Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2016/6712 E. 2019/2237 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2016/6712
- Karar No
- 2019/2237
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 40. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI DOSYA NO:2022/2245 KARAR NO:2025/4 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:30/06/2022 NUMARASI:2020/143 (E) - 2022/675 (K) DAVANIN KONUSU:Maddi ve Manevi Tazminat KARAR TARİHİ:14/01/2025 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Şirketine ait, davalı ...'nın idaresindeki ... plakalı araçla motosikletle seyir halinde bulunan müvekkiline çarpması sonucu yaralandığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 300 TL geçici iş göremezlik, 300 TL sürekli iş göremezlik, 400 TL tedavi ve bakım gideri tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen, 80.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ... Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş; 12/05/2022 tarihli ıslah dilekçesiyle bilirkişi raporunda belirtilen rakamlar üzerinden sınırlı olduğu limitler üzerinden davalı ... AŞ 360.000 TL'nin temerrüt tarihi olan 29/07/2019 tarihinden, davalı ... AŞ 100.000 TL'nin temerrüt tarihi olan 14/07/2020 tarihinden, diğer davalılar ... ve ... Şirketi için 778.468,02 TL'nin kaza tarihi olan 26/12/2018 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, arabuluculuk başvurusunda bulunulmadığını, davanın ... AŞ ile ... AŞ'ye ihbarına karar verilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde, davanın ... AŞ ile ... AŞ'ye ihbar edilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.Davalı ... AŞ vekili, davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince; maddi tazminat bakımından davanın kısmen kabulü ile geçici iş göremezlik zararı 20.781,96 TL, sürekli iş göremezlik zararı 583.572,28 TL olmak üzere toplam 604.354,24 TL'nin davalılar ..., ...Şirketinden kaza tarihi olan 26/12/2018 tarihinden, davalı ... AŞ yönünden temerrüt tarihi olan 29/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle (sigorta limiti olan 360.000 TL ile sınırlı olmak üzere) birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine; manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 26/12/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..., ...Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.Davalı ... AŞ vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; başvuru koşulunun yerine getirilmediğini, davanın zamanaşımına uğradığını, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunun kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe göre düzenlenmeyip raporun Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik dikkate alınarak düzenlenmesi gerektiğini, dosyada mevcut iki ATK raporu arasında çelişkiler olduğunu, çelişkilerin giderilmesi amacıyla dosyanın ATK Genel Kuruluna sevk edilmesi gerektiğini, davacının geçici iş göremezlik taleplerinin sigorta teminatı dışında olduğunu, hesaplanan sürekli iş göremezlik tazminatının hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı lehine yapılacak tazminat hesaplamasında kask nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, müvekkilinin manevi tazminattan sorumlu olmadığı hüküm altına alınmışsa da harçlar bakımından müvekkilinin de sorumlu tutulduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili aleyhine uygulanacak faizin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı ... Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mesleki mazeretinin kabul edilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, maluliyete ilişkin ATK raporları arasında çelişki olup ATK Üst Kurulundan rapor alınması taleplerinin mahkemece değerlendirilmediğini, kusur raporunun hükme esas almaya elverişli olmayıp yeniden kusur raporu alınması gerektiğini, hesaplamanın PMF yöntemine göre olması gerektiğini, davacının zararının sigorta şirketlerince giderilmesi gerektiğini sorumlu olmadıklarını, zararın zamanaşımına uğradığını, belirsiz alacak davası açılamaycağını, faiz oranına, faiz başlangıç tarihini kabul etmediklerini, manevi tazminatın fahiş olduğunu, arabulucu dava şartının yerine getirilmediğini, müvekkili lehine reddedilen talepler yönünden vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; maluliyete ilişkin ATK raporları arasında çelişki olup ATK Üst Kurulundan rapor alınması taleplerinin mahkemece değerlendirilmediğini, kusur raporunun hükme esas almaya elverişli olmayıp yeniden kusur raporu alınması gerektiğini, davacının zararının sigorta şirketlerince giderilmesi gerektiğini, manevi tazminat miktarının ve faizin fahiş nitelikte olduğunu, müvekkili lehine reddedilen talepler yönünden vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.Somut olayda; 01/07/2022 tarihli duruşmada, davalı ... Şirketi ve ...'nın birden fazla vekili olduğu ve mazeretinin belgelendirmediğinden oy birliği ile reddine karar verildiği anlaşılmakla, Mahkemenin gerekçesi ile mazeretin