Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2019/115 E. 2022/386 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2019/115
Karar No
2022/386
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/1620 KARAR NO : 2025/662 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27.04.2022 NUMARASI : 2019/115 E. - 2022/386 K. DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket KARAR TARİHİ : 24.04.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 24.04.2025 İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.04.2022 tarih 2019/115 E. - 2022/386 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA: Davacı vekili, müvekkili ile davalının 12.07.2013 tarihinde 100.000,00 TL sermayeli ve iki ortaklı olarak ... Ltd. Şti unvanlı şirketi kurduklarını, her iki ortağın şirketi münferiden temsile yetkili olduklarını, 2017 yılında davalının, aynı iş kolunda, herhangi bir yazılı izin olmaksızın ve haber vermeksizin "..." unvanlı şahıs şirketi ve "... Ltd. Şti." unvanlı bir ticaret şirketi kurarak sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, ... Şti.'nin öz kaynaklarını, müşteri portföyünü, referanslarını ve ismini diğer şirketleri için kullanarak haksız kazanç elde ettiğini ve şirketi zarara uğrattığını, davalının ... üzerinden .... Şti.'ne danışmanlık hizmet bedeli adı altında yaklaşık toplam 170.000,00 TL olan soyut kavramlarla doldurulmuş haksız ve mesnetsiz 3 adet fatura kesip bu faturaları kullanarak fatura bedellerini kendisine aktardığını, davalının bu işlemleri ile şirketi zarara uğratıp, iki ortak arasındaki güven ilişkisini ortadan kaldırdığını, ortaklığın devamının müvekkili yönünden dayanılmaz hale geldiğini, TTK'nun 613 ve 626. Maddeleri gereğince bağlılık yükümlülüğüne ve rekabet yasağına aykırı davranmanın başlı başlına şirketin haklı nedenle feshi için yeterli olduğunu, ayrıca şirketi zarara uğratarak kendine menfaat sağlamasının ortaklıktan çıkarılması sebebi bulunduğunu, asli taleplerinin şirketin feshi değil, davalının ortaklıktan çıkarılması olduğunu, şirketin feshi yerine TTK'nun 636/3 maddesi uyarınca, davalının ortaklıktan çıkarılmasının duruma uygun düşen ve kabul edilebilir bir çözüm olduğunu, bu çözüme karar verilmediği takdirde şirketin feshi yoluna gidilmesi gerektiğini bildirerek, 170.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak ... Ltd. Şti.'ne iadesine, davalının ortaklıktan çıkarılmasına, kabul edilmediği takdirde şirketin feshine ve tasfiyesine, şirket mal varlığının tespiti ile tasfiye alacaklarının hesaplanmasına ve tasfiye payının dağıtılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, davanın terditli olarak ortaklıktan çıkarılma veya şirketin feshi talebiyle açıldığını, bu sebeple davanın şirket tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiğini, davanın iyi niyet kaidelerine uygun olarak açılmadığını, ... Şti.'nin 2013 yılında faaliyete başladığını, 2016 yılında ortaklar arasındaki uyuşmazlıklar nedeniyle müvekkilinin şirketten ayrılmak istediğini, davacının, müvekkilinin şirketten ayrılmasını istemediğini ve şirket içerisinde herkesin kendi müşterileri ile kendi projelerini üretmesini, kendi gelirini tasarruf etmesini ve kendi gelirlerinden doğan vergileri ödemesini önerdiğini, davacının bu öneride bulunma sebebinin müvekkilinin mühendis olması ve proje onayları için imzasına ihtiyaç bulunmasından kaynaklandığını, müvekkilinin bu öneriyi kabul ettiğini, böylece tarafların son 3 yıldır kendi müşterileri ile kendi nam ve hesaplarına yaptıkları projelerin bedellerinin gelir olarak her iki tarafın kendi banka hesaplarına aktarıldığını ve defterlerde taraf gelirlerinin ve giderlerinin ayrı ayrı gösterildiğini, tarafların