Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2262 E. 2026/4923 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2262
- Karar No
- 2026/4923
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1633 E., 2025/2478 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/1 E., 2022/163 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının yetkilisi olduğu dava dışı ... Toplu Tüketim ve San. Tic. AŞ’de (... Şirketi) 01.06.2015-04.01.2016 tarihleri arasında satış danışmanı olarak çalıştığını, işe başlamadan önce işveren tarafından işe giriş şartı olarak müvekkiline teminat olarak boş bonoya imza attırıldığını, iş sözleşmesi feshedilmesine rağmen bononun iade edilmediğini, 07.01.2016 tanzim tarihli boş bononun üzeri davalı tarafından doldurularak müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin işyerinde işçi olduğunu ve kendisinden alınan boş bonodan dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacı arasında işçi işveren ilişkisi olmadığını, davanın görevden reddi gerektiğini, taraflar arasında temizlik ve kozmetik ürünlerinin ihracat işlerinin yapılması amacıyla adi ortaklık şeklinde ticari ilişki kurulduğunu, adi ortaklık neticesinde davacının şahsı için borç para istemesi üzerine müvekkilinin davacıya ödünç paralar verdiğini, bu dönemde davacının sigortası olması için işyerinden ... Kurumu (SGK) primlerinin ödendiğini, adi ortaklık ticari ilişkinin sürmemesi üzerine ortaklıktan ayrıldıktan sonra müvekkilinin alacaklarını istediğini, davacının ise 07.01.2016 tanzim tarihli 08.02.2016 vade tarihli 278.600,00 TL bedelli davacı borçlu tarafından imzalanan ve takibe konulan bonoyu verdiğini, bononun teminat senedi değil borç senedi olduğunu, davacının 06.02.2015 tarihinde dava dışı ... Dış ... Ltd. Şti.nin kurucusu ve yetkilisi olan 3 ortaktan biri olduğunu, Şirket hisselerini devrederek müvekkili ile adi ortaklık ilişkisi kurduğunu, davacı adına cari ekstre açıldığını, dosyaya bir kısım ekstreler sunulduğunu, davacıya sürekli olarak nakit ödemeler yapıldığını, bu ekstreye göre 31.350,00 TL borçlu olduğunu, davacının işçi olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uyuşmazlığın kaynağı işçi işveren ilişkisine dayandığından görevli mahkemenin iş mahkemeleri olduğu, SGK kaydında davacının işvereninin dava dışı ... Şirketi gözüktüğü, davalının da bu Şirketin yetkilisi olduğu, her ne kadar davalı taraf davacı ile aralarında bulunan adi ortaklık ilişkisi ve davacıya verilen borç paralar nedeniyle bu senedin alındığını ve senedin teminat senedi olmayıp borç senedi olduğunu savunmuş ise de iddia ettiği ticari ilişkiye dair soyut tanık beyanları haricinde basiretli bir tacir-... ilişkisinde olması gereken ... defteri, vergi kaydı vs. belge veya delil sunamadığı, yine davacı vekilinin senet üzerinde tahrifat yapıldığı yönündeki iddia için, aynı senet üzerinde inceleme yaptıran .... İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/1140 Esas sayılı dosyasının incelendiği, mahkeme gerekçesinde de yer verilen 10.03.2017 tarihli grafolog bilirkişi raporunda "sürsarj işleminde kullanılan evsafta kalemle vade tarihini gösteren yazıların da boş bırakılmış bulunan kısma bir defada yazılması suretiyle vade tarihlerini yazı ve rakamla gösteren bölümlerinin mevcut durumlarına getirilmiş bulunduğunun, vade ve ödeme günü tarihlerindeki 08.02.2016 tarih blokunda ay hanesindeki 2 rakamı aslında 1 iken başka kalımla ve sonradan 2 olarak tahrif edildiğinin" tespit edildiği, bu hususların davacının iddialarıyla uyumlu ve aynı doğrultuda olduğu hep birlikte değerlendirilerek alacaklı tarafça üzerindeki ispat yükünün gereğinin yerine getirilmediği gerekçesiyle davacının davalıya karşı icra takibinin dayanağı olan senetten dolayı borçlu olmadığının kabulüne, kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içeriği mevcut delil durumu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalının söz konusu senedin şahsi borç ilişkisinden veya ticari ilişkisinden kaynaklanan ilişkiden dolayı düzenlenen bir senet olduğunu ispatlayamadığı, söz konusu menfi tespit davasına konu yapılan senedin teminat senedi olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını, aralarındaki hukuki ilişki adi ortaklık ilişkisi olup davacının bu ilişki için gereken parayı işverenden borç olarak istediğini, davalının bu parayı davacıya şahsi hesabından ödediğini, adi ortaklık ilişkisi fiilen faaliyete geçirilemeyip taraflar anlaşarak bu işi sonlandırdıktan sonra davacı daha önce işverenden aldığı parayı ödeyemediğinden dava konusu bonoyu düzenleyerek, ödeme aracı olarak davalıya verdiğini, teminat senedi olmadığını, 2. Ticari bir ilişkiye dayanmayan alacağın ticari defter ve kayıtlarda yer alamayacağını, 3. Dava konusu bononun usul ve kanuna uygun olarak düzenlendiğini, geçerli bir kambiyo senedi olduğunu, bononun vade ve ödeme tarihindeki tahrifatların bonoyu geçersiz kılmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının dava konusu senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta davacı dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının yetkilisi olduğu dava dışı ... AŞ'de 01.06.2015-04.01.2016 tarihleri arasında satış danışmanı olarak çalıştığını, işe başlamadan önce işveren tarafından işe giriş şartı olarak davacıya teminat olarak boş bonoya imza attırıldığını, iş sözleşmesinin feshine rağmen bononun iade edilmediğini, 07.01.2016 tanzim tarihli boş bononun üzeri davalı tarafından doldurularak davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davacının işçi olduğunu ve kendisinden alınan boş bonodan dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... ise taraflar arasında temizlik ve kozmetik ürünlerinin ihracat işlerinin yapılması amacıyla adi ortaklık şeklinde ticari ilişki kurulduğunu, adi ortaklık neticesinde davacının şahsı için borç para istemesi üzerine müvekkilinin davacıya ödünç paralar verdiğini, bu dönemde davacının sigortası olması için işyerinden SGK primlerinin ödendiğini, adi ortaklık ticari ilişkinin sürmemesi üzerine ortaklıktan ayrıldıktan sonra müvekkilinin alacaklarını istediğini, davacının ise dava konusu davacı borçlu tarafından imzalanan ve takibe konulan bonoyu verdiğini, bononun teminat senedi değil borç senedi olduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de karar, öncelikle usul bakımından hatalıdır. Davacı işçi, dava konusu bononun iş sözleşmesinde teminat senedi olarak düzenlendiğini iddia ederek iş mahkemesinde, borçlu olmadığının tespiti istemli dava açmıştır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesine göre iş mahkemeleri, işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin dava ve işlere bakar. Somut olayda, davalının davacının işvereni veya işveren vekili olmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Diğer taraftan bir senedin/bononun, iş sözleşmesi nedeniyle teminat senedi olduğu ileri sürüldüğünde yargılamanın sağlıklı biçimde sürdürülmesi için senet lehdarına dava açılması yeterli olmayıp husumetin işverene de yöneltilmesi gerekir. İş sözleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen uyuşmazlıkta, senet lehdarı ile birlikte işverene de kendi hukukunu koruyacak açıklama ve ispat hakkı tanınması hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve hem de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkının bir gereğidir. Açıklanan sebeplerle; iş sözleşmesi gereğince teminat olarak verildiği iddia edilen bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemiyle açılan bir davada, senet lehdarı ile işveren arasında şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu kabul edilmeli; dava dışı işveren davaya dâhil edilerek her iki tarafa karşı yargılama sürdürülerek işin esası hakkında bir karar verilmelidir. Somut olay bu ilke ve esaslara göre incelendiğinde; davanın, bir dönem davacının işvereni olan Şirkette (... Şirketi) hissedar olan lehdar gerçek kişiye yöneltildiği anlaşılmaktadır. Davacının menfi tespit isteminin dayanağı iş sözleşmesi olup, uyuşmazlık konusu senedin teminat amacıyla verildiği ileri sürüldüğüne göre senet lehdarı ile şekli anlamda dava arkadaşlığı bulunan işveren davaya dâhil edilmeksizin yargılama yapılarak sonuca gidilmesi isabetsizdir. Temyiz edilen kararın açıklanan sebeplerle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.