Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2015/3502 E. 2014/1091 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2015/3502
- Karar No
- 2014/1091
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/1536 KARAR NO : 2025/533 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19.07.2022 NUMARASI : 2017/757 Esas 2022/634 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 26.03.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 26.03.2025 İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.07.2022 tarih 2017/757 Esas 2022/634 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, davacı şirketin 2013 yılında kurulduğunu, davalı ...'in şirketin kurucu ortak ve yetkililerinden olduğunu, 26/07/2016 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'e devrettiğini, 2017 yılı Mart ayında dava dışı ...'ın da hisselerinin diğer ortaklar tarafından satın alındığını, davalı ...'in davacı şirketten herhangi bir hak ve alacağının olmadığını bildirdiği halde diğer davalı ... tarafından keşidecisi davacı şirket, lehtarı ... ve hamili davalı ... olan bir senede istinaden Menderes İcra Müdürlüğü'nün 2017/656 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, yapılan araştırmada davalı ... ile yeğeni eski ortak ...'ın geçmiş tarihli bir senet düzenlendiklerini, bu senedi ciro etmek suretiyle menfaat temin etmeye çalıştıklarının tespit edildiğini, davalı ...'in davalı ...'in yakın arkadaşı olduğunu, davalıların kötü niyetli olarak hareket ettiklerini, davacı şirketin davalı ... ve davalı ...'e herhangi bir borcunun bulunmadığını belirterek, davacı şirketin takip nedeniyle davalılara borçlu olmadığını tespitine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı ... vekili, dava ve takip konusu senedin illetten mücerret olduğunu, senet metninden anlaşılmayan defi'lerin hamili olan davalı ...'e karşı ileri sürülemeyeceğini, ispat külfetinin davacı şirkette olduğu davalı ... ile davalı ...'in arkadaş olması başlı başına kötü niyet teşkil etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, davacının senedinin belirsiz olduğuna ilişkin iddialarını kabul etmediğini, aksinin davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, senedin şirket yetkilisi tarafından düzenlenerek kendisine verildiğini, imzanın şirket yetkilisine ait olduğunun davacınında kabulüne olduğunu, davacının iddialarını ve taleplerini şirket yetkilisine yöneltmesi gerektiğini, dava dışı ...'a yapılan ödemenin kendisinin davacı şirketten olan alacağını ortadan kaldırmayacağını, davacı şirket ile kendisi arasındaki yazışmalarda davacı şirketin 27.191 USD borçlu olduğunu kabul ettiği ve ödeneceğine dair taahhütte bulunduğu, söz konusu bononun geçerli bir bono olduğunu, davacının iddiasının yazılı delille ispatı gerektiği ve davacıdan alacaklı olduğunu, ...'in arkadaşı olmasının başlı başına kötü niyet teşkil etmediğini ve alacağını bu kişiye devredebileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin 2013 yılında İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğüne kayıtlı olarak kurulduğu, davalı ...'nun, davacı şirketin kurucu ortaklarından olduğu, adı geçenin davacı şirketteki paylarını Menderes 2.Noterliği'nin 26.07.2016 tarih ve 06573 yevmiye nolu pay devir sözleşmesi ile dava dışı ...'e devrettiği, bu devir işleminin şirketin 20.07.2016 tarih 2016/01 sayılı genel kurulu kararı ile onaylandığı, dava dışı ...'in de davacı şirketteki hisselerini Menderes 2.Noterliği'nin 15.03.2017 tarih ve 2346-2347 yevmiye nolu pay devir sözleşmeleri ile dava dışı .... ve ...'a devrettiği, bu kararın da aynı tarihli 2017/02 şirket genel kurul kararı ile onaylandığı, davacı şirket tarafından takip konusu 25.12.2016 keşide tarihli senedin şirketin eski ortağı olan dava dışı ... tarafından 15.03.2017 tarihinde pay devri gerçekleştikten sonra geçmiş tarihli olarak düzenlendiğinin ve davalılar ... ve ...'in de bu eyleme iştirak ettiğinin iddia edildiği, bu iddiaya ilişkin yürütülen ceza yargılamasında davalılar ve dava dışı ... hakkında mahkumiyetlerine yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle ayrı ayrı beraat kararı verildiği ve beraat kararının kesinleştiği, her ne kadar davalı ... söz konusu senede konu alacağının ayrı bir alacak olduğunu, takip ve dava tarihi itibariyle devam ettiğini ve bu alacağını diğer davalı ...'e devrettiğini savunmuş ise de davalı ... tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan mail yazışmalarına göre 2015 ve 2016 yıllarında davacı şirket ortak ve yetkilileri arasında ortakların şirketten olan alacaklarına ilişkin yazışmalar yapıldığı, bu yazışmalarda ortak ve yetkililerin davalı ...'in davacı şirketten 27.191 USD alacaklı olduğu konusunda uzlaşmaya vardığı, davalı ...'in 26.07.2016 tarihinde yukarıda açıklandığı gibi şirketteki paylarını geçmiş hak ve alacakları ile birlikte dava dışı ...'e devrettiği, bu devre rağmen Ankara 24.Noterliği'nin 10.03.2017 tarih ve 8415 yevmiye nolu ihtarnamesi ile davacı şirketten söz konusu alacağını talep ettiği, adı geçenin vekili aracılığıyla 15.03.2017 tarihinde davacı şirketi ibra ettiği, buna ilişkin protokol düzenlendiği, vekilin adı geçeni temsile yetkili olduğuna dair Kadıköy 5.Noterliği'nin 01.12.2009 tarih ve 8544 yevmiye nolu vekaletnamesinin bulunduğu, yine İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/347 Esas sayılı dosyası kapsamında 28.02.2019 tarihinde yapılan duruşmada davalı ...'in adı geçen vekilin vekili olduğunu beyan ettiği, yine dava dışı vekil Av....'ın ceza yargılaması kapsamında alınan beyanında ibranameyi kendisinin düzenlediğini ve ibraname düzenlerken suça konu senetten haberdar olmadığını beyan ettiği, takibe konu senet miktarıyla davalı ...'in davacı şirketten ihtarname ile talep ettiği ve 15.03.2017 tarihli protokol ve ibranameye konu olan alacak miktarının aynı olduğu, bu halde davalı ...'in davacı şirketten söz konusu alacağını 15.03.2017 tarihinde tahsil ettiğinin kabulü gerektiği, buna rağmen bu alacağın bağlı olduğu senedin davalı ... tarafından 21/06/2017 tarihinde takip konusu edildiği dikkate alındığında takip tarihi itibariyle davacı şirketin ...'e borçlu olmadığının kabulü gerektiği, davalı ...'in savunmalarına itibar edilemeyeceği aksinin davalı ... tarafından ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafından davalı ...'in kötü niyetli olarak hareket ettiği ve senet bedelinin ödendiği ileri sürülmüşse de, davalı ... ve davacı şirket arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığı, senet metninden anlaşılmayan şahsi defi'nin davalı ...'e karşı ileri sürülemeyeceği, davalı ... ve davalı ...'in arkadaş olmasının başlı başına söz konusu alacağın kötü niyetli devredildiği anlamına gelemeyeceği, davalı ...'in kötü niyetle hareket ettiğinin davacı tarafça ispat edilemediği anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmesi gerektiği, her ne kadar davacı kötü niyet tazminatı talep etmiş ve mahkemece davalı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalı ...'in takipte taraf olarak yer almadığı bu nedenle adı geçen yönünden sadece bono nedeniyle menfi tespit kararı verildiği ve davalı ...'in başlatmış olduğu bir takip bulunmadığı, kötü niyet tazminatının yasal koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla talebin reddine karar verildiği, mahkemece davacı şirketin talebi üzerine 07.07.2017 tarihli ara kararla icra veznesine girecek paranın takip alacaklısı davalı ...'e ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, bu tedbir kararının uygulandığı, davanın davalı ... lehine neticelendiği anlaşılmakla, adı geçen davalının alacağını geç almış olmasından kaynaklı uğramış olduğu zarara ilişkin tazminat talebinin kabulüne, açılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, Menderes İcra Müdürlüğü'nün 2017/656 Esas sayılı takibine dayanak keşidecisi ... Ltd Şti, lehtarı ..., keşide tarihi 25/10/2016, keşide yeri İzmir, ödeme tarihi 01/11/2016 bedeli 27.191 USD olan bono nedeniyle davacının davalı ...'na borçlu olmadığının tespitine, davalı ... yönünden davanın reddine, yasal şartları oluşmadığından davacının kötüniyet tazminat talebinin reddine, mahkemece 07/07/2017 tarihli ara kararla icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verildiği anlaşılmakla davalı ...'