İlk Derece Mahkemesi · Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/679 E. 2025/224 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/679
Karar No
2025/224
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ T.C. ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2023/679 Esas KARAR NO : 2025/224 ... DAVA : Tazminat (Munzam Zarardan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 09/10/2023 KARAR TARİHİ : 26/03/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/04/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Munzam Zarardan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonucunda; Dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : İDDİA VE İSTEK : Davacı vekili sunduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... davalı şirkete 2012 yılında 6 adet araç almak amacıyla davalı şirketin antetli 6 adet tahsilat makbuzu ile 204.800,00-TL ve beyaz kağıda yazılı ve davalının o sırada çalışanı (mağaza müdürü) olan ...nin imzasını içeren alındı belgesinde de görüleceği üzere ayrıca 112.000,00-TL teslim etmiş olduğunu, davacının araç almak için para ödemesine rağmen araçları alamadığını ve .... sayılı takip dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, ancak icra takiplerinin davalı borçlunun haksız itirazları üzerine durdurulduğunu, akabinde itirazın iptali için davalar açıldığını ve göreve ilişkin bazı ihtilafların çözümü ve davaların birleştirilmesinden sonra ... tarafından dosyanın ele alındığını, ... kararı ile; asıl dava dosyası yönünden ... E. sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin 204.800,00-TL asıl alacak üzerinden ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yıllık %9 yasal faizi ile birlikte takibin devamına, birleşen dosya yönünden ise; ... esas sayılı dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, takibin 112.000,00-TL asıl alacak üzerinden ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yıllık %9 yasal faizi ile birlikte takibin devamına karar verilmiş olduğunu, ... sayılı kararı ile davalı vekili istinaf başvurusu reddedildiği, taraflarının istinaf başvurusu doğrultusunda ayrıca davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedildiği ve karar kesinleştiğini, müvekkili tarafından davalı aleyhine ikame edilen dava neticesinde lehlerine hüküm kurulmuş ise de; yargılamanın da uzun sürmesi nedeniyle hükmedilen tazminat gerçek zararlarından oldukça uzak olduğunu, dava konusu olayın yaşandığı tarih olan 2012 senesinde araç alımı için ödenen dava konusu toplam meblağı karşılığında 6 adet sıfır araç satın alınabilirken davacı müvekkilinin davalıdan tahsil ettiği rakam ile günümüzde 1 adet araç dahi satın alınamamakta olduğunu, böylesi bir zararın tek başına müvekkiline yüklenmesinin kabul edilemez olduğunu, konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında alacağın değer kaybına uğratılmak suretiyle ödenmesinin ihlâl teşkil ettiğinin kabul edildiğini, müvekkili lehine hüküm altına alınan tazminatların sadece sembolik bir tutar hâline gelmesi nedeni ile davalıdan munzam zarar talep edilmesinin zorunlu hâle geldiğini beyanla fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile; dava konusu 1.050.000,00-TL alacağın 25.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ve yargılama giderleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP VE SAVUNMA : Davalı vekili sunduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davacı arasında her ne ad altında olursa olsun hiçbir sözleşmesel ve ticari ilişki bulunmadığını, davacı tarafından.... sayılı dosyasında müvekkili şirket hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığını, icra takibine konu edilen belgelerin müvekkili şirket kayıtlarında yer almadığı tespit edildiğinden ve davacı tarafından verilmiş bir sipariş ve dolayısıyla teslim