Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/153 E. 2020/447 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/153
- Karar No
- 2020/447
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/742 KARAR NO: 2024/1002 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 03/02/2021 ESAS NO: 2020/485 KARAR NO: 2021/105 DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ: 23/07/2020 KARAR TARİHİ: 10/07/2024 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile taşeron şirket bünyesinde 2007-2010 yılları arasında çalışan ...’ın kıdem tazminatı alacağı ile ilgili davalı tarafın işçisine kıdem tazminatı ödemesi gerekirken, her hangi bir ödeme yapmadığını, ancak ...’ın dava açması halinde, üst işveren olarak yasal sorumluluk sahibi vekil eden, yasal faiz ve avukatlık giderleriyle birlikte ileride daha fazla ödemesi söz konusu olacağından ihtiyari arabuluculuk ile 25.02.2020 tarihinde ...’a 15.000,00 TL kıdem tazminatı ödemesi hususunda anlaşıldığını, davalı taraf her hangi bir ödeme yapamayacağını 24.05.2019 tarihli arabuluculuk tutanağında belirttiğini, ... A.Ş. İşletmesinde Doldurma, Paketleme, İstifleme, Nakliye, Bakım – Onarım ve Tankerlere Su Taşıma İşçilik Hizmet Alım Sözleşmesi’nin 5. Maddesi, Teknik Şartnamenin 3. Maddesinin 11. Bendinde Yüklenici olan davalının personelin ihbar, Kıdem ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu olduğunun hükme bağlandığını beyan edip, dava dışı işçi ...’a ödenen 15.000,00 TL Kıdem tazminatının davalıdan rücen tahsilini talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket arasında 2007-2010 yılları arasında Doldurma, Paketleme, İstifleme, Nakliye, Bakım – Onarım ve Tankerlere Su Taşıma İşçilik hizmet sözleşmesi imzalandığını, davacı tarafça çalıştığı dönem içinde tüm özlük hakları davacı tarafından düzenlendiği ve kendisinin uhdesinde tuttuğunu, davacı şirketin hizmet alımı hususunda sistem değişikliğine giderek 17.12.2010 tarihinde ibra yapılarak ikale sözleşmesi düzenlendiğini ve aynı tarihte ... A.Ş. taşeron işçi uygulamasına son vererek bütün işçileri kendi bünyesine dahil ettiğini, müvekkili şirketin hizmet alım sözleşmesi devam ederken, sözleşme bitmeden sözleşme feshedilerek bütün işçileri özlük hakları davacıda olmak üzere fesih ve ikale sözleşmesi yapıldığını, müvekkili şirketin, davacı üst işveren ... A.Ş. nin ...’a ödediği 15.000,00 TL Kıdem tazminatından sorumluluğunun bulunmadığını, davacı şirketin rücu etmek istediği kıdem tazminatı sahibi işçi ... ile müvekkili şirket arasındaki iş sözleşmesi, bir protokol imzalanarak İkale anlaşması yolu ile sona erdiğini, protokolde; iş sözleşmesini karşılıklı anlaşma ile sona erdiğini ve bu nedenle ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanmadığı ibaresinin yer aldığını, davacı şirketin müvekkil şirket ile sözleşmesinin feshinden sonra işçi ... ile yeni bir iş sözleşmesi yaptığını, bu sözleşmede işçinin ...’den tüm yasal haklarını aldığını, taraflar arasında mutabakata varıldığı ve geçmişe dönük hiçbir haktan veya alacaktan sorumlu tutulamayacağı ibaresinin yer aldığını, davacı şirket ile müvekkili şirket arasında imzalanan 17.12.2010 tarihli İkale sözleşmesi ile tüm işçilerin özlük haklarının davacıya ait olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''Dava, işçilik alacaklarından kaynaklı rücuen tazminat talebine ilişkindir. Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; Davacı şirket, dava dışı işçi ...' ın kıdem tazminat alacağına ilişkin açmış olduğu 24.05.2019 tarihli arabuluculuk başvurusu ile 15.000,00-TL kıdem tazminatının ödendiği, yapmış olduğu ödemenin davalıların alt işveren olarak işçiyi çalıştırdığı dönemlerle sorumlu olduğu miktarlar kadar davalılardan rücuen tahsilini talep etmektedir. Talep edilen işçilik alacakları kapsamı kıdem tazminatı alacağı olup SGK yazı cevabından ...'ın davalı şirketin elemanı olarak çalıştığı sabittir. Davacının rücu edebileceği alacak miktarının tespiti bakımından dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, 07.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda ikili bir tespit yapılmış, rapor taraflara tebliğ edilmiştir. Davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o iş yeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle alt işverenlerle birlikte müteselsilen sorumludur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Bu kapsamda taraflar arasında ... A.