Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2018/17459 E. 2019/885 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2018/17459
Karar No
2019/885
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2021/1207 KARAR NO : 2024/1814 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/12/2020 NUMARASI : 2019/1042 Esas 2020/592 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 17/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/10/2024 İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1042 Esas ve 2020/592 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; davalı şirketin müvekkiline olan borcunu ödememesi üzerine borcun ödenmesi için Bakırköy 40. Noterliğinin 03/09/2018 tarih ve 24335 yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini, davalı şirketin ihtarnameyi tebliğ aldığını ancak ödeme yapmadığını, bunun üzerine davalı şirket aleyhine Büyükçekmece 3.İcra Müdürlüğü'nün 2018/17459 Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, yapılan icra takibinde davalıya gönderilen ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren faiz talep edildiği, yapılan takibe borçlu vekili aracılığıyla dilekçe sunularak yetkiye itiraz edildiğini, itiraz kabul eidlerek dosyanın İzmir İcra Müdürlüğü'ne gönderildiğini, İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2018/14583 Esas sayılı dosyasından gönderilen ödeme emri üzerine borçlu vekilince bu kez borca itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulduğunu ancak netice alınamadığını, davacı şirketin davalı şirketten icra takibinde belirtilen kadar alacağının bulunduğunun sabit olduğunu, bu durumun mahkememizce yapılacak bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağını, davalının tüm itirazlarının yersiz olduğunu, davalı yanın sadece zaman kazanmaya çalıştığını belirterek davalının 21. İcra Müdürlüğü'nün 2018/14583 Esas sayılı dosyasına vaki itirazının iptaline, takibin devamına, haksız olarak takibe itiraz ederek takibin durmasına sebep olan davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı yam üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkili şirket aleyhine, önce Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğü 2018/17459 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, bu takibe müvekkili şirketçe yetki itirazında bulunulduğunu ve itiraz kabul edilerek dosyanın İzmir İcra Müdürlüğü’ ne gönderildiğini, akabinde davacı tarafından İzmir 21. İcra Müdürlüğü’nün 2018/14583 E. dosyasında Genel Haciz Yolu İle İcra Takibi başlatılmış olup, icra takibine ilişkin ödeme emrinin müvekkili şirkete tebliğ edildiğini, anılan ödeme emrine 12.12.2018 tarihinde itiraz ettiklerini, müvekkili ile davacı arasında hizmet ilişkisi mevcut olup, işbu hizmet ilişkisine ilişkin müvekkili tarafından davacıya gönderilmiş olan sipariş talepleri ve bunlara ilişkin davacı şirket tarafından müvekkiline gönderilen faturalar ile müvekkilinin faturaları ödediğine ilişkin ödeme dekontlarının müvekkili şirketin ticari defterleri incelendiğinde görüleceğini, müvekkili şirketin davacı şirket ile arasındaki ticari ilişki sebebiyle ödemesi gereken tüm faturaları eksiksiz ödediğini ve davacı şirkete karşı hiçbir borcu bulunmadığını, davacı şirket tarafından müvekkili şirkete sonradan kur farkı adı altında gönderilen faturanın müvekkili şirket tarafından iade edildiğini, zira müvekkili şirket ile davacı şirketin sipariş formu üzerinden belirlenen bedelle anlaşmaları olup, bedelin döviz üzerinden belirlenmekte fakat tüm faturaların TL cinsinden kesilmekte olduğunu, daha sonradan kur farkı bahanesi ile müvekkili şirkete tekrardan fatura kesmenin basiretli tacir yaklaşımı ile bağdaşmadığını, kaldı