Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/582 E. 2025/237 K. – Kira Alacağı Ve
Konu: Kira Alacağı Ve Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/582
- Karar No
- 2025/237
- Karar Tarihi
- Konu
- Kira Alacağı Ve Tazminat
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/1233 E., 2023/153 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 31.05.2022 tarihli ve 2021/7331 Esas, 2022/5281 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki kira alacağı ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin sahibi olduğu taşınmazı 01.02.2013 tarihli sözleşmeyle dava dışı ... Eğitim İşletmeleri A.Ş'ye kiraladığını, şirketin kayyum atanmasını müteakip darbe teşebbüsü sonrası 23.07.2016 tarihinde 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldığını, kapatma sonrası kiralananın Maliye Bakanlığının tasarrufuna geçtiğini, Hazineye devredilen kurum ve kuruluşlarla ilgili sözleşmeleri fesih yahut devam ettirme yetkisinin 670 sayılı KHK'nın 5/1. maddesine göre Maliye Bakanlığına ait olduğunu, Bakanlığın sözleşmeyi sona erdirmeyerek kiralananı kullanmaya devam ettiğini, fiilen kullanılmadığı iddia olunsa dahi bunun önem arz etmediğini zira sözleşmenin ayakta tutulduğunu, kiralananın 15.03.2017 tarihinde müvekkiline teslim edildiğini, Eylül 2016-Mart 2017 arası (yedi aylık) kira bedelinin ödenmediğini, dava dışı şirketle imzalanan sözleşme çerçevesinde yıllık kira artışı da göz önünde bulundurulduğunda müvekkilinin toplam 136.469,00 TL alacaklı olduğunu, bunun yanı sıra kendi sorumluluğuna geçtikten sonra taşınmazı kontrol ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalının kiralananın terk edilmiş bir yer gibi kalmasına, hırsızlık vakıalarının yaşanmasına sebep olduğunu, taşınmazın bakımsızlık nedeniyle de zarar gördüğünü, tüm çabalara rağmen davalının ilgisizliğini devam ettirerek zararın büyümesine neden olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 136.469,00 TL kira alacağı ile kiralananda meydana gelen ve mahkemece tespit olunacak zarara karşılık olarak şimdilik 5.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle 115.529,75 TL kira alacağının, dava tarihine kadar işlemiş 6.458,00 TL yasal faizin ve 234.304,54 TL hasar bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; dava konusu uyuşmazlıkta davacının önce 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi çerçevesinde idareye başvurması, sonucuna göre talebini idari yargı yerlerine taşıması gerektiğini, adli yargının görevli olmadığını, bunun yanı sıra 675 sayılı KHK'nın 16/3 maddesi gereğince olağanüstü hâl kapsamında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olarak 17.08.2016 tarihinden sonra Maliye Bakanlığı aleyhine dava açılamayacağını belirterek dava şartı yokluğundan davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN İLK KARARI VE DEVAMINDAKİ YARGISAL SÜREÇ 1. İlk Derece Mahkemesinin 26.12.2017 tarihli, 2017/553 Esas, 2017/923 Karar sayılı kararıyla, darbe teşebbüsünün yarattığı olağanüstü ortamda gerek devletin gerekse vatandaşların zor ve öngörülemez bazı koşullar altına girdiği, bu süreçte huzurun, güvenliğin ve Anayasal düzenin korunması için alınması zorunlu tedbirler kapsamında kaldığından davacının hasar bedeli talebinin yerinde görülemeyeceği, Hazinenin sözleşmeye taraf olmadığı ve kiralanana el koyduktan sonra söz konusu yeri işletmediği de gözetildiğinde kira alacağı isteminin yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 2. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 23.05.2018 tarihli, 2018/867 Esas, 2018/910 Karar sayılı kararıyla; davacının kira sözleşmesi yaptığı ... Eğitim İşletmeleri Tic. AŞ'nin 675 Sayılı KHK nın 16/1. maddesi gereğince kapatıldığı, bu nedenle davacının kira alacağı ve kiralananın zarar görmesi nedeniyle tazminat talepleri için öncelikle idareye başvurması, talebi reddedildiği takdirde idari yargıda dava açması gerektiği, bu dava yönünden dava şartı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken esas hakkında hüküm tesisinin yerinde olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak dava şartı yokluğundan davanın reddine, kararın bu şekilde düzeltilmesine ve hükmün diğer kısımlarının aynen geçerli olduğuna karar verilmiştir. 