ün tazminat talebinin kabulü ile dava değeri olan 113.420,00 TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 22.684,00 TL tazminatın davacıdan tahsili ile davalı ...'e ödenmesine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, usule ilişkin olarak mahkemece davalı ... yönünden verilen red kararının hatalı ve belirsiz olduğunu, ...'ün kötü niyetli olduğu ve haksız kazanç elde etmek amacıyla hareket ettiğinin delillerle sabit olduğunu, esasa ilişkin olarak davalıların iddia ettikleri alacak ve borç miktarı hususunda dahi birbirleri ile tutarlı bilgi veremediklerini, davaya konu 27.191,00-USD bedelli bir senedin günümüzdeki değerinin yaklaşık 450.979,05 TL olduğunu, ancak davalıların alacak miktarında dahi anlaşamadıklarını, davalı ...'in iddiasına göre kendisinin davalı ...'e 30.000 dolar borç verdiğini, bir kısmını tahsil ettiğini ve kalan kısmı için senet aldığını, davalı ...'e göre ise ...'e olan borcunun 21.191 dolardan daha az olduğunu, davalı ...'in davalı ...'e borç ve bunun karşılığında senet aldığına ilişkin hiçbir delil sunulmadığını, davalılar arasında herhangi bir gerçek ticari veya herhangi bir borç alacak ilişkisinin mevcut olmadığını, bu bağlamda davalıların senedin soyutluğu ilkesini kötüye kullandıklarının açık olduğunu, ayrıca davalı ...'in 01.11.2016 ödeme tarihli ve vadesi gelmiş senedi icraya koymak için 15.03.2017 ibraname tarihini beklediğini, bu durumun tesadüf olmadığını, bu durumda basiretli bir tacirin, 7-8 ay senedin tahsilini beklemesinin de mantık dışı bir durum olacağını, bu bakımdan da, davalı ...'in kötü niyetli olduğunun açık olduğunu, davalı ...’in, davalı ... ile eylem birliği içerisinde hareket ettiğini gösterir diğer bir bulguda, davalı ...’in icra takibini davalı ve kendisi yönünden asıl borçlu ...'e yöneltmemesi olduğunu, her iki davalının yakın arkadaş olup, senedin tanzim ve ciro edildiği tarihte hiçbir ticari ilişkilerinin de mevcut olmadığını, bu nedenle kötü niyetli tarafların “senedin soyutluğu” ilkesine dayanmalarının da mümkün olmadığını, 01.04.2019 tarihli dilekçede izah edildiği üzere, davalı ...’in avukatı ...’a göre, 15.03.2017 tarihinde dava konusu senedin ortalıkta bulunmadığını, bu durumun senedin geri tarihli bir şekilde tanzim edildiğini göstermeye yeterli olduğunu, davalı ...’e göre senedin 15.03.2016 tarihinde keşide edildiğini, her iki durumda senedin, gerçek keşide tarihi olan 25.10.2016 tarihinde keşide edilmediğini gösterdiğini, başka bir ifade ile dava konusu senedin imza yetkisi bulunmayan bir dönemde yetkisiz bir şekilde ... tarafından tanzim edildiğini, keza ...'in hissesini 26.07.2016 tarihinde devralmış olup, 15.03.2017 tarihinde hissesini davacı şirketin diğer ortaklarına devrettiğini, davalıların yetkisiz bir kişi tarafından tanzim edildiği sabit olan bir senet nedeniyle davacıdan alacak talep etmesinin mümkün olmadığını, davacı şirketin ne davalı ...’e ne de davalı ...’e dava konusu senet nedeniyle herhangi bir borcu bulunmadığını, dava konusu senedin davacı bakımından geçersiz ve hükümsüz olduğunu, huzurdaki davanın külliyen kabulüne karar verilmesi gerekmekte olup, huzurdaki davanın davalı ... yönünden reddedilmesinin hatalı olduğunu, dolayısıyla davalı ..., kendi kontrolünde olan hisse ve yeğeni üzerinden kendi lehine sahte senet düzenlediğini, bu durumun senedin hukuka aykırı, sahte ve bedelsiz olduğunu gösterdiğini, zira senedi düzenleyen iradenin davalı ...'in iradesi olup, senedin lehtarının da davalı ... olduğunu, ...'in İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesine verdiği savunmasında senedin düzenlendiği tarihteki toplantıda şirket ortağı ...'in bulunduğunu ve kendisine senedin düzenlenmesi için talimat verildiğini ileri sürdüğünü, ancak senedin keşide tarihi olduğu iddia edilen 25.10.2016 tarihinde herhangi bir toplantı olmadığını, bunun yanında şirket yöneticisinin de yurtdışında bulunduğunu, bu hususun yurt dışı giriş