Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2017/1010 E. 2021/225 K. – Menfi Tespit
Konu: Menfi Tespit
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2017/1010
- Karar No
- 2021/225
- Karar Tarihi
- Konu
- Menfi Tespit
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2021/1458 KARAR NO:2024/1571 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:24/03/2021 NUMARASI:2017/1010 E. - 2021/225 K. DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... A.Ş' nin yetkilisi olduğunu, şirket ile davalı arasında ... Sarıyer/ İstanbul adresinde bulunan "..." işletmesinin 29.04.2016 tarihinde noterlikte düzenlenen işletme devir sözleşmesi ile 75.000,00 TL karşılığında davalıya devredilmesinin kararlaştırıldığını, sözleşme gereğince davalının işletme devir sözleşmesini imzalandığı tarihte şirket hesabına 75.000,00 TL ödeme yapıldığını ve anlaşılan işletme devir bedelinin tam ödendiğini, buna rağmen şirket yetkilisi ... aleyhine "işletme devir için fazla ödenen bedel" açıklaması ile icra takibi başlatıldığını, fazla ödendiği iddia edilen bedelin 29.04.2016 tarihli işletme devir sözleşmesi ile ilgisinin bulunmadığını, söz konusu bedelin taraflar arasındaki şahsi borç ilişkisinden kaynaklandığını, bu borç ilişkisi nedeni ile davalı tarafından davacıya 125.000,00 TL ödendiğini, davalının ticari ilişkisinin başlangıcından itibaren planlı ve kötü niyetli hareket ederek, işletmeyi bedelsiz almak amacıyla hareket ettiğini, açıklama yapılmaksızın gönderilen havalelerin borç ödeme vasıtası olduğunu, davalının ödemediği bir kısım havale bedellerinin tahsili için ... sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, kira parası ödemeyen davalının ödediği delil bedelinin de hileli yollarla geri almaya çalıştığını, şirket yetkilisi olan müvekkili aleyhine başlatılan takipteki ödeme emrinin usulsüz şekilde tebliğ edildiğini ileri sürerek, müvekkilinin ... sayılı takip dosyası nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine ve %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; tarafların eski ortağı ve yetkilisi olduğu ..... A.Ş ile davalı arasında düzenlenen 29.04.2016 tarihli işletme devir sözleşmesi ile şirkete ait ... Sarıyer adresindeki işletmenin devir alındığını, 75.000,00 TL bedel karşılığında işletme hakkı ve demirbaşların davalıya devredildiğini, işletmenin yer aldığı taşınmazın da 6.000,00 TL aylık kira bedeli ile davalıya alt kiraya verildiğini, devir sözleşmesi uyarınca ödenmesi gereken 75.000,00 TL devir bedelinin davalının abisi ... tarafından 29.04.2016 tarihinde şirketin banka hesabına ödendiğini, ... tarafından davacıya yapılan ilk ödemenin ise 25.04.2016 tarihinde davalı adına ... Grubuna Kapora açıklamasıyla yapıldığını, 29.04.2016 tarihinde ikinci kez işletme devir sözleşmesinin imzalandığı gün ödeme yapıldığını, ödemelerin şahsi borç ilişki nedeniyle yapıldığı iddiasının asılsız olduğunu, ödemelerin işletme devir sözleşmesi kapsamında geri alınmak üzere yapılan fazladan ödemeler olduğunu, davalının, davacıya şahsi borcunun bulunmadığını, davalının tarafından kullanılan işletmenin taşınmaz maliki tarafından 31.08.2016 tarihinde taşınmazın boşaltılması için ihtar çekildiğini ve tahliye davası açıldığını, davalının ruhsat için Sarıyer Belediyesi Ruhsat Müdürlüğüne başvuru yaptığını, ancak taşınmaz malikinin 26.08.2016 tarihinde Ruhsat Müdürlüğüne başvurarak taşımazın kira sözleşmesinin ve taşınmaza ait alt kiracı muvafakati olmadığına dair dilekçe vermesi nedeniyle uzun süre ruhsat alınamadığını, davacının davalı hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, gerçeğe aykırı beyanlarla devrettiği işletmenin yeni sahibinin şikayet edilmesinin dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, davacı aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleştiğini savunarak, davanın reddi ile tazminata karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Davalı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine başlatılan ... sayılı takip dosyası kapsamında açılan menfi tespit davasında davacı borçlu tarafından icra takibine konu alacakların şahsi borç ilişkisinden kaynaklandığı ve geri istenemeyeceği iddiasında bulunulmuş, davalı alacaklı tarafından ise takip dosyasına konu alacağın dayanağı olan ödemelerin dava dışı ... A.