3. Karara karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuş, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 30.10.2019 tarihli, 2018/4892 Esas, 2019/8540 Karar sayılı kararıyla; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, vekâlet ücreti ve hükmün kurulma yönteminin hatalı olması nedeniyle hükmün bu yönlerden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. 4. Kararın kesinleşmesini müteakip davacı 16.01.2020 tarihinde bu kez idari yargı önünde aynı davayı açmış, İstanbul 11. İdare Mahkemesi somut uyuşmazlıkta adli yargı yerlerinin görevli olduğundan bahisle konuyu bekletici mesele yaparak olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmuştur. 5. Uyuşmazlık Mahkemesince 22.06.2020 tarihli,, 2020/341 Esas, 2020/404 Karar sayılı kararla; 667 sayılı KHK uyarınca kapatılan ... Eğitim İşletmeleri Tic. A.Ş'nin tüm hak ve borçlarının idareye devrolunmasıyla davalı idarenin kira sözleşmesinin tarafı hâline geldiğini, 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesi gereğince 17.08.2016 tarihinden sonra açılan davalarda dava şartı yokluğundan davanın reddedileceğinin düzenlendiği ve bu davanın özellikle idari yargı yerinde açılacağının belirtilmediği, somut olayda davanın 14.07.2017 tarihinde açıldığı, talebin kira ve tazminat hukukundan kaynaklanmakla uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulüne, İstanbul 17. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.12.2017 tarihli kararının kaldırılmasına hükmedilmiştir. 6. Uyuşmazlık Mahkemesi kararı üzerine Mahkemece dosya yeniden esasa kaydedilerek yargılamaya devam olunmuştur. IV. İLK DERECE MAHKEMESİNİN DİRENMEYE ESAS KARARI Mahkemenin 16.12.2020 tarihli, 2020/1398 Esas, 2020/1805 Karar sayılı kararıyla; dava dışı kiracı şirketin 667 sayılı KHK kapsamında kapatılması ve tüm varlıklarıyla Maliye Bakanlığına devredilmesi sonrasında davalı idare dava konusu kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmişse de 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesinin emredici hükmü nedeniyle 17.08.2016 tarihinden sonra açılan davaların başka herhangi bir koşul aranmaksızın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle dava usulden reddedilmiştir. V. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli ve 2021/677 Esas, 2021/1851 Karar sayılı kararıyla; kira sözleşmesinin tarafı olan şirketin 675 sayılı KHK'nın 16/1. maddesi gereğince kapatıldığı, bu nedenle davacının kira alacağı ve tazminat talepleri için öncelikle idareye başvurması, talebi reddedildiği takdirde idari yargıda dava açması gerektiği, bu sebeple dava şartı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. VI. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanun'un 28. maddesi; "Uyuşmazlık Mahkemesi, vereceği bütün kararların sonuçlarını ilgili Başsavcı ve Başkanunsözcüsüne, görev uyuşmazlığının çözülmesi için kendisine başvuran yargı merciine, kararı beklemesi için yazı yazılmış bulunan yargı merciine veya mercilerine uyuşmazlığın çözülmesi için başvurmuş olan kişilere veya makamlara hemen tebliğ eder. İlgili yargı mercileri ile bütün makam, kuruluş ve kişiler; mahkeme kararlarına uymak, geciktirmeksizin onları uygulamakla ödevlidirler. Gerekçeli kararın birer örneği de birinci fıkrada yazılı yerlere ve kişilere gönderilir." hükmünü içermektedir. Açıklanan bu hüküm uyarınca, ilk derece mahkemesince; Uyuşmazlık Mahkemesinin, olumsuz yargı yolu uyuşmazlığında verdiği adli yargı yerinin görevli olduğuna dair kararına uyulması ve davanın esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yeniden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir …” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Direnme Kararı Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; adli yargı yerlerinin görevli olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, davanın idareye başvuru şartı nedeniyle değil 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesinin emredici hükmü gereği dava şartı yokluğundan usulden reddedildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VII. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava konusu istemin davalı Hazinenin sözleşmeye taraf olmasından sonra doğan alacaklara ilişkin olduğunu, 675 sayılı KHK'nın 16/3 maddesinin somut olayda işlerlik kazanmayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, aralarında kira sözleşmesi bulunan dava dışı şirketin olağanüstü hâl kapsamında kapatılmasından sonra doğduğunu ileri sürdüğü kira ve tazminat alacağı iddialarını sözleşmeyi 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi çerçevesinde devralan davalı Maliye Bakanlığından talep ettiği ve yargılama sürecinde Uyuşmazlık Mahkemesince adli yargı yerlerinin görevli olduğuna işaret edilerek Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddi kararının kaldırıldığı somut olayda, Mahkemenin 675 sayılı KHK'nın 16/3 maddesi çerçevesinde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vermesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/2 ve 115. maddeleri. 