Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2021/18914, 14.12.2023

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2021/18914
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

EROL CANBAZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/18914)

Karar Tarihi: 14/12/2023

R.G. Tarih ve Sayı: 20/5/2024-32551

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

ÖZETİ

1. Başvuru, hakkında adli soruşturma bulunduğu

gerekçesine dayalı olarak başvurucunun bilirkişi listesinden isminin

çıkarılması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Ankara Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığı

(Kurul) bünyesinde bilirkişi olarak görev yapmaktayken 14/11/2019 tarihli

kararla bilirkişilik listesinden çıkarılmıştır. Kararda, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığından (Başsavcılık) gönderilen yazıdan bahsedilmiş; başvurucu

hakkında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına

(PDY) üye olma suçundan soruşturma bulunduğu, soruşturma kapsamında ByLock

kullanıldığı tespit edilen hattın fiilî kullanıcısının başvurucunun eşi

olduğunun tespit edildiği, bunun üzerine eşi hakkında tefrik kararı verilerek

kamu davası açıldığı, başvurucu hakkındaki soruşturmanın devam ettiği

belirtilmiştir. Kurul kararında 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik

Kanunu'nun 10. maddesine değinilmiş ve maddenin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendinde bilirkişiliğe başvuru şartları arasında terör örgütüyle iltisaklı ve

irtibatlı olmamanın bulunduğu belirtilmiş; irtibat yahut iltisak

değerlendirmesinin yapılabilmesi için soruşturma yahut kovuşturmanın

neticelenmesi gerekmediği, bu kapsamda yürütülen idari yahut adli

soruşturmalarda gizliliği ihlal etmemek adına başvurucunun savunmasının

alınmadığı ifade edilmiştir.

3. Başvurucu; Kurul kararına karşı itiraz etmiş ve

soruşturmada gizlilik kararı olmakla birlikte hakkında esaslı ve somut bir

delil tespiti bulunmadığı için ceza davası açılamadığını, bu kapsamda savunması

alınmadan listeden çıkarılmasının başta masumiyet karinesi olmak üzere anayasal

haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüş ancak başvurucunun itirazı

reddedilmiştir. Başvurucu, bu karara karşı Ankara 10. İdare Mahkemesi (Mahkeme)

nezdinde iptal davası açmıştır.

4. Mahkeme 30/12/2020 tarihli kararı ile davanın reddine

hükmetmiş, karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. 30/12/2020

tarihli kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bilirkişilik görevinin adli

hizmete ilişkin bulunması nedeniyle mahiyeti itibarıyla kamu görevi niteliği

taşıdığı dikkate alındığında, hakkında terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti

veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu iddiasıyla suç soruşturması veya

kovuşturması yürütülen bilirkişilerin, bilirkişilik bölge kurulları tarafından

terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olarak değerlendirilmesi ilgili

kanun hükümlerinin amacına ve hizmet gereklerine aykırılık taşımamaktadır.

Bu durumda; davacı hakkında FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ceza soruşturması başlatıldığı ve

soruşturmanın devam ettiği gözetildiğinde, terör örgütleriyle iltisaklı veya

irtibatlı olduğu değerlendirilerek tesis edilen dava konusu işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

5. Başvurucu, nihai hükmü 2/4/2021 tarihinde öğrendikten

sonra 22/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

7. Başvurucu; fiilen eşi ve çocukları tarafından

kullanılan hatlar üzerinde yapılan ByLock tespitinin bilirkişilik listesinden

çıkarılmasına gerekçe olarak gösterildiğini, bunun dışında ceza soruşturmasında

tarafına yönelik soyut ihbar dışında hiçbir bilgi yahut belgenin bulunmadığını

ancak Kurul tarafından yürütülen inceleme sürecinde buna yönelik savunma yapma

imkânı bulamadığını belirterek savunma hakkı ile suç ve cezaların şahsiliği

ilkesinin ihlal edildiğini belirtmiştir. Öte yandan ne Kurul kararında ne de

idare mahkemesi kararlarında ceza soruşturmasında yapılan tespitlerin

bilirkişilik yönünden ne şekilde değerlendirildiğinin anlaşılamadığını, sadece

ceza soruşturmasına atıf yapılarak davanın reddedildiğini, yargılama sürecinde

ileri sürdüğü hiçbir iddia yahut itirazın incelenmediğini belirten başvurucu;

gerekçeli karar hakkı ile masumiyet karinesinin, ayrıca kendisiyle ilgili

olarak dinî sohbetlere katıldığı yönünde ileri sürülen iddia nedeniyle de din

ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiğini ifade etmiştir.

8. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; idari yargı

mercileri tarafından irtibat/iltisak açısından yapılan değerlendirmede ceza

soruşturması yahut kovuşturmasının delil olarak kabul edildiği, Mahkeme

tarafından uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun ve kullanılan takdir yetkisinin

gerekçelendirilerek davanın neticelendirildiği, masumiyet karinesi ile

gerekçeli karar hakkı yönünden yapılan incelemede bu hususların gözönünde

bulundurulması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı

cevap yazısında başvuru formunda ileri sürdüğü hususları tekrarlamıştır.

9. Başvurucunun suçta ve cezada şahsilik ilkesi ile din

ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiği iddiası yönünden ileri sürdüğü hususların

(dinî toplantılara katılma ve ByLock tespiti) ne Kurul kararında ne de derece

mahkemesi kararlarında inceleme konusu yapılmıştır. Öte yandan başvurucu;

başvuruya konu idari ve yargısal kararlarda referans alınan ceza

soruşturmasında tarafına yönelik somut bir tespit bulunmadığını, buna rağmen

bilirkişilik listesinden çıkarıldığını belirterek masumiyet karinesi ile

savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de şikâyetinin özünün iddia

ve itirazları dikkate alınmaksızın ve incelenmeksizin davanın reddine karar

verilmesi olduğu anlaşıldığından başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında

incelenmiştir.