ki kur farkı faturaları karşılığında bir ödeme yapılmasına gerek olmayan, düzeltme niteliğinde faturalar olduğunu, buna göre kur farkı faturası kesilebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmede açıkça buna ilişkin bir hüküm bulunması veya asıl faturaya döviz karşılığının yazılması gerektiğini, aynı zamanda davacı şirketin müvekkili şirkete göndermiş olduğu ihtarname ile kur farkına ilişkin fatura bedelini talep etmesine rağmen ihtarname cevaplarında da çok açık bir şekilde müvekkili şirketin böyle bir borcunun bulunmadığı ve bu talebin Cumhurbaşkanlığının 12.09.2018 ve 85 sayılı kararına da aykırılık teşkil ettiğinin davacı şirkete ihtar edildiğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere, haksız ve dayanaksız davanın reddine, alacaklının icra takibinin iptali ile %20’den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından arabuluculuk tutanağının aslının dosyaya ibraz edildiği anlaşılmış, mahkememizce İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden davacı şirketin ticaret sicil kaydı, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden davalı şirketin ticaret sicil kaydı ve Uyap üzerinden İzmir 21. İcra Dairesi'nin 2018/14583 sayılı icra dosyası celp edilerek dosyaya eklenmiştir. İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2018/14583 sayılı takip dosyası celp edilerek incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine 185.505,28 TL asıl alacak ve 4.856,17 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 190.361,45 TL alacak için icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davalıya 10/12/2018 tarihinde tebliğinden sonra takip dosyası borçlusu tarafından süresi içinde 12/12/2018 tarihinde borca, faize ve tüm ferilerine yapılan itiraz üzerine 14/12/2018 tarihinde takibin durdurulmasına karar verildiği davanın süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Davacı taraf ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda bilirkişi tarafından düzenlenen 07/02/2020 tarihli raporda; davacının 2017 ve 2018 yılları ticari defterlerinin lehine delil olma niteliğinin bulunduğu, davacının ticari defterlerine göre davacının davalıya 2018 yılında 2017 yılından gelen devir bakiye dahil toplam 715.528,09 TL satış faturası düzenlediği, ayrıca 10 adet fatura ile ağırlığı kur farkı olmak üzere kur farkı ve fiyat farkı faturası olarak 416.988,61 TL tutarında fatura düzenlendiği, böylece toplam 1.132.516,70 TL tutarında fatura düzenlendiği, düzenlenen faturalar karşılığında toplam 27 farklı işlemle 947.011,42 TL tahsilat yapıldığı, düzenlenen faturalar ve yapılan tahsilatlar sonrası davacının ticari defterlerine göre takip tarihi itibarı ile 185.505,28 TL davacının davalıdan alacaklı olduğu, bu alacağın kur farkı faturalarının deftere kaydının yapılmasından kaynaklandığı, davalı tarafın bu faturalara itirazına rastlanmadığı 2018 yılında davacı ve davalı arasında yapılmış bir alım-satım sözleşmesi ya da cari hesap sözleşmesine rastlanmadığı, ilişkinin cari hesaba dayalı hesap hareketleri şeklinde olduğu, davacı tarafından davalıya düzenlenen satış faturalarının TL karşılığını da gösterir nitelikte ancak USD para birimi ile düzenlendiği ve faturaların üzerinde ''Önemli Not:İŞ bu faturanın ödemesi USD döviz cinsinden yapılmalıdır. Ödemenin Türk Lirası olarak yapılması halinde ödeme günündeki Merkez Bankası Satış Kuru üzerinden değerlendirilecektir. Ayrıca ödemenin farklı bir döviz cinsinden ödenmesi halinde ödeme günündeki Merkez Bankası parite üzerinden değerlendirilecektir.'' ibaresinin yer aldığı, dosyada Bakırköy 40. Noterliğinin 03/09/2018 tarih 24335 yevmiye numaralı ihtarnamesinin fotokopisinin bulunduğunu ihtar tarihi