2. 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19 ve 29. maddeleri. 3. 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 29.10.2016 tarihli, 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan 677 sayılı KHK'nın 2 ve 8. maddeleri. 4. 17.08.2016 tarih ve 29804 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve 08.03.2018 tarihli, 30354 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7091 sayılı Kanun ile kanunlaşan 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi. 5. 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve 08.03.2018 tarihli, 30354 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7082 sayılı Kanun ile kanunlaşan 670 sayılı KHK'nın 16. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Özel Daire ve Mahkeme arasındaki uyuşmazlığın çözümlenmesi için öncelikle konuyla ilgili kavram ve hükümlerin ortaya konulması gereklidir. 2. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı ya da yokluğu aranan ve kamu düzeni ile ilgili olan zorunlu koşullardır. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. 3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasında dava şartları sıralanmış, maddenin 2. fıkrasında "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." denilmek suretiyle 1. fıkradaki genel dava şartlarının yanı sıra özel kanunlarda da dava şartı olarak getirilmiş koşulların varlığına işaret edilmiştir. 4. Bu özel dava şartlarından biri de somut olayda uyuşmazlık noktasını teşkil eden 675 sayılı KHK'nın 16. maddesinin 3. fıkrası olup bu hüküm çerçevesinde uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için olağanüstü hâl dönemindeki kanun hükmünde kararnameler sürecine kısaca değinilmesi gerekir. 5. 20.07.2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında, darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen kişi, kurum ve kuruluşlarla ilgili bazı kararlar alınmıştır. 6. Bu kapsamda 667 sayılı KHK'nın 2. maddesi ile; gereği milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı belirlenen ve ekli listelerde yer almayan özel ve vakıf sağlık kurum ve kuruluşları, özel öğretim kurum ve kuruluşları ile özel öğrenci yurtları ve pansiyonları, vakıflar, dernekler, vakıf yükseköğretim kurumları, sendikalar, federasyonlar ve konfederasyonların ilgili bakanlıklarda bakan tarafından oluşturulacak komisyonun teklifi üzerine bakan onayı ile kapatılacağı hükme bağlanmıştır. 7. Devam eden süreçte yürürlüğe giren 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinin 1. fıkrası ile, olağanüstü hal kapsamında kapatılan ve Hazineye devredilen kurum ve kuruluşların her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile ilgili olarak bu varlıkların değerlendirilmesi ve terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla borçların ödenmesi, finansal kiralama dâhil sözleşmelerin devamı yahut feshine karar verilmesi, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli tedbirleri alma yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiştir. 8. Maddenin 3. fıkrasında ise kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkin edileceği hususu düzenlenmiştir. 9. Yine aynı maddenin 4. fıkrasında 1. fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği 17.08.2016 tarihinden itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. 10. Kapatılan yahut terkin edilen kurum ve kuruluşlar ile bunların sahibi olan kişiler hakkında açılmış ve Hazineye husumet yöneltilmiş dava ve icra takiplerinin akıbeti ise 675 sayılı KHK'nın 16. maddesi ile düzenlenmiştir. 