Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2015/6975 E. 2016/2969 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2015/6975
- Karar No
- 2016/2969
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1024 KARAR NO: 2024/1474 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 19/01/2021 NUMARASI: 2019/433 Esas - 2021/39 Karar DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalının davacı şirketin ... imalat ve satışının yapıldığı bölümünde 24.02.2011 başlangıç tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi ile satış ve pazarlama müdürü olarak çalışmakta olduğunu, davalının iş akdinin davacı şirket tarafından 19.09.2017 tarihinde 4857 Sayılı kanunun 25/II-e bendi gereği feshedildiğini, davalının davacı şirketteki pozisyonu gereği firmanın müşteri çevresine ve iş sırlarına nüfuz etme imkanı bulunması nedeniyle iş sözleşmesinin genel şartlar bölümünün 13. Maddesinin 4. Fıkrasına Sadakat ve sır saklama yükümlülüğü, 5. Fıkrasına rekabet yasağı maddesi konulduğunu, yasağa aykırı hareket halinde 10.000.-Euro cezai şart ödemesinin kararlaştırıldığını, davalının davacı işyerindeki kıdeminin 7. Yılında sigortalılığı devam ederken ... Endüstriyel Ürünleri Dağıtım Pazarlama-... unvanlı bir şahıs şirketi kurduğu, davacı şirketin addblue ürünü sattığı bu müşterilerle bizzat temasa geçen davacı şirket yetkilisinin müşterilerinin artık mezkur firmadan addblue temin ettiklerini öğrendiğini ve davalının şirketlere kestiği bazı faturaları ilettiğini, davacının ticari kayıtları incelendiğinde fatura sahibi firmalardan ... firmasının 29.06.2013 tarihinden itibaren, ... Gıda firmasının 10.01.2012 tarihinden itibaren, ... firmasının 19.03.2012 tarihinden itibaren davacının müşterisi olduklarının görüleceğini, davacının firmaların her biri ile ticari hacminin 60.000-TL civarında olduğunu iddia ve beyan ederek, 10.000.-EURO cezai şart ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000-TL maddi zararının davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalıya yasaya uygun olarak tebligat yapılmış olmasına karşın, davaya cevap vermediğinden H.M.K.'nın 128. maddesi hükmü gereğince davayı inkar ettiği varsayılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davacının maddi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirme sonucunda; sözleşmede yer alan ceza koşulunun zararla ilişkisini düzenleyen 6098 sayılı TBK'nın 180/2. maddesine göre, alacaklının uğradığı zarar, kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklının, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemeyeceği, davalının gerçekleştirdiği kabul edilen haksız rekabetin esasen cezai şarta hükmedilmesinin de koşulu olduğu, rekabet yasağına aykırılık koşullarının haksız rekabet ile aynı mahiyette olduğundan ve davacı tarafça da, cezai şartın bir unsuru olan haksız rekabetin gerçekleşmesi durumunda cezai şartı aşan bir zararın varlığı ispat edilemediğine göre sadece cezai şart talep edebileceği kanaatine varılarak davacının maddi tazminat isteminin reddine, Hakimin takdir hakkını kullanarak 6098 sayılı TBK 182/son maddesini uygulamak suretiyle yapmış olduğu indirim miktarı vekalet ücretinin hesabında dikkate alınamayacağından reddolunan kısım üzerinden davalı lehine karşı vekalet ücretine hükmedilmemiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/18/421 Esas, 2009/526 Karar sayılı 18/11/2009 günlü içtihadı), ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: davalı aleyhine usule yasaya ve dosya içeriğine aykırı olarak davanın kabulü ile 5.000,00 Euro cezai şarta hükmedildiğini, bilirkişi raporunda : "...davalının, davacının müşterileriyle yapmış olduğu ticaretin sonucunda 1.510,40.