Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/261 E. 2020/26 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/261
- Karar No
- 2020/26
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2020/1972 KARAR NO: 2023/1508 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 24/01/2020 NUMARASI: 2018/261 E. - 2020/26 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/11/2023 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 1868 yılında Almanya'da kurulduğunu, alanının tanınan ve güvenilir gıda şirketi olduğunu, dünya genelinde satış yaptığını, ... ibaresinin müvekkili şirketin kurucusu kardeşlerin soyadı olduğunu, ibarenin Almanca dilinde bir ibare olup, Türkçe'de hiçbir anlamının olmadığını, bu sebeple özellikli ve ayırt ediciliği yüksek bir kelime olduğunu, markanın 150 yıldır aralıksız ve fasılasız olarak kullanıldığını, davalının, müvekkili şirketin daha önce ticari iş ilişkisi içerisinde bulunduğu ... tic. Ltd. Şti'nin eski çalışanı olduğunu, dava dışı şirketin müvekkili şirkete ait ürünlerin bir dönem toptancısı konumunda olduğunu, şirketin yetkilisi ... ile yaşanan sorunlardan sonra, dava dışı ... ve davalının, .... Tic. Ltd. Şti'yi kurduklarını, bu firmanın da bir süre müvekkiline ait markalı ürünlerin satışını yaptığını, bu esnada, ...'nın abisi ... sahip olduğu ... Tic. Ltd. Şti'nin işbu dava konusu ... nolu ... ibareli markanın tescili amacyıla başvuruda bulunduğunu, markanın, tescil aşaması tamamlandıktan kısa bir süre sonra ... ortağı ve müvekkili şirket toptancısı ... eski çalışanı olan davalıya devredidiğini, dava konusu markayı tescil ettiren ... şirketinin ticari faaliyet alanının gıda ile hiçbir ilişkisinin olmadığını, ... markasının gerek tescil aşamasında ve gerek tescil sonrasında hiçbir ticari faaliyette kullanılmadığını, davalı ile müvekkili arasında ticari ilişki bakımından da illiyet bağı mevcut olup, davalının müvekkiline ait markanın ülkemizdeki alım satım işleriyle ilgilenen, ticari faaliyetlerinden haberdar olan ve hatta ürünlerin satışında bizzat çalışan ve ortak kişi konumunda olan bir şahıs olduğunu, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu davalı tarafça bilinmesine rağmen, hiçbir izin alınmadan, dava konusu markanın kötü niyetle davalı adına tescil ettirildİğini ve gerek davalının, gerekse davalı ile muvazaa yapmak konusunda fikir birlikteliği içerisinde olan şahısların iyi niyetli olmadığını, alenen kötü niyetle hareket ettiklerini, davalının, eski ortağının abisinin şirketi adına marka başvurusu yaptırdığını, akabinde de markayı devraldığını ileri sürmekte ve kötü niyetle tescil edilen dava konusu ... tescil nolu markanın gerçek hak sahibi müvekkiline devrini, aksi kanaat hasıl olacak ise hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, ... markası üzerinde yasal hak sahibi olduğunu, markanın TPMK nezdinde müvekkili adına tescilli olduğunu, Türkiye'de davacı adına herhangi bir marka tescili bulunmadığından ve ihtilaf konusu ... markası tanınmış bir marka da olmadığından, Türkiye'de davacı lehine marka koruması sağlanamayacağını, bu nedenle ... markasının müvekkiline ait Türkiye'deki tescilinin hukuka aykırılık teşkil etmediğini, davacının Türkiye'de doğrudan ticari faaliyet göstermediğini, dolayısıyla ... markasının davacı tarafından Türkiye'de ciddi biçimde markasal kullanımından söz edilemeyeceğini, müvekkilinin, ... markasını TPMK nezdinde tescil ettiren kişi olmayıp, markayı 23.02.2017 tarihinde dava dışı ... Tic. Ltd. Şti'den devraldığını, iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan müvekkilinin ... marka hakkı sahipliğinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını ve davacı adına Almanya'da tescilli ... marka olmadığından, bu markanın Türkiye'de tescilinin kötü niyetli tescil olmayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; "Davacının davasının KABULÜ ile; Davalı adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine," karar verilmiştir. