Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2095 E. 2026/5099 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2095
- Karar No
- 2026/5099
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 52. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/874 E., 2025/2196 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 47. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/549 E., 2024/214 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 09.06.1987-13.03.2018 tarihleri arasında mobil vinç operatörü olarak en son 2.750,00 USD net ücret ile çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir neden olmaksızın feshedilmesi nedeni ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davalı işyerinde kesintili olarak çalıştığını, en son 7,39 USD saat ücreti ile çalıştığını, dava dilekçesinde iddia edilen hususların gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davada sözleşmeyle daha sıkı ilişkili olduğu anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının dosya kapsamına uygun olduğu, itirazların yerinde olmadığı, ... Kurumu hizmet cetveline göre davacının tespit edilen hizmet süresinin dosya kapsamına uygun olduğu, davacının yaptığı iş, işin niteliği, belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak çalıştığının ispat edilmemesi nedeni ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesi gereğince davalı işyerinde belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile çalıştığı, sözleşmenin tazminat gerektirmeyecek şekilde sonlandığı hususu davalı işverence ispatlanamadığından kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fesih sırasında yapılan tazminat ödemelerinin mahsup edildiği, bordrolarda aylık ödeme tahakkukları değişmemesine rağmen normal çalışma ve fazla çalışma saatleri değiştirilerek aynı ücretin tahakkuk ettirildiği, bordrodaki fazla çalışma tahakkuklarının aslında ücretin parçası olduğu ve fazla çalışma tahakkuklarının bordronun gerçeği yansıtmadığı gerekçesi ile mahsup edilemeyeceğine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının dosya kapsamına uygun olduğunun anlaşıldığı, davalı işveren tarafından davacının çalışma gün ve saatlerine ilişkin yazılı delil ve belge sunulmadığı, yerleşik Yargıtay uygulaması gereği dinlenen tanık beyanlarına göre tespit edilen fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının dosya kapsamına uygun olduğu, tanıkların işverene karşı dava açtıklarına ilişkin somut veri bulunmadığından beyanlarına itibar edilemeyeceğine dair itirazların yerinde olmadığı, yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre ibranamenin imza tarihi itibarıyla davacının yurt dışında bulunmadığı, makbuz niteliğinde kabul edilerek yapılan ödemelerin mahsup edildiği, itirazların yerinde olmadığı anlaşıldığı belirtilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacının hizmet süresinin hatalı belirlendiğini, davacının fasılalı çalışmalarının birleştirilemeyeceğini, 2. Davacının ücretinin hatalı tespit edildiğini, 3. Davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, 4. Fazla çalışma hesabının hatalı olduğunu, tahakkuklar sembolik kabul edilse de imzalı olduğundan mahsubunun gerektiğini, 5. Bilirkişi raporunda davacının ücretinin netten brüte çevirirken hata yapıldığını, 5. Davacının hizmet süresinin hatalı belirlendiğini, davacının fasılalı çalışmalarının birleştirilemeyeceğini, 6. Zamanaşımı def’inin dikkate alınmadığını, 7. Dava konusu uyuşmazlığa uygulanacak hukukun hakim tarafından resen belirlenmesi gerektiğini, 8. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, dava türü, davacının hizmet süresi, ücreti, kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hesabı ve zamanaşımına ilişkindir. 1. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3. Somut uyuşmazlıkta davacı, işyerinde 1997-2018 yılları arasında çalıştığını ve iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiğini ileri sürmüş; davalı taraf ise davacının fasılalı olarak çalıştığını savunmuştur. Mahkemece, davacının fasılalı olarak çalıştığı kabul edilmiş ise de 03.10.2017-13.03.2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin 12.03.2018 tarihli istifa dilekçesine yönelik olarak iş sözleşmesi devam ederken işçiden alınan istifa dilekçesinin geçerli olmayacağı şeklinde gerekçe oluşturulmuştur. Mahkemenin kabulü hatalı olup yapılan araştırma da eksik incelemeye dayalıdır. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi hâlinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi hâlinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir. Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverence tazminatların derhal ödenmesi ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşçinin el yazısını ve imzasını içeren bir istifa dilekçesinin varlığı hâlinde, öncelikle işçinin irade fesadı hâllerinden birini ileri sürerek bu belgenin geçersizliği iddiasında bulunup bulunmadığı yahut belgedeki imzayı inkâr edip etmediği üzerinde durulmalı, böyle bir iddianın varlığı hâlinde bu iddianın gerçek olup olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Görüldüğü gibi bu durumda da işçinin, istifa beyanının ardındaki gerçek iradesinin tespit edilip ortaya çıkarılması söz konusudur. Dosya kapsamına göre davacı işçinin el yazısını ve imzasını içeren, 12.03.2018 tarihli olduğu anlaşılan istifa dilekçesinde davacının kendi isteği ile işyerinden ayrılmak istediğini bildirdiği, haklı bir fesih nedenine dayanmadığı, 03.10.2017-13.03.2018 tarihleri arasındaki çalışma döneminin bu şekilde sona erdiği anlaşılmaktadır. Söz konusu istifa dilekçesine karşı davacı asılın beyanı alınmamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesine göre hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunduğu göz önüne alınarak, söz konusu istifa dilekçesi davacı asıla gösterilip dilekçeye karşı diyecekleri sorulduktan sonra 03.10.2017-13.03.2018 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından fesih hususu yeniden bir değerlendirmeye tabi tutularak davacının hizmet süresinin ve alacaklarının tespiti gerekir. Belirtilen husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 4. Ayrıca davacının ücreti brütleştirilirken, Ülkemiz ile uluslararası ... sözleşmesi bulunmayan bir ülkede çalışılması hâlinde net ücrete 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 5/1-(g) hükmü gereğince yalnızca %5 oranında genel sağlık sigortası primi eklenmek sureti ile sonuca gidilmesi gerektiği de gözetilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.