itibarı ile temerrüdün oluştuğunu, mahkemece temerrüt faizine hükmedilmesi durumunda 31/12/2016-29/06/2018 tarihleri arasında uygulanacak faiz oranı %9,75 ve 29/06/2018-11/10/2019 tarihleri arasında uygulanacak faiz oranı %19,50, 11/10/2019-21/12/2019 tarihinden sonra uygulanacak faiz oranının ise %18,25 ve 21/12/2019 tarihinden itibaren ise %13,75 olarak dikkate alınması gerektiği, davacının dava dilekçesinde ayrıca faiz talebinin bulunmadığı, neticeten davacının ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıdan 185.505,28 TL alacaklı olduğu ve bu alacağın kur farkı faturalarının deftere kaydının yapılmasından kaynaklandığı bildirilmiştir. Davalı taraf ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda bilirkişi tarafından düzenlenen 26/02/2020 tarihli raporda özetle; davalıya ait 2017 ve 2018 yılları ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, şirketin 2017-2018 yıllarında e-defter uygulamasına tabi olduğu ve defter kayıtlarının birbirini doğruladığı, ticari defterlerin delil niteliğinin bulunduğu, davalı şirketin düzenlediği iade faturaları ile çek tutarı farkı dışında tüm faturaların ve kayıtların tarafların defterlerinde karşılıklı kaydedildiği, davalı tarafından davacıya düzenlenerek borç kaydedilen ve 188.165,15 TL tutarındaki üç adet iade faturalarının davacı tarafından davalıya düzenlenen ve davalı şirket tarafından kabul edilmeyen kur farkı faturalarının iadesine yönelik olarak düzenlendiği şeklinde beyan edildiği, taraflar arasında karşılıklı olarak cari hesap ilişkisinin mevcut olduğu, davalının ticari defter kayıtlarının ödemeler yönünden davacı ile 49,72 TL dışında karşılıklı ödeme/tahsilat kayıtlarında mutabık oldukları, incelenen davalı şirketin defter kayıtlarında 29/11/2018 icra takip tarihi itibariyle tarafların ticari ilişkileri neticesinde 17/09/2018 tarihli kaydedilen son işlem sonucunda davacının davalıya 2.709,59 TL borçlu kaldığı, davalının bu bakiyeyi 159 verilen sipariş avansları hesabına virman kaydı yaparak 2019 yılına bakiyenin devrettiği, davalının 11/09/2018 tarihi itibari ile temerrüde düşmüş olacağı ve asıl alacak üzerinden takipte faizin 4.360,64 TL olarak hesaplanması gerektiği görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Dava; kur farkı alacağına ilişkin yapılan icra takibine davalının itirazı nedeniyle İİK nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptali ve takibin devamı ile icra inkar tazminatına ilişkin itirazın iptali davasıdır. Mahkememizce toplanan deliller ile hüküm kurmaya yeterli bulunan bilirkişi raporları, taraf beyanları ve dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilerek; taraflar arasında kur farkı sözleşmesi veya ödemelerin yabancı para birimi üzerinden yapılacağına dair sözleşme bulunmadığı, taraflar arasında yazılı olmayan cari hesap ilişkisi olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan alışveriş nedeniyle davacı tarafından düzenlenen kur faturaları hariç olmak üzere diğer faturaların tutarının davalı tarafın tamamen ödediği anlaşılmış; davacı tarafından dava dilekçesi ekinde sunulan dava konusu alacağa ilişkin faturalar ile davacı tarafından davalıya keşide edilen Bakırköy 40. Noterliğinin 03/09/2018 tarih ve 24335 yevmiye numaralı ihtarnamesinin içeriklerinin incelenmesinden ve davalı vekilinin cevap dilekçesindeki beyan ettiği hususların birlikte değerlendirilmesinden, uyuşmazlığın davacı tarafından düzenlenerek davalı tarafa gönderilen kur farkı alacağına ilişkin faturaların davalı tarafından kabul edilmeyerek kur farkı fatura bedellerini ödememesi nedeniyle davacı tarafından takip başlatıldığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının kur fatura