10. İlke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması,

adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri, dava konusu maddi

olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu,

sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul şekilde

gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açık bir keyfîlik

görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil

yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim Ataş, B. No:

2013/1235, 13/6/2013, § 23).

11. 6754 sayılı Kanun kapsamında bilirkişilerin kamu

hizmeti veren diğer mesleklerden önemli ve farklı bir konumda olduğu söylenebilir.

Dolayısıyla bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aranacak

şartlar yönünden bölge kurulları tarafından kullanılan takdir yetkisinin daha

geniş olması makul kabul edilebilir. Öte yandan bu takdir yetkisi çerçevesinde

tesis edilen işlemlerin mevzuat kapsamında olduğu ve iltisaklı/irtibatlı olma

durumunun somut olgulara dayandığı hususlarının idari ve yargısal makamlar

tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması gerekir (Mehmet

Zile, B. No: 2019/8391, 15/3/2023, § 41). Nitekim Anayasa Mahkemesi 6754

sayılı Kanun'un 10. maddesinin iptali talebine ilişkin yaptığı incelemede,

gerçek kişilerin bilirkişilik faaliyetinde bulunabilmesi için terör

örgütleriyle iltisaklı/irtibatlı olmamaları şartı öngörülmesini Anayasa'ya

aykırı görmemiş; söz konusu şartın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların

yargıya taşınabileceğini belirterek bu durumun keyfîliği önleyecek yasal

güvencelerden biri olduğunu vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, ulaşılmak istenen

amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında

olması gereken makul dengenin gözetildiği, kamu hizmetine girme hakkını

sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye neden olmadığı kanaati ile 6754

sayılı Kanun'un ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşmıştır (AYM,

E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019).

12. Somut olayda Kurul tarafından alınan kararda,

başvurucu hakkında devam eden soruşturma olduğu, soruşturmanın gizliliğine

zarar vermemek adına başvurucunun savunmasının alınmadığı, mevcut soruşturmanın

irtibat/iltisak değerlendirmesi için yeterli olduğu belirtilmiş; Kurul

kararının iptali amacıyla açılan davada da Mahkeme aynı değerlendirmeyi yaparak

davayı reddetmiştir.

13. Anayasa Mahkemesinin ifade edilen kararı da dikkate

alındığında (bkz. § 11) derece mahkemeleri tarafından yapılan yargılamalarda

bireylere temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahalelere

karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin sağlanması daha da önem

kazanmaktadır. Bu bağlamda mahkemelerin verdikleri kararlarda uygulanan

tedbirin keyfî olmadığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyması

gerekir. Somut olayda derece mahkemeleri kararların gerekçelerinde başvurucu

hakkında var olan herhangi bir bilgiye, başvurucunun bir eylemine veya

iltisaklı ya da irtibatlı olduğunu gösteren herhangi bir vakıaya yahut olguya

yer vermemiş; başvurucu hakkında bir ceza soruşturması yapılmasını terör

örgütüyle iltisaklı ya da irtibatlı olma bakımından yeterli kabul etmiştir.

Başvurucunun söz konusu terör örgütüyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğunun

kabul edilebilmesi açısından ceza soruşturması yapılmasının bir şüpheye neden

olduğu kabul edilebilir ise de başvurucunun mevcut soruşturmanın hatalı bir

tespit ve soyut nitelikli ihbar üzerine başlatıldığı iddiası ile devam eden

süreçte soruşturmanın takipsizlik kararı ile neticelendiği dikkate alındığında

bu türden bir şüpheye dayalı olarak mevcut olaydaki gibi ağır sonuçları olan

işlemler tesis edilmesi kamusal makamlardan beklenen ikna edici nitelikte

gerekçe ortaya konulması yükümlülüğüne aykırılık oluşturacaktır. Yine irtibatlı

ya da iltisaklı olarak kabul edilmek için başvurudaki gibi yalnızca

soruşturmanın bulunmasının yeterli kabul edilmesi, söz konusu kavramların

kapsam ve sınırlarının yargı kararlarıyla belirlenmesi konusunda yargısal

makamlara tanınan takdir yetkisinin öngörülen yükümlülüklere uygun şekilde

kullanılmaması anlamına gelecektir (Mehmet Zile, § 45).

14. Neticede mevcut başvuruya özgü şartlarda başvurucunun

terör örgütleriyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğu hususunda verilen idari ve

yargısal kararlarda objektif ve ikna edici nitelikte gerekçelerin ortaya

konulamadığı, başvurucunun ilave tedbirlere maruz bırakılmasına ilişkin

gerekliliğin söz konusu kavramların kapsamını gösterecek şekilde somut olgulara

dayalı olarak ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanamadığı

değerlendirilmiştir.

15. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

16. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama

yapılması ve 50.000 TL maddi/manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

17. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince

yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan, B. No:

2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No:

2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3), B. No:

2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

18. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara 4. İdare Mahkemesine (E.2020/735, K.2020/2187) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 19.287,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 14/12/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Duygu KALUKÇU

Başvurucu

:

Erol CANBAZ

Vekili

:

Av. Emine Pınar TEKİNŞEN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2021/18914, T. 14.12.2023, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2021-18914-basvuru-14-12-2023-4fcaede3a8e0