edilmeyen araç söz konusu olmadığından icra takiplerine itiraz edilmiş olduğunu, itiraz üzerine davacı tarafından ... sayılı dosyaları üzerinden itirazın iptali istemli dava açılmış olduğunu, verilen kararın kaldırılması sonrasındaki görevsizlik kararı üzerine yargılamaya ... E. sayılı dosyası üzerinden devam edilerek davanın kabulüne karar verildiğini, taraflarınca istinaf yoluna başvurulduğu ve .... sayılı ilamı ile istinaf itirazlarının kesin olarak reddine karar verildiğini ve kararın kesinleşmesi üzerine 24.05.2023 tarihinde icra takip dosyalarına ödemeler yapılmış olduğunu, 6 yılı aşkın süre görevsiz Mahkemede yargılama yapılması nedeniyle süreç uzadığını, mevcut bu durumda davacının alacağını geç tahsil ettiği yönündeki iddiasının muhatabı müvekkili şirket olmadığını, bu durumun müvekkili şirketten kaynaklanmadığını, yargılamanın uzamış olması müvekkili şirkete yüklenebilecek bir kusur ve sorumluluk olmadığını, bu nedenle davacının görevsiz mahkemede dava açması ve sonraki süreçte yargılamanın gecikmesi yüzünden munzam zarar talep etmesinin açıkça hukuki dayanaktan yoksun haksız bir talep olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. DELİLLER : - Ticaret sicil kaydı - ... sayılı takip dosyaları. -Bilirkişi heyeti asıl ve ek raporları. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, 6098 sayılı TBK'nın 122.m. gereğince munzam zarar nedeni ile tazminat istemine ilişkindir. Dosyamız arasına celp edilen ... sayılı dosyasının incelenmesinde; dosyamız davacısı tarafından dosyamızda munzam zarar iddiasına dayanak ve davalı şirketin dava dışı çalışanına 6 adet araç alımı karşılığında ödenen miktarların araçların teslim edilmemesi ve ödemelerin de iade edilmemesi nedeni ile davalı şirketten tahsiline ilişkin olarak .... sayılı takip dosyalarında başlatılan ilamsız icra takiplerine vâki davalı itirazlarının iptali ve icra-inkâr tazminatı istemli davalar olduğu, davanın açıldığı ...sayılı ilamı ile kaldırıldığı, istinaf ilamı sonrasında tacir araştırması yapılarak davaya bakmaya görevli Mahkemenin .... sayılı görevsizlik kararının verildiği ve anılan karara yönelik istinaf başvurusunun reddedildiği, görevsizlik kararı sonrasında davaya bakmaya görevli ... kararı ile davanın kabulüne dair verilen kararın ... sayılı ilamı ile düzeltilerek ve yeniden hüküm kurulmakla kesinleştiği anlaşılmıştır. Dosyamız arasına örnekleri celp edilen ve dava konusu isteme dayanak... sayılı takip dosyalarının incelenmesinde ise; dosyamız davacısı olan takip alacaklısı ... tarafından davalı takip borçlusu şirket aleyhine davalı şirkete araç alımı nedeni ile ödenen 112.000,00-TL ve 204.800,00-TL miktarların tahsiline yönelik olarak başlatılan ilamsız icra takipleri olduğu, takip borçlusunun itirazı üzerine yasal 1 yıllık hak düşürücü süresinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dosyamız konusunda uzman bilirkişi heyetine tevdi edilerek davacıya dava konusu araçların satımı sonrasında kesinleşen Mahkeme kararı gereğince iadesine karar verilen miktar nedeni ile günün ekonomik koşulları ile aradan geçen zaman içerisinde paranın alım gücünde altın, faiz, döviz, tahvil v.b. parametreler de gözetildiğinde davacının munzam zararının oluşup oluşmadığı, mevcut ise; davacının davalıdan talep edebileceği munzam zarar alacağı konusunda asıl ek raporlar aldırılmış, 22/05/2024 tarihli 1. ek raporda yapılan hesaplamaya göre Munzam zararın talep koşullarının oluştuğunun kabulü halinde davacının davalıdan... sayılı dosyasında dava konusu ... esas sayılı takip dosyasında talep edilen 204.800,00-TL alacak yönünden davacının davalıdan talep edebileceği munzam zararının 2.152.268,73-TL– 174.371,77-TL= 1.977.896,96-TL, ... esas sayılı dosyasına konu 112.000,00-TL alacağa ilişkin munzam zararın ise; 1.076.922,79-TL–94.254,90-TL= 982.667,89-TL