gelirlerinden doğan vergilerden kendilerinin mesul olduğunu, vergi dairesine beyannamelerin şirket adına verildiğini, davacının ürettiği ve gelirini tasarruf ettiği projelerin müvekkilinin imzası ile hayata geçtiğini, müvekkilinin davacı talep ettiğinde, şirket adına da projeler ürettiğini, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, müvekkilinin şirket çıkarlarını zedeleyecek bir davranışının söz konusu olmadığını, müvekkilinin yapılan anlaşmadan sonra davacıya bilgi vererek kendi adına ofis açtığını, Alsancak'taki ofisi davacının kullanımına bıraktığını, müvekkili tarafından kesilen faturaların davacının talebi ile şirket adına çizilmiş projeler nedeniyle kesilen 2017 ve 2018 yıllarına ait faturalar olduğunu, davacının fatura içeriklerine itiraz etmediğini ve defterlere işlediğini, davacının 2018 yılında tarafların ortak aldığı ofis mobilyalarını, telefon santralini, fotokopi ve yazıcı makinesini müvekkilinden habersiz olarak başkasına sattığını, şirkete ait bir çok yazılımın davacının elinde olduğunu, şirketin çalışma faaliyetinin kalmadığını, şirketin tasfiyesinin her iki taraf menfaatine uygun olduğunu belirterek, payının gerçek değeri ödenmek koşulu ile müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasına, aksi halde şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, dava konusu şirketin, davacı ve davalı ortaklar tarafından 09.07.2013 tarihinde iki ortaklı ve %50 oranında yarı paylı olarak kurulduğu, şirket ana sözleşmesinin 8. maddesi ile her iki ortağın aksi karar alınıncaya kadara şirketi münferiden temsile yetkili olarak seçildikleri, yeterli iş alamamaları nedeniyle ortaklar arasında anlaşmazlığın baş gösterdiği, davalının şirketten ayrılma isteğinin davacı ortak tarafından kabul edilmeyerek tarafların ayrı ayrı şirket üzerinden kendi nam ve hesaplarına iş almak ve kazançların kendilerine verilmesi koşuluyla ortaklığı sürdürme konusunda sözlü olarak anlaştıkları, bu süre içinde davalının, davacının da bilgisi ve rızası içinde 2017 yılı Nisan ayında kendine ait ... ünvanlı iş yerini açtığı, davacı tarafça, davalının şirket kurduğu iddia edilmiş ise de, bu iddiaya ilişkin dosyada bir delil toplanmadığı, davalının kendine ait işyerini kurmasından sonra davacı veya şirket adına yaptığı işler nedeniyle faturalar tanzim ettiği ve bu faturalar nedeniyle bir miktar tahsilat yaptığı, şirket demirbaşlarının ve alacaklarının tahsil edilip edilmediği, nerede ve kimin elinde olduğunun dahi belirlenemediği, tarafların bu konuda karşılıklı iddialarının olduğu, taraflarca yapılan anlaşmaya göre, özellikle 2017 yılından sonra davacı ve davalının kendi adlarına ayrı ayrı çalışmaları nedeniyle, şirketin faaliyet konusu ile ilgili olarak işlevinin amacını gerçekleştirme imkanının kalmadığı ve faaliyetini sürdüremez hale geldiği, davalı şirket defter ve kayıtlarına işlenip uzun zaman davacı tarafından faturalara itiraz edilmediği ve bu konuda yasal yollara müracaat edilmediği, davalının şirketi zarara uğrattığına dair somut bir vakıa sunulmadığı, ortakların yaptıkları anlaşmanın şirket ruhuna ve varlığına uygun nitelikte bulunmadığı, bu nitelikteki bir anlaşmanın şirketin feshi ve tasfiyesi anlamında iradelerin birleşmesi niteliğinde bulunduğu, şirketin 2017 yılından sonra amacını gerçekleştirmesi imkanının kalmadığı, şirket defter ve kayıtlarının sağlıklı olarak tutulamadığı, kuruluş amacını yitiren ve uzunca bir süreden beri kuruluş amacına uygun olarak faaliyeti bulunmayan şirketin fesih ve tasfiyesi konusunda yasal koşulların oluştuğu, şirketin feshinin tarafların çıkarlarına en uygun çözüm yolu olduğu; Bilirkişi asıl ve ek raporlarında gösterildiği gibi davalının 