Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2011/2546 E. 2011/3384 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2011/2546
- Karar No
- 2011/3384
- Karar Tarihi
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : KARAR NO : KARAR TARİHİ : 17/10/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 22/02/2024 NUMARASI : Esas Karar DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 17/10/2024 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 21/10/2024 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 11/06/2022 tarihinde davacı ...... dava dışı sürücü ......... idaresindeki araçta yolcu olarak seyir halinde iken davalı sigortanın poliçesine konu ...... plakalı aracın sürücüsü .....'un sol farı yanmayan aracı ile şerit ihlali yaparak davacının içinde bulunduğu araca çarpması ve olay yerini terk etmesi neticesinde trafik kazası meydana geldiğini, ...... plaka sayılı aracın kaza tarihi itibariyle davalı ... Sigorta A.Ş.'nin teminatı kapsamında olduğunu, dava konusu trafik kazasının karşı taraftaki araç sürücüsünün kusuruyla meydana geldiğini, trafik kazası sebebiyle başvuran davacının ağır şekilde yaralandığını ve olay sonrasında Konya Şehir Hastanesi'ne kaldırıldığını ve devamında T.C. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi altına alındığını, cerrahi operasyonlar geçirerek bakıma muhtaç hale geldiğini ,dolayısıyla bakıcı giderleri masrafının oluştuğunu ,ayrıca trafik kazası nedeniyle Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ..... soruşturma numaralı dosyasının açıldığını, soruşturma dosyasının derdest olduğunu, davacının dava konusu kazada ağır şekilde yaralanması, iş göremezliğe maruz kalması ve bakıcı ihtiyacı doğması nedeniyle davanın kabulü ile HMK madde 107/2 uyarınca başlangıçta belirtilen talep arttırım hakları saklı olmak üzere, şimdilik kalıcı iş göremezlik bedeli olarak şimdilik 100,00 TL, geçici iş göremezlik bedeli olarak şimdilik 100,00 TL, bakıcı gideri tazminatı olarak şimdilik 100,00 TL, SGK tarafından karşılanmayan kaçınılmaz tedavi giderleri için şimdilik 100,00 TL olmak üzere toplam 400,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalı ... Sigorta A.Ş.'den tahsili ile davacıya ödenmesini, her türlü yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmektedir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; bahse konu yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının incelenen tutanaklarda ve beyanlarda sürücülüğünü sürücü belgesiz .........'nun yaptığı farları ve ışık donanımının yanmadığı görüntü ve beyanlarla anlaşılan mondial marka motosikleti ile arkasına yolcu olarak iş arkadaşı olan ......'ı da alarak iş çıkışı ikametlerine gitmek için gece 21.20 sıralarında Çayırbağı Mahallesi istikametine seyri sırasında karşı yönden gelen plakalısını alamadıkları beyaz renkli aracı fark edince ani manevra yaparak aracın sol ön köşe kısmına çarparak devrilmesi sonucu meydana geldiğini, bu kazanın oluşumunda 2918 sayılı KYTK da belirtilen sürücü kusurlarından tescilsiz ve sürücü belgesiz araç kullanan .........'nun 30,52 ve 78 maddelerini ihlalinden dolayı bu kazanın oluşumunda asli ve tam kusurlu olduğu, sigortalı araç sürücüsünün bu kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmadığını, akşam saatinde farları yanmayan motosikletin sigortalı araç sürücüsü tarafından fark edilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca başvuru yapılırken maluliyet raporu sunulmadığını, yönetmeliğe uygun olan raporla sigorta şirketine başvuru yapmanın zorunlu olduğunu, bu şekilde yapılmayan başvuru sonrası ikame edilen iş bu davanın usulden reddini talep ettikleri, esasa girilmesi halinde davanın esastan reddine, aksinin kabulü halinde ise, sorumluluğun azami poliçe teminatı ile sorumlu tutulmasını, birlikte kusur durumları gözetilerek varsa bu hususlarda resen indirim yapılmasını, SGK nezdinde alınmış bir ödeme olup olmadığının sorgulanmasını, temerrüde düşmemiş ve dava açılmasına sebebiyet vermemiş bulunan davalı şirket aleyhine vekalet ücreti, yargılama giderleri ve faize karar verilmemesini, kabul anlamına gelmemek üzere aleyhe hüküm kurulması halinde ise