Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2012/9578 E. 2012/12804 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/9578
- Karar No
- 2012/12804
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ortaklığın giderilmesi Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı ortaklığın giderilmesi davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, beş adet taşınmazın ve bir adet taşınırın ortaklığının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dosya kapsamına ve hükmün dayandığı gerekçelere göre hükmün esasına yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, 492 Sayılı Harçlar Yasasının mükerrer 138.maddesinin sonuna eklenen fıkra gereğince, 31.12.2009 günlü Resmi gazetede yayımlanan Harçlar Yasasının Genel Tebliğinin 1 sayılı tarifesine göre, taşınmazların satış bedeli üzerinden (binde 9.9) nisbi karar harcı alınması gerekeceği gözönünde tutulmaksızın (binde 9) harç alınması doğru değilse de, bu yüzden hükmün bozularak yeniden yargılama yapılmasında yarar görülmediğinden, hüküm fıkrasındaki harç kısmının çıkartılarak yerine (binde 9.9) harcın payları oranında paydaşlara aidiyetine ibaresinin eklenerek 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 438.maddesi gereğince hükmün bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, taşınmaz malların satış bedelinden payına düşecek paranın %09.9 oranında hesaplanacak onama harcının temyiz edenden alınmasına, peşin alınan 21.15.-TL harcın mahsubuna, taşınır mal için ayrıca harç alınmasına yer olmadığına, 04.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (M) (M) KARŞI OY YAZISI : Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde, tarafların miras bırakanı ... adına kayıtlı 5 adet bağımsız bölümdeki ve 1 adet otomobildeki ortaklığın mümkünse aynen, değilse satış yoluyla giderilmesini istemiş, davalı vekili ise, dava konusu bağımsız bölümlerin aynen taksimi suretiyle, otomobilin satış suretiyle ortaklığın giderilmesini istemiştir. Mahkemece, taşınmazların ve taşınırın satılarak ortaklığının giderilmesine karar verilmiş, davalı vekili tarafından bağımsız bölümlerin birlikte değerlendirilerek, aynen taksim edilmesi gerekirken, satış yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verilmesinin yasaya aykırı olması nedeniyle temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, muristen kalan 5 adet bağımsız bölümün mirasçılar arasında, her bir mirasçıya bağımsız bölüm verilmek suretiyle aynen taksimin mümkün olup olmadığı noktasındadır. Dairemizin bu güne kadar oluşan içtihadı, taşınmazların (bağımsız bölümlerin) her birinin ayrı ayrı değerlendirilerek aynen taksiminin mümkün olup olmadığının araştırılması gerekeceği yolundadır. Bu içtihat, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin konuyu düzenleme biçiminden kaynaklanmıştır. Elbirliği mülkiyetinin sona ermesini düzenleyen 631. maddenin 2. cümlesinde aksine hüküm bulunmadıkça, paylaştırmanın paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılacağı hükmü öngörülmüş olmasına karşın, paylaşmanın nasıl yapılacağını düzenleyen 583. maddede, aynen taksim konusunda açık bir hüküm içermediğinden paylı mülkiyetteki taksimin nasıl yapılacağını düzenleyen 628. maddesi hükmü gözetilmekteydi. Oysa, dava tarihinde yürürlükte bulunan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 642. maddesiyle, paylaşmayı isteme hakkı yeniden düzenlenmiştir. Anılan maddenin 2.fıkrasında, her bir mirasçının terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yolu ile paylaştırılmasına karar verilmesinin sulh mahkemesinden isteyebileceği hükmü öngörülmüştür. Buna göre hakim, terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini gözönünde tutarak olanak varsa taşınmazlardan herbirinin tamamının paylaştırmayı yapması, mirasçılara verilen değerler arasında fark varsa, para ödenmesi yoluyla denkleştirmeyi sağlaması gerekir. Kanun koyucu kanunun uygulanmasıyla ilgili her