11. Anılan düzenlemenin "Dava ve takip usulü" başlıklı 16. maddesi şu şekildedir: " (1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır. (2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı takip giderleri kendi üzerlerinde bırakılır. (3) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler veya kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine 17/8/2016 tarihi dahil bu tarihten sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verilir. (4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir. İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz. 12. Madde metninden de anlaşılacağı üzere 675 sayılı KHK, 670 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 17.08.2016 tarihini esas almış ve bu tarihten öncesi ile sonrası açılmış olma durumuna göre dava ve takipleri farklı usullere bağlamıştır. 13. Maddenin 1. ve 2. fıkrasına göre; 670 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 17.08.2016 tarihinden önce açılan davalarda dava şartı yokluğundan davanın reddine, yine bu tarihten önce başlatılan takipler yönünden ise takibin düşmesine karar verilecektir. Maddenin 4. fıkrasına göre bu iki fıkra çerçevesinde verilen ret ve düşme kararlarında davacı veya takip alacaklısının bu kararın tebliğinden itibaren ilgili idari makama otuz gün içerisinde başvurabileceğinin yazılması gerekli olup, idarenin vereceği karara karşı idari yargıya başvurulabilecektir. Bu sürece ilişkin bir uyuşmazlığın adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu edilemeyeceği de 4. maddenin son cümlesinde belirtilmiştir. 14. Direnmeye konu uyuşmazlık noktasını teşkil eden 3. fıkraya göre ise; 17.08.2016 tarihinden sonra başlatılan dava ve takipler yönünden 670 sayılı KHK'nın 5. maddesine atıf yapılarak dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verileceği belirtilmiştir. 15. Hem 670 sayılı KHK hem de 675 sayılı KHK'nın içeriği, düzenleniş şekli ve amaçları göz önüne alındığında, terör örgütüne bağlantısı/iltisakı/irtibatı olan kurum ve kuruluşların üstün kamu yararı nedeniyle kapatılması sürecinde bu kişi veya kurumlarla hukuki ilişki içerisinde olan kişilerin menfaatlerinin de belirsizliğe feda edilmeyerek korunmak istendiği, bununla birlikte kapatılmadan önceki döneme ilişkin alacak ve hak iddiaları yönünden öncelikle idareye başvurulup bu iddiaların olağanüstü hâlin gerektirdiği denetim çerçevesinde süzgeçten geçirilmesinin amaçlandığı açıktır. 16. Olağanüstü hâl dönemi ve kapatılan/terkin edilen kurum ve kuruluşlarla ilgili bu açıklamalardan sonra somut olayda alacak iddiasını doğuran sürecin nasıl tezahür ettiği ortaya konulmalı, bu suretle davacının dava konusu alacak talebinin mahiyeti belirlenerek iddianın hangi usul dairesinde ve kimin tarafından çözümlenmesi gerektiği hususu aydınlatılmalıdır. 17. Dosya kapsamından davacının, maliki olduğu Ümraniye'deki taşınmazını dershane olarak kullanılmak üzere 01.02.2013 tarihli sözleşme ile ... Eğitimleri A.Ş. isimli dava dışı şirkete kiraya verdiği, kira sözleşmesinin devamı sırasında terör örgütü eliyle darbe teşebbüsünün yaşandığı ve ilan edilen olağanüstü hâl çerçevesinde bazı kurum ve kuruluşların kapatılarak varlıklarının Hazineye devredildiği, bu kapsamda ... Eğitim İşletmeleri Ticaret A.Ş'ye de önce kayyım atandığı ve sonrasında dosya içerisinde bulunan Ticaret Sicil Müdürlüğü yazısına göre 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi çerçevesinde 24.08.2016 tarihinde ticaret sicilinden resen terkin edildiği, şirkete ait dershanenin bulunduğu binanın idarece mühürlendiği, davacının 28.09.2016 tarihli dilekçeyle Maliye Bakanlığı İstanbul Defterdarlığına başvurarak kira sözleşmesinin feshedilmesi ve taşınmazın kendilerine teslim edilmesini istediği ve fakat sonuç alamadığı, 14.11.2016 tarihli dilekçe ile Eylül 2016 ve devam eden aylardaki ödenmeyen kira bedellerinin ödenmesini ve mührün kaldırılarak taşınmazın teslim edilmesini talep ettiği, 08.02.2017 tarihli dilekçe ile taşınmazın üçüncü kişilerce yağmalanarak zarara uğratıldığını belirterek önceki taleplerini tekrar ettiği, nihayetinde kiralananın 15.03.2017 tarihinde davacı malikin geçici kullanımına bırakıldığı anlaşılmaktadır. 18. Taşınmazın yeniden kendisine teslim edilmesi sonrasında davacı 14.07.2017 tarihinde açtığı eldeki dava ile; dava dışı şirketin kapatılması ve sözleşmeyi devam ettirip ettirmeme yetkisinin idareye geçmesinden itibaren taşınmazın yeniden kendisine teslim edildiği tarihe kadar geçen dönem olan Eylül 2016-Mart 2017 tarihleri arasındaki kira bedelini ve taşınmazın başıboş bırakılıp hasar görmesinden kaynaklanan zararının tazminini davalı idareden talep etmiştir. 