Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2015/2802 E. 2015/5758 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2015/2802
Karar No
2015/5758
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1059 KARAR NO: 2025/45 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 31/12/2020 NUMARASI: 2014/1439 Esas 2020/963 Karar DAVA: İtirazın İptali DAVA TARİHİ: 13/11/2014 İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2015/1042 ESAS, 2017/1220 KARAR SAYILI BİRLEŞEN DOSYASI DAVA: Banka Teminat Mektubunun Hükümsüzlüğünün Tespiti DAVA TARİHİ: 02/11/2015 İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ İLE BİRLEŞEN İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2015/1060 ESAS, 2016/365 KARAR SAYILI BİRLEŞEN DOSYASI DAVANIN KONUSU: Banka Teminat Mektubunun Hükümsüzlüğünün Tespiti KARAR TARİHİ: 15/01/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesi ile; Taraflar arasında 07/09/2012 tarihli "Koruma ve Güvenlik Hizmet Alımı" sözleşmesi imzalandığını, 31/10/2013 tarihinde işbu sözleşmenin sona erdiğini, müvekkil şirketin bu ilişkiden kaynaklanan müvekkil şirkete ait 514.567,07 TL hak ediş alacağı 31.10.2013 tarihinde fatura edildiğini, hak ediş alacağının ödenmemesi üzerine Beyoğlu ... Noterliğinin 10 Ocak 2014 tarihli ihtarnamesi ile davalının işçi alacak davaları için uhdesine yüklü miktarda teminat olmasına rağmen hak edişi de elinde tutmasının hukuka olduğu belirtilerek, bakiye hak ediş alacağının ihtarın tebliğini müteakip üç iş günü içerisinde SGK prim borçlarına mahsuben Beyoğlu Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilmesi istendiği, daha sonraki mahsuplar ile müvekkil şirketin bakiye hak ediş alacağı 13.11.2013 tarihi itibariyle 271,649,29 TL’ye indiğini, davalı şirketten temin edilmiş hesap ekstresi incelendiğinde, davalının 271.649,29 TL'yi 13.11.2013 tarihinden itibaren bugüne kadar hukuka aykırı biçimde uhdesinde tuttuğu görüleceğini, bakiye kalan 271,649,29 TL’nin, aleyhe açılmış bulunan işçi alacak davaları nedeni ile kurumun uhdesinde tutularak ödememe yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu, işçi alacaklarının güvencesi olarak davalı şirkete yüklü miktarda teminat verildiğini, halbuki 5510 sayılı Kanunun 90. Maddesinde açıkça belirtildiği üzere hakedişin sadece "prim ve idari para cezası borçlarının " güvencesi olduğunu, bu nedenle söz konusu miktarın tekrar SGK prim borcu nedeni İle ilgili Beyoğlu Sosyal Güvenlik Merkezine iletilmesi istendiğini, ayrıca 03.04.2014 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu Beyoğlu İlçe Müdürlüğü’ne de yazı yazılarak davalı kurumca alıkonulan tutarın SGK prim borcu nedeni ile taraflarınca davalı kurumdan talep edilmesi istendiğini, ancak davacı tarafça herhangi bir cevap verilmemesi üzerine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyası ile bakiye 271.649,29 TL hak ediş alacağı ve 13.671,77-TL işlemiş faiz için icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin borca itiraz ettiğini belirterek haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali ile takibin devamına, takip tutarının %20 sinde aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1042 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesi ile ; taraflar arasında imzalanmış sözleşme gereği davalıya ... Bankası'ndan alınmış olan 327.041,00 TL tutarında kesin teminat mektubu verildiğini, davalı idare, iş akitleri sona erdirilen işçilere kıdem tazminatı ödemesi yaptığı gerekçesiyle teminat mektuplarını nakde çevirmek ve bu şekilde kıdem tazminatlarını müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını, oysaki 6552 sayılı yasanın 8. Maddesi gereği kıdem tazminatından davalı mesul olduğunu bu nedenle davalı uhdesinde tutulan teminat mektupların, "iş akdi feshedilmiş işçilere ödenmiş olan kıdem tazminatı nedeni ile nakde çevrilmemesi gerektiği" hakkında karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1060 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasında imzalanmış sözleşme gereği davalıya ... Bankası'ndan alınmış olan 228.859,26 TL ile 86.700,00 TL bedelli toplamda 315.559,26 TL tutarında kesin teminat mektubu verildiğini, davalı idare, iş akitleri sona erdirilen