Ş. İşletmesinde Doldurma, Paketleme, İstifleme, Nakliye, Bakım-Onarım ve Tankerlere Su Taşıma İşçilik Hizmet Alım Teknik Şartnamesinin 3. Maddesinin 11. Bendinde açıkça "kıdem tazminatı" nın yükleniciye ait olduğu kararlaştırılmış olduğu, T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/17309 Esas, 2018/10319 Karar sayılı ilamında da açıkça müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rucüen tahsilini talep edebileceği kabul edilmesi gerektiğinden açılan davanın kabulüne 15.000,00-TL nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine," karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle;Müvekkil firma; davacı firmanın hizmet alım konusunda alt taşeronu niteliğinde 2007 yılı ile 27.12.2010 tarihlerinde, davacı kurumun bünyesinde çalışmakta olan işçilerin çalıştırma işini üstlenmiştir. Mahkemeye defalarca bu hususta kurumdan bu belgelerin istenilmesini talep ettiğimiz halde mahkemece kabul görmemiştir. Ve mahkeme eksik inceleme ile karar vermiştir. Zira 27.12.2010 tarihinde müvekkilim iş yerini davacı kurumu devretmiştir. Yani ikale yapılmıştır. Bu şu manaya gelmektedir. Davacı işçileri bütün kıdem hakları ile birlikte devralmış olmaktadır. Müvekkilim olan şirket, bünyesindeki işçileri tekrardan davacı kuruma iade etmiştir. 4857 sayılı yasanın 6. Maddesi gereği, iş yeri devirlerinde devredenin sorumluluğu 2 yılla sınırlandırılmış olmasına rağmen, mahkemenin bu hususu göz ardı ederek, rücu davasının tam kabulle sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırıdır. Kaldı ki, müvekkil firmanın ihale dosyası incelendiğinde, müvekkil şirket işçilerin kıdem tazminatı adı altında davacı firmadan bir ödeme almamıştır. Müvekkilimin davacıdan almadığı bir ödeme nedeni ile sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırıdır. Diğer yandan, davacı kurum müvekkilimin bu şekildeki, kıdem yükümlülüğü ile alakalı olarak işi sonlandırırken niçin almış olduğu güvence niteliğindeki, teminat mektubunu niçin iade ettiğini düşünmek gerekir. Zira müvekkilimin bu sorumluluğu iş yerindeki yükümlülükleri devam ettiği sırada çıkan işçiler ve çıkarılan işçiler yönündendir. Müvekkilim bu işçileri çıkarmamıştır, işten çıkartan davacı kurumdur. Müvekkilimin bu işten sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacı kurum bu sorumluluğun bulunduğunu düşünmüş olsaydı ve iş yeri devir sözleşmesi bu yönde olsa idi, o zamanki teminat mektubunu iade etmez ve işçilerin sosyal haklarını keserek ilişkiyi sonlandırması gerekliydi. Diğer yandan; 2010 yılından bu yana 10 yıl geçmiş, o tarihteki ödeme miktarı ile günümüz şartlarındaki ödeme miktarları arasında ciddi farklar meydana gelmiştir. Bundan müvekkilimin sorumlu tutulması ve davacıya rücu hakkı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.'' şeklinde beyanda bulunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi ve davacının dava dışı işçiye ödediği kıdem taminatının rücuen tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, dava dışı işçi ... 2007-2010 yılları arasında asıl işveren nezdinde alt işveren davalı ... İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti..’nin sigortalısı olarak 2010-2017 yılları arasında davacı asıl işveren ... Kaynak Suları San. Tur. Ve Tic. A.Ş.’nin sigortalı çalışanı olarak istihdam edilmiştir. Dava dışı işçi ile davalı ... İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti arasında 17/12/2010 tarihinde imzalanan Protokolde işçinin 2007-2010 yılları arası hak etmiş olduğu kıdem ve ihbar tazminatından feragat etmiş, ancak işçi çalışmasını asıl işverenden sürdürmeye davam etmiştir. Dava dışı işçinin asıl işverende çalışmasının kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde feshedildiği ve işçiye 02/06/2017 tarihli İbra sözleşmesi ile işçilik alacakları ödenmiştir. Dava dışı işçi ile davacı arasında düzenlenen 25/02/2020 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesine göre ''işçi ...'ın taşeronda çalıştığı 2007-2010 tarihleri arasındaki işçilik alacakları ile ilgili olarak, iş sözleşmesinin feshi tarihindeki ücreti esas alınarak aşağıdaki şartlarda anlaşma sağlanmıştır. Kadair kanat'a kıdem tazminatı net 15.000,00TL ödenecektir. Buna göre işçinin Hamidey'den 2007-2017 tüm çalışma dönemi ile ilgili olarak bir alacağı olmadığı konusunda taraflar mutabık kalmışlardır. Davacının dava dışı işçiye 03/03/2020 tarihinde 15.000,00 TL ödediği sabittir. 