Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2009/49675 E. 2012/10480 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2009/49675
- Karar No
- 2012/10480
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA :Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti Davacı, davalı işyerinde 1982 yılından 2000 yılına kadar aralıksız çalıştığını, davalı tarafından haksız yere iş sözleşmesinin ihbar öneline uyulmaksızın feshedildiğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacağının tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti Davalı, zamanaşımı defiinde bulunarak davacının iş yerini kendi isteği ile terk ederek ayrıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. C)Yerel Mahkeme Kararının Özeti Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak " davacının davalı nezdinde kesintisiz olarak çalıştığı sürenin 01/06/1996-18/04/1999 tarihleri arası olduğu, bu tarihten önceki dönemdeki çalışmalarının kesintili olup diğer işverenlerin yanında da çalışmasının bulunduğu 01/06/1996 tarihi öncesi dönem çalışmalarının kıdem ve ihbar tazminatı açısından zaman aşımına uğramış olduğu ve usülüne uygun zaman aşımı itirazında bulunulmuş olduğu bu sebeple bilirkişi raporundaki 01/06/1996-18/04/1999 tarihleri arası döneme ilişkin hesaplamalara itibar edilmesi gerektiği, davalı işverenin, davacının iş aktini haklı nedenle feshettiğinin ispat edilemediği anlaşılmış olmakla" gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatı talepleri yönünden davanın kabulüne, diğer alacaklar yönünden ise zamanaşımına uğrağından bahisle reddine karar verilmiştir. D)Temyiz Kararı davacı ve davalı vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- İşyeri devrinin iş ilişkisine etkileri ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6 ıncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı yasanın üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. Değinilen Yasanın 120 inci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. İşyerinin miras yoluyla intikali 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 599 uncu maddesinde düzenlenmiş, sözü edilen madde hükmünde mirasbırakanın ölümü ile mirasçıların bir bütün olarak mirasa hak kazanacakları açıklanmıştır. İşyerinin önceleri gerçek kişi ya da kişilerce işletilmesinin ardından şirketleşmeye gidilmesi durumunda, bu işlem de bir tür işyeri devri sayılmalıdır. Önceki gerçek kişi olan işverenlerin devralan tüzel kişi ortakları olması bu devir ilişkisini ortadan kaldırmamaktadır (Yargıtay 9.HD. 22.07.2008 gün 2007/ 20491 E, 2008/ 21645 K.). Aynı şekilde daha önce tüzel kişi şirket olan işverenin işyerini bir gerçek şahsa devretmesi de mümkündür. Devralanın şirketin hissedarlarından biri olması da sonucu değiştirmeyecektir. Adi ortaklardan bir ya da bazılarının hisselerini devri de sorumlulukların belirlenmesi noktasında işyeri devri olarak işlem görmelidir. İşyeri devrinin temel ölçütü, ekonomik birliğin kimliğini korunmasıdır. Avrupa Adalet Divanı kararlarına göre, maddî ve maddî olmayan unsurların devredilip devredilmediği ve devir anındaki değeri, işgücünün devri, müşteri çevresinin devri, işyerinde devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin benzerlik derecesi, işyerinde faaliyete ara verilmişse bunun süresi, işyeri devrinin kriterleri arasında kabul edilmektedir (Süzen, v. Zehnacker Krankenhausservice, Case 13/95, 1997, ECR I-1259. ; Spijkers v. Benedik, Case 24/85, 1986, ECR 1119.). Basın İş Kanununa tabi işyerleri bakımından, işyerinin belirleyici unsurlarından olan marka, logo ve yayın imtiyaz hakları gibi maddî olmayan unsurların devri de işyeri devri olarak değerlendirilmelidir (Yargıtay 9. HD., 19.01.2010 gün, 2009/42958 E., 2009/354 K). Maddî ve maddî olmayan unsurların devri söz konusu olmaksızın da işgücünün önem taşıdığı sektörlerde ekonomik birliğin önemli unsurunu olan işçilerin devri de, işyeri devri olarak kabul edilmelidir. Devirden sonra işyerindeki ekonomik birliğin kimliğini koruyup korumadığının saptanabilmesi için, yürütülen faaliyetin devirden sonra yeni işveren tarafından aynı veya özdeş biçimde sürdürülmesi ölçütü yanında, işyerinin taşınmaz ve taşınır malları ile maddî olmayan varlıkların, işyerinde çalışan işçilerin sayı ve uzmanlık bakımından çoğunluğunun, bunun yanı sıra müşteri çevresinin devredilip devredilmediği, devir öncesi ve sonrasındaki faaliyetler arasında benzerlik olup olmadığı, devir sebebiyle işyerinde faaliyet askıya alınmışsa askı süresi gibi koşullar da göz önünde tutulmalıdır. 4857 sayılı Yasanın 6 ıncı maddesinde yazılı olan “hukukî işleme dayalı” ifadesi geniş şekilde değerlendirilmeli, yazılı, sözlü ve hatta zımnî bir anlaşma da yeterli görülmelidir.