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu markanın, uluslararası korunurluğu olmadığını, Uluslar arası korunurluk ve bu kapsamda Türkiye^de korunurluk talep edilmesi, Türkiye'de ilk tescilden önce olması gerektiği, uluslararası korunurluğu olmayan davacının, Türkiye'deki tescile karşı çıkması mümkün olmadığını, müvekkil ... markasını Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil ettiren kişi olmayıp, markayı 23.02.2017 tarihinde dava dışı ... Tic Ltd Şti'den devraldığını, davacı adına Almanya'da tescilli ... markası tanınmış bir marka olmadığından dolayı bu markanın Türkiye'de tescili kötüniyetli tescil olmayacağını, müvekkil ... markasını devralmak suretiyle marka üzerinde hak sahibi olduğunu, İyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan müvekkilin ... marka hakkı sahipliğinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, ... markası 13.01.2016 tarihinde dava dışı ... tarafından tescil edildiğini, davacı ... Tic Ltd Şti'ye karşı herhangi bir hükümsüzlük davası açmadığını, müvekkil davalının marka tesciline karşı hiçbir yasal yola müracaat etmemesine güvenerek markayı devraldığını, bu sebeplerle yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine, karar verilmesini, talep etmiştir. Gerekçe ve Sonuç:Dava; davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir.Davacı tarafından, davalı adına tescil edilen ... no'lu ... markasının önceye dayalı gerçek hak sahibi olduğu ve kötüniyetli tescil iddiasına dayalı olarak eldeki dava açılmıştır. Dava dilekçesindeki markanın davacıya devri isteminden vazgeçilmiştir. 05.11. 2014 başvuru tarihli" ..." ibareli markanın 29, 30 ve 32. Sınıflarda 13.01.2016 tarihinden itibaren tescilli olduğu, davalının 2017 yılında markayı önceki tescil sahibinden devir aldığı anlaşılmaktadır. 27.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda ... ibareli markanın davacı adına 1983 yılından beridir yurt dışında tescilli olduğunu, kahvaltılık gevrek ve müsli ürünlerinin satışını yaptığını, davalı ...'ın dava dışı ... şirketinde.2003-2008, dava dışı ... Şti'de 2008-2009 ve 2015-2017 tarihleri arasında çalıştığını , çalıştığı bu dönemlerde davacının ürünlerinin bu şirketlere satışının yapıldığını, dava konusu markanın 2014 yılında ilk tescil başvurusununa dava dışı ... olduğunu, bu şirketin yetkilisinin ..., davacının ticari ilişkide olduğu ... şirketin yetkilisinin ... olduğu, ... ibareli markanın 29, 30 ve 32. Sınıflarda tescilli olduğunu, davalının 29, 30 ve 32. Sınıfdaki tescili kapsamındaki emtialar ile davacının kullanımının söz konusu olduğu hububat(tahıl) ve mamullerinin, benzer alıcı kitlesine hitap ettikleri, aynı sektöre ilişkin oldukları, kullanım amaçlarının benzer olduğunu, marketlerde birbirine yakın yerlerde satışa sunulduklarının belirtilebileceğini,davalının markasının tescilli olduğu 29, 30 ve 32. Sınıf emtiaların "hububat(tahıl) ve mamulleri" ile benzer oldukları kabul edilirse, davalı markasının, davacının bu marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğu gerekçesiyle, tescilli olduğu tüm sınıflarda hükümsüzlüğü yönünden karar tesis edilebileceği