poliçe limiti ve sigortalının kusur oranı dikkate alınarak hüküm kurulması gerekliliğini, reddedilen kısım için ise yargılama ücreti ve ücreti vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep ettiği görülmektedir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Somut dava dosyasında talep, cevap, cevabi yazılar, kusur raporu, maluliyet raporu, aktüerya bilirkişisi tarafından sunulan rapor , bedel arttım dilekçesi ,yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve tüm dosya kapsamı gereğince Mahkememizce yapılan değerlendirmede; davacının dava dışı ......... sevk ve idaresindeki tescilsiz motosiklette yolcu olarak seyahat halinde iken davalı sigorta şirketi tarafından ZMMS ile sigortalı olan ... plakalı dava dışı sürücü .....'un sevk ve idaresindeki araç ile çarpışması nedeniyle davacının yaralanmasından sebep sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, tedavi ve bakıcı gideri zararları nedeni ile davalıdan maddi tazminat talep ettiği, aktüerya bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda ;11.06.2022 — 11.03.2023 tarihleri arası 9 Aylık Süre ile Sınırlı Geçici İş Göremezlik Süresinde Uğradığı Maddi Zararının 55.842,86 TL, Sürekli İş Göremezliği Nedeni ile Uğradığı Maddi Zararının a-)12.03.2022 — 23.05.2077 Tarihleri Arasındaki Süre ile Sınırlı %45 engel oranı ve TRH-2010 Erkek Mortalite Tablosuna göre ; 4.947.183,91 TL, b-)12.03.2022 — 06.08.2068 Tarihleri Arasındaki Süre ile Sınırlı %46 maluliyet oranı ve PMF - 1931 Yaşama Tablosuna göre ; 4.231.460,98 TL olduğu, 11.06.2022 — 11.12.2022 Tarihleri Arası 6 Aylık Süre ile Sınırlı İyileşme Süresinde Bakıcı Giderinden Doğan Maddi Zararının ; 37.901,79 TL, Fatura Edilemeyen ve Belgeye Bağlanamayan Kaçınılmaz Tedavi Giderlerinden Doğan Maddi Zararının 18.000,00 TL olduğunun belirtildiği, Mahkememizce Konya BAM 3. HD'nin uygulamaları nazara alınarak PMF 1931 Yaşam Tablosuna Göre Yapılan Hesaplamaya itibar edildiği, davacı vekili tarafından sunulan değer arttırım dilekçesinde talep edilen miktarlara Mahkememizce taleple bağlılık ilkesi uyarınca hükme bağlandığı , buna göre 50.528,57 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 500.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 34.111,61 TL bakıcı gideri tazminatı ve 16.200,00 TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam hesaplanan maddi tazminat tutarı olan 600.840,18 TL 'nin davalı sigorta şirketinden alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Dava açılmadan önce sigorta şirketine yapılan başvuru dilekçesinin davalı sigortaya 06.09.2022 tarihinde teslim edildiğinin dosya arasındaki belgelerden anlaşıldığı, davalı sigorta şirketinin 8 iş günü sonunda yani 19.09.2022 tarihinde temerrüde düşmüş olması nedeni ile bu tarihten itibaren tazminat miktarından sorumlu olmasına karar verilmiştir. Her ne kadar davacı vekili tarafından dava dilekçesinde ve dava değer arttırım dilekçesinde avans faiz işletilmesi talep edilmiş ise de ; davalı sigorta tarafından sigortalanan .... plakalı aracın araç tescil kayıtlarında kullanım amacının hususi olduğu görülmekle Mahkememizce yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir. MÜTERAFİK KUSUR YÖNÜNDEN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE; Davalı sigorta şirketi vekili tarafından süresinde sunulan cevap dilekçesinde her ne kadar emniyet kemerinin takılı olmadığı iddiası ve sürücü belgesiz kişinin aracında seyahat edilmesi sebepleri ile müterafik kusur indirimi yapılması talep edilmiş ise de; emniyet kemeri açısından yapılan değerlendirmede; kaza tespit tutanağı incelendiğinde bu husus belirsiz olarak işaretlenmiştir. Bu hususa yönelik olarak Konya BAM 3. H.D.'nin .....E., ..... K. Sayılı ve 06/10/2022 tarihli ilamında da ifade edildiği üzere; Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, emniyet kemerinin takılı olup olmadığı "belirsiz" olarak işaretlenmiştir. Müteveffanın kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, takılı olmadığının ispatı davalı sigorta şirketinin üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından, aslolan takılması olup, bu hususun aksinin davalı tarafça da ispatlanamadığından