Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2014/819 E. 2020/14 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2014/819
Karar No
2020/14
Karar Tarihi
Konu
Alacak

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/711 KARAR NO: 2024/889 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 15/01/2020 NUMARASI: 2014/819 E. - 2020/14 K. DAVANIN KONUSU: Alacak Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle, davanın davalı ... yönünden aktif dava ehliyeti bulunmadığından davalı ... yönünden pasif dava ehliyeti bulunmadığından reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalıların müvekkili şirkete borcu bulunan ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin ortak ve yetkilisi olduğunu, davalıların ortak ve yetkilisi oldukları bahsi geçen şirket hakkında ilama müstenit alacağı sebebiyle Beyoğlu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak takibin semeresiz kalması sebebiyle 76.171,35 TL için aciz vesikası alındığını, müvekkilinin halen alacağını tahsil edemediğini, davalılar hakkında hizmet sebebiyle emniyeti suistimal suçundan kamu davası açıldığını, Şişli 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/952 Esas, 2009/539 Karar sayılı ve 10.04.2009 tarihli kararı ile eylemi sabit görülerek mahkumiyet kararı verildiğini, işbu kararla davalının suç işlemek suretiyle müvekkili şirkete ait primleri zimmetine geçirdiğinin sabit olduğunu, davalılar, suç teşkil eden haksız fiil faili olmaları sebebiyle zimmetine geçirdikleri tutarı alacaklı müvekkiline iade borcu bulunduğunu, zira, Borçlar Kanunu'nun 53.maddesine göre, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararının hukuk hakimini de bağladığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 336, 342 ve 346, maddelerine göre, şirket idarecilerinin işbu görevlerinin ifasında basiretli bir tacir gibi hareket ve lazım gelen özeni gösterme mecburiyetinde olduklarını, aksi halde şirket alacaklılarına karşı şahsi sorumluluklarının mevzu bahis olacağını, davalıların emniyeti suistimal suçunu işledikleri sabit olduğundan Türk Ticaret kanunu hükümlerine göre de, şirket alacaklılarına karşı da mesuliyeti bulunduğunu, müvekkilinin zarar miktarının, Beyoğlu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip konusu edilen ve 18.09.2007 tarihinde aciz vesikasına bağlanan 76.171 ,35 TL olduğunu ileri sürerek, 76.171,35-TL'nin 18.09.2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, duruşmalarda, davanın reddini istemiştir. Davalı ...'a dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davalı tarafça herhangi bir cevap dilekçesi sunulmamış, duruşmalara da katılınmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava, dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi 'nin yetkilisi olan davalıların davacı ... zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nun yürürlüğü ve uygulama şeklinde kanunun 2. maddesi gereğince somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nun 556. maddesi göndermesi nedeni ile aynı kanunun anonim şirketlerin yönetici ve denetçilerinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri uyarınca yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen limited şirket müdürleri bu yüzden oluşan zararlar nedeni ile ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklarına karşı sorumludur. Müdür aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa aittir ancak zarar gören alacaklıların da müdür aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Müdürün ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Alacaklı dolaylı zarar nedeni ile açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. Somut olayda davalı ... yönünden davacı ... tahsil ettiği primleri intikal ettirmeyerek zarara uğrattığı ileri sürülmüş olup, iddianın ileri sürülüş biçimi itibari ile dava konusu edilen zararın davacı yönünden dolaylı zarar niteliğinde olduğu anlaşıldığından TTK'nun 309.maddesi kapsamında davacının hükmolunacak zararın doğrudan kendisine ödenmesi yönünde talepte bulunamayacağı, bu yönde açılmış davanın bu nedenle dinlenemeyeceği sonucuna varılmış olmakla davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddine, davalı ... yönünden yapılan değerlendirilmede dava dışı acente şirketinin yetkilisi olmadığından davada taraf ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığından davalı ... yönünden pasif dava ehliyeti bulunmadığı ... '' gerekçesiyle, davanın, davalı ... yönünden aktif dava ehliyeti bulunmadığından reddine, davalı ... yönünden pasif dava ehliyeti bulunmadığından reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yargılamanın