bedellerini talep edip edemeyeceği hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafça tüm ödemeleri yapılan uyuşmazlık konusu kur farkı faturaları dışındaki tüm faturalarının TL karşılığını da gösterir nitelikte ancak USD para birimi ile düzenlendiği ve faturaların üzerinde ''Önemli Not:İŞ bu faturanın ödemesi USD döviz cinsinden yapılmalıdır. Ödemenin Türk Lirası olarak yapılması halinde ödeme günündeki Merkez Bankası Satış Kuru üzerinden değerlendirilecektir. Ayrıca ödemenin farklı bir döviz cinsinden ödenmesi halinde ödeme günündeki Merkez Bankası parite üzerinden değerlendirilecektir.'' ibaresinin yer aldığı, faturaların sırf yabancı para birimi üzerinden kesilmediği, dolayısı ile davalı tarafından yapılacak fatura ödemelerinin davalının tercihine göre TL veya USD para birimi üzerinden yapılabildiği, fatura bedellerinin ödemesinin USD cinsinden yapılması yönünde mutad bir uygulamanın da bulunmadığı, ödeme tarihindeki duruma göre fatura bedeli USD veya faturada yabancı para cinsinden belirtilen tutarın o günkü Merkez Bankası Satış Kuru üzerinden yapılacak hesaplamaya göre belirlenecek miktarın davacıya ödenmesi halinde borcun tamamen ödenmiş olacağı, bu faturaların ödenmediği veya eksik ödendiği hususunda taraflar arasında dosyaya yansıyan bir ihtilaf bulunmadığı, davalının kur farkı faturası dışında davacı tarafından düzenlenen faturaların tutarını eksiksiz ödediği hususu dosya kapsamı, taraf beyanları ve dosyada mevcut bilirkişi raporlarına göre açıkça anlaşıldığı, davacı tarafın dava dilekçesinde de bu hususta talepleri olmadığı gibi taraflar arasında görülmekte olan bu dava dışında ödenmeyen faturalara ilişkin dosyaya yansıyan her hangi bir davanın da bulunmadığı, ancak daha önceki faturalara ilişkin olarak davalı tarafından yapılan ödemeleri itiraz etmeksizin kabul eden davacının ödenmiş olan bu faturalara dayanarak daha sonra kur farkı faturası düzenlemiş olduğu anlaşılmış olup; Kur farkı alacağının tahsil edilebilmesi taraflar arasında buna ilişkin sözleşme yapılmış olması ve sözleşmede kur farkı talep edilebileceğine ilişkin hüküm bulunması veya akdî ilişkinin yabancı para cinsinden olmasına bağlı olduğu, dosya kapsamına göre taraflar arasında ticari ilişkinin yabancı para cinsinden yapılacağı veya kur farkının talep edilebileceğine dair kur farkı sözleşmesi bulunmadığı gibi, kur farkı ödemesine ilişkin fiili bir uygulamanın ya da fatura bedellerinin ödemesinin USD veya başka bir yabancı para birimi cinsinden yapılması yönünde mutad bir uygulamanın da bulunmadığı anlaşıldığından, davacının kur farkı alacağının olduğunun kabul edilemeyeceği ve ödeme zamanında fatura bedellerini eksiksiz olarak ödemekle faturadan kaynaklı borcunu ifa etmiş kabul edilmesi gereken davalının, ödeme sonrasında kur farkı oluşmuş ise oluşan bu kur farkından sorumlu tutulamayacağı..." gerekçesi ile; Davacının davasının REDDİNE, Davacının kötüniyeti tespit edilemediğinden davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı şirketin, müvekkili şirkete olan borcunu ödememesi üzerine borcun ödenmesi için Bakırköy 40. Noterliğinin 03/09/2018 tarih ve 24335 yevmiye numaralı ihtarname keşide edilmesine rağmen davalı şirketin müvekkili şirkete ödeme yapmadığını, sipariş formlarının USD cinsinden düzenlendiğini, müvekkili şirket tarafından kesilen ve davalı şirketin ticari defterlerinde işli bulunan faturaların hepsinin USD cinsinden düzenlendiğini, düzenlenen faturaların tamamında önemli not başlığı ile ödemenin USD cinsinden yapılması gerektiği, ödemenin Türk Lirası ile yapılması halinde ödeme tarihindeki Merkez Bankası satış kurunun esas alınarak ödeme yapılması gerektiğinin yazılı olduğunu, davalı