indirim uygulanmaması kararı yerinde olup istinaflar yersizdir." şeklindeki ilamı mucibince müterafik kusur indirimi yapılmamıştır. Ayrıca sürücü belgesiz kişinin aracında seyahat etme sebebine dayalı olarak yapılan değerlendirmede ise ; davacı ve dava dışı .........'nun kaza sonrasında alınan ve soruşturma dosyasında alınan ifade içeriklerine göre arkadaş oldukları, davacı tarafından dava dışı .........'nun sürücü belgesi olmadığının bilindiğine yönelik herhangi bir ibare bulunmadığından bu yöndeki ispat külfeti de davalıda olup buna yönelik dosyaya herhangi bir delil sunulmamıştır. Bu bakımdan da müterafik kusur indirimi yapılmamış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Davacının maddi tazminat davasının davacı vekilinin 25.01.2024 havale tarihli talep artırım dilekçesi nazara alınmak sureti ile KABULÜ İLE, 50.528,57 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 500.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 34.111,61 TL bakıcı gideri tazminatı, 16.200,00 TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam hesaplanan maddi tazminat tutarı olan 600.840,18 TL 'nin davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihi olan 19/09/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bu kazanın oluşumunda tescilsiz ve sürücü belgesiz araç kullanan .........'nun kural ihlallerinden dolayı asli ve tam kusurlu olduğunu, .... plakalı araç sürücüsünün bu kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmadığını, kusur bakımından dosyadaki tüm çelişkilerin giderilmesi için ATK Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu'ndan rapor tanzim edilmesi gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, dosyaya sunulan Necmettin Erbakan Üniversitesi raporunda Yönetmelikte belirlenen heyet koşulunun sağlanmadığını, başvuranın kaza sonrası herhangi bir fizik tedavisinin mevcut olmadığını, gerekli fizyoterapi tedavisi sonrası maluliyetinin tamamen iyileşme imkanı bulunduğunu, SGK’dan geçici iş göremezliğe ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkin olarak evrak temini gerektiğini, başvuranın bu süreçte çalışıp çalışmadığının da tespitinin gerektiğini, ifadelerde başvuranın hemşire olduğunun kayıtlı olduğunu, eğer kaza tarihinde kişinin aktif çalışması yoksa yine geçici iş göremezlik hak edişi olmayacağını, bilirkişi raporunda bakıcı giderine ilişkin yapılan hesaplamanın hatalı olup gereçeği yansıtmadığını, bakıcı giderinin net asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, hastanede kaldığı günler tespit edilerek bakıcı gideri hesaplamasından düşülmesi gerektiğini, raporda belirlenen tedavi giderleri masrafının neye ilişkin olduğunun belirsiz olduğunu, geçici iş göremezlik tazminatının sürekli sakatlık teminatı kapsamında olduğunu, hesaplamada %1,8 Teknik Faiz Yönteminin kullanılması gerektiğini, hesaplamaya ilişkin olarak SEDDK’dan görüş sorulması gerektiğini, hatalı faiz başlangıç tarihine hükmedildiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, esasa girilmesi halinde davanın esastan reddine, davanın esastan reddedilmemesi halinde ise temerrüde düşmemiş ve dava açılmasına sebebiyet vermemiş bulunan müvekkili şirket aleyhine istinaf vekalet ve yargılama giderlerinin davacı üzerine yüklenmesine, kabul anlamına gelmemek üzere aleyhe hüküm kurulması halinde ise poliçe limiti, sigortalının kusur oranı ve zarara uğrayanın da müterafik kusuru dikkate alınarak hüküm kurulması gerekliliğine, reddedilen kısım için ise yargılama ücreti ve ücreti vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava dışı sürücü Tevfik'in kazanın oluşumunda tam ve asli kusurlu olduğunu, dava dışı sürücünün %90 oranında kusurlu olduğunu kabul etmenin olanaksız olduğunu, müvekkili açısından tespit edilen maluliyet oranları yaralanmasının ağırlığı karşısında çok düşük tespit edilmiş olup tespit edilen oranlar ve sürelerin gerçek durumla bağdaşmadığını, mahkemece PMF 1931 Yaşam Tablosuna göre yapılan hesaba itibar edildiğinden bahisle kurulan hükmün gerekçesi itibariyle Yüksek Mahkeme kararlarına aykırı olduğunu, kazaya karışan araç kamyonet vasıflı olup alacağa avans faizi işletilmesi gerekirken yasal faiz işletilmesinin hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkeme kararının talepleri doğrultusunda kaldırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik, tedavi ve bakıcı giderlerine ilişkin maddi tazminat istemine ilişkindir. 