Ş ile akdolunan işletme devir sözleşmesi kapsamında geri alınmak üzere fazladan ödenen bedellerin iadesi olduğu savunulmuştur. Dosyaya mübrez sözleşmeden, dava dışı ... A.Ş ile davalı ... arasında dava dışı şirkete ait olan "..." adlı işletmenin devrine yönelik olarak Beyoğlu ... Noterliği'nin 29/04/2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı işletmenin devri sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede devir bedelinin 75.000,00 TL olarak belirtildiği, davacı ... 'ın sözleşmeyi dava dışı şirketin yetkilisi olarak şirket adına imzaladığı anlaşılmıştır. İlamsız icra takibine istinaden açılan menfi tespit davasında alacaklı olduğunu ispat külfeti davalı alacaklıda olup, öncelikle davalının alacak hakkına yönelik savunmalarının değerlendirilmesi gerekmiştir. Her ne kadar davalı yanca abisi ... tarafından davacının hesabına gönderilen 25/04/2016 tarihindeki 25.000,00 TL ve 29/04/2016 tarihindeki 100.000,00 TL'nin işletme devri kapsamında geri alınmak üzere fazladan yapılan ödemeler olduğu savunulmuşsa da incelenen dekontlardan bu ödemelerin geri alınmak üzere ödenen bedeller olduğu anlaşılamadığı gibi buna ilişkin yazılı bir delil de dosyaya ibraz edilememiş, kaldı ki, davalı tanığı olarak beyanı alınan ... tarafından, işletme devri noktasında tarafların 200.000,00 TL bedel üzerinde anlaştığı, vergisel yönde sıkıntı yaşanmaması noktasında devir sözleşmesinde bedelin düşük gösterildiği beyan edilmiştir. Takip/ dava konusu alacağın dayanağını oluşturan ödemeler iddia ve savunma kapsamında ihtilaflı halde bulunmakla birlikte alacak hakkını ispat külfeti davalı alacaklıda bulunduğundan ve alacak hakkının dayanağının ise ... A.Ş ile akdolunan işletme devir sözleşmesi kapsamında ödenen bedelin iadesi olduğu bildirildiğinden, ancak, ... A.Ş icra takibinde ve davada taraf olmadığından dava ve takip dosyası yönüyle taraf sıfatlarının irdelenmesi gerekmiştir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27/11/2013 günlü ve 2013/13-439 Esas, 2013/1595 Karar sayılı kararında; 'Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü, sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (re'sen) gözetir. İşte bu nedenle, hâkim, sıfat yokluğunu kendiliğinden gözetir.' içtihadına yer vermiştir. Davalı tarafından aleyhine başlatılan icra takibine istinaden açılan menfi tespit davasında davacının ve davalının taraf sıfatı başka bir deyişle aktif ve pasif husumet ehliyeti bulunmaktaysa da taraf beyanları ve dosya kapsamındaki deliller kapsamında davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takibinde alacaklının ve borçlunun taraf sıfatına sahip olup olmadıklarının değerlendirilmesi gerekmiştir. Bu bağlamda, dava dışı ... tarafından dava dışı ... A.Ş ile davalı ... arasında akdolunan işletme devir sözleşmesi kapsamında yapılan ödemelere ilişkin davalı adına ödemeyi yapan ... tarafından bir itirazda bulunulmayıp, hatta bu hususun kabul ve teyit edilmiş olması nedeniyle davalı alacaklının takip dosyasında aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kabul edilmiştir. Ancak işletme devir sözleşmesini dava dışı ... A.