İlk Derece Mahkemesi · Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi

Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/470 E. 2024/80 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/470
Karar No
2024/80
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/470 Esas - 2024/80 T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2023/470 Esas KARAR NO : 2024/80 Karar HAKİM : .... KATİP :.... DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen) DAVA TARİHİ : 10.07.2023 KARAR TARİHİ : 09.02.2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19.02.2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin 04.02.2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasında müvekkiline ait ...plaka sayılı aracın pert olduğunu bu sebeple davalı sigorta şirketine başvuruda bulunulduğunu ancak sigorta şirketi bedelin çok altında bir teklifte bulunması bulunması sebebiyle sigorta tahkim komisyonuna başvuruda bulunulmuş 57.500,00-TL ödenmesine karar verilmiş müvekkili tarafından yapılan itiraz üzerine ... Esas sayılı dosyası ile verilen kararın istinaf edilmesi üzerine dosya 06.07.2020 tarihinde karara bağlandığını, söz konusu kararın Şubat 2023 tarihinde müvekkiline tebliğ edilmesi üzerine aracın pert olmasından kaynaklı tazminat alacağını ancak 5 yıl sonra Mart 2023 tarihinde tahsil edebildiğini, alacağın tahsil edilememesinden ve avans faizini aşan zararın ortaya çıkmasından bahisle aşkın zararın davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini ayrıca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : Davacı tarafın taleplerinin haksız olduğunu, zamanaşımı, hak düşürücü süre, hukuki yarar dava şartı yokluğu ve husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın belirsiz alacak nevinde ikame edilmesi usul hukuku kurallarına aykırı olduğunu, taraf sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili tarafından davacıya ödeme yapıldığını, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının taleplerinin teminat dışı olduğunu, yargılamanın uzun sürmesinden dolayı müvekkili şirkete kusur atfedilemeyeceğini, davacının faizi aşan zararını inanılır, kesin ve net şekilde ispat etmesi gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesini ayrıca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir . YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava ; Davacının 04.02.2018 tarihinde meydana gelen trafik kazası kapsamında araç pert bedelinin 5 yıl sonra alınmasından dolayı munzam zarar tazminatı davasına ilişkindir. ... tarafından gönderilen ...plaka sayılı aracın 04.02.2018 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına ilişkin sigorta poliçesi ve hasar dosyası mahkememiz dosyası arasına alınmıştır. .... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden gönderilmiş ve mahkememiz dosyası arasına alınmıştır . .... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden gönderilmiş ve mahkememiz dosyası arasına alınmıştır. TBK’nın 122. Maddesine göre “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmaz. (.... Sayılı )(... 'nun ... . Sayılı 09/12/2021 Tarihli kararı) Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Ayrıca borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Somut olayda tahkim komisyonu kararına karşı itiraz ve istinaf edilmiş olduğu, davalı tarafından davanın uzamasını sağlamak için hile ve desiseye başvurduğuna dair bir emare bulunmadığı gibi, tahkim kararının davalı tarafından itiraz ve istinaf edilmiş yoluna başvurulmuş olmasında da davalının yasal haklarının kullandığı ve TBK 122. Maddedeki şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir. (.... ..vb kararları ) HÜKÜM :Gerekçesi açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE; 2- 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL harçtan, dava açılışında alınan 269,80-TL peşin harcın düşülmesi ile bakiye 157,80 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına 3-Davalı davada kendini vekille temsil ettirmiş olduğundan, red edilen miktar üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan Av. Asgari Ücret Tarifesinin 13/1. Maddesi gereğince taktir edilen 5.000,00-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya/ davalılara verilmesine, 4-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irât kaydına, 5-Davacı tarafın yapmış olduğu yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan gider avansından HMK'nın 333.maddesi uyarınca davacıya iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda HMK'nun 341 ve devamı maddeleri gereğince kararın tebliğinden itibaren Mahkememize Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine gönderilmek üzere verilecek dilekçe ile iki haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09.02.2024 Katip ... ¸ e-imzalıdır Hakim ... ¸ e-imzalıdır

Atıf: Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/470, K. 2024/80, T. 09.02.2024, www.arakarar.com/karar/ankara-11-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-470-e-2024-80-k-73eb4d8442a6