işçilere kıdem tazminatı ödemesi yaptığı gerekçesiyle teminat mektuplarını nakde çevirmek ve bu şekilde kıdem tazminatlarını müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını, oysaki 6552 sayılı yasanın 8. Maddesi gereği kıdem tazminatından davalı mesul olduğunu bu nedenle davalı uhdesinde tutulan teminat mektupların, "iş akdi feshedilmiş işçilere ödenmiş olan kıdem tazminatı nedeni ile nakde çevrilmemesi gerektiği" hakkında karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili asıl ve birleşen dosyada cevap dilekçesi ile; açılan davaların haksız ve yersiz olduğunu, davacı şirket sözleşmeden ve İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği için istihdam ettiği işçiler tarafından ekli listede belirtilen dava dosyaları ile müvekkil şirket aleyhine muhtelif işçi alacağı talepleriyle 114 adet dava açıldığını, söz konusu davalar nedeniyle müvekkil şirket 8.220.712,92 TL tutarında ödeme yapma yükümlülüğü altına girdiğini, bu miktarın yukarıda belirtilen sözleşme hükümleri gereğince asıl sorumlusu davacı firma olup bu durumda davacı firma sözleşme ile üstlendiği yükümlülükleri tam olarak yerine getirmediğinden müvekkil şirkete işçi alacakları nedeniyle borcu bulunduğunu, bu nedenle bakiye hak edişlerinin ödenmemesi yasaya ve taraflar arasındaki sözleşme ve eki şartname hükümlerine uygun olduğunu, bu bakımdan bahsi geçen firmadan alacağımız söz konusu olduğunu, Borçlar Kanunu'nun 139-143 maddeleri doğrultusunda takas talebinin bulunduğunu, alacaklarımıza ilişkin davalar ile ilgili bilgiler itiraz dilekçemiz ekinde icra dosyasına sunulduğunu, ayrıca talep ve takibe konu edilen alacak miktarları belli ve muayyen olmayıp alacağın varlığı ve miktarlarının belirlenmesi yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini belirterek asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, "...Taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince davacının yüklenici davalının işveren olduğu, davacının çalıştırdığı işçiler nedeniyle işçilik alacaklarının tahsili için 114 adet dava açılmış olduğu, bu nedenle alacakların ödenebilmesi için davacının verdiği teminat mektuplarının 02.11.2015 tarihinde nakde çevrilmesinin talep edildiği, ayrıca hakediş faturası ve kapsamına herhangi bir itirazın bulunmadığı ve tarafların kabulünde olup uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Akdedilen sözleşme hükümleri incelendiğinde 11.4.1 Madde'de sözleşmenin ve taahhüdün yerine getirildiği ve idareye herhangi bir borcun bulunmadığı tespit edildikten sonra SGK kurumundan alınan ilişiksiz belgesinin idareye verilmesinden sonra kesin teminatların tamamının yükleniciye iade edileceği, 11.4.2 Madde'de yüklenicinin bu iş nedeniyle idareye ve SGK'ya borçlarının ödenmemesi halinde teminatın nakde çevrilerek borçlarına mahsup edileceği, teknik şartnamenin çalışanların sosyal ve özlük hakları ile ilgili kısımda 38 Madde'de personele ait özlük, yıllık, ücretli izin kıdeme ilişkin yürürlükte bulunan tüm sosyal ve mali yükümlülüklerin yükleniciye ait olduğu, idarenin hiçbir sorumluluğunun olmadığı hükümlerine yer verilmiş olup işçilik alacakları nedeniyle davaların açılmış olduğu, bu alacaklar nedeniyle ödeme yapılabilmesi için teminat mektuplarının nakde çevrilmek istendiği, sözleşme hükümlerine göre çalıştırılan işçilere ait işçilik alacaklarından davacı yüklenicinin sorumlu olduğu, MK 950. maddeye göre borç ödeninceye kadar davalı-alacaklının hapis hakkının mevcut olduğu, açılmış olan davalar nedeniyle teminat mektuplarının ve hakediş alacağının toplamından daha fazla miktarda risk bulunduğu, davacı tarafın bu işçilik alacaklarının olmadığı yönünde somut bir belge ibraz edemeyip SGK'den ilişiksiz belgesinin de mevcut olmadığı, tüm bunlar birarada dikkate alındığında davalının hakediş ve teminat mektupları üzerinde hapis hakkı mevcut olup açılan hem asıl hem birleşen davaların reddine " karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde dava dilekçesindeki nedenler tekrarlanarak asıl ve birleşen dosyalar bakımından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Asıl dava; taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan hak ediş alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali ile, birleşen davalar; davalı uhdesinde bulunan kesin teminat mektuplarının, iş akdi feshedilmiş işçilere ödenmiş olan kıdem tazminatı nedeni ile nakde çevrilmemesi yönünde tespit istemine ilişkindir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının hak ediş alacağına istinaden 271.649,29 TL asıl alacak, 13.671,77 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 285.321,06 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamına göre; taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi kapsamında davacının 271.649,29 TL hak ediş alacağı bulunduğu, birleşen davalara konu 28.06.2014 tarih ... sayılı 327.041,00 TL bedelli kesin teminat mektubu ve 30.12.2014 tarih ... sayılı 86.700,00 TL bedelli ve 28.04.2015 tarih ... sayılı 228.859,26 TL bedelli kesin teminat mektupları sözleşmenin teminatı kapsamında davalıya verildiği konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı yan, davacının sözleşme konusu iş kapsamında çalıştırdığı işçilerine ödemesi gereken işçilik alacaklarını ödememiş olması nedeniyle müvekkil şirkete karşı 114 işçilik alacağı davası açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle işçilere ödeme riski altına girdiğinden bahisle hapis ve takas itirazında bulunmuştur. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda; "Davacı tarafından davalı şirketten temin edilmiş hesap ekstresi içeriğinde bulunduğunu bildirdiği 271.649,29 TL'nin 13.11.2013 tarihinden itibaren bu güne kadar davalı uhdesinde tutulduğuna ilişkin ekstre dosyada bulunmadığı, ancak davalı taraf davacının talep ettiği miktar ile ilgili herhangi bir itirazı olmadığı, davacı uhdesinde çalışan kişiler olarak bildirdiği 114 isim iş mahkemesi numarası, hesaplanan tutar, vekalet ücreti, faiz, genel toplam açıklamalı 5 sayfalık aşağıda yekunu gösterilen tutarda ödeme yapma yükümlülüğü bulunduğu, oysa ki sözleşme hükümleri gereğince asıl sorumlunun davacı firma olduğunu, kendi istihdam ettiği işçilerinin işçilik alacaklarını ödemediklerini, işçilerin de kendi aleyhine davalar açtığını ileri sürdüğü, Hapis hakkına ilişkin MK. m. 950. maddesinin “Alacaklı, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya kıymetli evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın alacak ile bağlantısı bulunması hâlinde, borç ödeninceye kadar hapsedebilir. Zilyetlik ve alacak ticari ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı var sayılır” hükmüne göre davalının, hakkediş ve teminat mektubu bedelleri üzerinde hapis hakkının bulunmadığının kabul edilebilmesi için davacı tarafından, işçilerin herhangi bir işçilik alacağının bulunmadığının geçerli delillerle ispat edilmesi gerektiği, Davacı tarafından işçilerin herhangi bir işçilik alacaklarının bulunmadığı yönünde somut bir delil sunulmadığı, bu durumda davalının hakkediş ve teminat mektupları üzerindeki hapis hakkının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği" yönünde görüş bildirmişlerdir. Somut olayda; sözleşme kapsamında çalıştırılan işçilerin, işçilik alacaklarından dosyaya ibraz edilen sözleşmesinin ayrılmaz parçası olan Teknik Şartname'nin 38'nci maddesinin " İş, sosyal güvenlik ve diğer ilgili mevzuat uyarınca yüklenici, istihdam edilen özel güvenlik personelinin işvereni olarak kabul edilecek ve mevzuattan doğan bütün borç ve yükümlülükler ile istihdam edilen tüm personelin özlük, yıllık ücretli izin ve kıdeme ilişkin hakları ile ilgili olarak yürürlükte bulunan tüm kanun ve bunlara ilişkin tüzük, yönetmelik ve tebliğler ile ihale dokümanında belirlenmiş tüm mali ve sosyal yükümlülükler yüklenici tarafından zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirileceği, bu konularda idare'in hiçbir sorumluluğu bulunmadığı" hükmü uyarınca davacının katlanması gerekmekte ise de açılan davaların mali sonuçları bakımından dava dışı işçiye ödemeler yapılıp yapılmadığı belirlenmeden davalının, davacının hak edişi üzerinde bloke koyduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar bilirkişi heyetinin hukuki görüşü konusunda davalı idarenin TMK 950. Maddesi uyarınca hapis hakkı bulunduğunu kabul etmiş ise de söz konusu düzenlemede, alacaklının, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınır veya kıymetli evrak üzerinde hapis hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla davacının sözleşme kapsamındaki hak edişi üzerinde hapis hakkı bulunmadığı gibi TMK 950. madde hükmüne göre de, hapis hakkının kullanımı için öncelikle alacağın muacceliyeti ile hapis hakkı kullanılan eşya ile muaccel alacak arasına bağlantı bulunması gerekir. Kabule göre de henüz alacağın muaccel olduğu, yani dava dışı işçilere ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden hapis hakkına karar verilmesi yerinde görülmemiştir. O halde, davacı yüklenicinin, çalıştırdığı personellerinin İş Kanunu'ndan doğan her türlü haklarından doğan risk için hak edişinden kesinti yapılacağına yada hak edişine bloke konulacağına dair taraflar arasında imzalanan sözleşme ve sözleşmenin ayrılmaz parçası olan genel ve teknik şartnamelerde hüküm bulunduğu davalı asıl işverence ispatlanması gerekmektedir. Dosyaya ibraz edilen sözleşme ve ayrılmaz parçası olan Teknik Şartname'de dava dışı işçilerin İş Kanunu'ndan doğan her türlü hakları için dava dışı işçilere herhangi bir ödeme yapılmadan muhtemel risk kapsamında davacının hak edişinden kesinti yahut bloke edileceğine bir düzenleme bulunmadığından asıl davaya konu davacının hak ediş alacağından kesinti yapılması hukuka aykırı görülmüştür. Ancak davalı vekili, davacı şirket sözleşmeden ve İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği için istihdam ettiği işçiler tarafından ekli listede belirtilen dava dosyaları ile müvekkil şirket aleyhine muhtelif işçi alacağı talepleriyle davalar açıldığını, söz konusu 23 adet kesinleşen dava neticesinde, davacı şirket personellerine 20/06/2015-30/10/2015 tarihleri arasında toplamda 1.213.554,14 TL işçilik alacağı ödemesi yapıldığı ileri sürerek mahsup talebinde bulunmuştur. Mahsup, bir alacağın gerçek miktarının belirlenebilmesi amacıyla yapılan bir hesap işlemidir, itiraz niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaz. Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Takastan farklı olarak, mahsupta iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Yani mahsupta indirilecek olan değer, farklı bir alacak olmayıp aynı alacak üzerinden tenzil edilmesi gereken değerdir. Emsal nitelikte Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2015 tarihli 2015/2802 E. 2015/5758 K. sayılı kararında; "...Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşmasıyla birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu nedenle, takas iradesinin açıklanmamış olması ya da açıklansa bile karşı tarafa varmaması halinde borçların takasından söz edilemez. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, takas, borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Nitekim; uyuşmazlık tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Borçların Sükutu" başlığı altında, 118 vd maddelerinde aynı nitelikte düzenlemelere yer verilerek, takasın borcu sona erdiren nedenlerden biri olduğu açıkça kabul edilmiştir. Diğer taraftan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139 vd maddelerinde de, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun takasa ilişkin hükümleri dili sadeleştirilmek suretiyle aynen korunmuştur. Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, Dairemizin 23.05.2012 Tarih, 2011/7271-3753 Esas ve Karar sayılı ilamında gösterildiği üzere, mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. Dairemizin yerleşik uygulamalarında, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, takas değil, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir. (Emsal nitelikte karar olarak Dairemizin 26.11.2014 Tarih, 2014/857-6878 Esas ve Karar sayılı ilamı ile yine Dairemizin 28.02.2012 tarih, 2012/468-1180 Esas ve Karar sayılı ilamı) Somut olayda ileri sürüldüğü gibi, davacı taşeronun, sözleşmesine göre kendi yükümlülüğünde olan işçi primlerini ödemeyerek bu primleri yüklenicinin ödemek zorunda bırakıldığı yönündeki itirazının, maddi vakıa olarak yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün taşeron alacağından tenzil edilmesi talebi niteliğinde olduğu, bu bakımdan; davalı savunmasının mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir. Davalı