Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2012/16965 E. 2012/18201 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2012/16965
- Karar No
- 2012/18201
- Karar Tarihi
Hırsızlık suçundan sanık ... hakkında yapılan duruşma sonunda mahkumiyetine ilişkin BAKIRKÖY 9.Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2006 gün ve 2003/300 esas, 2006/717 karar sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 04/07/2007 gün ve 35481 sayılı kanun yararına bozma istemi üzerine dairemiz tarafından 09/11/2009 gün ve 2007/18681 Esas, 2009/14331 Karar sayılı karar ile kanun yararına bozma isteminin kabulüne, hükmün bozulmasına, sonuç cezanın 1 yıl 7 ay 15 güne indirilmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Dairemizin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.07.2012 ve 29344 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı Kanun 309. maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetkiye dayanarak itiraz yoluna başvurulmakla dosya Dairemize gönderilmiş yeniden incelenip, değerlendirilip karara bağlanmıştır. T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A 22.12.2002 günü iftar saatlerinde, yakınan ... ’in ... Mahallesi 4.Sokak Esenler adresinde bulunan tek katlı evine, sanık ... Kılıç dışarıda gözcülük yaparken , diğer suç arkadaşı kapıyı zorlayarak açıp girdikten sonra evden suç tarihi itibari ile pek fahiş kabul edilen, 1000 Amerikan Doları parayı ve televizyonu çalmak sureti ile sanık ... Kılıç’ın hırsızlık suçunu işlediği kabulle; 765 sayılı TCK’nın 493/1, 522/1 (pek fahiş), 65/3.maddelerine göre 1 yıl 9 ay hapis cezasına hükmedilmiştir. Karar, sanık tarafından kendisine tayin edildiği bildirilmeyen Av....’nin huzurunda verilmiş ayrıca sanığa tebliğ edilmemiştir. Mahkemece anılan savunmanın yüzüne karşı verilen bu karar sanık savunmanı tarafından temyiz edilmemiştir. Bakırköy 9.Asliye Ceza Mahkemesinin 16.12.2006 gün ve 2003/200 Esas ve 2006/717 sayılı bu kararı infaz için savcılığa gönderildiğinde ise; sanık hakkında hüküm kurulurken 765 sayılı TCK’nın 493/1, 65/3. maddelerince hükmedilen 1 yıl 6 ay hapis cezasından, suça konu eşyanın değeri pek fahiş kabul edilerek, 522/1.maddesince 1/12 oranında arttırım yapılırken 1 yıl 7 ay 15 gün yerine 1yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek fazla ceza tayini yasaya aykırı bulunduğundan kanun yararına bozma konusunda gereğinin takdiri için Bakanlığa ihbarda bulunulmuştur. Adalet Bakanlığının 04/07/2007 gün ve 35481 sayılı kanun yararına bozma istemi üzerine dosya dairemiz tarafından; “Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile hırsızlık suçundan sanık ... hakkında Bakırköy 9.Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 16.11.2006 tarih ve 2003/300 esas, 2006/717 sayılı kararın 5271 sayılı CMK.nun 309/3.maddesi gereğince BOZULMASINA, sanığa 765 sayılı TCK.nun 493/1 ve 65/3.maddeleriyle belirlenen 1 yıl 6 ay, aynı Yasanın 522/1. maddesi uyarınca 1/12 oranında artırılırken hesap hatası sonucu hükmolunan 1 yıl 9 ay hapis cezasının 1 yıl 7 ay 15 güne indirilmesine, karardaki diğer hususların saklı tutulmasına” denilerek düzelterek onanmasına karar verilmiştir. Bu şekilde yeniden infaza gönderildiği sırada ise sanık 14.10.2011 tarihli dilekçesi ile anılan kararın yüzüne karşı okunmadığı gerekçesi ile temyiz talebinde bulunmuş, bu talebi Bakırköy 9.