Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/10286 E. 2024/13666 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/10286
- Karar No
- 2024/13666
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/412 E., 2024/55 K. HÜKÜM/KARAR : Kabul Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulü kararı davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı .... San. ve Tic. Ltd. Şti'nin müvekkili ile aralarında olan iş akdinin fesh edildiğinden, işçilik haklarının tahsili ile bu aşamada borçlu şirkete ait taşınmazın davalı ...'ye devrinin muvazaalı olduğunun belirterek bu devrin iptalini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemenin 01.10.2019 tarihli ve 2017/110 Esas 2019/368 Karar sayılı kararıyla, davalı Özlem küçük hakkındaki davanın husumetten reddine, davalı ... hakkındaki davanın bedele dönüşmediği gerekçesi ile reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine ,Dairenin 30.11.2021 tarihli ve 2021/1445 Esas, 2021/9436 Karar sayılı ilâmı ile;"...Davacı vekili, işçilik haklarına ilişkin borcun doğumundan sonra borçlu şirkete ait dava konusu taşınmazın önce 25.07.2012 tarihinde davalı ...’ye onun tarafından da 02.07.2013 tarihinde davalı Norm-Tek Şirketine satıldığını, satışların mal kaçırma amacı ile yapıldığını ileri sürmüştür. İİK'nun 277. maddesine göre açılan tasarrufun iptali davalarında ve BK'nun 19. maddesine dayalı olarak açılan danışıklı işlemin iptaline ilişkin davada asıl amaç alacağın tahsilini sağlamaktır. Nitekim tasarrufun iptali davalarında İİK 283/1. maddesi doğrudan BK'na göre açılan davalarda kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerektiği Dairemizin ve Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri arasındadır. Öte yandan muvazzalı işlemin tesbiti aslında muvaazaya dayalı işlemin iptalini de kapsamaktadır. Somut olayda , dava konusu taşınmaz borçluya ait fabrika binası ve ekleri olarak davalı ... tarafından borçludan satın aldığı tarih olan 25.07.2012 tarihi itibari ile arsa bedelinin 5.112.369 TL, bina bedelinin 1.368,760 TL olmak üzere toplam 6.481.129 TL olduğu halde tapuda 2.200,000,00 TL satış bedeli ile aldığı görülmüştür.Davalı üçüncü kişi 3.500.00,00 TL ipotek bedelini elden 500.000,00 TL verildiğini ileri sürmüş buna ilişkin bir belge sunulmamıştır. Davalı üçüncü kişinin zabıta araştırmasına göre yetim aylığı aldığı, evinin kira olduğu, otomobilinin bulunmadığı, tesbit edilmiştir. Borçlu ilk satıştan sonra kiracı olarak faaliyetine devam ettiğini belirtmiştir. Diğer davalı ... Firması ise taşınmazı tapudan 02.07.2013 tarihinde satın almasına rağmen, satıştan önce önce, üçüncü kişiye 28.05.2013 tarihinde 130.000,00 TL, 24.06.2013 tarihinde 777.408,00 TL gibi yüksek rakamlı ödemeler yaptığını belgelemiştir. Borçlu şirketin toplu olarak işcilerini ikinci satıştan önce çıktardığı anlaşılmıştır. 1942 doğumlu ve herhangi bir işi olmayan ,yetim aylığı alan davalı ...’un 6.481.129,00 TL değerindeki bir fabrika binasını , satın alıp borçlu şirkete kiraya vermesi, daha sonra da dördüncü kişi firmanın 2012 yılı Haziran ayında aldığı ihale nedeni ile acil ihtiyacı olan dava konusu fabrika binası ve depolarını, tapuda satın almadan yaklaşık 2 ay öncesinden başlamak üzere, teminat dahi almadan davalı üçüncü kişiye ödemeler yapması yaşam deneyimlerine uygun olmadığı gibi yapılan her iki satışında mal kaçırma amacı ile yapıldığı muvazaalı olduğu sabittir. Mahkeme kararında, emsal dosyalarda dördüncü kişinin kötü niyetli olmadığı tesbitine dayanılmış ise de, her dosya, birbirinden bağımsız olup ileri sürülen delil ve belgelere göre değerlendirileceği, emsal dosyanın sadece delil niteliğinde olduğu da gözetilerek, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır..." gerekçesi ile kararın bozularak Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "... Dava konusu taşınmazın, borçluya ait fabrika binası ve ekleri olarak davalı ... tarafından borçludan satın aldığı tarih olan 25.07.2012 tarihi itibari ile arsa bedelinin 5.112.369 TL, bina bedelinin 1.368,760 TL olmak üzere toplam 6.481.129 TL olduğu halde tapuda 2.200,000,00 TL satış bedeli ile aldığı görülmüştür. Bu durumda taşınmazın gerçek değerinin çok altında, yaklaşık %66 daha ucuz bir fiyata alındığı açıktır. Davalı üçüncü kişi 3.500.00,00 TL ipotek bedelini elden 500.000,00 TL verildiğini ileri sürmüş buna ilişkin bir belge sunulmamıştır. Davalı üçüncü kişinin zabıta araştırmasına göre yetim aylığı aldığı, evinin kira olduğu, otomobilinin bulunmadığı, tesbit edilmiştir. Borçlu ilk satıştan sonra kiracı olarak faaliyetine devam ettiğini belirtmiştir. Diğer davalı ... Firması ise taşınmazı tapudan 02.07.2013 tarihinde satın almasına rağmen, satıştan önce önce, üçüncü kişiye 28.05.2013 tarihinde 130.000,00 TL, 24.06.2013 tarihinde 777.408,00 TL gibi yüksek rakamlı ödemeler yaptığını belgelemiştir. Borçlu şirketin toplu olarak işcilerini ikinci satıştan önce çıktardığı anlaşılmıştır. 1942 doğumlu ve herhangi bir işi olmayan ,yetim aylığı alan davalı ...’un 6.481.129,00 TL değerindeki bir fabrika binasını , satın alıp borçlu şirkete kiraya vermesi, daha sonra da dördüncü kişi firmanın 2012 yılı Haziran ayında aldığı ihale nedeni ile acil ihtiyacı olan dava konusu fabrika binası ve depolarını, tapuda satın almadan yaklaşık 2 ay öncesinden başlamak üzere, teminat dahi almadan davalı üçüncü kişiye ödemeler yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yaşam deneyimlerine uygun olmadığı gibi yapılan her iki satışında mal kaçırma amacı ile yapıldığı muvazaalı olduğu kabul edilmiş ve davalılar ...San. ve Tic. Ltd. Şti, ... ve dahili davalı ... . Sanayi Ltd. Şti. Hakkındaki davanın kabulü ile, davalılar arasındaki, İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 6617 ada, 10 no'lu parsele ilişkin 25.07.2012 ve 02.07.2013 tarihli tasarrufların, İİK'nun 277 v.d ile BK 19 maddelerine göre (İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğünün 2016/12208 Esas sayılı dosyasındaki asıl alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere) iptaline, davacı alacaklıya, alacağının cebri icra yolu ile tahsil yetkisi verilmesine.... ..Davalı ...'ün ise, davada alacaklı, borçlu, 3. kişi vs. sıfatı bulunmadığından, hakkındaki davanın husumetten reddine..." karar vermiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde ;müvekkili şirketin üçüncü kişi olmadığından husumet düşmeyeceğini, davacının alacağının devir tarihinden sonra doğduğunu, muvazaa olgusunun ispatlanmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık, TBK'nın 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığı, davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalı ...'ne yükletilmesine, Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,17.12.2024 tarihinden oy birliğiyle karar verilmiştir.