Ş'nin yetkilisi olarak imzalayan ve bu nedenle şahsi olarak sözleşmeye taraf olarak kabul edilemeyecek olan davacı ... hakkında, yalnızca hesabına para gönderilmesi nedenine dayanılarak, davacının şahsi sorumluluğunu gerektirecek başka bir sebebe veyahut vakıaya dayanmadan aleyhine başlatılan icra takibinde, davalı tanığı ...'in beyanları da dikkate alındığında, sözleşmenin tarafı olan ve ayrı bir tüzel kişiliğe sahip dava dışı şirketin yokluğunda akdi ilişki ve bu ilişkiye istinaden ödenen bedellerin iadesi koşulları yönüyle değerlendirme yapılabilmesi ve icra takibine sıkı sıkıya bağlı olan davanın ve takibin tarafı olmayanları bağlar şekilde karar verilebilmesi olanağı da bulunmadığının, davacı borçlunun pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, bu bağlamda davacının menfi tespit davasında haklı olduğu, öte yandan dava aleyhine sonuçlanması nedeniyle davalının icra inkar tazminatı istem koşulları ile her ne kadar başlatılan icra takibi haksız görülmüşse de davalı alacaklı tarafından hesabına para gönderilen davacı aleyhine takip başlatılması nedeniyle kötüniyetli olarak kabul edilemeyeceğinden davacının kötüniyet tazminatı istem koşullarının oluşmadığı sonucuna ve vicdani kanaatine ulaşılmış, davanın kabulüne, tarafların tazminat istemlerinin ise reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar kısa kararda delil olarak bildirilen takip dosyalarından olan '... sayılı takip dosyası nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine' denilmiş ise de; dava konusu takip dosyasının .... sayılı dosyası olduğu anlaşıldığından ve bu yöndeki maddi hatanın da her zaman düzeltilmesi mümkün olduğundan, kısa karardaki '... sayılı takip dosyası' yazılan kısmın '... sayılı takip dosyası" olarak düzeltilmesi gerekmiş, takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurma gereği hasıl olmuştur..." gerekçesiyle davanın kabulü ile ... sayılı takip dosyası nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, şartları oluşmayan tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince işletme devir sözleşmesini dava dışı şirketle imzalanması ve sözleşmeye taraf olmayan davacının hesabına para gönderilmesi nedeniyle davacının şahsi sorumluluğunu gerektirecek başka bir sebebe veyahut vakıaya dayanılmadığından menfi tespit kararı verildiğini, Davacının, davalı ile aralarında bir borç ilişkisi olduğunu ve aralarındaki husumeti kabul etmesine rağmen, mahkemenin tarafların iradesine aykırı karar vermesi nedeniyle HMK'nın 26. maddesindeki taleple bağlılık kuralının aşıldığını,Davacının, işletme devir sözleşmesini ... A.Ş'nin yetkilisi olarak imzaladığını, ancak daha sonrasında kötü niyetli olarak, davalının kardeşi tarafından hesabına yatırılan parayı şahsi borç ilişkisinden kaynaklandığını iddia ederek, şirket yetkilisi olarak şirket adına hesabına yatırılan parayı inkar ettiğini, mahkemece bu hususların göz ardı edilerek karar verildiğini, ödeme yapılan kişinin şirket yetkisi olduğunu, dikkate alınmadığını ve kötü niyetli davacının mahkemece ödüllendirildiğini, şirket yöneticilerinin ortaklara ve üçüncü kişilere verdiği zararlardan sorumlu olduklarını, şirket organı olarak işlem yapan davacının sorumluluğunun göz ardı edildiğini, oluşan zararda TTK hükümlerine göre davacının sorumlu olduğunu, Müvekkil ile davacının eski ortağı ve yetkilisi olduğu ... A.Ş arasında 29.04.2016 tarihlinde düzenlenen işletme devir sözleşmesi ile şirkete ait ticari işletme ve demirbaşlarının 75.000,00 TL bedelle devir alındığını, devir bedelinin sözleşmenin imzalandığı tarihte müvekkilinin abisi ... tarafından 29.04.2016 tarihinde şirket hesabına ödendiğini, bunun yanı sıra ... tarafından, 25.04 2016 tarihinde 25.000,00 TL'nin "..." açıklamasıyla gönderildiğini, 29.04.2016 tarihinde aynı kişi tarafından davacının hesabına kalan 100.000,00 TL'nin gönderildiğini, bilirkişi raporunda toplam 99.975,00 TL ödemenin işletme devir sözleşmesine istinaden yapıldığının belirlendiğini, ancak bir kısım paranın şirket hesabına aktarılmayarak davacının ukdesinde tutulduğunun belirlendiğini, şirketin ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması nedeniyle şirket adına tahsil edilen paraların kayıtlara yansıtılması gerektiğini, davacının soyut olarak borcun varlığını iddia ettiğini ancak buna ilişkin kanıt sunmadığını, bu dönemlerde maddi durumu kötü olan davacının borç verebilecek gücü bulunmadığını, devir konusu işletmenin devri sonrası davacının edimlerini yerine getirmemesi nedeninin mülk sahibinin sıkıntılar yaşadığını, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesine rağmen nispi vekalet ücretine karar verildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, İİK'nın 72. