Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2010/27962 E. 2012/38197 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/27962
Karar No
2012/38197
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, fazla mesai ile yıllık ücretli izin alacaklarının, davalı ve karşı davacı ... Mak. Tic. Ltd. Şti. vinç'in motoruna verilen zararın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine, ... Makine Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davalı ve karşı davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı Karşı Davalı İsteminin Özeti: Davacı karşı davalı, iş sözleşmesini çalışma şartlarının uygulanmaması ve prime esas ücretin gerçeğin altında gösterilmesi nedeni ile haklı olarak kendisinin feshettiğini,her iki şirkette de çalışmasının olduğunu iddia ederek kıdem tazminatı ile fazla çalışma ve yıllık izin alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davacı karşı davaya cevaplarında, kaza nedeniyle talep edilen tazminatın zaman aşımı nedeni ile reddi gerektiğini, Kanunda öngörülen 2 yıllık zaman aşımı süresinin geçtiğini, davacı karşı davalının böyle bir alacağının olmadığını, vinç'in arızalanmasında davacının kusuru olmadığını, işveren tarafından bakımlarının yapılmaması nedeni ile vinç'in zarar gördüğünü savunarak karşı davanın reddini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalılardan ... Makine Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.,davacının ... şirketinin çalışanı olmadığını, her iki şirketin kendine ait mal varlığı olduğunu savunarak davanın husumetten reddini istemiştir. Diğer davalı karşı davacı ... Makine Tic. Ltd. Şti., davacının kendi isteği ile işten ayrıldığını, tüm haklarını aldığını savunarak davanın reddini istemiş. Karşı davasında ise; davacının şirkete ait vinci kullandığı sırada 17.8.2000 tarihinde karıştığı trafik kazası nedeniyle şirketin 21.000,00TL ödeme yaptığını yine davacının 13.04.2006 tarihinde şirkete ait vincin motorunun yanmasına ve kilitlenmesine neden olarak 15 gün süreyle vincin kiralık olarak çalıştırılamadığını, şirketin iş kaybı olduğunu ve vincin tamiri için masraf yapıldığını iddia ederek 17.08.2000 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle şirketin ödemek zorunda kaldığı tazminat ile vincin motoruna verilen zararın davacıdan tahsilini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmaması nedeni ile davacı tarafından yapılan feshin haklı olduğunu,davalı karşı davacının 17.8.2000 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle uğranılan zarar ile ilgili talebin zaman aşımına uğradığını,vincin motorunun yanmasında davacının kusurunun bulunmadığı, davalılardan ... Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın ise davacının bahse konu şirkette hizmetinin bulunmadığı anlaşıldığından karşı davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine, davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı karşı davacı ... Makine Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara,toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı ... Makine Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.20 08... /27217 E, 2008/24515 K.). Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda, davalı her ne kadar davacının asgari ücret üzerinden çalışıldığını iddia etmiş ve buna ilişkin tanık dinletmiş ve belge sunmuşsa da mahkemece emsal ücret araştırması yapılarak sonucuna göre hesaplama yapılması gerekirken davacı iddiası gibi ücret kabul edilerek sonuca gidilmesi hatalıdır. 3-İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava Borçlar Kanununun 125 inci maddesi (6098 Sayılı TBK 146) uyarınca on yıllık zaman aşımına tabidir. Somut olayda, davacının hizmet akdinin feshi sırasında işverene verdiği zararın rücuen tazmini için açılan dava olay tarihinde yürürlükte bulunan BK 125. madde uyarınca 10 yıllık zaman aşımına tabi olduğu halde 2 yıllık zaman aşımına tabi olduğu düşünülerek zaman aşımı nedeniyle reddi hatalıdır. Mahkemece işverenin zararının rücuuna ilişkin talebi ile ilgili olarak esasa girilerek karar verilmesi gerekirken zaman aşımı nedeni ile reddi hatalıdır. 4-Davacının fazla çalışma ücreti hesaplanırken ayda 2 pazar daha çalışma yaptığı kabul edilerek hüküm kurulmuşsa da davacının Kartal 1. İş Mahkemesinin 2009/915 Esas sayılı davasında 17.05.2010 tarihli oturumda tanık olarak dinlendiği ve tanık olarak alınan beyanında haftada 6 gün çalıştıklarını, Pazar günlerinin tatil olduğunu beyan ettiği görülmüştür. Mahkemece davacının bu beyanının da değerlendirilmesi için kararın fazla çalışma yönünden de bozulması gerekmektedir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 19.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2010/27962, K. 2012/38197, T. 19.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2010-27962-e-2012-38197-k-755190c6f1a6