2017 yılında kurduğu iş yeri adına davacı veya şirket adına yaptığı projelere ilişkin olarak hizmet bedeli adı altında faturaların düzenlendiği, bu faturaların şirket defter ve kayıtlarına işlendiği, üç adet fatura karşılığı davalının 161,660,00 TL alacaklı göründüğü, fatura bedellerinin ödendiğine dair şirket defterlerinde bir kayıt bulunmadığı, ancak banka hesap dökümünden davalı tarafından dört ayrı tarihte toplam 29.949,36 TL'lik tahsilat yapıldığı, buna göre faturalarla ilgili halen davalının 131.910,64 TL alacaklı olduğu; davacının şirketi münferiden temsile yetkili olmasına rağmen faturaları itirazsız kabul ederek şirket defter ve kayıtlarına işlediği, tarafların 2016 yılında belirledikleri çalışma şekline ilişkin olarak bir sözleşme yapmadıkları, faturaların kabul edilen çalışma şekline göre davalı tarafından davacı veya şirket adına verdiği hizmet nedeniyle düzenlenmesinin mümkün bulunduğu, davacı tarafın davalı tarafından yaklaşık 170.000,00 TL'lik haksız fatura düzenlendiği ve yaklaşık 115.000,00 TL miktarında tahsilat yapıldığı iddialarını kanıtlayamadığı, bu nedenle alacağın tahsiline ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı ortak ...'in ortaklıktan çıkarılması talepli davanın, aktif husumet yokluğu nedeni ile reddine, şirketin feshi ve tasfiyesi talepli davanın kabulü ile ...'nün Merkez ... sicil nosunda kayıtlı ... Limited Şirketi'nin TTK'nun 636 (3) maddesi hükmü uyarınca haklı sebeple fesih ve tasfiyesine, Tasfiye işlemlerini başlatıp sonuçlandırmak üzere bilirkişi listesinde yer alan mali müşavir ...'ın TTK'nun 643. maddesinin yollaması ile 536 (3) maddesi uyarınca tasfiye memuru olarak atanmasına, Şirketin mali durumu dikkate alınarak ve yapılacak işin kapsamı ve niteliğine göre gerektiği takdirde ileride arttırılıp eksiltmek kaydıyla tasfiye süreci devam ettiği sürece tasfiye memuruna toplam 15.000,00-TL ücret takdirine, Tasfiye memuru ücretinin ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafça karşılanmasına, Tasfiye masrafları olarak 3.000,00 TL'nin ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafça karşılanmasına, Şirketin feshi ve tasfiyesine ilişkin kararın kesinleşmesi ile davacı tarafça tasfiye memuru ücreti ve tasfiye masraflarının yatırılmasından sonra tasfiye memuruna kararın ve görevinin tebliğine, Kararın kesinleşmesi halinde tescil ve ilanına, Tescil ve ilan masraflarının ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafça karşılanmasına, 170.000,00 TL alacağın davalıdan tahsili istemli davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, haklı sebeple ortaklıktan çıkarılma talebinin, limited şirketin iki ortaklı olma durumu değerlendirilmeden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, limited ortaklıkta ortak sayısı ikiden fazlaysa, bu durumda haklı sebeple çıkarma davasının, ortaklık tarafından çıkartılacak ortağa karşı açılması gerektiğini, ancak limited ortaklık iki ortaklıysa, bir ortağın diğerine karşı onun haklı sebeple ortaklıktan çıkarılması için dava açabileceğini, kanun koyucunun çıkarma davası açabilmek için genel kurul kararı aramasındaki amacın, çoğunluk ortakların, azınlık ortaklar tarafından kolayca şirketten çıkarılmasını önlemek olduğunu, ancak iki ortaklı limited şirketler için yerel mahkeme kararının söz konusu amaca hizmet etmediğini, iki ortaklı limited şirketlerde, ortağın çıkarılması için aranan haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini ya da ortağın şirketten çıkarılmasının adil olup olmadığını değerlendirecek bir genel kurul ortamı bulunmadığını, davalının şirketi zarara uğratarak menfaat sağlaması nedeniyle uğranılan zarara ilişkin talebin mahkemece reddedilmesinin de hatalı olduğunu, davalı tarafından düzenlenen 3 adet faturanın haksız ve dayanaksız düzenlendiğinin 27.