şirketin USD üzerinden yaptığı ödemelerin Türk Lirası olarak ticari defter ve kayıtlara işlenmesinin nedeninin ödemenin Türk Lirası olarak ticari defterlere işlenmesi konusundaki yasal zorunluluk olduğunu aksi davranışta müvekkili şirketin Vergi Usul Kanunu açısından ceza gerektireceğini, davalı şirketin bazı ödemelerinde ödeme tarihindeki USD için Merkez Bankası satış kurunu esas almadan faturadaki TL üzerinden ödeme yapmasından kaynaklı olarak kesilen kur farkı faturalarının usul ve yasaya uygun olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kur farkından kaynaklı cari hesap alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir. TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir. 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”. ...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Her ne kadar mahkemece taraflar arasında kur farkı sözleşmesi veya ödemelerin yabancı para birimi üzerinden yapılacağına dair sözleşme bulunmadığı, taraflar arasında yazılı olmayan cari hesap ilişkisi olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan alışveriş nedeniyle davacı tarafından düzenlenen kur faturaları hariç olmak üzere diğer faturaların tutarının davalı tarafın tamamen ödediği anlaşılmış; davacı tarafından dava dilekçesi ekinde sunulan dava konusu alacağa ilişkin faturalar ile davacı tarafından davalıya keşide edilen Bakırköy 40. Noterliğinin 03/09/2018 tarih ve 24335 yevmiye numaralı ihtarnamesinin içeriklerinin incelenmesinden ve davalı vekilinin cevap dilekçesindeki beyan ettiği hususların birlikte değerlendirilmesinden, uyuşmazlığın davacı tarafından düzenlenerek davalı tarafa gönderilen kur farkı alacağına ilişkin faturaların davalı tarafından kabul edilmeyerek kur farkı fatura bedellerini ödememesi nedeniyle davacı tarafından takip başlatıldığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının kur fatura bedellerini talep edip edemeyeceği hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafça tüm ödemeleri yapılan uyuşmazlık konusu kur farkı faturaları dışındaki tüm faturalarının TL karşılığını da gösterir nitelikte ancak USD para birimi ile düzenlendiği ve faturaların üzerinde ''Önemli Not:İŞ bu faturanın ödemesi USD döviz cinsinden yapılmalıdır. Ödemenin Türk Lirası olarak yapılması halinde ödeme günündeki Merkez Bankası Satış Kuru üzerinden değerlendirilecektir. Ayrıca ödemenin farklı bir döviz cinsinden ödenmesi halinde ödeme günündeki Merkez Bankası parite üzerinden değerlendirilecektir.'' ibaresinin yer aldığı, faturaların sırf yabancı para birimi üzerinden kesilmediği, dolayısı ile davalı tarafından yapılacak fatura ödemelerinin davalının tercihine göre TL veya USD para birimi üzerinden yapılabildiği, fatura bedellerinin ödemesinin USD cinsinden yapılması yönünde mutad bir uygulamanın da bulunmadığı, ödeme tarihindeki duruma göre fatura bedeli USD veya faturada yabancı para cinsinden belirtilen tutarın o günkü Merkez Bankası Satış Kuru üzerinden yapılacak hesaplamaya göre belirlenecek miktarın davacıya ödenmesi halinde borcun tamamen ödenmiş olacağı, bu faturaların ödenmediği veya eksik ödendiği hususunda taraflar arasında dosyaya yansıyan bir ihtilaf bulunmadığı, davalının kur farkı faturası dışında davacı tarafından düzenlenen faturaların tutarını eksiksiz ödediği hususu dosya kapsamı, taraf beyanları ve dosyada mevcut bilirkişi raporlarına göre açıkça anlaşıldığı, davacı tarafın dava dilekçesinde de bu hususta talepleri olmadığı gibi taraflar arasında görülmekte olan bu dava dışında ödenmeyen faturalara ilişkin dosyaya yansıyan her hangi bir davanın da bulunmadığı, ancak daha önceki faturalara ilişkin olarak davalı tarafından yapılan ödemeleri