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.10.2011 gün ve 2003/300- 2006/717 sayılı kararı ile reddedilmiş, sanık bu temyizin reddi kararını da karardan haberdar olmadığı her ne kadar karar avukat huzurunda verilmiş ise de kendisinin avukat tutmadığı ve temyiz hakkının geri verilmesi istemi ile temyiz etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.01.2012 tarih ve 2011-399816 sayılı tebliğnamesi ile sanığın bilgisi dışında atan avukatın temyiz etmediği, ancak kararın sanığa tebliğ edilmediği bu nedenle sanığın 14.11.2011 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğu düşüncesi ile kararın yakınanın beyanı ve sanığın savunması doğrultusunda suç vasfının belirlenmesi için keşif yapılması, sanık hakkında doğrudan katıldığı gözetilmeden 65/3. maddesinin uygulanması ve televizyonun sanıkların söylediği yerden bulunması karşısında 5237 sayılı Yasanın 168.maddesinin koşulları tartışılmadan lehe yasa belirlenmesi sebebi ile bozma istemiştir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi ise 11.06.2012 tarih ve 2012/1259 Esas ve 2012/13696 Karar sayılı kararı ile “temyiz incelemesine konu Bakırköy 9.Asliye Ceza Mahkemesinin 16.11.2006 tarihli kararının 09.11.2009 tarihli Dairemiz kararı ile düzeltilerek onanması sebebi ile kesin olduğundan, sanığın 14.12.2011 tarihli savunmandan haberi olmaması sebebi ile temyiz isteminde bulunması talebinin reddine ilişkin kararın kaldırılması mümkün olmadığı ancak dairemizin kesin nitelikteki kanun yararına bozma ilamına karşın itiraz yolu mümkün olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine" karar vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da; 05/09/2012 gün ve 6-2011/399816 sayılı yazısı ile “Bakırköy 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2006 gün ve 2003/300 esas, 2006/717 karar sayılı karar, sanığın bilgisi dışında atanan zonunlu savunmanının yüzüne karşı tefhim edilmiş ise de, sanığa tebligat yapılmadığından henüz kesinleşmemiştir. Sanık bu karara karşı 14/10/2011 tarihli dilekçesi ile temyiz isteminde bulunmuştur. Sanığa bu tarih öncesinde yapılmış bir tebligat bulunmadığından, hükmü bu tarihte öğrendiğinin ve temyiz isteminin de süresinde olduğunun kabulü gerekir. Bakırköy 9. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı kesinleşmediğine göre, kanun yararına bozma yolu ile incelenmesi de olanaklı olmadığından Dairemizin 09/11/2009 gün ve 2007/18681 esas, 2009/14331 karar sayılı ilamının kaldırılması, sanığın 14/10/2011 günlü temyiz istemi ile ilgili olarak 12/01/2012 günlü tebliğnamemiz de gözetilerek bir karar verilmesi" talebi ile itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Bakırköy 9.Asliye Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yargılaması yapılan Suat Kılıç savunmasını 07.04.2003 tarihli oturumda savunmanı olmaksızın yapmış, mahkemeye de kendisine savunman atanmasını istediğini gösterir bir irade açıklamasında bulunmamıştır. Sanığa 04.10.2005 tarihli oturumun (1) nolu ara kararı gereği müdafi tayini için İstanbul Barosu Başkanlığına müzekkere yazılmış ve baro tarafından sanığa Av.Ercan Türe savunman olarak atanmıştır. Ancak bu atanma kararı sanığa bildirilmemiş, mahkeme tarafından duruşmalara davet edilmeyen sanık da duruşmalara gelmediği için kendisine bir savunman atandığından haberdar olmamıştır. Karar ise sanığın yokluğunda anılan savunman huzurunda verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.03.2008 gün ve 2008/9-7 esas, 2008/56 karar sayılı kararı ile benzer nitelikteki diğer kararlarında, kendisine zorunlu savunman atandığından sanığın haberdar edilmediği durumlarda, zorunlu savunmana yapılan tefhim veya tebliğin kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmayacağı, bu durumda zorunlu savunman sanığın lehine gibi görünen bazı işlemler yapmış olsa da; örneğin temyiz dilekçesi vermiş olsa dahi, hükmün sanığın kendisine de tebliğ edilmesi ve sanık tarafından temyiz dilekçesinin verilmesi halinde, temyiz isteminin kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bakırköy 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2006 gün ve 2003/300 esas, 2006/717 karar sayılı kararı sanığın bilgisi dışında atanan zorunlu savunmanının