Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/1738 E. 2019/1401 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/1738
- Karar No
- 2019/1401
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/1086 Esas - 2024/1619 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/1086 KARAR NO : 2024/1619 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : KONYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/07/2018 NUMARASI : 2017/554 Esas 2018/494 Karar DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak DAVA TARİHİ : 28/07/2017 KARAR TARİHİ : 27/12/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/01/2025 Taraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 22/02/2021 tarih ve 2020/1421 Esas 2021/252 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 10/01/2022 tarih ve 2021/2938 Esas 2022/31 Karar onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 2021/17182 başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (C) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yetkilileri tarafından paranın istendiği an geri alınabileceği ve yüksek oranda kar verileceği taahhüdü ile nakit para topladığını, müvekkilinin bu beyanlara güvenerek davalıya toplam 67.643,92 Euro yatırdığını, müvekkilinin parayı geri almak için yaptığı başvurularının sonuçsuz kaldığını belirterek, müvekkili ile davalı arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi olmadığının tespitine, 279.301,75 TL (67.643,92 Euro)'nun davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zaman aşımına uğradığını, davacının elinde hisse senedi mevcut ise taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, müvekkilinin davacıya primli hisse senedi satışı yapmadığını, davacının para yatırma tarihini çelişkisiz bir şekilde açıklamakla yükümlü olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davalının zamanaşımı iddiasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu, taraflar arasında şirket ortaklığına dayalı bir hukuki ilişkiden bahsedilmesinin mümkün olmadığı, hukuki ilişkinin haksız fiile dayandığı, davalı tarafından SPK'ya sunulan kayıtlarda davacının davalıya 53.282,00 Euro ödediğinin kayıtlı bulunduğu, davacının davalıya ödediğini iddia ettiği miktarın SPK kayıtlarında yer alan miktardan yüksek olduğu, bu durumda SPK kayıtlarının esas alınması gerektiği, davalı tarafından dosyaya sunulan Baco belgesi ile 24.006,00 Euro, kar payı ödeme belgesiyle 2.432,00 Euro ödeme yapıldığının savunulduğu, davacının anılan belgelerdeki imzayı açıkça inkar etmediği, bu bedellerin davacı alacağından mahsup edilmesi gerektiği, davacının bakiye 26.844,00 Euro alacağı olduğu, davalı lehine olan kurun 1 Euro = 4,1290 TL olarak esas alınması gerektiği, bu durumda davacının bakiye 110.838,87 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, alacak davasının kısmen kabulüne, 110.838,87 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın zaman aşımına uğradığını, geri alma taahhüdü ile yapılan hisse satışlarında bu durumun gerçek olduğu kabul edilse dahi ortaklığın geçersizliği değil, sadece taahhüdün geçersizliği sonucunun ortaya çıkacağını, davacının iddiasını ispat ettiğine yönelik mahkeme kabulünün hatalı olduğunu, davacının yedinde bulunduğu iddia edilen hisse senetlerinin müvekkiline iadesine karar verilmesi gerektiğini, dava tarihindeki yabancı para değeri üzerinden hesap yapılamayacağını, mahkemece SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerinin yanlış değerlendirildiğini, yemin delilini kullanma haklarının engellendiğini, isticvap istemlerinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıdan 67.643,92 Euro ( 279.301,75 TL) alacaklı olduğunu iddia ederek dava açıldığını, dava dilekçesinde TL olarak belirtilen rakamın harca esas değerin belirlenmesi için yazıldığını, Euro alacağının karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanarak davalıdan tahsili gerektiğini, ödeme belgesi olarak kabul edilemeyecek belgelerin esas alınarak alacaktan mahsup yapıldığını, davada Baco belgesindeki miktar düşüldükten sonra alacak talep edildiğini, herhangi bir ödeme kabul beyanlarının bulunmadığını, mahkemece fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulü ile davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 110.838,87 TL'nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine dair karara karşı taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 14/11/2019 tarihli ve 2018/1738 E., 2019/1401 K. sayılı kararıyla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın zaman aşımı nedeniyle reddine dair karara karşı davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/10/2020 tarih 2020/77 Esas 2020/4569 Karar sayılı kararıyla taraf iddia ve savunmalarının SPK'nun 16. Maddesi ve 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesi kapsamında 3332 sayılı Yasanın geçici 4. maddesi kapsamında değerlendirilerek sonucuna uygun karar vermek üzere Dairemiz kararının bozulmasına karar verildiği, anılan bozma kararı üzerine bu kez Dairemizin 22/02/2021 tarihli ve 2020/1421 E., 2021/252 K. sayılı kararıyla taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 3332 sayılı Kanunun geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği, Dairemiz kararına karşı davacı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10/01/2022 tarih 20212938 Esas 2022/31 Karar sayılı ilamı ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onandığı, kararın kesinleştiği görülmüştür. Kararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm 2021/17182 başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosyanın yeniden incelenmesi sonucu yapılan değerlendirmede; Davanın geldiği aşama ve uzun yargılama süreciyle tarafların tüm delillerinin dosyada bulunduğu, istinaf istemine ilişkin yargılamada sadece bozma gereğince zorunlu olarak duruşma açıldığı, istinaf incelemesinin duruşma gereksinimi duyulmadan gerçekleştirildiği gözetilerek duruşma açıldığı, 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2. maddesi kapsamında dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olduğundan duruşması açılmamıştır. Taraflara yargılamaya yeniden başlandığı tebliğ edilmiştir. Davacı yan eldeki davada, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine belge karşılığında davalıya para verdiğini, kısa bir süre sonra parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, ... Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, davacının şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı şirketin zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek 279.301,75 TL (67.643,92 Euro'nun) davalıdan tahsiline ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Köln Eyalet Mahkemesi 22. Sivil Hukuk Dairesi 28/08/2012 tarih ve 22 O 237/10 karar sayılı dosyasında davacı ... tarafından ... Holding A.Ş. aleyhine her an ve muhtemel talep üzerine geri alınabileceği, en ufak kayba uğranılmayacağı, herhangi bir riskin olmadığı taahhüdü ile davalı şirkete 67.643,92 Euro ödediğini, ödenen bedel karşılığında kendisine hisse senetleri verildiğini iddia ederek ödenen bedelin tahsili talebi ile dava açtığı, yabancı mahkeme tarafından yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, anılan kararın tanınması için Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde ... tarafından ... Holding A.Ş. aleyhine dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda yabancı mahkeme ilamına ilişkin tebligatların diplomatik yolla yapılmadığı, bu nedenle kesinleşmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği dosya içeriğiyle sabittir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2016 tarih ve 2015/15025 Esas 2016/7632 Karar sayılı emsal kararında özetle, "Davacı vekili müvekkilinin davalıya ... Bankası A.Ş.'ye ait 20/01/1998 tarihli dekont ile 115.000,00 DM ödeme yaptığı, bu meblağın 8.000,00 TL'sinin iadesi için 11/02/2011 tarihinde Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açtığı davada 115.000,00 DM'nin müvekkili tarafından davalı Holding'e ödendiği, bu bedel karşılığında müvekkiline hisse verilmediği gibi paranın da iade edilmeyip davalı sebepsiz zenginleştiğinden iadesine karar verildiği, anılan kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 06/11/2013 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/117 Esas sayılı dosyasında tespit edilen bakiye alacak 108.000,00 DM'nin faiziyle birlikte tahsilini istediği, Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/117 Esas, 2012/45 Karar sayılı ilamının 21/05/2014 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme tarihinden itibaren bir yıllık sebepsiz zenginleşme süresi dolmadığından davalının zamanaşımı itirazının reddi gerektiği gerekçesiyle davalı tarafın zamanaşımı definin reddine karar verilmiş ise de 818 sayılı BK'nın 66. maddesine göre iade alacaklısının geri alma hakkının varlığını öğrenmesinden itibaren 1 yıl ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl sonra nedensiz zenginleşmeden doğan iade isteminin zamanaşımına uğrayacağı, somut uyuşmazlıkta ise davacı tarafın ilk davayı açtığı tarihte şimdi dava konusu ettiği alacağı ve sebepsiz zenginleşeni bildiği ve haberdar olduğu, yasada öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle gerçekleştiği, keza hakkın doğduğu tarih itibariyle de 10 yıllık zamanaşımı sürenin dolduğu nazara alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalı vekilinin zamanaşımı definin reddi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği", denilmiştir. Somut olayda, davacı ...'nın, davalı şirket (eski unvanı ... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. iken şirketlerin birleştirilmesi üzerine ... Holding A.Ş. ve en son ünvan değişikliği ile ... Holding A.Ş. oldu) aleyhine yabancı mahkemede alacak davası açtığı, yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, yabancı mahkeme ilamında belirtilen hisse senetleri numaraları ve sayılarının iş bu dava dosyasına davacı tarafından ibraz edilen hisse senedi numaraları ve sayıları ile aynı olduğu, yabancı mahkeme ilamının tenfizi için açılan davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Hal böyle olunca, davacı yan Köln Eyalet Mahkemesi 22. Sivil Hukuk Dairesi 28/08/2012 tarih ve 22 O 237/10 karar sayılı dosyasında ilk davayı açtığı tarihte zararı ve tazminat yükümlüsü olan davalıyı öğrenmiştir. 818 sayılı BK'nun 60.maddesine göre zarar gören tarafın (davacının) zararı ve faili (davalı şirketi) öğrendiği tarihten itibaren 1 yıllık (6098 sayılı TBK'nın 72. maddesi göre ise 2 yıllık) haksız fiil zaman aşımı süresinin dolduğu, olayda sebepsiz zenginleşme halinin mevcut olduğu düşünülse bile 818 sayılı BK'nın 66.maddesine göre iade alacaklısının (davacının) geri alma hakkının varlığını öğrenmesinden itibaren 1 yıllık (6098 sayılı TBK'nın 82.maddesine göre ise 2 yıllık) zamanaşımı süresinin dolduğu, (artık bu aşamada davalının, davacının yatırmış olduğu paranın istendiği an kendisine geri ödeneceğine inandırıp, davacı üzerinde güven telkin ettiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde dava açıldığı, açılan davaların uzun bir süreç alması da gözetildiği gerekçeleriyle davalı tarafın yapmış olduğu zaman aşımı itirazının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına aykırı olduğundan da söz edilemeyeceğinden) nazara alınarak açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin zaman aşımına yönelik istinaf itirazı yerinde görülmüştür. Tüm bu nedenlerle davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ilam harcının peşin alınan 4.769,78 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.342,18 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Dosyanın geçirdiği safahat, Anayasa Mahkemesi kararı, yeni kurulacak hükümde davacı aleyhine hüküm verme yasağı gözetilerek Dairemizin ilk istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 22.708,11 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, B)1-Davalı tarafından peşin yatırılan 1.892,85 TL nispi istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 2-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan 19,50 TL posta gideri ile 98,10 TL istinaf başvuru harcı olmak üzere toplam 117,60 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-Davacıdan alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 391,70 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama masraflarının üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/12/2024 Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...