ve çıkış kayıtları ile de sabit olduğunu, öte yandan, taraf lehine hükmedilen vekalet ücreti miktarının da hatalı hesap edildiğini, davanın dava değerinin dolar cinsinden olduğunu, bu nedenle, tarafa hükmedilecek vekalet ücretinin, dava değerinin karar tarihindeki kur üzerinden hesap edilmesi sonucunda çıkacak rakama göre belirlenmesi gerektiğini, ancak mahkemece davacı şirket lehine icra takibi açılış tarihindeki kur üzerinden hesap edilen harca esas miktara göre vekalet ücreti belirlediğini işbu durumun hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... vekili, davalının dava konusu kambiyo senedi ile davacı şirketten sair alacaklarının aynı ve tek olduğu yönünde bir kabulü olmadığını, davacının ileri sürdüğü ibranamenin dava konusu kambiyo senedi ile ilgisinin bulunmadığının açıkça ortada olduğunu, kaldı ki davada, davacı tarafın davalıya borçlu olduğunu kabul ettiğini, bu borca karşılık senet düzenlenmediğini, ancak borcu ödediğini ileri sürmekle, esasen senetten kaynaklanan borcunu ödediği iddiasında hiçbir zaman bulunmadığını, davacının hukukun aradığı şekilde bir ödeme makbuzu sunamadığını, sunulan ödeme belgesinin, takip konusu borç nedeni ile verildiğinin kabul edilebilmesi için, belgede, tanzim tarihinin, vade tarihinin ve senet miktarının belirtilmesi, bir başka deyişle takip dayanağına açıkça atıfta bulunulması gerektiğini, davacının dayanmaya çalıştığı sözde ibranamenin yukarıdaki hiçbir koşulu içermediğinin açıkça görüldüğünü, davalının davacıdan bono harici alacakları iş bu davanın konusu olmayıp, davalının bonoya ilişkin alacaklarını da borçlu olduğu diğer davalıya ciro yoluyla devrettiğinin açıkça anlaşıldığını, davacının sahtelik iddiasının, borcun ödendiği iddiası ile değiştirdiğini, sunmuş olduğu ve ibranamenin dava konusu kambiyo senedine karşısında bir ödeme belgesi olarak varsayılamayacağını, bahsi geçen belgede kambiyo senedinden bahsedilmediğini ve bononun ayırt edici özelliklerini belirtilmediği için ödeme belgesi yerine geçmeyeceğinin açık olduğunu, söz konusu ibranamenin diğer hak ve alacakları ilgilendirmekte olup bononun ödendiğine dair bir belge olma niteliğinde değilken, ilk derece mahkemesi ibranameyi, anılan kambiyo senedinin ödenmiş olduğunu kanıtlar bir belge olarak kabul etmesi usul ve yasaya, yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... vekili, davalının mağduriyetine sebep olan tedbir kararının mahkemece mümkünse bu aşamada derhal kaldırılmasını talep ettiğini, bu haksız durum karşısında davalının alacağına kavuşmasının iyice gecikeceği için yerel mahkemece davalı lehine hükmedilen tazminatın daha yüksek hesaplanması gerekirken asgari yüzde yirmi üzerinden hesaplanmasının da haksız ve hukuka aykırı olduğunu, ayrıca davacının dava değerinin dolar cinsinden olduğundan bahisle vekalet ücretinin hatalı hesaplandığını, karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerektiği iddiasının karşısında davacının da kabulünde olduğu gibi davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin ve tazminatın da aynı yöntemle, karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Yerel mahkemece taraf delillerinin toplanıldığı, bu bağlamda ceza yargılamasına konu dava dosyasında İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/347 esas sırasına kayıtlı, ... Ltd. Şti'nin şikayeti üzerine ..., ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık iddiası ile soruşturma yürütüldüğü ve soruşturma neticesinde adı geçenler hakkında dava açıldığı, yapılan yargılama neticesinde İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.11.2020 tarih ve 2018/347 esas 2020/305 Karar sayılı ilamı ile tüm sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verildiği, bu karara karşı müşteki şirketin kanun yoluna başvurduğu, istinaf incelemesi neticesinde başvurunun reddine karar verildiği ve kararın 22.03.2022 tarihi itibariyle kesinleştiği görülmüş, davacı tarafından dava dilekçesi ekinde sunulan Ankara 24.Noterliği'nin 10.03.2017 tarih ve 8415 yevmiye nolu ihtarnamesinde, keşideci ..., muhatabı ... olduğu