tarafça, yargılama sırasında cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen belgeler ve daha sonra ibraz edilen belgelerle davacı taşeronun sigorta prim borçlarının ödendiği ileri sürüldüğünden, taşeronun işçilerinin sigorta prim ödemelerinin yüklenici tarafından yapıldığı savunması, hukuki niteliği itibariyle, aynı hukuki ilişkiden doğup, sözleşmelerin 13. maddeleri kapsamında taşeronun yüklenmiş olduğu bir edimin yüklenici tarafından yerine getirildiğinin iddia edilmiş olmasına göre, mahsup itirazı niteliğindedir." denilmiştir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesi tarafından verilen direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda görüşülmüş; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/04/2019 tarihli 2017/15-2073 E. 2019/479 K. sayılı kararında; "Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “mahsup” konusunda açıklama yapılmasında yarar vardır. Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Örneğin bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir. Bunun gibi haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa, böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görüldüğü gibi bu olaylarda karşılıklı alacaklar bulunmamaktadır (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A.: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 1013). Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından resen nazara alınır... Davalı yüklenici vekili, yargılama aşamasında 24.06.2013 tarihinde bilirkişi raporuna karşı verdiği dilekçesinde, davacının çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini ödemesi gerektiği hâlde ödemediğinden davacı adına SGK’ya ödeme yapıldığını savunmuş, yine 11.10.2013 tarihli dilekçe ekinde davacı adına sigorta primlerinin ödendiğine ilişkin tahsilat makbuzları ile havale yapıldığına ilişkin dekontları sunmuştur. Davalı yüklenici tarafından davacının işçilerinin sigorta primlerinin ödendiği yönündeki savunması, yanlar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında davacı adına yapılan ödemelerin davacının alacağından indirilmesi yönünde mahsup savunması olup hâkim tarafından resen nazara alınması gerekmektedir." şeklinde karar verilmiştir. Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere asıl davaya konu davacının hak ediş alacağından kesinti yapılması hukuka aykırı görülmüş ise de davacı şirket sorumluluğunda olduğu iddia edilen davacı şirket personellerine 20/06/2015-30/10/2015 tarihleri arasında toplamda 1.213.554,14 TL işçilik alacağı ödemesi yapıldığı ileri sürerek mahsup talebinde bulunulduğuna göre davalının ödemeye ilişkin belgeleri getirtilerek mahsup talebi hakkında bir değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ve hukuki yanılgı ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Öte yandan davacının işlemiş faiz talebi yönünden; davacı tarafça Beyoğlu ... Noterliği'nin 10/01/2014 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile "31.10.2013 tarihli ihtar dilekçesine ekli faturadan kaynaklanan hak ediş alacağının ödemediği gibi, hukuka aykırı şekilde elde tutulduğu, bakiye hak ediş alacağının işbu ihtarın tebliğini müteakip üç iş günü içerisinde SGK prim borçlarına mahsuben Beyoğlu Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilmesi, aksi halde uğranılan tüm zarar ve ziyanın tazmini için dava açılacağı" ihtar edildiğine göre ihtarnamenin tebliğine dair evrakın da dosya arasına alınması gerekmektedir. BİRLEŞEN DAVALAR YÖNÜNDEN Taraflar arasında düzenlenen hizmet alım sözleşmesinin, kesin teminat ve ek kesin teminatın geri verilmesi başlıklı 11.4.1 maddesi "taahhüdün, sözleşme ve ihale dokümanı hükümlerine uygun olarak yerine getirildiği ve yüklenicinin bu işten dolayı idareye herhangi bir borcunun olmadığı tespit edildikten sonra Sosyal Güvenlik Kurumundan alınan alınan ilişiksiz belgesinin idareye verilmesinin ardından kesin teminat ve varsa ek teminatların tamamı yükleniciye iade edilir" 11.4.2 maddesi "Yüklenicinin bu iş nedeniyle İdareye ve Sosyal Güvenlik Kurumu'na olan borçları ile ücret ve ücret sayılan ödemelerden yapılan kanuni vergi kesintilerinin kesin kabul tarihine kadar ödenmemesi durumunda protesto çekmeye ve hüküm