Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2018/391 E. 2020/616 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2018/391
Karar No
2020/616
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2021/1488 KARAR NO:2024/1438 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:27/10/2020 NUMARASI:2018/391 E. - 2020/616 K. DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkide müvekkilince düzenlenen 16.06.2017 tarihli, 10.920,60 USD bedelli, 05.07.2017 tarihli ve 2.326,50 USD bedelli, 06.07.2017 tarihli ve 7.050,00 USD bedelli faturalara yasal süresinde itiraz edilmediğini, kesinleşen fatura borcunun ödenmemesi üzerine ... sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, satım konusu emtianın sevk irsaliyesi ile teslim edildiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve alacağın % 20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.Davalı ..., savunmasında özetle; davacının, taraflar arasındaki ticari ilişkiye aykırı davranarak davalıyı mağdur ettiğini, şahıs şirketi olarak faaliyet gösterdiğini, sözleşme konusu emtianın ve belgelerin yetkisiz kişiye teslim edildiğini ve takip ile birlikte alacaktan haberdar olunduğunu, davalı tarafından alınmış bir emtia bulunmadığını, sunulan sipariş formuna karşılık bir bildirimin gelmediğini, 05.07.2017 tarihli e-posta ve 15,06.2017 tarihli e-posta ile davalıya haksız şekilde kur farkı yüklendiğini davalının faturaları nedeniyle bir miktar ödeme de yapıldığını, yabancı para cinsinden başlatılan takipte hatalı hesaplama yapıldığını, kura ilişkin hataların sözlü görüşmelere rağmen düzeltilmediğini, davacının teslim ettiği ayıplı mallara ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bir kısım ürünlerin ise yetkisiz kişilere teslim edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı, fatura konusu emtianın tesliminin kanıtlandığı, davalının ayıp iddiasını usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı, incelenen davacı ticari defterlerine göre alacağın sabit olduğu, yapılan kısmi ödemelerin mahsubu sonucu davacının alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalının ... sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın 19.291,1 USD asıl alacak üzerinden iptali ile takibin aynen devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, hüküm altına alınan asıl alacak yönünden 75.512,7127 TL (19.291,1 USD x 3,7577 TL) üzerinden %20 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı ... ve katılma yoluyla davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ..., istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Kendisinin de ortağı olduğu “...-.../....” adi ortaklığına karşı takip başlatıldığını, dava dilekçesinde ortaklığa karşı dava açıldığını, buna rağmen dava dilekçesi, bilirkişi raporu ve gerekçeli kararın usulsüz şekilde sadece ...'a tebliğ edildiğini, adi ortaklığın halihazırda resmiyetinin kalmadığını, ticari kişiliğinin hukuken sona erdiğini ve yapılacak tebligatlarda bu hususa dikkat edilmesi gerektiğini, dava tarihi itibariyle adi ortaklık, hükmi şahsiyetinin ayakta olmasına rağmen, karar tarihinde ortaklığın tasfiye edildiğini, sicilden ve vergi dairesinden silindiğini,Alınan bilirkişi raporların çelişkili olduğunu, bir raporda ayıp belirlenmesine rağmen, diğerinde belirlenmediğini, çelişkinin giderilmediğini, ticari defterlerin usulüne uygun şekilde davalı adi ortaklıktan değil kendi şahsında istendiğini, adi ortakların tümüne yazı yazılmadığını, taraflar arasında yabancı para cinsinden bir anlaşma bulunmadığını, adi ortaklığın her iki ortağı tarafından imzalı bir sipariş formu bulunmadığını, husumetin yanlış yönlendirildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili, katılma oluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin gerekçeli kararında hüküm altına alınan miktar ve icra inkar tazminatının yazım hatası nedeniyle yanlış yazıldığını, kararın 2 nolu maddesinde, 19.291,10 USD'nin hüküm altına altına alındığının yazıldığını, ancak rapor ve gerekçede bu alacağın 19.297,10 USD olarak belirlendiğini ve 6 USD eksik yazıldığını, kararın 3 numaralı bendinde ise 19.297,10 - USD X 3,7577 TL (takip tarihindeki kur) nedeniyle 72.512,71 TL üzerinden icra inkar tazminatına karar verildiğini, oysa gerekçeli kararda bu hususun maddi hata olduğu belirtilmesine rağmen aynı maddi hatanın tekrar edildiğini, davalının vekili bulunmaması nedeniyle hükmün 7. fıkrasının da hatalı olduğunu, hükmün bu kısımlarının düzeltilmesi için yapılan tavzih talebinin reddedilmesi nedeniyle bu hususların istinafa konu edildiğini,Davalının itiraz ve savunması ile borcun tahsilini sonuçsuz bırakmaya çalıştığını, başlangıçta ticari ilişkinin reddedilmesine rağmen, daha sonra ürünlerin ayıplı olduğunun savunulduğunu, 11.07.2018 tarihli ön inceleme duruşmasına katılan davalının, emtiayı aldığını kabul ettiğini, süresinde muayene yükümlülüğünün yerine getirilerek ayıp ihbarında bulunulmadığını, davalıya iki kez inceleme günü tebliğ edilmesine rağmen mazeretsiz katılmadığını, davalınının ... - ... ... olarak ... vergi numarası ile Güneşli Vergi dairesine kayıtlı olduğunu, yargılamanın hiç bir aşamasında husumete itiraz edilmediğini, davalı ... yargılamanın 7. celsesi olan 02.03.2020 tarihinde bizzat duruşmada, "ben dosyayı takip ediyorum, bilirkişi raporu tarafımıza teslim edilsin yeni adresimiz...Bağcılar/ İstanbul " demekle davayı takip ettiğini ve tebligat adresini mahkemeye bildirdiğini, adi ortaklığın üçüncü kişilerle yapılan işlemler neticesinde TBK'nın 638/3 gereği borçlarından müteselsilen sorumluluğu bulunduğunu, adi