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporlarında beyan edildiğini, faturaların davalı tarafından kendisine menfaat sağlamak amacıyla kesildiğini, ek bilirkişi raporunda, 0150083 no'lu faturanın haksız ve dayanaksız olarak düzenlendiğinin ortaya konduğunu, davalının bu faturaları kullanarak ödenen fatura bedellerini kendisine aktardığını, 07.07.2021 tarihli bilirkişi raporu'nda da "faturanın içeriği açısından bakıldığında da işin adı ve yapılan işin ismi, yapılan yer, yapılan projenin hangi projeye ait olduğu yazmadığından ve kesilen faturanın üzerinde herhangi bir ibare olmadığından bedeli açısından düşük veya yüksek kararı verilemez." şeklinde tespite yer verildiğini, davalının ... üzerinden haksız ve mesnetsiz olarak düzenleyip tahsil ettiği 3 adet fatura bedeli olan 170.000,00 TL'nin .... Şti.'ne iadesine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkarma, mümkün olmadığı takdirde şirketin fesih ve tasfiyesi ve alacak istemlerine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davalının şirket ortaklığından çıkarılması davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, alacak davalarının reddine, şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 6102 Sayılı TTK'nın çıkarılma başlıklı 640/3. maddesinde, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılabileceği düzenlenmiş olup, aynı yasanın genel kurulunun yetkileri başlıklı 616/1-h. maddesinde bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hususu genel kurulun devredilmez yetkileri arasında sayılmıştır. Aynı yasanın önemli kararlar başlıklı 621/1-h. maddesinde "Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması için de genel kurul kararıyla temsil edilen oyların en az 2/3'ünün ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde alınabileceğinin düzenlenmiştir. Bu vasıftaki şirket genel kurul kararı, 6100 sayılı Kanun'un 114/2 nci maddesi anlamında çıkarma davası için aranan özel dava şartı niteliğindedir. Bu sebeple mahkemece yargılanmanın her aşamasında resen gözetilecek hususlardan biridir. Somut olayda davacı şirket iki ortaklı olup, %50'şer oranında pay sahipliği bulunmaktadır. Davadan önce davalı ortağın şirketten çıkarılması için genel kurulda bir karar alınmadığı, her ne kadar genel kurul kararı tamamlanabilir nitelikte ise de; somut olayda, ortaklık pay durumu ve ortak sayısı itibariyle yasada aranan nitelikte karar nisabını içerir genel kurul kararının alınması mümkün olmadığından dava şartının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir. (Yargıtay 11. HD 04.03.2025 tarihli 2024/3081 E. 2025/1453 K. Sayılı ilamı) Limited şirketin işletme amacının gerçekleştirilebilmesi için ortaklar arasında güven ilişkisinin varlığı, şirketin devamı için zorunludur. Şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli olan güven ilişkisinin zedelenmesi durumunda ortakların aynı şirket çatısı altında bir arada bulunmaları beklenemez. Ayrıca bir ortağın payını devrederek ayrılma imkânının bulunmadığı yahut zor olduğu durumlarda güven unsurunun zedelendiği ortaklık ilişkisinin nihayete erdirilmesi amacıyla limited şirketlerde de haklı sebeple fesih kurumu düzenlenmiştir. Bu amaçla düzenlenen TTK’nın 636/3. maddesi uyarınca; haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Anılan hükme göre her ortak, haklı sebeplerin varlığı hâlinde limited şirketin feshini isteyebilecektir. Haklı sebepten ne anlaşılması gerektiği ise somut durumun ve ileri sürülen hususların niteliğine göre mahkemece takdir edilecek olup esasında dürüstlük kuralı temelinde ortaklık ilişkisinin