devam ettiği dönemde, 16.07.2014 tarih ve 8613 sayılı TTSG'de ilan edildiği üzere ... Sigorta şirketinin tüzel kişiliğinin ticaret sicilinden re'sen silindiğini, ancak yalnızca teorik zeminde kalan, somut olayın koşulları gözetilmeden verilen kararın kararı bu yönüyle hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin karar tarihinde, müvekkilinin tazminatın lehine hükmedilmesini talep edebileceği bir tüzel kişilik kalmadığını, şirketin ticaret sicilinden re'sen terkin edilmesi ve tüzel kişiliği sona ermesi sebebiyle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 309 ve 336. maddelerinin uygulanmasının somut olayın koşulları çerçevesinde fiilen imkansız hale geldiğini, buna rağmen ilk derece mahkemesinin bu hususu gözden kaçırarak teorik bir değerlendirme yapmakla yetindiğini, aynı gerekçelerle reddedilen ve müvekkilinin taraf olduğu emsal bir davada 3 kişilik heyet tarafından tesis edilen 08.05.2015 tarihli bir bilirkişi raporunda bu durumun açık bir şekilde ortaya koyulduğunu, raporun 7. sayfasında yer alan değerlendirmede '' Davacı, ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi'nin alacaklısı konumunda olduğundan, kural olarak, zararın bu şirkete ödenmesini talep edebilir (TTK m.349, m.309/1). Ancak somut olayda ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi münfesih olduğundan ve ayrıca davacı tarafından dava konusu alacak ile ilgili olarak da aciz vesikası alındığından dava konusu zararın anılan şirket yerine davacıya ödenmesi gerektiği açıktır." denildiğini, emsal nitelikteki başkaca bir davamızda alınan bilirkişi heyet raporunda, aciz vesikası alınan ve acente tüzel kişiliğinin terkin suretiyle sona erdiği somut olayın koşulları değerlendirilerek tazminatın davacı olan müvekkil şirkete ödenmesine karar verilmesi gerektiği ve istisnai bir durum olması sebebiyle eski TTK m.309 hükmünden ayrılınması gerektiğinin isabetli bir şekilde ifade edildiğini, yerel mahkemece bu hususta hiçbir şekilde değerlendirme yapılmadığını, dosya kapsamında bilirkişi incelemesi dahi yaptırılmadığını, deliller toplanmadan soyut gerekçelerle davanın reddine karar verildiğini, tesis edilen kararın eksik incelemeye dayandığını, diğer yandan, acente yetkilisi olduğu gerek TTSG gerekse MERSIS kayıtlarıyla sabit olan davalı ... yönünden, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması imkanı kullanılmak suretiyle de davanın kabulü gerektiğini, zira müvekkilinin uğramış olduğu dava konusu zararın, davalı acente yetkilisi tarafından tazmin edilmesi gerektiği sonucuna tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla ulaşmanın da mümkün olduğunu, somut olayda tüzel kişiliğin ayrılığı/bağımsızlığı ilkesinin kötüye kullanıldığını, bu tüzel kişiliğin arkasına sığınılarak müvekkili şirketin alacağını tahsil etmesinin engellendiğini, neticeten de tüzel kişilik ortadan kaldırılarak müvekkilinin 6762 sayılı TTK m.309 uyarınca alacağına kavuşmasının fiilen imkansız hale geldiğini, halbuki tüzel kişilik perdesini kaldırma teorisi ile, tüzel kişilik ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda, tüzel kişiliğin dikkate alınmadığını, yani yokmuş gibi hareket edildiğini, ayrı tüzel kişilik savunmasından yararlanmak isteyenlere izin verilmediğini, perdeyi kaldırma teorisi vasıtasıyla, tüzel kişinin borçlarının, üyelerine izafesi mümkün olduğu gibi üyelerin borçlarından dolayı tüzel kişinin sorumlu tutulmasının da olanak dahilinde olduğunu, ilk derece mahkemesince esasen yapılması gereken bu olmasına karşın, fiilen uygulanması imkansız hale gelen eski TTK m.309 uyarınca davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, ceza yargılamasında da davalı ...'ın, müvekkili şirkete intikal ettirmesi gerekirken üzerindeki zilyetliğini haksız bir şekilde mülkiyete dönüştürdüğü poliçe prim bedelleri sebebiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin sabit görüldüğünü, bu hususun adeta yok sayılması ve gerekçeli kararda hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmaması suretiyle davanın reddine karar verilmesinin ise kabul edilemez olduğunu, müvekkili şirketin davalı ... tarafından sebebiyet verildiği açık olan zararı ve alacağından bu kişinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla da doğrudan sorumlu tutulması gerektiğini, iki farklı açıdan değerlendirme yapıldığında dahi, müvekkilinin alacak davasını ikame etmek açısından aktif dava ehliyeti olduğu gerçeğine kolaylıkla ulaşılabildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, 6762 sayılı TTK'nın 556.maddesi atfıyla aynı Kanun'un 309.maddesi uyarınca, limited şirket müdürünün sorumluluğundan kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın, davalı ... yönünden aktif dava ehliyeti bulunmadığından; davalı ... yönünden pasif dava ehliyeti bulunmadığından reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, davalıların dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd.Şti.'nin yöneticileri olduğunu, bu şirketin müvekkilinin acentesi iken acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, davacı müvekkilinin acenteden ilama dayalı alacağı bulunduğunu, takibin sonuçsuz kaldığını, 76.171,35 TL için aciz vesikası aldıklarını, dava dışı şirketin davacıya dava tarihi itibariyle 76.171,35 TL borcu bulunduğunun tespit edildiğini, davacının davalılar aleyhine hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan dolayı suç duyurusunda bulunulduğunu, davalılar hakkında emniyeti suistimal suçundan dolayı ceza davası açıldığını, bu davadan mahkumiyet kararı verildiğini, davalıların müvekkiline ait primleri zimmetine geçirdiği hususunun bu şekilde sabit olduğunu, davacının alacağını tahsil edemediğini, yönetici olan davalıların TTK'nın 336. maddesi gereği davacı müvekkilinin zararından sorumlu bulunduklarını iddia ederek 76.171,35 TL'nin davalılardan tahsilini istemiştir.Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre davalı ...'ın müdür olarak temsil e yetkili olduğu, diğer davalının şirkette sadece paydaş olduğu, yönetici olmadığı anlaşılmaktadır. Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK hükümleri ile aynı Yasanın 556.maddesi atfıyla 309.maddesine göre limited şirketlerde yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Müdür aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak zarar gören şirket alacaklılarının da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Şirket alacaklılarının dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar şirket alacaklılarını etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, şirket alacaklılarının dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, şirket alacaklısı TTK'nın 309 ve 340 ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda şirket alacaklılarının ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Bu dava türünde ise alacaklılar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.Uyuşmazlık konusu olayda dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd.Şti.'nden alacaklı olduğunu iddia eden davacının dava dilekçesinde yaptığı açıklamalar değerlendirildiğinde, ileri sürülen maddi olgular tamamen yönetici konumunda olan davalıların dava dışı limited şirketin zararına neden olan eylemlerdir. Başka bir anlatımla, açıklanan zararlar, dava dışı şirketin doğrudan, davacının ise, dolaylı zararı kapsamındadır.Bu durum karşısında, davacının açtığı davanın mülga 6762 sayılı TTK'nın 309 ve 340. maddeleri kapsamında açılan bir dava olduğu, böyle bir davada hükmedilecek tazminatın ancak dava dışı şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açabileceği, davacının kendi adına tazminatın hüküm altına alınmasını istediği, bu şekilde dava açılamayacağı dikkate alındığında mahkemece davalı ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi, şirket yöneticisi olan diğer davalı yönünden ise pasif husumet yokluğu sebebiyle reddi usul ve yasaya uygun olmuştur (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 17.11.2016 tarih ve 2016/7730 Esas, 2016/8878 Karar, 12.06.2017 tarih ve 2016/4693 Esas, 2017/3627 Karar sayılı kararı) Davacı vekili, her ne kadar dava dışı şirketin sicilden resen terkin edildiğini ve zararın şirkete ödenmesini talep etmenin imkan dahilinde olmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de; şirketin terkin edilmiş olması eldeki davaya konu doğrudan zararın dava dış şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmeye engel olmadığı gibi şirketin ihyasının talep edilmesi de mümkün olduğundan aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesi gereğince inceleme yapılması gerektiğini de istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Somut olayda, dava dilekçesinde ve aşamalarda tüzel kişilik perdesinin aralanması, davalıların tüzel kişiliğin bağımsızlığı ilkesini kötüye kullandığı vakıasına dayanmadığı anlaşılmakta olup HMK'nın 357/1 maddesinde yer verildiği üzere ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf aşamasında dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz. Bu sebeple davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.30.05.2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2014/819, K. 2020/14, T. 30.05.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2014-819-e-2020-14-k-5c14ba0f7fdf