reddine ilişkin verilen karar yerindedir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.04.2019 tarih ve 2017/17-1099 (E) - 2019/460 (K) sayılı kararında "Somut olay bakımından davacının belirsiz tazminat alacağı davasına konu ettiği; aracında oluşan değer kaybının varlığının ve miktarının belirlenebilmesi ancak yargılama sırasında delilerin toplanıp değerlendirilmesinden yani HMK 107/2 maddesinde belirtildiği gibi tahkikatten sonra mümkün olabilecektir. Bir başka anlatımla maddi tazminat miktarının tespiti bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Bu nedenle davacının iddia ettiği zararın dava tarihi itibariyle miktar ve değerinin tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği kabul edilmelidir.Belirtilen nedenlerle, davacının davaya konu taleplerinin belirsiz alacak davasına konu olabilecek nitelikte olduğu ve dava tarihi itibariyle zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği anlaşılmakla HMK’nin 107. maddesine uygun olarak, aradaki hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar veya değeri belirtmek suretiyle dava açabileceği sonucuna varılmıştır." yönünde karar verilmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 109/2. maddesine göre "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir."Dava konusu kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nin 86 ve 66/1-d maddelerine göre, ceza dava zamanaşımı 8 yıldır. Kaza tarihi olan 26/12/2018 tarihi ile dava tarihi olan 16/02/2020 tarihi dikkate alındığında 8 yıllık ceza dava zamanaşımının dolmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, davalı tarafın zamanaşımına yönelik istinaf iddia ve itirazı yerinde değildir.Kazaya karışan araç davalı sigorta şirketine ZMSS poliçesi ile sigortalı olup davacı vekili sigorta şirketine 13/07/2019 tarihli dilekçesi ile başvuru yaptıktan sonra verilen olumsuz yanıt üzerine dava açtığına göre KTK'nin 97.madddesindeki başvuru koşulu yerine getirildiğinin kabul edilmesinde usul ve Yasaya bir aykırılık yoktur. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin birinci fıkrasında; "İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine ilişkin aşağıdaki hükümler uygulanır." hükmü yer almaktadır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz.Somut olayda davacı vekilinin 13/07/2019 tarihli dilekçesi ile davalı sigorta şirketine başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır. Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvuru bulunduğu hallerde dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulamayacağının düzenlemesine göre, davacı vekilinin özel dava şartı olarak düzenlenen KTK'nin 97. maddesi kapsamında zorunlu başvuru şartını yerine getirdiği gözetilerek işin esasına girilerek karar verilmesi yerindedir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/14429 Esas 2021/5729 Karar sayılı ilamı). KTK'nin 3. maddesinde, "İşleten:Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır." şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 85/1. maddesine göre "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. " maddenin son fıkrasına göre ise "işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur." İşletenin bu sorumluluğu bir tehlike sorumluluğudur.KTK'nin 3. maddesinde işleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçüt olmak üzere iki ayrı ölçüden yararlanılmıştır. Şekli ölçüye göre trafik sicilinde malik görülen kişi işletendir. Maddi ölçüye göre ise trafik sicilinde adı geçen kişinin önemi bulunmamakta olup önemli olan araç üzerindeki fiili hakimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama, masraf ve rizikolara katlanma gibi ölçütlerdir. İşletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay'ın kabul ettiği görüş maddi ölçüdür (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 28/02/2019 tarih ve 2016/6712 E. ve 2019/2237 K. sayılı kararı). Davalı ... Şirketi aracın maliki olduğuna göre, işleten olarak kaza anında bu aracı kullanan sürücünün kusurundan dolayı doğan zarardan davacıya karşı müteselsilen sorumludur. Aracın bir başkası tarafından işletilmesi de bu sorumluluğu kaldırmayacaktır. Bu nedenle Mahkemece davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.Mahkemece alınan 01/01/2021 tarihli ATK İstanbul Trafik İhtisas Dairesi raporuna göre davacı motosiklet sürücüsünün %20, davalı sürücünün ise %80 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği görülmektedir. Bu durumda Mahkemece alınan kusur raporu ile ceza yargılamasındaki kusur raporlarının örtüştüğü, Kaza Tespit Tutanağı ve olayın oluşuna uygun düştüğü nazara alındığında kusura yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK'nin 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.Somut olayda; motosiklet sürücüsü olan davacının Kaza Tespit Tutanağında kask takmadığına ilişkin belirtme bulunmadığı ve ATK maluliyet raporunda davacının diz ve ayak bölgesinden yaralandığı belirtilmiş olduğundan müterafik kusur indirimi yapılmaması