İşyerine Bankalar Kanunu hükümleri çerçevesinde Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu tarafından el koyulması ise işyeri devri niteliğinde değildir. Bu durumda yönetim hakkına müdahale edilmekte veya bankacılık faaliyetleri askıya alınmaktadır. Yine özelleştirme işlemi sonucu kamuya ait hisselerin devri de işyeri devri olarak değerlendirilemez. Özelleştirmede işyeri aynı tüzel kişilik altında faaliyetini sürdürmekte sadece kamuya ait hisselerin bir kısmı ya da tamamı el değiştirmektedir. Bununla birlikte, tamamı kamuya ait olan bir işyerinin özelleştirme işlemi sonucu başka bir işverene geçmesi işyeri devri niteliğindedir (Yargıtay 9.HD. 08.07.2008 gün ve 2008/25370 E, 2008/ 19682 K.). İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez. İşyerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup, işyeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemizin kökleşmiş kararlarına göre işyeri devri işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanımaz. İşyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir (Yargıtay 9.HD. 27.10.2008 gün 2008/ 29715 E, 2008/28944 K.). Bu açıklamalar ışığında, iş hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6 ıncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir. Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır. Somut olayda davacı davalı işyerinde 1982 yılından 2000 yılına kadar çalıştığını iddia etmiştir. Davalı ise davanın zamanaşımına uğradığını savunmuştur. Mahkemece, davacının davalı nezdinde kesintisiz olarak çalıştığı sürenin 01/06/1996-18/04/1999 tarihleri arası olduğu, bu tarihten önceki dönemdeki çalışmalarının kesintili olup diğer işverenlerin yanında da çalışmasının bulunduğu, 01/06/1996 tarihi öncesi dönem çalışmalarının kıdem ve ihbar tazminatı açısından zaman aşımına uğramış olduğu ve usülüne uygun zaman aşımı itirazında bulunulmuş olduğu bu sebeple bilirkişi raporundaki 01/06/1996-18/04/1999 tarihleri arası döneme ilişkin hesaplamalara itibar edilmesi gerektiğinden bahisle kıdem ve ihbar tazminatı alacağı hüküm altına alınmıştır.
Ancak davacı tanığı ...'ın davalı şirket ile gerçek kişi aleyhine aynı alacak talepleri ile açmış bulunduğu dava Dairemizin 24.02.2009 tarih ve 2008/11118 Esas 2009/3369 karar sayılı kararı ile " ...Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulamasına göre işyerinin önceleri gerçek kişi ya da kişilerce işletilmesinin ardından şirketleşmeye gidilmesi halinde, bu işlem de bir tür işyeri devridir. Önceki gerçek kişi olan işverenlerin devralan tüzel kişi ortakları olması bu devir ilişkisini ortadan kaldırmamaktadır (Yargıtay 9.HD. 22.07.2008 gün 2007/ 20491 E, 2008/ 21645 K.). İşyerinin devredildiği ve davacının iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte 4857 sayılı İş Kanununu yürürlüğe girmemiş olsa da, Borçlar Kanunun 179. maddesine göre de devredenin sorumluluğu 2 yıl ile sınırlandırıldığından kıdem tazminatı dışında kalan istekler yönünden mahkeme kararı yerindedir. Ancak, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 sayılı yasanın 14. maddesinin 2. fıkrasında süre yönünden bir sınırlamaya yer verilmemiş ve devreden işverenin kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumluluğu öngörülmüştür. Bu nedenle kıdem tazminatı yönünden sözü edilen özel hüküm uygulanmalı ve devreden işveren mirasçısı olan davalı gerçek şahıs yönünden anılan hükme göre hesaplama yapılarak sorumlu olduğuna dair karar verilmelidir. Kararın bu yönden bozulması gerekmiş, dava her iki davalı için aynı sebepten doğduğu halde gerçek şahıs yönünden davanın reddi sebebiyle red vekalet ücretine hükmedilmesi de kabule göre doğru bulunmamıştır" gerekçesiyle bozularak mahalline gönderildiği anlaşılmıştır. Davacıya ait hizmet döküm cetveli incelendiğinde davacının davalı şirket yanında çalışmasından önce davalı şirket ortaklarından olan ... ve... Ort. Yanında çalışması olduğu izlenmiştir. Kaldı ki mahkeme gerekçesine göre davalı şirket yanındaki çalışmasının zamanaşımına uğramadığı ancak öncesindeki çalışmalarının zamanaşımına uğradığı belirtilmiş ise de davacının 01.01.1995-01.03.1995 tarihleri arasındaki çalışmasının da mahkeme gerekçesinin aksine dava tarihi dikkate alındığında zamanaşımına uğramadığı görülmekle mahkeme gerekçesinin bu yönden de hatalı olduğu anlaşılmıştır. Kıdem tazminatı yönünden işyeri devri halinde 2 yıl gibi bir sınırlamaya yer verilmemesi ve devredenin kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumluluğunun öngörülmüş bulunması karşısında mahkemece, yukarıda belirtelen ilke kararı ile yine Dairemizin 24.02.2009 tarih ve 2008/11118 esas 2009/3369 karar sayılı bozma kararı da dikkate alınarak davalı şirket ile öncesinde çalıştığı gerçek kişi ve tüzel kişi işverenler arasında işyeri devri olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 28.03.2012 tarihinde karar verildi.