olduğu mütalaa edilmiştir. Dosyamıza sunulan 09.12.2024 tarihli 2. Ek raporunda ise özetle; dava konusu isteme dayanak her iki icra takip dosyasında işbu dava tarihinden önce dava dışı 3. kişiye yapılan temlik konusu miktarlar tespit edilerek ve söz konusu miktarlar davacının davalıdan talep edebileceği munzam alacak miktarı hesaplamasında mahsup edildiği ve temlik miktarlarının dikkate alınmadığı alternatifli hesaplamalar yapılmıştır. Bilirkişi heyeti 2. Ek raporu doğrultusunda davacı vekili ıslah dilekçesini sunmakla; ıslah dilekçesi davalı şirkete tebliğ edilmiştir. Somut olayda; dava konusu alacağın geç tahsili nedeniyle faiz ile karşılanamayan munzam zararlarının tahsili amacıyla işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Konu ile ilgili ... Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. ... önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127). Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını ...’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. (... karar sayılı ilamları). Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Davacı vekili dava dilekçesi ile Davalının borcu nedeniyle ikame edilen ... E sayılı itirazın iptali davası sonucunda verilen karar ile ancak 18.04.2023 tarihinde tahsil edilebildiğini, davalıların temerrüdü 06.05.2019 tarihinde başladığını, alacağın geç tahsili nedeniyle munzam zararının oluştuğunu her yıl gerçekleşen enflasyon oranı, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, döviz kurları ve diğer yatırım araçları ile ilgili belgeler resmi kurumlardan getirtilerek, uzman bilirkişiden rapor alınmak suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun başlıbaşına ve yeterli delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Bu bilgiler ve tespitler ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde ise; dosya kapsamında davacı yan tarafından dava konusu munzam zarar iddiasına ilişkin olarak somut vakıalar ve deliller sunulamadığı, genel olgulara dayanarak dava açtığı için davasını ispatlayamadığı, yine davacının munzam zarar iddiasını dayandırdığı ... dosyasındaki yargılama sürecinin öncesinde verilen görevsizlik kararı nedeni ile uzadığı olgusunun da başlı başına munzam zarar iddiasının kabulüne elverişli bir olgu olarak kabulüne hukuken olanak bulunmadığı, değinilen olgunun makul sürede yargılama ilkesi bağlamında adil yargılama ilkesinin ihlalinde ileri sürülebileceği, dosya kapsamında toplanan delillere göre davacının dava konusu munzam zararı yönünden illiyet bağının varlığını da kanıtlayamadığı anlaşılmakla; açıklanan gerekçelerle haklılığı kanıtlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek ve hüküm oluşturmak gerekmiştir. (Nitekim, .... sayılı ilamları da aynı yöndedir.) HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE , 2-Alınması gerekli karar ve ilam harcı maktu 615,40-TL olup davacı tarafından peşin yatırılan 17.931,38-TL harç ile 33.264,00-TL olmak üzere toplam 51.195,38‬-TL harçtan mahsubu ile bakiye 50.579,98‬-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükteki AAÜT gereğince nispi 383.821,81-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-HMK 333.m. gereğince artan gider avansının karar kesinleştiğinde İADESİNE, 6-6325 sayılı yasanın 11 ve 13 m.delaletiyle 18/a maddeleri gereğince maktu 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Maliye Hazinesine gelir kaydına, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde verilecek dilekçe ile ... yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/03/2025 Başkan ... e-imza Üye ... e-imza Üye ... e-imza Katip ... e-imza

Atıf: Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/679, K. 2025/224, T. 26.03.2025, www.arakarar.com/karar/ankara-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-679-e-2025-224-k-e55cd5029feb