türlü tereddüdü gidermek amacıyla anılan fıkranın gerekçesini açıklamıştır. Bu gerekçede; "ikinci fıkrada mirasçılardan her birine, tereke mallarının tamamının ya da bir kısmının paylaştırılmasını isteme yetkisi tanınmıştır. Böylece paylaşmanın kısmen dahi yapılabilmesi olanak sağlanmış olmaktadır. Bu tür bir istem karşısında, öncelikle aynen paylaşmanın, buna olanak bulunmaması durumunda ise, paylaşmanın satış yoluyla gerçekleştirileceği hükmü tekrarlanmıştır. Uygulamada, terekede yer alan değerler (taşınmazlar) tek tek ele alınmakta ve mirasçılar arasında bu değerin, taşınmazın aynen paylaşılması mümkün olup olmadığı araştırılmaktadır. Böylelikle bu parçaların tek başına paylaşılması mümkün görülmemektedir. Özellikle taşınmazla ilgili olarak getirilen emredici hükümler (arazilerde beş dönümden küçük bölünmelere imkan tanınmaması, arsalarda imar kurallarındaki özel hükümler sebebiyle) aynen paylaşmayı mümkün kılmamaktadır. Bu da taşınmazdaki ortaklığın satış yoluyla giderilmesi sonucunu doğurmaktadır. Böylelikle taşınmazlar el değiştirmekte ve tarımsal amaçlı taşınmazlar üçüncü kişilerin eline geçmekte, mirasçılar miras bırakanın terekesinden uzaklaştırılmakta ve aile mal varlığı el değiştirmektedir. Bu nedenle, hakime, istem halinde terekenin tamamının aynen parçalara bölerek paylaştırılmasına karar verebilme imkanı getirilmiştir. Hakim, paylaşma istemiyle karşılaştığında terekede yer alan parçalara dikkate alarak bu parçaları, özellikle taşınmazları, mirasçılar arasında aynen bölerek paylaştıracaktır. Eğer bölünen parçaların değerleri birbirine denk değilse, eksik değerdeki parçaya para ekleyerek denkleştirme sağlayacaktır. Bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda, terekede yer alan parçaların mirasçılar arasında yukarıdaki esaslar dairesinde aynen paylaştırılması mümkün görünmüyorsa, terekenin satımına gidilebilecektir." denilmek suretiyle, uygulamaya ışık tutulmuştur. Kanunun gerekçesinin, kanun koyucunun amacını ortaya koyduğu ve kanunun amacına uygun olarak uygulanmasını kolaylaştırdığı herkesçe kabul edilen bir husustur. Bir kanun maddesinin, maddenin lafzına ve ruhuna uygun yorumlanması gerektiği, Türk Medeni Kanununun 1. maddesinde; kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır denmek suretiyle açıklanmıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 tarih ve 2011/6-55 Esas, 2011/222 Karar sayılı içtihadında; "kanun koyucunun bu hükmü getirmekteki amacının, öncelikle aynen taksim isteyen mirasçılar arasındaki paylaşma konusundaki ihtilafın, en uygun biçimde çözümlenmesi ve taşınmazların değerleri arasında fark bulunması halinde, gereğinde fark para ödetmek yoluyla, denkleştirmenin sağlanmasıdır. Ayrıca payların özgülenmesinde mirasçıların anlaşması asıl olup, anlaşamazlarsa kura çekilecektir. Bu yolla aynen taksimi gerçekleştirme olanağı olan mahkemenin, mallar üzerinde ortaklığı ve uyuşmazlığı sürdürecek, sonuçta mirasçıları satışa zorlayacak bir yöntemi benimsemesi olanaklı olmadığı gibi, açıklanan yasal düzenlemelere de aykırı olacaktır. Mahkemece, iki taşınmazın her birini birer mirasçıya vermek suretiyle paylaşım yapması ve buna ilişkin kararda direnmesi yerindedir." denmek suretiyle anılan kanun maddesinin ne şekilde uygulanacağı yönündeki kuşkuları gidermiş bulunmaktadır. Anılan nedenlerle; az yukarıda açıklanan kanun maddeleri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihadı gözetilerek, davaya konu 5 parça taşınmazın (bağımsız bölümün), gerektiğinde denkleştirme yapılarak (ivaz ilavesi suretiyle), mirasçılar arasında miras payları da gözetilerek, aynen taksiminin mümkün olup olmadığının usulünce araştırılmak suretiyle, sonucu dairesinde karar verilmesi gerekmekte iken, aksine düşüncelerle satışa karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından, mahkeme kararının bozulması gerekirken, onanmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyoruz. 04/10/2012