sonucuna varıldığını, davalının ... ayrıldığı tarihte dava konusu markayı dava dışı ... devraldığını, davalının markayı devralırken bu markanın ve davacı şirketin varlığından haberdar olmadığının düşünülemeyeceğini, ... hayal ürünü bir kelime olup, davacının çok eski tarihlere dayanan geçmişe sahip olduğu, markasının davacı şirket kurucularının soyadı olduğunu, davacının bu markayı taşıyan ürünleri 2002 yılından itibaren ... firmalarına satıldığı, bu durumda dava konusu markanın ilk tescilinde dava dışı ...'in tek ortağı ve yetkilisi ... dava dışı ... ile akrabalık bağı bulunmasa bile, ... gibi tamamen hayal ürünü bir ibareyi tesadüfen seçtiğinden bahsedilmesinin olanaklı görünmediğini, davalı markasının davacıya devrine karar verilmesi talebi hakkında ise dava konusu markayı ilk tescil ettirenin dava dışı ... Plastik olup, bu şirket ile davacı arasında bir ticari vekil temsilci ilişkisi bulunmadığını, markanın tescil edildiği anda ticari vekil temsilcinin marka sahibinin izni olmaksızın markayı tescil ettirdiğinden bahsedilemeyeceğini, davalı markasının davacıya devrine karar verilirse bu durumda ilk tescil ettirenin değil ama davacı ile ticari ilişkisi olan dava dışı şirketlerin çalışanı ve birinin ayrıca ortağı da olmuş olan markanın hali hazırdaki sahibi davalı, markayı izinsiz olarak ve haklı bir sebebi olmaksızın, "kendisi adına tescil ettiren ticari temsilci" olarak kabul edilmiş olacaklarını, Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/526 esas sayılı dosyasında, ... sayılı bir markanın ve başka bir markanın daha kayıtlarına ihtiyati tedbir konulduğu anlaşıldığını şu durumda davacı ile ... sayılı markanın sahibi arasında ... markasının dava konusu edildiği anlaşıldığını, kural aynı markanın iki ayrı kişi adına ayrı ayrı tescilli olmaması gerektiği yönünde olduğunu, davalı markasının 2004 tarihli dava dışı markanın tescilli olduğu emtiaları benzer olarak içerdiği kabul edilirse davacının dava dışı şirket ile arasında bir davanın mevcut olması, davacının markanın kendisine devri talebi ile ilgili olarak sağlıklı bir sonuca ulaşmaya mani olmakta olduğu" hususlarını bildirmiştir. Marka hakkının sağladığı koruma kural olarak tescil ile doğmakla birlikte istisnai olarak marka hakkının önceye dayalı kullanım yoluyla tescile dayanmadan elde edilebileceği ve korunacağı ilkesi benimsenmiştir. Önceye dayalı kullanımla hak elde edilmesi gerçek hak sahipliği ilkesi olarak ifade edilir. Bu durumda marka hakkı tescilden önce doğar sonradan yapılan tescil kurucu değil açıklayıcı nitelikte olur. SMK 6/3 maddesi hükmüne göre, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. İşaret üzerinde hak elde edilmiş olması için ise ilgili olduğu piyasada ciddi bir şekilde kullanım yoluyla bilinir hale gelmiş olması anlaşılmalıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/6188- 2023/850, 15.2.2023 "Mahkemece, önceye dayalı alan adı hakkı nedeniyle davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiş ise de,.. dosya kapsamında hükümsüzlüğü istenen markanın tescilinden önce bu markayı piyasada ilgili sınıflarda tanıttığına ya da uzun yıllar kullandığına dair herhangi bir fatura, katalog ya da başkaca delilin bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir... ONANMASINA,"Somut olayda davacı yanın "..." esas unsurlu markasının 1983 yılında Almanya'da tescil edildiği ve davacının ticari ünvanında bu ibarenin yer aldığı, davacının "..." markalı tahıl ve mamülleri olan kahvaltılık gevrek , müsli gibi ürünlerini 2002-2008 yılları arasında