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası olup, davacının .. sayılı dosyası nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesi ve tazminat talep edilmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; yetkilisi olduğu şirkete ait işletmenin 75.000,00 TL karşılığında davalıya devredilmesi hususunda anlaşmaya varıldığını, devir sözleşmesinin 29.04.2016 tarihinde imzalandığını, bu tarihte şirket hesabına devir bedeli olan 75.000,00 TL'nin gönderildiğini, devir bedelinin davalıca tam olarak şirket hesabına ödenmesine rağmen müvekkili aleyhine "işletme devir için fazla ödenen bedel" açıklaması ile 125.000,00 TL bedelle icra takibi başlatıldığını, fazla ödendiği iddia edilen bedelin 29.04.2016 tarihli işletme devir sözleşmesi ile ilgisinin bulunmadığını, söz konusu bedelin taraflar arası şahsi borç ilişkisinden kaynaklandığını ileri sürerek, müvekkilinin takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalı vekili, müvekkili ile ... A.Ş. arasında 29.04.2016 tarihinde düzenlenen işletme devir sözleşmesi uyarınca 75.000,00 TL bedelle işletme hakkı ve demirbaşların alındığını, taşınmazın ise aylık 6.000,00 TL bedelle davalıya alt kiraya verildiğini, dava dilekçesinde belirtildiği üzere 75.000,00 TL devir bedelinin, müvekkilinin abisi ... tarafından 29.04.2016 tarihinde şirketin banka hesabına ödendiğini, ayrıca aynı kişi tarafından 25.04.2016 tarihinde müvekkili adına, "..." açıklamasıyla 25.000 TL ödeme yapıldığını, davacının hesabına daha sonra 29.04.2016 tarihinde işletme devir sözleşmesinin imzalandığı gün 100.000 TL ödeme yapıldığını, bu ödemenin şahsi borç ilişkisi nedeniyle yapılmadığını, işletme devir sözleşmesi kapsamında fazladan ödeme yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.Öncelikle, ilk derece mahkemesince, HMK'nın 33. maddesi kapsamında Türk Hukukunun re'sen uygulanarak, tarafların iddia ve savunmalarının kanuni temellerinin belirlenmesi ve davacının husumet nedeniyle borçtan sorumlu olmadığına karar verilmesinde HMK'nın 26. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Zira anılan madde de tarafların neticei talebinden fazlasına karar verilemeyeceği ancak anlatılan olaylara göre tarafların sıfat ve sorumluluklarını değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.Mahkemece, ispat yükünün belgesiz takibe dayalı alacak talebinde bulunan davalıya ait olduğu, takip talebi ile devir sözleşmesi kapsamında davalıya yapılan ödemelerin istirdadının istendiği ancak sözleşmenin tarafı olan şirkete karşı takip başlatılmadığı, bu nedenle davacının takip yönünden husumetinin bulunmadığı, davacı aleyhine yalnızca hesabına para gönderilmesi nedenine dayanılarak davacının şahsi sorumluluğunu gerektirecek başka bir sebebe ya da vakıaya dayanmadan, başlatılan takip nedeniyle, davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yaranının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Davalı ... ile .. AŞ arasında imzalanan 29.04.2016 tarihli İşletme Devir Sözleşmesinin incelenmesinde, ... adresinde bulunan ... unvanlı işletmenin ... A.