1-Maluliyet raporuna ve hesap raporuna ilişkin itirazın incelenmesinde : AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.(Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları) Davalı vekili erişkinler için engellilik yönetmeliğinin uygulanması gerektiğini belirtmiş ise de ; Davalı sigorta vekili tarafından 20/02/2019 tarih ve 30692 sayılı "Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında" yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte maluliyet oranlarının belirlenmesinde ilgili yönetmeliğe göre alınmış sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi gerekeceği iddia edilmekte ise de kaza tarihi 15/10/2016 ve dava tarihi16/05/2017 tarihi olup maluliyet raporunun olay tarihi itibariyle yürürlükte olan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerektiği ve Yargıtay 17. HD nin kökleşmiş içtihatları gereği Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan alınmasının yeterli olduğu, Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesinden alınma zorunluluğunun bulunmadığı,bu halde haksız fiil tarihinde yürürlükte olan 3 Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenen ATK 2.ihtisastan alınan heyet raporunun hükme esas alınmasında hukuka aykırılık olmadığı ,davalı vekilinin olay tarihinde yürürlükte olmayan,daha sonra yürürlüğe giren yönetmeliğe göre maluliyet eğerlendirmesi yapılmasının mümkün olmadığı, Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre rapor alınarak hükme esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur itirazların reddi gerekmiştir. 2-Kusur itirazının incelenmesinde: Mahkemece alınan Karayolları Fen Heyeti tarafından düzenlenen 12.07.2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; " Dava dışı sürücü ..... yönetimindeki ...... plakalı panelvanla, gece vakti, sol farı yanmadan, meskun mahal içerisinde, ve iki şeridi birden kullanarak, 60 Km./saatin üzerinde hızla seyri sırasında, karşısından gelen ......... yönetimindeki, tescilsiz, aydınlatma sistemi çalışmayan motosiklete, motosikletin seyir şeridinde çarptığı olayda; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun, 30/a. Maddesini, 51. Maddesini, 56/a-1. Maddesini, 84/g. Maddesini ve Yönetmeliğin.126 Maddesini ihlali nedeniyle asli kusurlu olduğu, dava dışı Motosiklet sürücüsü ........., yönetimindeki tescilsiz ve aydınlatma sistemi çalışmayan motosikletle, gece vakti, aydınlatma olmayan meskun mahal içerisinde, kendi seyir şeridindeki seyri sırasında, motosikletinin sol tarafına; karşısından gelen, gece vakti sol farı yanmayarak ve iki şeridi birden kullanarak, 60 km./saatin üzerinde bir hızla seyreden ..... yönetimindeki panelvanın sol ön kısmı ile, motosikletin seyir şeridinde çarpması sonucu meydana gelen olayda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 30/a. Maddesini ve Yönetmeliğin 126.Maddesini ihlali nedeniyle, alt düzeyde tali kusurlu olduğu, sonu olarak; dava dışı sürücü .....'un, meydana gelen olayda, % 90 (yüzde doksan) oranında kusurlu olduğu, dava dışı motosiklet sürücüsü .........'nun meydana gelen olayda %10 (yüzde on) oranında kusurlu olduğu, " şeklinde tespitlere yer verildiği görülmüş, söz konusu raporun çelişkileri giderir mahiyette , Yüksek Mahkemenin denetimine elverişli, ayrıntılı, gerekçeli ve yöntemine uygun olarak hazırlandığı değerlendirilmekle Mahkemece hükme esas alınması yerindedir. İtirazın reddi gerekmiştir. 3-Müteselsil sorumluluk itirazının incelenmesinde: Davalı sigorta şirketi tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı araç ile davacının yolcu olarak bulunduğu aracın karıştığı kaza sonrası yaralandığı hususu sabit ve çekişme dışıdır. Davacı vekili, davalı sigorta şirketi tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı araç sürücünün kusurlu olduğundan bahisle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece meydana gelen trafik kazasında davacının yolcu olarak içinde bulunduğu araç sürücüsünün %10 oranında, davalı sigorta şirketine sigortalı aracın ise %90 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş bilirkişi tarafından hesaplanan kusur oranı üzerinden indirim yapılarak hüküm kurulmuştur. Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır. Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir. Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir. Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, araçta yolcu olarak bulunan davacının kazanın oluşumunda kusurunun bulunmamasına göre, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. ( YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K ) Bu bilgiler ışığında somut olayı incelediğimizde; dava dilekçesinde kullanılan ifadelerden açıkça davalının kusuruna dayandığı, bu kusur oranına isabet eden tazminatın karşı araç sigortacısından müştereken ve müteselsilen tahsilini istediği anlaşılmaktadır.(Yargıtay 17.Hukuk Diresi 2014/11292 E,2016/5376 K) Bu kapsamda dava açan davacı sonradan dava dilekçelerinde talep ettiği kusuruna isabet eden tazminat miktarının da müteselsil sorumluluk nedeniyle tahsilini talep edemez. Dava dilekçeleri gereğince davalı sigortalı araç sürücüsünün kusur durumu dikkate alınarak hüküm kurulmasında bir usulsüzlük görülmemiştir. 4-Davalı vekilinin geçici iş göremezliğin,bakıcı gideri ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde: 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 16/04/2022 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR. Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, tedavi ve bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. 5-Sgk tarafından yapılan ödemelerin tenziline ilişkin istinaf itirazının incelenmesinde : Davalı sigorta şirketi olay nedeniyle SGK ya ödeme yaptıklarını belirtmektedir.Bu kapsamda SGK İl Müdürlüğüne müzekkere yazılarak sözkonusu olaya ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığı, ödemenin neye dair olduğu, kazada Yaralanan davacının sigorta kaydının bulunup bulunmadığı, kaza sebebiyle kendisine bağlanan aylık veya maaş olup olmadığı, geçici işgörmezlik ödemesi veya başkaca ad altında bir ödeme yapılıp yapılmadığı,varsa rücua esas teşkil edip etmediği, rücua esas teşkil eder ise ilk peşin sermaye değerinin ne olduğu, kazazadenin sigorta kaydı var ise kaza tarihi itibarıyla prime esas gelirinin ne kadar olduğunun tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği doya içerisindeki belgelerden SGK tarafından yapılan ödeme bulunmadığı anlaşılmakla itirazın reddi gerekmiştir(YARGITAY 17.Hukuk Dairesi 2016/5449 E 2019/1056 K ) 6-Tedavi giderine ilişkin itirazın incelenmesinde: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluk Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 6111 sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında tüm tedavi giderlerinden değil ancak söz konusu madde kapsamında kalan belgeli tedavi giderlerinden sorumludur. Kanunun 98. maddesi kapsamında olmayan tedavi giderleri yönünden ise işleten ve işleten hukuki sorumluluğunu yüklenen sigortacının sorumluluğu devam etmektedir. TBK 50 maddesi gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Sağlık kuruluşunda yapılan sağlık hizmeti harcamaları rahatlıkla fatura ve benzeri belgeler ile ispatlanabilir. Ancak bazı giderler var ki her zaman belge temin edilmesi mümkün değildir. Bu gibi durumlardaTBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 11 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlanması yeterli olup ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulunup getirilmesi şart değildir. Hiç bir belge sunulmasa bile ,hakim ,görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK .26/04/1995 ,1995/11-122 E 1995/430 K) Davaya konu kazadaki yaralanması nedeniyle, davacının %46 oranında kalıcı maluliyetinin bulunduğu ve iyileşme süresinin 9 ay olduğu;Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığının raporuyla saptanmış olup,bu tedavi sürecinde yapılan tüm giderlerin belgeye bağlanması mümkün olmadığı gibi, hayatın olağan akışına göre de davacı taraftan bu yönde bir belgelemenin beklenmesi hakkaniyetle bağdaşmayacaktır. Tedavi sürecinde yapılması muhtemel yol ve ulaşım giderleri, belgeye bağlanamamış tıbbi malzeme, ilaç vs. giderleri olması kaçınılmazdır. Bu nedenle davalı vekilinin bu hususa yönelik itirazının reddi gerekmiştir. 