devam ettirilemeyecek düzeyde zedelenmiş olması durumu, limited şirketin feshinin haklı nedenini oluşturur. Başka bir deyişle ortaklıktaki güven ilişkisinin ortadan kalkması veya ortaklılığın devamının dürüstlük kuralı gereği ortaklar bakımından çekilmez hâle gelmesine neden olan olaylar, limited şirketin feshi için haklı neden olarak kabul edilebilirler. Zira hiçbir ortaktan, dürüstlük kuralı gereği kendisi için çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez. Haklı sebep kavramı, her somut olayın niteliğine göre farklı tanımları bünyesinde barındırır. Limited şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davada (fesih davasında) davacı sıfatı şirketin ortaklarına aittir. Bu kapsamda TTK’nın 636/3. maddesi kapsamında ancak pay defterine kayıtlı ortaklar limited şirketin haklı nedenle feshini mahkemeden isteyebilirler. Limited şirketin feshini isteyen davacının ortaklık sıfatının yargılama boyunca mevcut olması gerekir. Aksi durumda ortaklık sıfatını yitiren davacı, taraf sıfatını da yitirecektir. Bu durum yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen nazara alınır. Limited şirketin fesih davasında davalı sıfatı kural olarak limited şirketin tüzel kişiliğine aittir. Zira feshi istenen limited şirket, açılacak davada kural olarak davalı olarak yer almalıdır. Her ne kadar kural olarak limited şirketin TTK’nın 636/3. maddesi çerçevesinde haklı nedenlerle feshine ilişkin olarak açılan bir davada husumetin, feshi istenen şirketin tüzel kişiliğine karşı yöneltilmesi gerekir ise de; iki kişiden müteşekkil limited şirketin ortaklarının davacı ve davalı olarak yer aldığı davada, usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde taraf teşkilinin sağlanmış olduğunun kabul edilmesi gerekir. Başka bir deyişle iki ortaktan biri tarafından diğer ortağa karşı açılan, iki ortaktan müteşekkil limited şirketin feshine dair davada taraf teşkilinin sağlanmış olduğunun kabulü, Anayasanın 141. maddesi ve HMK’nın 30. maddesinde düzenlenen, yargılamanın en az giderle ve makul sürede bitirilmesi ile gereksiz yere dava açılmasının engellenmesine dair usul ekonomisi ilkesine uygun düşer. (Yargıtay HGK 24.03.2022 tarihli 2019/11-795 E. 2022/374 K. Sayılı ilamı) İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi asıl ve ek raporlarında tarafların ortağı olduğu ... Şti.'nin 31.12.2019 tarihi itibariyle öz varlığının 239.242,36 TL olduğu, davalının 191.570,00 TL, davacının ise 82.276,75 TL olmak üzere ortakların şirkete toplam 273.846,75 TL borçlu oldukları, aynı zamanda davalı ortağın şirketten 161.660,00 TL alacaklı olduğu, davalı tarafından şirket adına düzenlenen toplam 161.660,00 TL tutarındaki 3 adet faturanın hem "... ..." hem de " ... Ltd. Şti." kayıtlarında mevcut olduğu, şirket ticari kayıtlarında yer alan demirbaşların nerede olduğunun tespit edilemediği, şirketin gayri faal olduğu, ortaklar tarafından yapılması gerekli vergi ödemelerinin dahi yapılmadığı, şirketin kâğıt üstünde faal göründüğü, şirketin iş yapamaz halde olduğu, şirketin kayıtlarında görülen 2 adet aracın davacı ve davalının kullanımında olduğu tespit edilmiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi asıl ve ek raporlarının hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, şirketin gayri faal olduğunun tespit olunmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazları yerinde değildir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 615,40 TL'den peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 24.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2019/115, K. 2022/386, T. 24.04.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2019-115-e-2022-386-k-782ed3bec432