Ş. tarafından ...'e 29.04.2016 tarihinde 75.000,00 TL bedelle devir edildiği, işletmenin bulunduğu taşınmazın da 6.000 TL ve KDV bedeli ile davalıya kiralandığı, davalının dükkan sahibine veya başka bir kimseye ödemede bulunmayacağı kabul edilmiştir. Böylece sözleşme ile ticari işletmenin devir edilmekle birlikte, işletmenin bulunduğu taşınmazda alt kiracı olarak davalıya kiralanmıştır. İşletme devir sözleşmesinin yapıldığı ve yerin devredildiği hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davalı tarafından, davacıya işletmenin devri nedeniyle anlaşılan bedelden fazla bir ödemenin, geri alınmak şartıyla yapılıp yapılmadığı, işletme devir bedeli olarak kararlaştırılan 75.000,00 TL dışında icra takibine konu edilen 125.000,00 TL'lik ödemenin geri alınmak üzere fazladan yapılan ödeme olup olmadığı, fazla ödeme söz konusu bunun şirket ortağı olan davacıdan talep edilip edilemeyeceği noktasındadır. Dosyada bulunan ödeme dekontlarının incelenmesinde, devir sözleşmesinden dört gün önce 25.04.2016 tarihinde davalının abisi ... tarafından davacının kişisel hesabına '..." açıklaması ile 25.000,00 TL para gönderildiği görülmüştür. İşletmenin devredildiği 29.04.2016 tarihinde davalının abisi ... tarafından açıklamasız havale ile dava dışı şirketin hesabına 74.975,00 TL gönderilmiştir. Aynı tarihte ... tarafından şirket yetkilisi olan davacı ...'ın hesabına 99.975,00 TL para gönderilmiştir. Bu durumda davalının abisi tarafından dava dışı şirkete 75.000,00 TL, şirket yetkilisi ...'a 125.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL para gönderilmiştir.Davalı, şirket devir bedeli olarak kararlaştırılan 75.000,00 TL dışındaki 125.000,00 TL için icra takibi başlatmıştır. Davacı ise, kendisine gönderilen 125.000,00 TL'nin davalının, kendisine olan şahsi borcu nedeniyle gönderildiğini ileri sürmektedir. Eldeki davada ilamsız icra takibine yönelik açılan menfi tespit davasında ispat yükü davalı alacaklıdadır. Davalı, HMK'nın 190 ve TMK'nın 6.maddesi gereğince davacıdan alacaklı olduğunu, usulüne uygun şekilde kanıtlamalıdır. Davacı önceki savunmalarında işletme devri bedeli olarak 75.000,00 TL'ye anlaşıldığını, 125.000,00 TL'nin ise geri alınmak üzere davacıya gönderildiğini savunmuştur. Ancak sonraki aşamalarda, davacının, devir sözleşmesine aykırı davrandığını, alt kiraya verme hakkının bulunmaması nedeniyle mülk sahibi ile sorunlar yaşandığını savunmuştur. Havalenin göndereni olan ... tanık olarak alınan beyanında, esasında işletme devri için 200.000,00 TL'ye anlaşıldığını, devredenin vergi ve benzeri yükümlülüklerden kurtulması için bir kısım ödemenin şirket yetkilisinin hesabına gönderildiğini beyan etmiştir. Öncelikle davalı ile dava dışı şirket arasında düzenlenen işletme devir sözleşmesi nedeni ile şirket yetkilisine, şirketi temsilen gönderildiği ileri sürülen ödemelerin temsilciden değil, temsil olunan şirketten talep edilmesi gerekmektedir. Bu yönüyle şirkete gönderilen devir bedelinin, şirketi temsil eden davacı yönetici veya ortaktan talep edilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi hükmü yerindedir.Diğer yandan 25.000 TL bedelli ödemede kapora açıklaması bulunmasına diğer iki ödemede açıklama bulunmadığından uyuşmazlığın TBK'nun 102. maddesi hükmü çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. TBK'nın 102. maddesinde; "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur." denilmektedir. ... tarafından davacının hesabına gönderilen 99.975,00 TL için havale makbuzunda bir açıklama yapılmamıştır. Bu nedenle bu ödemenin havale göndericisinin muaccel bir borcu için gönderildiği kabul edilmelidir. Aynı kişi tarafından şirket hesabına gönderilen 74.975,00 TL yönünden ise icra takibi bulunmamaktadır. ... tarafından gönderilen ve takip konusu yapılan 25.000,00 TL'ye ilişkin havale dekontunda "..." açıklaması bulunmaktadır. Ancak yukarıda belirtildiği üzere bu para işletme devir bedeli olarak sözleşmenin tarafı olan şirkete gönderilmiştir. İşletme devir bedelinden fazla bir ödeme yapıldığı iddiası bulunuyor ise bu paranın temsilciden değil şirketten talep edilmesi gerekir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin 25.000,00 TL yönünden menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesi yerinde olduğundan, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 6.404,06 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.07.11.2024