mahkemece, taraflar arasında hukuki uyuşmazlığın çekişmeli yargı kapsamında yargılama sonucu çözülebilecek türden olup haksız rekabetten de söz edilemeyeceği, bu şekilde sanığın savunmasının aksini gösterir, sanığa yüklenen suçun bütün yasal unsurları ile oluşmadığı, yasada tek tek sıralanmış suç oluşturan eylemlerin hiç birine sanığın işlediği şekilde bir eylemin yasal unsurlarının uymadığı, sanık ile şikayetçi firmanın daha önce ortak oldukları, aralarında hukuki mesele bulunduğu ve şikayetçi firma tarafından söz konusu panonun kaldırılmadığı, zabıta araştırması, bilirkişi raporu, tanık beyanı ve hukuk mahkemesince toplanan deliller ile sabit olduğu gözetilerek beraatine karar verildiği ve kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır. Somut olayda, davacı markasının tescil tarihinin 10/08/2017 tarihli olduğu, bu tarihten önce tarafların ortak olduğu, davalının 13/11/2017 tarihinde imzalanan sözleşme ile ortaklıktan ayrıldığı konusunda uyuşmazlık olmadığı, davacı tarafça davalının müvekkilinin markasını taşıyan tabela ve bayrağın markasına tecavüz ettiği beyan edilirken, davalı tarafça bu tabela ve bayrağın ortaklık zamanından işyerinde kaldığı, davacı tarafça kaldırılması gerektiği, bu hususta yönetime başvurulduğu savunulmuş, bu hususta dinlenen tanık da ifadesinde davalı savunmasını doğrulamıştır. Davada ileri sürülen maddi vakıaların, davacı tarafın şikayeti üzerine Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi'nin 2020/392 E. Sayılı dosyasında markaya tecavüzden kaynaklanan ceza davasında tartışıldığı, mahkemece davalının fiilinin suç teşkil etmediği, panonun müşteki firma tarafından kaldırılması gerektiğinden bahisle davalının beraatine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yazılı gerekçe ile markaya tecavüz fiilinin gerçekleşmediğinden davanın reddi kararı yerinde olduğundan, ayrıca TBK 74. Madde gereğince ceza mahkemesince tespiti yapılan maddi vakılar ile suçun oluşmadığına ilişkin beraat kararının hukuk mahkemesi yönünden de bağlayacağı olacağından, mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olmakla, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 18/11/2021 tarih ve 2019/200 E., 2021/253 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024