ortakların ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğunu, adi ortaklığın taraf ehliyeti bulunmadığını, davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan bir, bazıları ya da tümüne karşı açılmasının mümkün olduğunu, para alacağı bulunması nedeniyle bir ortağa dava açılabileceğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekilince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraf ehliyeti, 6100 sayılı HMK 'nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından olduğu gibi itirazın iptali davaları bakamından da geçerli bir takibin bulunması, özel dava dava şartıdır.Yargıtay 15.HD'nin 2019/534-4285 E.K sayılı emsal ilamında belirtildiği üzere; adi ortaklığının taraf ehliyeti bulunmadığından, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların iştirak halinde mülkiyet hükümleri gereği bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Adi ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan biri, bazıları ya da tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir. Davaya ilişkin yapılan açıklamaların icra takibi bakımından da geçerli olduğu tartışmasızdır. Yargıtay 12 Hukuk Dairesinin 01.06.2015 tarih ve 2015/5604 Esas ve 2015/15055 Karar sayılı emsal ilamında, "Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti de yoktur. 6098 sayılı TBK'nun 620. maddesinde de açıklandığı üzere, adi ortaklığın hükmi şahsiyeti bulunmadığından ortaklar, ortaklık borçlarından dolayı alacaklılara karşı doğrudan doğruya ve sınırsız olarak tüm varlıklarıyla sorumludurlar. Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından aktif ve pasif dava (takip) ehliyeti de bulunmamaktadır.Taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden gözönüne alınmalıdır. Yasanın emredici kuralından kaynaklanan ve bir hakkın yerine getirilmemesi ile ilgili bulunan bu husus İİK'nun 16/2. maddesi gereğince süresiz şikayete tâbidir. Şikayete konu takipte, borçlu olarak adi ortaklığı oluşturan şirketler yanında ayrıca adi ortaklığın (...A.Ş.- ... A.Ş. İş Ortaklığının) gösterildiği anlaşıldığından, yukarıda da açıklandığı üzere adi ortaklığın tüzel kişiliği ve dolayısıyla taraf ehliyeti bulunmadığından adi ortaklık hakkında yapılan takibin hukuken geçerliliği bulunmamaktadır. O halde mahkemece anılan husus re’sen gözetilerek iş ortaklığı hakkında başlatılan takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir." tespiti yapılmıştır.Somut olayda, .... sayılı dosyası ile "...- ... ...." aliyhine takip başlatılmış; ödeme emri ....'a tebliğ edilmiş ve bu kişi tarafından itiraz edilmiştir. Takip talebi ve ödeme emrinde adi ortaklığın ortaklarının ikisinin adı birlikte yazıldıktan sonra adi ortaklığın vergi numarasının yazılması ile aslında takibin tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklığa yöneltildiği anlaşılmaktadır. İtiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında da davalı olarak adi ortaklık gösterilmiş ve adi ortaklığı oluşturan bir bir ortak aleyhine ayrı ayrı dava açılmamıştır. Yukarıda belirtildiği üzere dava dilekçesinde de adi ortaklığı oluşturan ortakların adları ile birlikte ortaklığın unvanı ve vergi numarasının yazılması nedeniyle davanın da ortaklığa karşı açıldığı anlaşılmaktadır. Yargılamada sadece ortaklardan ...'a tebligat yapılmış ve dava bu kişi tarafından takip edilmiştir. Adi ortaklığı oluşturan ortaklardan bir tanesinin duruşmaya katılması ve adi ortaklığın işlerinin sadece kendisince takip edildiğini beyan etmesinin temsile bir etkisi bulunmayacaktır.Somut olay bakımından, takibin ortaklara yöneltilmeyip, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklığa yöneltilmesi nedeniyle geçerli bir icra takibinin bulunduğundan söz edilemez. Geçerli bir icra takibinin bulunması ise itirazın iptali davası açısından özel dava şartıdır. Bu nedenle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esasının incelenerek karar verilmesi doğru olmadığından, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.Kabul ve gerekçeye göre davanın usulden reddi gerektiğinden, taraf vekillerinin işin esasına ilişkin diğer istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesine gerek kalmamıştır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin dava şartına ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmekle, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine ve neticede davanın usulden reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nın 115/2 maddesi uyarınca usulden reddine, 2-Alınması gerekli 427,60 TL harcın, dava açılırken peşin olarak yatırılan 895,43 TL harçtan mahsubu ile artan 467,83 TL harcın, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,5-Artan gider avanslarının, yatıran tarafa iadesine,6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama yargılama giderleri yönünden;a)Taraflarca yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılıp yeniden hüküm verildiğinden, her iki tarafça yatırılmış olan istinaf peşin karar haçlarının, talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,b)Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,c)Davalı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri,43,50 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 205,60 TL kanun yolu giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,7-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,8-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 10.10.2024 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2018/391, K. 2020/616, T. 10.10.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2018-391-e-2020-616-k-8d46fc286adf