yerindedir. Somut olayda mahkemece, ATK 2. İhtisas Dairesinin Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre kişinin tüm vücut engellilik oranının %27 olduğu kabul edilerek, bu oran itibarıyla yapılan hesaplama sonucu bulunan tazminata hükmedildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davacının maluliyetine ilişkin sağlık kurulu raporunda davacının kaza sonrası tedavilerine ilişkin kayıtların ve raporların irdelenerek kaza ile maluliyet arasında uygun nedensellik bağının kurulmasına, raporun kaza tarihine göre uygun yönetmelik hükümlerine göre ve yetkili heyetçe ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olarak düzenlenmiş olmasına göre; bu konulardaki davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir. Yargıtay 17. (kapatılan) ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesi'nin 17/07/2020 tarih ve 2019/40 (E) - 2020/40 (K) sayılı kararı sonrasında vermiş olduğu güncel kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da "progresif rant" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/6135 E. ve 2022/10604 K., 2021/16078 E. ve 2022/10550 K., 2021/13398 E. ve 2022/10498 K.,Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/2598 E. ve 2021/34 K., 2019/3713 E. ve 2020/2420 K. sayılı kararları). Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğince genel şartlarda belirtilen 1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplama yapılması olanaklı değildir. İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunun davacı için belirlenen kalıcı maluliyet oranı, geçici maluliyet süresi, kaza tarihindeki yaşı, meslek derneğinden emsal ücret araştırması yapılarak belirlenen geliri esas alınarak, TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant formülüne göre düzenlendiği ve tazminatın belirlendiği anlaşılmıştır. Bu nedenle usul, yasa, Yargıtay içtihatları ile belirlenmiş hesaplama yöntemine göre tazminat hesabı içeren aktüerya raporunun hükme esas alınmasında ve sigorta şirketinin poliçe limitiyle sorumluluğunun belirtilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından bu hususa değinen istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi genel şartlar değişikliğinden önce ve halen yürürlükte bulunan KTK'nin 98. maddesinin kapsamının belirlenmesi bakımından vermiş olduğu 27/03/2014 tarih ve 2013/ 4616 (E) - 2014/4465 (K) sayılı kararında; "2918 sayılı Yasa'nın 98. maddesi kapsamında kalan tedavi giderlerinden Sosyal Güvenlik Kurumu, yasa kapsamı dışında kalan bakıcı veya tedaviye bağlı sair giderlerden varsa trafik şirketi yoksa Güvence Hesabı ve her iki halde de diğer haksız fiil sorumlularının (işleten ve sürücü gibi) sorumlulukları devam edecektir" yönünde karar vermiştir. Bu nedenle davalı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.Yine, davacı vekilinin dava ve ıslah dilekçesinde belirttiği üzere; davalı sigorta şirketine başvurusunu yaptıktan sonra verilen olumsuz yanıt üzerine dava açtığına göre KTK'nin 97. maddesindeki başvuru koşulunun yerine getirildiğinin kabulü ile davalı sigorta şirketi yönünden başvuru tarihinden itibaren 8 gün sonrasının, diğer davalılar yönünden olay tarihinden itibaren avans faize hükmedilmesinde usul ve yasaya bir aykırılık yoktur.KTK'de manevi tazminat konusunda özel bir düzenleme yapılmadığından trafik kazası nedeniyle oluşan cismani zarar nedeniyle manevi tazminat talep edilmesi halinde TBK'de manevi tazminata ilişkin hükümler uygulanacaktır. TBK'nin "manevi tazminat" başlıklı 56/1. maddesine göre,"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir."TBK’nin 56/1. maddesi gereğince, hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzur duygusunu doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer işlevi olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanması da amaç edinilmemiştir. O halde, tazminatın miktarı onun amacına göre belirlenmelidir.Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerektiği kadar olmalıdır. Hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat takdir edilirken, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli, davacının uğradığı zararın kapsamı, davalının sorumluluğunun niteliği, kusur oranları ve özellikle caydırıcı bir etki doğuracak düzeyde olması gerektiği de göz önünde tutularak, meydana gelen trafik kazası sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen tutarlara hükmedilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalara göre, kazanın oluş şekli, davacıdaki yaralanmanın niteliği ve maluliyet oranı ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte değerlendirildiğinde,İlk Derece Mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu, manevi tazminat müessesinin amacına ve hakkaniyete uyduğu kanısına varıldığından, davalı vekilinin, manevi tazminat miktarı yönündeki istinaf itirazı yerinde değildir. Ancak, 02/06/2018 tarihli 30439 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 25. maddesinin (9) numaralı bendinin arabuluculuk sürecine ilişkin olduğundan, Mahkemece, reddedilen maddi ve manevi tazminat talebi yönünden davalılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmamış, bu yöndeki istinaf itirazlarının kabulüne karar verilmiştir. Yine, Mahkemece hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat için ayrı ayrı harç hesaplanması ve maddi tazminat için harç hesaplanırken sadece maddi tazminat için yatırılan peşin harç ve ıslah harcının mahsubu gerekirken maddi ve manevi tazminat tutarları toplamı üzerinden harç hesaplanması usul ve yasaya aykırı kabul edilerek, bu husustaki davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf itirazı yerinde görülmüştür. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:A-Davalı ... Şirketi vekilinin, davalı ... vekilinin ve davalı ... AŞ vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile,Yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK'nin 353/1-b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere kaldırılmasına,Buna göre:1-Maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile geçici iş göremezlik zararı 20.781,96 TL, sürekli iş göremezlik zararı 583.572,28 TL olmak üzere toplam 604.354,24 TL'nin davalılar ..., ... Şirketinden kaza tarihi olan 26/12/2018 tarihinden, davalı ... AŞ yönünden ise temerrüt tarihi olan 29/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle (sigorta limiti olan 360.000 TL ile sınırlı olmak üzere) birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, 2-Manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 26/12/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ... Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 3-İlk derece mahkemesinin 20/03/2020 tarihli ara kararı uyarınca davacının adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi nedeniyle davacı tarafından peşin alınması gereken karar ve ilam harcı yatırılmadığından Harçlar Kanunu uyarınca maddi tazminat davası yönünden alınması gereken 41.283,43 TL ilam harcının, -davalı ... AŞ, 24.591,60 TL'den müteselsil sorumlu olmak kaydıyla- davalılar ... Şirketi ve ... ile davalı ... AŞ'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-Harçlar Kanunu uyarınca manevi tazminat davası yönünden alınması gereken 3.415,50 TL ilam harcından peşin alınan 1.383,28 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.032,22 TL harcın davalılar ... Şirketi ile ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından dava açılışında manevi tazminat davası için yatırılan 1.383,28 TL peşin harcın davalılar ... Şirketi ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 284,90 TL yargılama gideri ile 54,40 TL başvurma harcı toplamı toplamı 339,30 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davacının adli yardım talebi kabul edilmekle suçüstü ödeneğinden karşılanan 1.000 TL bilirkişi ücreti, 820 TL, 1.070 TL ve 723 TL ATK rapor gideri olmak üzere toplam 3.613 TL yargılama giderinin (manevi tazminat davası bakımından ayrıca yapılmış yargılama gideri bulunmadığından), davalı sigorta şirketi 2.167,80 TL'den müteselsil sorumlu olmak kaydıyla, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazineye gelir kaydına,8-İlk derece mahkemesinin vekâlet ücretine ilişkin hükmü yinelenerek kabul edilen maddi tazminat talebi yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) gereğince hesaplanan 47.267,71 TL vekâlet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, 9-Maddi tazminat davasının reddedilen kısmı yönünden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) gereğince belirlenen 30.000 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalılara verilmesine, 10-İlk derece mahkemesinin vekâlet ücretine ilişkin hükmü yinelenerek, kabul edilen manevi tazminat davası yönünden AAÜT uyarınca hesaplanan 7.300 TL vekâlet ücretinin davalılar ... ve ... Şirketinden alınarak, kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,11-Manevi tazminat davasının reddedilen kısmı yönünden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) gereğince belirlenen 7.300 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak, davalılar ... Şirketi ve ...'ya verilmesine,12-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 1.320 TL arabuluculuk ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 13-Karar kesinleştiğinde ve istek halinde kullanılmayan gider avansının ilgilisine iadesine,B-İstinaf İncelemesi Bakımından:1-Davalı ... Şirketi ve davalı ... ile davalı ... AŞ tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harçlarının, istem halinde İlk Derece Mahkemesi tarafından ayrı ayrı iadesine,2-İstinaf aşamasında davalılar ... Şirketi ile ... tarafından yapılan toplam 107 TL posta ve tebligat gideri ile 220,70 TL istinaf başvuru harcının davacıdan tahsili ile davalılar ... Şirketi ile ...'ya verilmesine, 3-İstinaf aşamasında davalı ... AŞ tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvuru harcının davacıdan tahsili ile davalı ... AŞ'ye verilmesine, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/01/2025