Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2012/749, 02.10.2013

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2012/749
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

BULUT ÖMER MİMİROĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/749)

Karar Tarihi: 2/10/2013

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti olmadığı halde başvuru tarihi itibariyle yaklaşık 14

aydır tutuklu olduğunu ve 15 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği davada adil

yargılanmadığını belirterek anayasal haklarının ihlâl edildiğini ileri

sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 22/11/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde tespit edilen eksiklikler

giderildikten sonra Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 11/6/2013 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesinde ifade

edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında, Başsavcılığın

talimatı doğrultusunda 5 Mayıs 2010 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı’nda

ifade vermiş ve akabinde serbest bırakılmıştır.

6. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, 6/7/2010 tarihli iddianameyle

başvurucunun da aralarında bulunduğu toplam 196 şüpheli hakkında

cezalandırılmaları talebiyle dava açmıştır. İddianamede başvurucu, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ıskat veya

vazife görmekten men etmeye teşebbüs” etmekle suçlanmıştır.

7. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 19/7/2010 tarihinde iddianamenin kabulüne

karar vermiştir.

8. Anılan Başsavcılıkça

yürütülen bir başka soruşturma kapsamında 6/12/2010

tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı’nda arama yapılmıştır. Arama neticesi hard

diskler, CDler ve diğer bazı belgelere el

konulmuştur.

9. 11/2/2011 tarihinde yapılan duruşmada

başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. Bu karara 14/2/2011

tarihinde yapılan itiraz reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştur.

10. Başvurucu yargılama

sürecinde yargılamayı gerçekleştiren 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutukluluğun

devamına ilişkin kararlarına itiraz etmiştir. İtiraz mercii itirazları

reddetmiştir.

11. Davaya bakan Mahkeme 21/9/2012 tarihinde açıkladığı kararda, başvurucunun müsnet suçtan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve

61. maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

12. Hükümle birlikte verilen

tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvurucu 25/9/2012

tarihli dilekçeyle itiraz etmiş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 23/10/2012

tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar başvurucuya 13/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu hakkında görülen

dava başvuru tarihi itibariyle temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

14. İsnat olunan suçun işlendiği

tarihte yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarih ve 765

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları

teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezası hükmolunur …”

15. Aynı Kanun’un 61. maddesi,

işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun

teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.

16. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 260. maddeleri şöyledir;

“Tutuklama nedenleri

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,

307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece

adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla

olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

Kanun yollarına başvurma hakkı

Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı

Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış

olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan

sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları

açıktır.

(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,

mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza

mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı

çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde

bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı

kanun yollarına başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun

yollarına başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

22/11/2012 tarih ve 2012/749 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti olmadığı halde sahte dijital delillere dayanılarak

tutuklandığını, klişe gerekçelerle tutukluluğun sürdürüldüğünü, 15 yıl hapis

cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığını, tutukluluğun hükümle

birlikte devam ettirilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19.,

36. ve 38. maddelerindeki haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

19. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği

hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının

devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olmasının şart olduğu, dördüncü fıkrasında ise bireysel başvuruda kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiştir.

1. Tutukluluğa

İlişkin Şikâyetler

20.

Başvurucu, hakkında kuvvetli suç şüphesi olmadığı halde sahte dijital verilere

dayanılarak tutuklandığından ve tutukluluğun klişe gerekçelerle

sürdürüldüğünden şikâyet etmiştir.

21. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

22. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla

Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî

işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün

değildir (B. No: 2012/832, § 14, 12/2/2013).

23. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

24. Ancak başvurucu hali hazırda

tahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise

bireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa

belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu

tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel

başvuru yapılmalıdır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

31).

25. Ne

var ki başvurunun kabul edilebilir bulunabilmesi için ihlal iddiasına dayanak

teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012

tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir. Mahkemenin yargı

yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür.

26.

Başvuru ve eklerine göre somut olayda başvurucunun 11/2/2011

tarihi ile 21/9/2012 tarihi arasında tutuklu kaldığı anlaşılmaktadır. Başvurucu

yargılama sürecinde tutukluluğun devamına ilişkin kararlara itiraz etmiş, fakat

itirazlar mercii tarafından reddedilmiştir (§§ 9,10) Buna göre tutuklulukla

ilgili şikâyetlerin bir bütün olarak başvurucu hakkında hüküm verilmeden önceki

döneme ait kesinleşen kararlara ilişkin olduğu açıktır.

27. 21/9/2012

tarihinde Mahkeme davanın esasını karara bağlayarak başvurucunun 15 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

Başvurucu, kararın tutukluluğun devamına ilişkin kısmına 25/9/2012

tarihli dilekçeyle itiraz etmiş ise de itirazı mercii tarafından 23/10/2012

tarihinde itiraz reddedilmiştir (§§ 11, 12). Ancak, Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişi

hakkındaki tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisi

bulunmamaktadır. Başvurucunun tutukluluk hali davanın esasına ilişkin kararın

açıklanmasıyla birlikte sona ermiş ve başvurucuya isnat olunan suç sabit

görülerek cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Dolayısıyla, hükmen tutukluluğa

itiraz ve incelemesinin 23/9/2012 tarihinden sonra

gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır (B. No: 2012/726, §§ 33, 35,

2/7/2013).

28. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun tutukluluğa ilişkin şikâyetlerine konu olan kararların tamamının

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önce kesinleştiği

anlaşıldığından, başvurunun “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

29. Başvurucu,

15 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığından da şikâyet

etmiştir.

30. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

31. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

32. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).

Başvurucu hakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet

bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir (B. No: 2012/726, § 41, 2/7/2013).

33. Açıklanan nedenlerle

başvurunun bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

A.

Başvurunun;

1. Tutukluluğa ilişkin şikâyetler

yönünden “zaman bakımından yetkisizlik”,

2.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin olanlar yönünden ise “başvuru yollarının tüketilmemiş

olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Mustafa BAYSAL

Başvurucu

:

Bulut Ömer MİMİROĞLU

Vekili

:

Av. Kazım GÖZÜŞİRİN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2012/749, T. 02.10.2013, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2012-749-basvuru-02-10-2013-8301d15ad73d