dava dışı ... Ltd. Şti'ne pazarladığı, 2008-2015 yılları arasında da yine dava dışı ... Ltd. Şti ile benzer ticari ilişkinin sürdürüldüğü, markanın ülkemizdeki ilk tescil başvurusunun 2014 yılında ... Tic. Ltd. Şti tarafından yapıldığı ve 2017 yılında davalıya devredildiği, tescil edilen markanın davacının kullanımında olan ibare ile bire bir aynı, yazı stili ve görünüş olarakta ayniyet gösterdiği, markanın 29.30.32 sınıflarda gıda maddelerinde tescilli olduğu, tahıl ve mamülleri emtiasının itiraz üzerine çıkarıldığı, davacının markayı devraldığı döneme kadar davacının ticari ilişki içinde olduğu dava dışı şirketlerde çalıştığı, dolayısıyla davalının söz konusu markanın gerçekte davacı şirkete ait olduğunu bildiği, Türkçe'de hiç bir anlam ifade etmeyen ... ibaresinin dava dışı ... şirketi tarafından ticari faaliyet alanı (plastik ve kauçuk )dışındaki emtialarda tesadüfen oluşturularak tescil edildiğinin kabulüne olanak bulunmadığı, markanın tescilden kısa bir süre sonra davalıya devredilmiş olduğu, yine davalının bir dönem çalıştığı ... şirketi tarafından da davacı ürünlerinin de yer aldığı 30.sınıfta tescil edildiği ve bu tescilinde bir başka davanın konusu olduğu dikkate alındığında davalının kötüniyet iddialarını perdelemek kastıyla markanın dava dışı ... şirketi tarafından tescilinde bu şirketle birlikte hareket ettikleri sonucuna ulaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu markayı ihdas ve istimal edenin diğer bir ifadeyle gerçek hak sahibinin davacı şirket olduğu sabit olup, markanın Türkiye'de davacı adına tescilli olmamasının gerçek hak sahipliği iddiasına engel bir durum olmadığı, yine davacının Türkiye'de mukim olmamasının da iddianın ispatı noktasında olumsuz bir faktör olmadığı, davalının Almanya ve birçok Avrupa ülkesinde tescilli markasını ait olduğu emtialarda kullanarak ticari faaliyet yürüttüğü bu kapsamda davalının çalıştığı şirketlere 2002 yılından itibaren ürünlerinin ihracatını yaptığı , bu faaliyetlerin markanın ciddi şekilde kullanımı olduğu, yine ibarenin ticaret ünvanında da kullanıldığı, dolayısıyla ticaret sırasında kullanım ile işaret üzerinde hak elde edildiği, elde edilen öncelik hakkının SMK 6/3 ve Paris Sözleşmesinin 8. Maddesi kapsamında koruma altında olduğu, davalının ise markanın gerçek sahibini bildiği ve bilecek durumda olduğu, başka bir firma üzerinden tescili sağlanarak devir aldığı, yapılan işlemlerin markaya konu mal ve hizmeti üretip pazarlamaktan daha ziyade başkalarının ticaretine engel olmak veya vekâlet, bayilik, dağıtıcılık, acentelik vb. ilişki nedeniyle kendisine duyulan güvene ve ticari dürüstlük kuralına aykırı davranış içerisinde bulunmak olarak tarif edilebilecek kötü niyetli tescil olarak kabul edilmesi gerektiği , dolayısıyla davalı adına tescilli markanın SMK 6/9 maddesi gereği de hükümsüzlük koşullarının oluştuğu bu nedenle tescilli olduğu tüm emtialarda hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Sonuç olarak , dosya kapsamında iddia ve savunmaya, saptanan dava niteliğine ve toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin kararda gösterilen yasal ve yeterli gerekçeye göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı vekilinin, istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine temyiz yasa yolu açık olmak üzere karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 24/01/2020 tarih ve 2018/261 E. 2020/26 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45-TL harcın davalı tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 30/11/2023