halde, ...'in hissesini devrettiği tarihe kadar şirkete yapmış olduğu 27.191 USD'lik maddi katkının iadesi istemi olduğu ve keşideci adına Av. ... tarafından davacı şirkete gönderildiği, davacı şirket tarafından 15.09.2017 tarihli dilekçe ekinde sunulan protokol başlıklı belgede, şirket eski ortağı ...'nun, ...'nden Ankara 24.Noterliği'nin 10.03.2017 tarih ve 08415 yevmiye nolu ihtarnamesi ile talep ettiği 27.191 USD ve ayrıca şirketten olan diğer tüm hak ve alacaklarını aldığı, başkaca hiçbir şekilde herhangi bir isim altında hak ve alacak talebinde bulunmayacağını kabul ettiği, şirketi ibra ettiği ve şirket aleyhine davranışta bulunmayacağını vekili Av. ... aracılığı ile taahhüt ettiği görülmüştür. Davaya dayanak teşkil eden Menderes İcra Müdürlüğü'nün 2017/656 esas sayılı dosyasında, alacaklı ... tarafından borçlu davacı şirket aleyhine, keşidecisi davacı, lehtarı diğer davalı ... ve hamili kendisi olan, 25/10/2016 düzenleme tarihli, 01/11/2016 ödeme tarihli, 27.191 USD bedelli bonoya istinaden 21/06/2017 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 27.191 USD asıl alacak ve 730,62 USD takip öncesi işlemiş faiz olmak üzere toplam 27.921,62 USD alacak üzerinden takip başlattığı, ödeme emrinin davacıya 28/06/2017 tarihinde tebliğ edildiği, takibin 09/07/2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı şirketin 2013 yılında İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğüne kayıtlı olarak kurulduğu, davalı ...'nun, davacı şirketin kurucu ortaklarından olduğu, adı geçenin davacı şirketteki paylarını Menderes 2.Noterliği'nin 26.07.2016 tarih ve 06573 yevmiye nolu pay devir sözleşmesi ile dava dışı ...'e devrettiği, bu devir işleminin şirketin 20.07.2016 tarih 2016/01 sayılı genel kurulu kararı ile onaylandığı, dava dışı ...'in de davacı şirketteki hisselerini Menderes 2.Noterliği'nin 15.03.2017 tarih ve 2346-2347 yevmiye nolu pay devir sözleşmeleri ile dava dışı ... ve ...'a devrettiği, bu kararın da aynı tarihli 2017/02 şirket genel kurul kararı ile onaylandığı, davacı şirket tarafından takip konusu 25.12.2016 keşide tarihli senedin şirketin eski ortağı olan dava dışı ... tarafından 15.03.2017 tarihinde pay devri gerçekleştikten sonra geçmiş tarihli olarak düzenlendiğinin ve davalılar ... ve ...'in de bu eyleme iştirak ettiğinin iddia edildiği, bu iddiaya ilişkin yürütülen ceza yargılamasında davalılar ve dava dışı ... hakkında mahkumiyetlerine yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle ayrı ayrı beraat kararı verildiği ve beraat kararının kesinleştiği, dosyaya getirtilen kayıt ve belgelerden anlaşılmıştır. Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine etkisi TBK'nun maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. (Yargıtay HGK'nın 24/12/2014 tarih ve ve 2014/4-846 E. - 2014/1091 K.) Ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararı ile belirlenen maddi olguların hukuk mahkemesi tarafından kabulü zorunludur. (Yargıtay 17. HD'nın 14/06/2016 tarih ve 2015/3502 E. - 2016/7282 K. ) Bu bağlamda, dava konusu senet hakkında sanıklar ..., ... ve ... haklarında verilen beraat kararındaki maddi olguların mevcut dosyada davacının iddialarını ispata yeterli bulunmadığı yönündeki değerlendirme yerindedir. Davanın kambiyo senedi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti davası olması ve iddianın ileri sürülüş şekli nedeniyle ispat yükü davacı üzerinde bulunmaktadır. Takibe konu bononun keşidecisi davacı, lehtarı ..., ciro yoluyla hamili davalı ...'dür. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir. Bu itibarla, davacının hamili olan davalı ...'ün dava konusu bonoyu bedelsiz olduğunu bilerek devraldığını ispat etmelidir. (Yargıtay 11.HD'nin 27/12/2021 tarih ve 2021/7396 E. - 2021/7379 K. Sayılı ilamı) Somut olayda, davacı yanca sunulan delillerden davalı ...'