4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır. Asıl işverenle alt işverenler arasında yapılan hizmet akitlerine göre yapılan iş kapsamında ve değişen alt işverenlere ait işyerinde ara vermeden çalışan işçilerin işçilik alacakları için açtıkları davalar sonunda ödenmesine karar verilen miktarlardan alacaklı işçiye karşı her biri müteselsilen sorumludurlar. Burada kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (işçiye karşı) müteselsilen sorumludurlar. İç ilişkide (alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki ilişkide) ise, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda taraflar kendi aralarında sözleşme yapabilirler. 6098 sayılı Borçlar Kanununun 167. maddesindeki düzenleme uyarınca, aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça müteselsil sorumlulardan her biri alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu olacaklardır. Yasa hükmünde eşit sorumluluğun müteselsil borçlularda aksinin kararlaştırılmaması halinde uygulanacağı belirtilmiştir. Kamu kurumlarının ihale yolu ile muhtelif işlerin yapılması konusunda taşeron şirketlerle yaptıkları hizmet sözleşmeleri nedeniyle çalışan işçilerin, işçilik alacakları için açtıkları davalar sonunda karara bağlanan miktarları 4857 sayılı İş Kanunun 2. maddesindeki düzenleme gereğince müşterek ve müteselsil sorumlu olarak ödemesi nedeniyle bu miktarları 6098 sayılı TBK nun 162. maddesindeki “ tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip olur ve zarar görenin haklarına halef olur” hükmü uyarınca ödeyen taraf rücuen istemde bulunabilir.Somut olayda, uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi, hizmet alım tip sözleşmesi, teknik şartname ve hizmet işleri genel şartnamelerinin sorumluluğa yönelik hükümlerinin tatbiki gerekir. Bu nedenle tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümlerinde işçi alacaklarından kimin ne kadar sorumlu olduğuna ilişkin hüküm varsa bu hükümler tarafları bağlar. Hizmet sözleşmelerinde, ihale evraklarında teknik ve idari şartnamelerde ve diğer taraflar arasında karşılıklı düzenlenen belgelerde yüklenici şirketin sorumluluğuna ilişkin açık hüküm olan hallerde, asıl işveren ödemiş olduğu miktarın tamamını, ilgili alt işverenden rücuen tahsilini talep edebilirken alt işverenin, asıl işverenden rücu imkanı yoktur. Her ne kadar taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi ile sözleşmenin eki niteliğinde bulunan teknik şartnamede, çalışan işçilerin hak ve alacaklarından yüklenicinin yani alt işveren olan davalının sorumlu olacağı açık bir şekilde düzenlenmiş ise de davalı, davacı ile imzalanan 27.12.2010 tarihinde bütün işçilerin özlük hakları davacıda olmak üzere fesih ve ikale sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin davacıda bulunduğunu ileri sürmektedir. Mahkemeden talep edilmesine rağmen davacıdan ilgili sözleşme temin edilmemiştir. Ayrıca davaya konu kıdem alacağı sahibi işçi ... ile davalı arasında düzenlenen 17/12/2010 tarihli protokolün 2 . Maddesinde '' Sn. ..., iş sözleşmesinin karşılıklı anlaşma (ikale) ile sona erdiğini ve bu nedenle ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamadığını ayrıca işe iade hakkının da doğmadığı konusunda bilgilendirilmiş olup sonuçlarını kabul eder'' 4. Maddesinde ''iş sözleşmesi anlaşma yoluyla sona eren ... iş sözleşmesi nedeni ile herhangi bir konuda gerek ... Organizasyon ..Ltd. Şti'ne gerekse üst işveren konumunda olan ... Kaynak Suları A.ş aleyhine dava açmayacağını, feragat ettiğini ve tüm konularda tam ve kâmil bir şekilde kâbil-i rücu olmak üzere ibra ettiğini belirtir'' ibareleri yer almaktadır. Mahkemece işbu protokol eklenerek dava dışı işçiye duruşma günü bildirilmeli, protokole karşı itirazı olup olmadığı sorulmalı, tebligata duruşmaya katılmadığı ya da beyanda bulunmadığı takdirde imza ve belge içeriğini kabul etmiş sayılacağına dair ihtar eklenmelidir. Mahkemece söz konusu belgeler hakkında değerlendirme yapılmadan, eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olmuştur. Kabule göre de; hükmedilen 15.000,00 TL'nin neye göre hesaplandığı anlaşılamamaktadır. İş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden kıdem tazminatı ve fesih tarihi olan 17.12.2010 tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek faiz oranı hesaplanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 10. Tüketici Mahkemesinin 2017/153 E. 2020/447 K. Sayılı 15/10/2020 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.10/07/2024