itiraz etmeksizin kabul eden davacının ödenmiş olan bu faturalara dayanarak daha sonra kur farkı faturası düzenlemiş olduğu anlaşılmış olup; Kur farkı alacağının tahsil edilebilmesi taraflar arasında buna ilişkin sözleşme yapılmış olması ve sözleşmede kur farkı talep edilebileceğine ilişkin hüküm bulunması veya akdî ilişkinin yabancı para cinsinden olmasına bağlı olduğu, dosya kapsamına göre taraflar arasında ticari ilişkinin yabancı para cinsinden yapılacağı veya kur farkının talep edilebileceğine dair kur farkı sözleşmesi bulunmadığı gibi, kur farkı ödemesine ilişkin fiili bir uygulamanın ya da fatura bedellerinin ödemesinin USD veya başka bir yabancı para birimi cinsinden yapılması yönünde mutad bir uygulamanın da bulunmadığı anlaşıldığından, davacının kur farkı alacağının olduğunun kabul edilemeyeceği ve ödeme zamanında fatura bedellerini eksiksiz olarak ödemekle faturadan kaynaklı borcunu ifa etmiş kabul edilmesi gereken davalının, ödeme sonrasında kur farkı oluşmuş ise oluşan bu kur farkından sorumlu tutulamayacağı..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında sırf TL para birimi üzerinden düzenlenen faturanın bulunmadığı, taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafından ödemeleri yapılan dava konusu yapılan kur farkı faturaları dışındaki bazı faturaların USD para birimi üzerinden düzenlendiği bazı faturalarının ise USD para birimi ve USD karşılığını da gösterir TL para birimi ile birlikte düzenlendiği ve bu faturaların her birinin altında ''Önemli Not:İş bu faturanın ödemesi USD döviz cinsinden yapılmalıdır. Ödemenin Türk Lirası olarak yapılması halinde ödeme günündeki Merkez Bankası Satış Kuru üzerinden değerlendirilecektir. Ayrıca ödemenin farklı bir döviz cinsinden ödenmesi halinde ödeme günündeki Merkez Bankası parite üzerinden değerlendirilecektir.'' ibaresinin yer aldığı, bu şekilde düzenlemenin yasal zorunluluk nedeniyle taraflar arasında mutat hale getirildiği buna göre davalı tarafından ödemenin Türk Lirası üzerinden ödeme yapılması halinde ödeme tarihindeki Merkez Bankası USD Satış Kuru üzerinden hesaplama yapılarak fatura bedellerinin ödenmesi gerektiği dikkate alınarak davalı tarafından USD para birimi ile TL para biriminin birlikte düzenlenen faturalar ile ilgili olarak TL para birimi üzerinden ödeme yapılması halinde ödemelerin ödeme tarihindeki Merkez Bankası USD satış kuru üzerinden yapılıp yapılmadığı, bu şekilde ödeme yapılmamış ise ödemenin ödeme tarihindeki Merkez Bankası USD satış kuru bedelinden düşük olup olmadığı yani davacının kur farkı alacağının doğup doğmadığı hususunda alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyeti marifetiyle taraf ve yargı denetimine esas gerekçeli ve ayrıntılı rapor alınarak, toplanan delillerden sonra hala davacının kur farkı alacağını yazılı delillerle ispat edememesi halinde davacı vekilince dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı da dikkate alınarak davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ve eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Bu itibarla; davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK'nın 355. ve 353/(1)-a-6. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, kaldırma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/12/2020 tarih ve 2019/1042 Esas 2020/592 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 355. ve 353/(1)-a-6. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davacıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 17/10/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2018/17459, K. 2019/885, T. 24.06.2021, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2018-17459-e-2019-885-k-4408abd31f76