ün dava konusu bononun bedelsiz olduğunu bilerek devraldığını ispata yeter delil bulunmadığı yönündeki kabulde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Davalı ... vekilinin istinaf nedenlerinin incelenmesinde; davalı ...'nun söz konusu senede konu alacağının ayrı bir alacak olduğunu, takip ve dava tarihi itibariyle devam ettiğini ve bu alacağını diğer davalı ...'e devrettiğini savunmuş ise de, davalı ... tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan mail yazışmalarına göre 2015 ve 2016 yıllarında davacı şirket ortak ve yetkilileri arasında ortakların şirketten olan alacaklarına ilişkin yazışmalar yapıldığı, bu yazışmalarda ortak ve yetkililerin davalı ...'in davacı şirketten 27.191 USD alacaklı olduğu konusunda uzlaşmaya vardığı, davalı ...'in 26.07.2016 tarihinde yukarıda açıklandığı gibi şirketteki paylarını geçmiş hak ve alacakları ile birlikte dava dışı ...'e devrettiği, bu devre rağmen Ankara 24.Noterliği'nin 10.03.2017 tarih ve 8415 yevmiye nolu ihtarnamesi ile davacı şirketten söz konusu alacağını talep ettiği, adı geçenin vekili aracılığıyla 15.03.2017 tarihinde davacı şirketi ibra ettiği, buna ilişkin protokol düzenlendiği, vekilin adı geçeni temsile yetkili olduğuna dair Kadıköy 5.Noterliği'nin 01.12.2009 tarih ve 8544 yevmiye nolu vekaletnamesinin bulunduğu, yine İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/347 Esas sayılı dosyası kapsamında 28.02.2019 tarihinde yapılan duruşmada davalı ...'in adı geçen vekilin vekili olduğunu beyan ettiği, yine dava dışı vekil Av....'ın ceza yargılaması kapsamında alınan beyanında ibranameyi kendisinin düzenlediğini ve ibraname düzenlerken suça konu senetten haberdar olmadığını beyan ettiği, takibe konu senet miktarıyla davalı ...'in davacı şirketten ihtarname ile talep ettiği ve 15.03.2017 tarihli protokol ve ibranameye konu olan alacak miktarının aynı olduğu, bu halde davalı ...'in davacı şirketten söz konusu alacağını 15.03.2017 tarihinde tahsil ettiğinin kabulüne yönelik İDM'ce verilen kararda herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı ... vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir. Davalı ... vekilinin davalı lehine hükmedilen tazminatın daha yüksek hesaplanması gerektiğine ilişkin istinaf nedeninin incelenmesinde; İİK 72/4.maddesi gereğince alacaklının alacağına geç kavuşması nedeniyle uğradığı zarara istinaden dava konusu edilen senet metninin dava tarihi itibariyle TL karşılığı üzerinden %20 oranında davalı ... lehine tazminata hükmedilmesi yerinde olup, davalının fazlaya ilişkin zararının dosya kapsamına nazaran kanıtlanamadığı değerlendirilmekle, aksi yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Öte yandan yine davalı ... vekili tarafından ihtiyati tedbire yönelik istinaf nedeninin incelenmesinde; HMK 397/2.maddesinde "İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder." ve İİK 72/4.maddesi gereği "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar." yönündeki düzenlemelere nazaran tedbir kararı Dairemizce verilen nihai karar ile kalkmış olacağından bu husustaki istinaf nedeninin de reddi gerekmiştir. Davacı vekili ve davalı ... vekilinin hükmedilen vekalet ücreti yönünden istinaf nedenlerinin irdelenmesinde; dava tarihi itibariyle döviz cinsinden yabancı para alacağının Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL'ye çevrilerek hesaplanması gerekmektedir. Davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin karar tarihindeki kur karşılığı üzerinden vekalet ücreti hesaplanması gerektiğine yönelik istinaf nedenleri bu nedenle yerinde değildir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 615,40-TL'den peşin alınan 1.929,76-TL'nin mahsubu ile bakiye fazla yatan 1.314,36-TL'nin istek halinde davacıya iadesine, 3-Davalı ... yönünden istinaf karar harcı olan 7.747,72-TL'den peşin alınan 1.936,94-TL'nin mahsubu ile bakiye 5.810,78-TL harcın davalı ...'ndan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davalı ... yönünden istinaf karar harcı olan 615,40-TL'den peşin alınan 80,70-TL'nin mahsubu ile bakiye 534,70-TL harcın davalı ...'den alınarak hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan giderlerin kendi üzerilerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 26.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.