-TL'lik fatura düzenlediği anlaşıldığından..." şeklinde denilerek davalının. davacının müşterileri ile yapmış olduğu ticaret nedeniyle sadece 1.510,40 TL kazanmış olduğunun belirtildiğini, TBK md. 444/2'derekabet yasağının oluşabilmesi için hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve aynı zamanda kümülatif olarak bu bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olması gerektiğinin düzenlendiğini, davalının, sözleşmeye aykırı davrandığını kabul etmemekle birlikte alınan bilirkişi raporunda da davalının, davacının müşterileri ile yapmış olduğu ticaret sonucu kesmiş olduğu fatura bedelinin 1.510,40 TL olduğunu ve kanaatlerince bu miktarın davacı işverenin önemli bir zarara uğramasına sebep olabilecek bir meblağ olmadığını, davayı aydınlatmaya yönelik olan ve yargılamayı sürüncemede bırakmayı amaçlamayan daha sonradan elde ettikleri mail ekran görüntülerinin mahkemece dikkate alınmadığını, vergi dairesinin cevab-i yazısında davalının 24.08.2017 gününde davacı firma ile aynı faaliyet kolunda bir ticari işletme kurduğu belirtilmişse de davacı firmanın kendi müşterilerine göndermiş olduğu ve dosyaya ibraz etmiş oldukları mail çıktılarında davacı firmanın 11.08.2017 tarihi itibariyle söz konusu ürününün satımını ve üretimini yapmayacağının ve piyasadan çekilmiş olduğunun görülmekte olduğunu, bu sebeple davacı firmanın söz konusu ürünün üretimini ve satışını durdurduğundan, piyasadan çekilmiş olduğunu da müşterilerine bildirdiğinden TBK md. 447 gereğince işverenin rekabet yasağının sürdürülmesinde gerçek bir yararı da mevcut olmadığından rekabet yasağının sona ermiş olduğunu, sona ermiş olan bir rekabet yasağı nedeniyle davalı aleyhinde cezai şarta hükmedilmiş olmasının kanuna ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini beyanla, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinaf ve davalının istinafına cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin vermiş olduğu kararın hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, çünkü davalının yaptığı işten elde ettiği kazanç miktarının yüksek olmakla birlikte rekabet yasağına aykırı davranmasından dolayı davacı firmayı bu işi devam ettiremeyecek konuma düşürdüğünü, bu sebeple içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar çerçevesinde bu cezai şartın tamamını ödemiş olsa dahi davacı firmanın zararlarının karşılanmayacağını, davacının, davalının kendisinde pazarlamacı olarak çalıştığı dönemlerde, müşteri kaybı sebebi ile faaliyetini devam ettiremediğini, büyük bir zarar ile fiilen iflas etmiş konuma gelerek faaliyetini durdurmak zorunda kaldığını, buna sebep olanın da davalının kendi adına aynı iş üzerine faaliyet gösteren firma açarak davacının müşterilerini kendi firmasına bağlamak sureti ile davacı şirketin iflasına sebep olduğunu, bu sebeple ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın düzeltilerek talepleri gibi 10.000 Euro üzerinden karar verilmesini talep ettiklerini, davalının yapmış olduğu işlerle davacının müşterileri ile kurmuş olduğu ilişkileri kullanarak kendisine kazanç sağladığını ve davacının işini yapamaz hale gelmesine sebep olduğunu, davalı tanığı beyanlarınında iddialarını doğrular nitelikte olduğunu, taraflar arasında iş ilişkisine dayalı devam eden davada, davalı tarafın kendi tanıklarının dahi ileri sürmüş oldukları hususları teyit ettiğini, davalının bu tutum ve davranışları sebebi ile davacı şirketin çalışamaz hale geldiğini ve büyük bir zarar ile faaliyetine son vermek zorunda kaldığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve ecrimisil taleplerinin kabulü ile 10.000 Euro tazminatın (talebiz gibi 28.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte) davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: hükme dayanak raporda; taraflar arasındaki rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmünün, TBK m. 445/1 hükmünde yer alan "yer, zaman ve işlerin türü bakımından" uygun sınırlamalar içeren geçerli bir sözleşme olduğu, taahhütnamenin, TBK m. 444/2 hükmünde öngörülen "müşteri çevresi veya üretim sırları ile ilgili elde edilen bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması" şartını da taşıdığını ve iş bu raporda da , rapora istinad eden kararda da davalının haklı ve mantıklı savunmalarının dikkate alınmadığını ve eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğini, davalının, davacı şirkette 2010 yılı Temmuz ayından beri fiilen çalışmaktayken taraflar arasında 24.02.2011 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi akdedildiğini, ancak iş akdinin esasen davacının iddia ettiği gibi 19.09.2017 tarihinde feshedilmediğini, davacı tarafın adblue