7-Bakıcı gideri itirazının incelenmesinde: Kaza tarihinde yürürlükte olan brüt asgari ücret tutarı (tamamı) üzerinden hesaplama yapılmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından itirazın reddi gerekmiştir.(YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2020/1566 E 2020/6103 K) 8-Faiz başlangıcı ve türü itirazının incelenmesinde: Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Davacının dava açmadan önce davalı sigortacıya başvuruda bulunduğuna ilişkin bir iddiasının bulunmaması, davalı sigortacının da davadan önce başvuru olmadığını savunmuş olmasına göre, sigortacının en erken dava tarihi itibariyle temerrüde düştüğü kabul edilerek, davalı sigortacı için temerrüt faizinin dava tarihinden işletilmesini talep edebilir. (Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/25016 Esas 2017/5136 Karar sayılı ilamları) Somut olayda davalıya 06/09/2022 tarihinde başvuru yapılmış olup mahkemece belirlenen temerrüt tarihi doğrudur itirazın reddi gerekmiştir. Davacı vekilince temerrüt faizi olarak avans faizi istenilmiş, ancak mahkemece yasal faize hükmedilmiştir. Oysa zarara neden olan araç kamyonet olup ticari faaliyet sırasında zarara neden olmuştur. Bu itibarla davada temerrüt faizi olarak ticari faiz niteliğindeki avans faizine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde yasal faize hükmedilmesi doğru olmamıştır. İtirazın kabulü gerekmiştir. Bu nedenle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; ilk derece mahkemesi kararın KALDIRILMASINA, HMK.nın 353/1-b-2.maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA, (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle) 1-Davacının maddi tazminat davasının davacı vekilinin 25.01.2024 havale tarihli talep artırım dilekçesi nazara alınmak sureti ile KABULÜ İLE, a- 50.528,57 TL geçici iş göremezlik tazminatı, b- 500.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, c-34.111,61 TL bakıcı gideri tazminatı, d-16.200,00 TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam hesaplanan maddi tazminat tutarı olan 600.840,18 TL 'nin davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihi olan 19/09/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, İlk Derece Yargılaması Yönünden; 2-Alınması gereken 41.043,39-TL harçtan, peşin olarak alınan 80,70-TL harç ve tamamlama harcı olarak alınan 2.050,80-TL harç olmak üzere toplam 2.131,50 -TL'nin mahsubu ile bakiye 38.911,89-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Hazine tarafından karşılanan 3.200,00-TL arabuluculuk giderinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 80,70 TL peşin harç ve 2.050,80 TL tamamlama harcı, 80,70 TL başvuru harcı, 11,50-TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 3.438,00 TL Necmettin Erbakan Üniversitesine ait fatura gideri, 715,25 TL yazışma ve tebligat gideri olmak üzere toplam 13.876,95 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 90.117,63 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-HMK'nun 333. Maddesi uyarınca dosyada artan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, İstinaf Yargılaması Yönünden; 8-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine, 9-Davacı tarafça yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru gideri ile 70,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.239,40 TL yargılama giderinin davalı taraftan tahsili ile davacıya verilmesine, 10-İstinaf eden davalıdan alınması gereken 41.043,39 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 10.261,00 TL nin mahsubu ile bakiye 30.782,39 TL eksik harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 11-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 12-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde TEMYİZ YOLU AÇIK Olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 17/10/2024 Başkan e-imzalı Üye e-imzalı Üye e-imzalı Katip e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.