yüzüne karşı tefhim edilmiş ise de, sanığa tebligat yapılmadığından henüz kesinleşmemiştir. Bu sebeple henüz kesinleşmeyen hükmün kanun yararına bozmaya konu olamayacağı anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görüldüğünden, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazının KABULÜNE, 2- Dairemizin 09/11/2009 gün ve 2007/18681 esas, 2009/14331 karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA, Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek değerlendirilen elverişli delillere gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Sanığın kolluk beyanlarında önce kapıyı çaldıklarını, evde kimse olmadığını anlayınca suç arkadaşının kapıyı levye ile zorlayarak açtığını, yer göstermede ise tornavida ile zorladığıklarını beyan ettiği, mahkemede ise bu anlatımlarından farklı olarak suçu inkar edip gözcülük yapmadığını söylediği, sanığın suç arkadaşının ise evin kapısının açık olduğunu beyan ettiği; yakınanın da 07.05.2003 tarihli beyanlarında sanıkların tek katlı evinin arka bahçesinden çatıya çıktıklarını ve buranın kapanmayan kapısından girmiş olabileceklerini tahmin ettiğini, suç tarihinde evin kapısının ise ahşap olup omuz atma ile açılabileceğini, olaydan sonra kapıyı çelik kapı ile değiştirdiğini ifade ettiği, yerel mahkeme tarafından ise keşfin olaydan yaklaşık 6 ay sonra yakınan ve sanıklar olmadan sonradan değiştiği bildirilen dış kapıdan girildiği kabul edilerek yapıldığının anlaşılması karşısında öncelikle sanıkların yakınana ait eve ne şekilde girdiği duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tespit edilip, suç tarihinde sanıkların girdiği yerde kullanılan kapının da neden imal edildiği ve kanunun aradığı manada sağlam ve muhkem olup olmadığı belirlenip gerektiğinde yeniden keşif yapılarak suç vasfının tayini ve sonucuna göre uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma ile yetinilip yazılı şekilde karar verilmesi, 2- Yakınanın evinden 1000 dolar para ve bir adet televizyon çalan sanıkların televizyonu sattıkları yeri göstererek iadesini sağladıklarının anlaşılması karşısında; lehe yasa değerlendirmesi yapılırken; yakınana kısmi iadeyi kabul edip etmediği sorularak 5237 sayılı Yasanın 168.maddesinin uygulama koşullarının oluşup oluşmadığının karar yerinde tartışmasız bırakılması,3- Suça doğrudan katılan sanık hakkında 765 sayılı TCK’nın 65/3.maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi, 4- 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca, sanık yararına olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından tespit edilemeyen bir zamanda şikayeti devam eden yakınanın evine girerek hırsızlık suçunu işleyen sanığın eylemine uyan [(girilen kapının sağlam ve muhkem olmadığı anlaşıldığında 765 sayılı Yasanın 491/4 )], (çatıdan girildiği belirlenip bunun şahsi çeviklik gerektirmesi veya girilen kapının sağlam ve muhkem olduğunun tespiti halinde anılan yasanın 493/1)], 522 (pek fahiş), 81/2,3. maddeleriyle 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 142/1-b,[168(yakınandan kısmi iadeye rıza verip vermediği sorularak sonucuna göre)]53, 116/1, 119/1-c, 53, [151/1 (Kapıya zarar verilip verilmediği saptanıp sonucuna göre)]53.maddeleri uyarınca, konut dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçları yönünden uzlaştırma hükümleri de gözetilerek uygulama yapılıp, her iki Yasaya göre denetime olanak sağlayacak şekilde uygulanan Yasa maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan yasa belirlenerek uygulama yapılması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirdiği anlaşıldığından, sanık ...’in temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca hükmolunan cezanın süresi bakımından kazanılmış hakkın korunmasına , 11/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.