19. Mahkemece davanın esastan reddi yönünde verilen ilk karar, istinaf incelemesinde öncelikle idareye başvurulması gerektiği, sonrasında gerekirse konunun idari yargı önünde çözümleneceği, bu yöne ilişkin dava şartı yokluğundan ret kararı verilmesi gerekirken esasa girilmesinin hatalı olduğu şeklindeki kabulle gerekçe ve hüküm yönünden değiştirilmiş, bu suretle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden kurulan hüküm temyiz aşamasında verilen düzelterek onama hükmündeki hâliyle kesinleşmiştir. 20. Bu arada davacı idare mahkemesine başvurmuş ve aynı alacak talebini idari yargı önünde dile getirmiş ise de idare mahkemesi adli yargının görevli olduğundan bahisle Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmuş, Uyuşmazlık Mahkemesi bu süreci 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesinde düzenlenen olumsuz görev uyuşmazlığı şeklinde değerlendirmiş ve adli yargının görevli olduğuna işaret ederek İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırmıştır. 21. Yeniden esasa kaydedilen dava dosyasında Mahkeme bu kez 17.08.2016 tarihinden sonra açılmakla 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesi gereği dava şartı yokluğundan davayı reddetmiş, karar istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ilk kararındaki gerekçelerle başvuruyu esastan reddetmiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazlarını inceleyen Özel Daire, 2247 sayılı Kanun'un 28. maddesi gereğince mahkemelerin Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarıyla bağlı olduğu, Mahkemece adli yargını görevli olduğuna dair bu karar gereğince işin esası incelenmeliyken yeniden dava şartı yokluğundan ret kararı verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur. 22. Direnme kararında Mahkeme, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının göreve ilişkin söz konusu bağlayıcı kararına uyulması yönünde hiçbir tereddüt olmadığını, bu sebeple de davanın mahkemelerince çözümlendiğini ve fakat 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesindeki emredici hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan ret kararı verilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. 23. Gerçekten de mahiyeti itibariyle Mahkemece verilen hükmün göreve ilişkin dava şartı yokluğundan ret yönünde olmadığı açıktır. 24. Bu tespitten sonra somut olayda 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı değerlendirilmelidir. 25. Yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere olağanüstü hâl kapsamında kapatılarak yahut terkin edilerek idarenin tasarrufuna geçen kurum ve kuruluşların üçüncü kişilerle olan hukuki ilişkilerinin devam ettirilip ettirilmeyeceği, devam edilecekse nasıl yürütüleceği, borç ve alacakların nasıl tasfiye edileceği, borçlardan hangilerinin ne şekilde ödeneceği hususları bahsi geçen kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenerek olağanüstü hâlin getirdiği geçiş sürecinin yarattığı yeni durumun belli bazı kural ve usullere bağlanması amaçlanmıştır. 26. Ancak bu noktada söz konusu düzenlemelerin terör örgütüyle iltisaklı olduğu tespit edilen kurum ve kuruluşların kapatılmasından önce doğan borçlarına ilişkin olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Kapatılma/terkin edilme sonrasında idare, ihtiyaç duyar ve gerekli görürse terör örgütüyle bağlantısı bulunmayan üçüncü kişilerle olan hukuki ilişkiyi devam ettirebilecek, bu takdirde bu kez idareyle olmak üzere yeni bir özel hukuk/sözleşme ilişkisi doğacaktır. 27. Nitekim somut olayda da davacı kapatılan şirketten olan alacağı yönünden bir hak iddiasında bulunmamıştır. Davacı, kiracısı olan şirketin kapatılıp kiralananın mühürlenerek kullanımının kısıtlanmasından sonraki döneme ilişkin olarak taşınmazın kendisine teslim edildiği tarihe kadar geçen süre için kira alacağı ve tazminat istemiştir. Bu sebepledir ki Uyuşmazlık Mahkemesince somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin özel hukuk hükümlerine göre çözümleneceğine işaret edilmiş ve Özel Daire bozma kararında bu karar gereğinin yerine getirilmesi gerekliliği vurgulanmıştır. 28. Bu hâlde dava konusu iddia yönünden 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi çerçevesinde başvuru prosedürünün işlerlik kazanması mümkün olmadığından somut olayda uygulanma yeri olmayan 675 sayılı KHK'nın 16/3. maddesi çerçevesinde davanın reddedilmesi hukuka aykırıdır. 29. Hâl böyle olunca Mahkemece önceki kararda direnilmesi yerinde olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. VIII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.