imalat ve satışı işini 05/08/2017 tarihinde sonlandırınca davalının talebi olmaksızın davalıyı önce tatile göndermediğini, 20 gün boyunca davalıya başkaca bir iş alanı yaratmadığı gibi davalı şirket bünyesinde başka bir pozisyona kaydırmadığını, davacının bu tutumu ile davalıyı fiilen işsiz bıraktığını, fakat tazminatlarını ödememek için resmen işten çıkartmadığını, davalı ile davacı şirket yetkilisi ... arasında geçen Whatsapp yazışmasında da bu durumun açıkça görülmekte olduğunu, satış pazarlama sorumlusu olarak çalışan davalı işsiz kalınca ve davacı da adblue piyasasından tamamen çekildiğini müşterilerine duyurunca davacının 24/08/2017 tarihinde kendi firmasını kurduğunu, her ne kadar iş sözleşmesinde rekabet yasağına ilişkin madde varsa da davacı tarafın bu yasağı anlamlı kılacak bir faaliyeti kalmadığını, davacının muhasebe departmanının resmi mail adresinden (...@....) müşterilerine atılan maillerin birisinde, şirketin "05/08/2021 tarihi itibariyle ... markalı adblue ürününün imalat ve satışına son verilmiştir" ifadeleri, diğerinde ""11/08/2021 tarihi itibariyle ... markalı adblue ürününün imalat ve satışına son verilmiştir" ifadeleri yer aldığını, davalının işten resmi çıkışının geç yapılmasının davalının talep ettiği kıdem ve ihbar tazminatı ile sair özlük haklarında tarafların anlaşamamasına dayalı olduğunu, davalının bu haklarını tam ve eksiksiz isteyince iş akdinin 19/09/2017 tarihinde güya haklı nedenle fesih edilmiş gibi bu vesileyle kıdem ve ihbar tazminatı sorumluluğundan kurtulmaya çalışıldığını, bu nedenle dava dilekçesinde beyan edilen 19/09/2017 tarihinde haklı nedenle fesih iddiasının gerçek durumu yansıtmadığını, davalının şahıs firmasını kurarken davacı taraf çalışanı olmadığını, davalı tarafın eski müşterisi olan kişilere adblue ürünü verirken davacı tarafın bu sektörde faaliyeti bulunmadığını, davalının sektörde faaliyetine başladığı esnada davacının aynı sektörde faaliyeti kalmadığını, bu nedenle iş sözleşmesine aykırılık da haksız rekabet de söz konusu olmadığını, bu iki husus tamamen göz ardı edilerek tazminat mahiyetinde cezai şarta hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava; işçinin rekabet yasağına dayalı olarak açılan cezai şart alacağının ve maddi tazminatın tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalının davacıya ait iş yerinde 24/02/2011 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi ile aynı tarihte satış ve pazarlama müdürü olarak işe başladığı, iş akdinin davacı tarafça 19/09/2017 tarihinde iş kanunu 25-II-e bendi "İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması." dayanak gösterilerek (29 koduyla) feshedildiği, davalını iş akdi devam ederken 24/08/2017 tarihinde davacı ile aynı iş koluna ait ve aynı maulü (addblue)üretim ve pazarlaması yapan ... Ürünleri Dağıtım Pazarlama - ... adlı şahıs firması adıyla işe başladığı görülmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 13.4 maddesinde işçinin sır saklama yükümlülüğü düzenlenmiş, 13.5 maddesinde ise rekabet yasağı "İşçi iş sözleşmesi devam ettiği sürece özel de olsa başka bir işte çalışmamayı taahhüt eder. Ayrıca iş akdi hangi sebeple sona ererse ersin işçi 2 yıl süreyle aynı iş kolunda faaliyet gösteren başka bir işyerinde çalışmamayı şimdiden kabul ve taahhüt eder. Bu taahhüdüne riayetsizliği halinde 10.000 Euro cezai şartı ödemeyi kabul etmiştir. Ayrıca yine bu taahhüdüne riayetsizliğine ek olarak iş verenin müşteri portföyünden kendisine yada aynı sahadaki başka işverenlenin nemalandıması söz konusu olursa iş verenin uğrayacağı bu zararlarla ilgili tazminat hakları sakladır" şeklinde düzenlenmiştir. İş sözleşmesinin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348/1. maddesinde, iş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki tarafın, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebileceği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise, rekabet memnuniyetine dair olan şartın, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise caiz olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir. Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi Eski Borçlar Kanunu yürürlükteyken imzalanmış ise de davalının iş akdi 6098 sayılı TBK yürürlüğe girdikten sonra 19/09/2017 tarihinde işverence iş kanunu 25/II e bendince erdirilmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. Maddesinde, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümlerinin uygulanacağı; aynı Kanun'un 4. Maddesinde ise, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Taraflar arasında Eski Borçlar Kanunu yürürlükte olduğu dönemde akdedilen hizmet sözleşmesinde; işçinin, işten ayrıldığı takdirde 2 yıl süreyle rekabet etmeme yükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin bu hükmü, davalının işten ayrıldığı 2017 yılında hüküm doğurmaya başlamıştır. Bu durumda 6101 sayılı Yasa'nın 4.maddesindeki düzenleme uyarınca dava konusu rekabet yasağı ve cezai şarta ilişkin sözleşme hükmü konusunda Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmalıdır (Yargıtay 11.HD.'nin 16.03.2016 tarih ve 2015/6975 E.- 2016/2969 K. sayılı kararı). 6101 sayılı Yasa'nın 1. maddesi uyarınca olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 444 maddesinde; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.”, devam eden 445. maddesinde ise; “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” düzenlemesi mevcuttur. Taraflar arasındaki sözleşmede asgari 2 yıllık rekabet yasağı süresi öngörülmüş, rekabet yasağının geçerli olacağı yer açıkça belirlenmemiş, "aynı iş kolunda faaliyet gösteren firmada" geçerli olacağı ifade edilmiştir. TBK'nın 445/1 fıkrasında bu tür sözleşmeler bakımından yer ve zaman sınırlaması öngörüldüğü gibi aynı maddenin ikinci fıkrasında da mahkemece aşırı nitelikteki rekabet yasağı hükümlerinin kapsamı veya süresi bakımından sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda TBK.'nın 445. maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir .(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2016 Tarih ve 2015/12450 E - 2016/6672 K. Sayılı Kararı). Dosya kapsamı itibariyle davacı ile davalın kendi adına faaliyete başladığı şahıs firmasının her ikisinin de İstanbul İlinde, aynı sektörde faaliyet gösteren ve aynı müşteri çevresini hedefleyen rakip firmalar olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre her ne kadar sözleşmede rekabet yasağı yer olarak sınırlandırılmamış ise de rekabet yasağının yer itibariyle İstanbul sınırlarında geçerli olduğunun kabulü gerekir. Davalı taraf, rekabet yasağı sözleşmesiyle hizmet sözleşmesinden sonra 2 yıl süre ile işverenin iş alanına giren başka bir rakip işletmede çalışmayacağını taahhüt etmesine rağmen, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren şahıs firmasını iş akti sona ermeden faaliyete geçirmesi, davacı şirketteki pozisyonu itibariyle ortak müşteri portföyü ve benzer ürün isim ve içerik bilgilerine sahip olarak davacı şirketin gizli bilgilerine sahip olarak ekonomik alanda davacı şirketi önemli ölçüde zarar yönünde etkileyebileceği sonuç ve kanaati hasıl olmakla somut olayda davalı işçinin rekabet yasağını ihlal ettiğinden davacının cezai şart talebi yerinde (Yargıtay 11. H.D.'nin 2015/8396 E. - 2016/3470 K. sayılı, 30.03.2016 tarihli kararı) olup, mahkemenin bu yöndeki kabulü yerindedir. Davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK.'nın 182/son maddesi uyarınca; hakim, fahiş bulduğu cezai şartı resen tenkis edebilir. Davalının davacı firmadaki pozisyonu, son yıl almış olduğu ortalama ücreti, sözleşmesinde gizlilik maddesi ve rekabet yasağına aykırı davranılması nedeniyle davacının uğrayacağı zarar ihtimalinin boyutu , rekabet yasağı kaydına ilişkin davacı iş verenin üstlendiği karşı bir edim de bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde mahkemece belirlenen cezai şarttan 1/2 oranında tenkis yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde de bir isabetsizlik yoktur. Açıklanan sebeplerle HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davacı ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 360,05 TL harcın, alınması gerekli olan 1.440,04 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.079,99 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Davacı ve davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.17/10/2024