Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/48 E. 2019/1278 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/48
- Karar No
- 2019/1278
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2020/1874 KARAR NO : 2024/178 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 10/12/2019 NUMARASI: 2017/48 E. - 2019/1278 K. DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/02/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 13/12/2019 tarihli dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin müvekkili aleyhine sahte imza ile borçlanma yaparak 50.000 TL bedelli ... seri numaralı 25/10/2016 tarihli bir adet çek düzenlemek sureti ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile icra takibine girişildiğini, müvekkili şirketin takibe konu çeki imzalamadığı, ciro etmediği gibi çek üzerindeki yazıları da yazmadığını ve çekin üzerinde bulunan müvekkili şirkete ait olduğu iddia edilen imza ve kaşenin sahte olduğu gibi müvekkili şirketin takip alacaklısına böyle bir borcunun da olmadığı, müvekkilinin takip alacaklısı ile bir ticari bağlantısının bulunmakta olsa da söz konusu çekin şirket kayıtlarına geçmediğini ve bu konuda sahtelik nedeniyle suç duyurusunda bulunulacağını ifade ederek, davalı aleyhine açılan menfi tespit davalarının kabulüne, söz konusu çekteki imzanın sahte olduğunun tespitine, dava konusu çekin tahsili halinde ileride telafisi imkansız maddi ve manevi zararlara uğrayacağı muhtemel olduğundan, uygun bir teminat mukabili mahkeme kararı kesinleşinceye kadar dava konusu çekin ödenmesini engeller mahiyette ihtiyati tedbir kararının verilmesine, kötü niyetle hareket eden ve müvekkillerine zarar veren davalının %20 den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, her türlü yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı yana yüklenmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı unvanı ile davaya konu çek üzerinde yer alan unvanları farklı olup davacının huzurdaki davaya taraf olma sıfatı bulunmadığını, davacının söz konusu olan çekin cirantaları arasında yer almadığını, söz konusu çekin ve takibin davalı ile bir alakasının bulunmadığını, dava konusu olan çekin ticari ilişki karşılığı ...Tic.Ltd. Şti. Firmasına tarafından verildiğini, bahse konu çek alınmadan önce cirosu bulunan ... ile ... ilişkisinin ortaya konulması istendiğini, buna ilişkin tahsilat makbuzu sunulduğunu ... ... numaralı GSM hattından aranarak teyit alındığını, taraflar arasında ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu halde söz konusu çekin kayıtları defet içeriğinde bulunmasının muhtemel olduğunu, ... ile söz konusu ticari ilişkisinin sadece dava konusu olan çek olmadığını, uzun süreli bir ticari ilişki olduğunu, müvekkili şirketin karşı tarafa güvenerek söz konusu çeki aldığını, şirket defterleri incelendiğinde ... ile ticari ilişki olduğu, davacı taraf ile bir ticari ilişki olmadığının tespit edileceğini, çekin meşru yollarla eline geçildiği yanında İİK ve TTK hükümleri uyarınca hukuki yararı olmadığını, davacı çekin tarafı olduğunu iddia etmekle birlikte elinden nasıl çıktığını açıklamasını yapamadığını, söz konusu çekin müvekkilinde olmasının sebebi alacağın tahsilini sağlanması olduğunu beyan ile öncelikle davanın esasa girilmeksizin husumetten reddini, aksi halde davacının tüm talepleri ile birlikte usul ve esastan reddini, davacının ihtiyati tedbir taleplerinin reddini, davacının takibe konu alacağının %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "..dava konusu çekte davacı şirket kaşesi üzerine atılmış ciro imzasının davacının İstanbul Ticaret Sicil kaydından 17/07/2013 tarihinden itibaren 10 yıl süre ile şirketi temsile ve şirket adına çek keşide etmeye tek yetkili olan ...'in eli ürünü olmadığının tarafsız, bilimsel verilere dayanan, denetime elverişli bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olmasının karşısında, taraflar arasında süregelen ticari ilişkinin ve davacının davalıya borçlu olduğunun anlaşılması halinde dahi, çekteki imzanın sahteliğinin herkese karşı ileri sürülebileceği, imzanın sahte olmasının ciro silsilesini bozduğu, bu nedenle de davacının davalıya çekten dolayı borçlu olduğunun kabul edilemeyeceği kanaatine varılmış ve davacının davasının kabulüne, davacının İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, takibe konu ... İkitelli Şubesinden verilme, 25/10/2016 keşide tarihli, 50.000 TL bedelli ... çek numaralı çekten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine ve kötü niyet tazminatı isteme şartlarının oluştuğu anlaşılmakla, davacının bu talebinin de kabulüne" karar verilmiştir. Davalı vekili istinafa dilekçesinde özetle; -Taraflar arasındaki ticari ve muhasebesel alacak ve borç ilişkilerinin Yerel Mahkeme tarafından tespit edildiğini, Davacı firma ... davalı müvekkili şirketin ... ürün satın aldığı, ürün sipariş ettiği, cari borç hesabı üzerinden vadeli bir şekilde ürün temin ettiğinin açık bir şekilde resmi kayıtlar ile sabit olduğunu, ... (...) isimli şirketin ve kişinin TC. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2017 / 193203 Soruşturma sayılı dosyada gerçekleştirmiş olduğu dolandırıcılığın ortada olduğunu, Savcılık dosyasında dinlenen ... isimli şikayetçi/tanığın ifadesinin de olduğunu, Davacı şirket ... ve sahibi olduğunu beyan eden ... bir çok işlemini 3. kişilere vermiş olduğu genel ve özel yetkiler içeren vekaletnameler ile gerçekleştirdiğini ve yerel mahkemenin bu ilgili evrakları dosya içerisine celp ettirmediğini, tüm işlemlerini ... Ltd. Şti. üzerinden yürüttüğünü,-somut hiç bir delil yok iken davalı müvekkili ... kötü niyetli olduğu beyan edilerek tazminata hükmedilmesinin de gerçek adalet anlayışına açıkça aykırı olduğunu istinaf taleplerinin kabulü ile kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davalı tarafın Tehir-i İcra talebinin yerinde olmadığını, davalının kovuşturma aşamasında dahi olmayan soruşturma dosyasına dayanarak ithamlarda bulunduğunu, ... Ltd. Şti.'nin kendi şirketleri ile hiçbir alakasının olmadığını, davanın sahte imza nedeniyle açılan menfi tespit davası olduğunu, raporla imzanın davacı taraf eli ürünü olmadığının sabit olduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/193293 Soruşturma numaralı dosyasının akıbetinin beklenilmesine gerek olmadığını davalının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın konusu İİK 72. maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır. Dava konusu çekin ... ... Seri Numaralı 25.10.2016 Keşide Tarihli 50.000,00 TL Bedelli olduğu, hamilinin ... olduğu, ciro silsilesinde sırasıyla ... Ltd. Şti.'ne, ...'a ve ... ve ... şirketine devredildiği, dava konusu çeke ilişkin, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile davalı tarafça davacı tarafa icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır. Kural olarak, imzası inkar edilmeyen senetlere karşı açılan menfi tespit davasında ispat yükü davacı borçludadır. Ancak senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti senet elinde olup, takibe başlayan ve imzasının borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. (Yargıtay HGK’nın 2006/12-259 Esas,2006/31 Karar sayılı kararı). Kambiyo senetlerinde imzada sahtecilik mutlak defilerden olup, borçlu olunmadığı iddiası çeki elinde bulunduran herkese karşı ileri sürülebilir.Dosyada 22.05.2018 tarihli Bilirkişi Raporunda "...yukarıda tarifi yapılan tanı unsurları bakımından uygunluk ve benzerlikler saptanmadığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla Şirket Yetkilisi ... eli ürünü olmadığı, kanaatimi bildirir rapordur." tespitinin yapıldığı anlaşılmıştır.Senede karşı mutlak defiler, senet hamili olan herkese karşı ileri sürülebilir. Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup, her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. Bu sebepledir ki, borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metninde sahtelik yapıldığına ilişkin iddiası mutlak def’idir ve mahkemece bu iddia incelenmelidir (Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2015 gün ve 2013/19-1746 E., 2015/896 K.). Somut olayda davacı senedin sahteliğine dayandığından mutlak defi niteliğindeki iddiasını herkese karşı ileri sürülebileceğinden Mahkemece verilmiş olan kararda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/193203 Soruşturma, 2021/40545 karar sayılı kararı incelendiğinde 29/03/2021 tarihinde "şikayete konu olayın icra takibi ve buna bağlı açılan davalarla ilgili hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu, atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla; şüpheli hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına," gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, buna göre davada dolandırıcılığa ilişkin iddianın da ispatlanamadığı, davalının bu yöndeki istinaf isteminin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.Sonuç olarak, senedin sahteliğinin mutlak defi olması, dava konu çeklerin sahte olduğunun bilirkişi raporu ile tespiti, bu sebeple davacının davalıya dava konu çeklerden dolayı borçlu kabul edilemeyeceği, davalı tarafça istinaf dilekçesinde ileri sürülen itirazlarının mutlak defi karşısında sonuca bir etkisinin bulunmadığı, senette davacı ve davalı arasında başka ciranta olmaması nedeniyle kötü niyet konusunda yapılan değerlendirmenin yerinde olduğu, ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/12/2019 tarih ve 2017/48 E. 2019/1278 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.415,50-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 941,82-TL harcın mahsubu ile bakiye 2.473,68-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/02/2024