almaya gerek olmaksızın kesin ve ek kesin teminatın paraya çevrilerek borçlarına karşılık mahsup edileceği" şeklinde kararlaştırılmıştır. Bu durumda, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinin ilgili hükümleri uyarınca teminatın hükümsüzlüğü yahut iadesi için taahhüdün, sözleşme ve ihale dokümanı hükümlerine uygun olarak yerine getirilmesi, yüklenicinin bu işten dolayı idareye herhangi bir borcunun olmaması ve Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan alınan ilişiksiz belgesinin idareye verilmesi gerekmektedir. Ancak akdedilen sözleşme kapsamında çalıştırılan işçilerin, işçilik alacaklarına ilişkin davacı ve davalı aleyhine açmış oldukları davaların yapılan yargılaması sonucunda davacı ve davalının asıl ve alt iş veren olarak birlikte sorumlu oldukları ancak sözleşmenin eki niteliğindeki Teknik Şartname'nin 38. Maddesinde, istihdam edilen tüm personelin özlük, yıllık, ücretli izin kıdeme ilişkin yürürlükte bulunan tüm sosyal ve mali yükümlülüklerin yükleniciye ait olduğu görülmüştür. Buna göre dava dışı işçilerin davalı asıl işveren ile birlikte davacı yüklenici aleyhine açmış oldukları işçi alacakları davasından davacı yüklenicinin sorumlu olduğu gözetilerek iş mahkemelerinde devam eden derdest davalar nedeniyle davalı asıl işverenin ödeme riskinin bulunduğu dolayısıyla teminat mektubunun teminat fonksiyonunun devam ettiği anlaşılmakla sözleşmesinin 11.4.1. maddesi uyarınca teminatın iade şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 21/01/2016 tarih 2015/29043 Esas 2016/1266 Karar sayılı ilamında "Taraflar arasındaki sözleşmenin 14. maddesinde; yüklenicinin bu işten dolayı idareye herhangi bir borcunun olmadığı tespit edildikten sonra teminat mektuplarının yükleniciye iade edileceği öngörülmüştür. Yine sözleşme ve şartnameye göre işçilerin iş kanunu ve diğer mevzuattan doğan sorumluluklarının yükleniciye ait olduğu kararlaştırılmıştır. Davacının çalıştırdığı işçiler tarafından üst işveren sıfatıyla davalıya karşı iş mahkemesinde bir çok dava açıldığı da sabit olduğuna göre, davalının çalıştırdığı döneme ilişkin olarak işçi alacaklarından sorumlu olduğu miktar belirlenip bu miktar bakımından idareye borcu olmadığı tespit edildikten sonra teminat mektuplarının iadesi talep edilebilir. Bu nedenle davalı bu aşamada teminat mektuplarını iade etmemekte haklı olduğu " ifade edilmiştir. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşme ve şartname hükümleri ile davacının çalıştırdığı işçiler tarafından asıl işveren sıfatıyla davalıya karşı iş mahkemesinde açılan davalar gözetilerek davanın bu aşamada reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan tüm bu nedenlerle davacı vekilinin, birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca esastan reddine, asıl dava yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1).a.6 maddesi gereğince dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacının birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca esastan REDDİNE 2- Davacının asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 31/12/2020 tarihli ve 2014/1439 Esas 2020/963 Karar sayılı kararının asıl dava yönünden 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE, 4- Davacı tarafından birleşen dosyalar yönünden ayrı ayrı yatırılan 162,40 TL başvurma harcının hazineye irat kaydına, her bir dosya yönünden alınması gereken 615,40 TL olmak üzere toplam 1.230,80 istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan toplam 118,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 496,80 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına 5-Davacının tarafından asıl dava yönünden yatırılan 162,40 TL başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, 59,30 TL karar harcının istemi halinde davacıya iadesine, 6-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, asıl dava yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g maddesi, birleşen davalar yönünden aynı yasanın 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 15/01/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2015/2802, K. 2015/5758, T. 31.10.2013, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2015-2802-e-2015-5758-k-a93d6d37499f