Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2370 E. 2025/1781 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2370
- Karar No
- 2025/1781
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/141 E., 2024/798 K. DAVA TARİHİ : 19.08.2016 İLK DERECE MAHKEMESİ : Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/677 E., 2018/831 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı doktor...nin sahibi ve aynı zamanda müdürü olduğu özel tıp merkezinde 27.02.2012 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesiyle genel cerrah olarak çalışmaya başladığını, kısa bir süre sonra kendisine mesul müdürlük görevi verildiğini, ancak davalı Kurumca mesul müdürlüğüne yönelik işlemin sehven onaylandığına dair 17.02.2013 tarihinde yapılan bildirim üzerine çalıştığı yerden ayrıldığını, ayrılışından uzun bir süre sonra davalı Kurum tarafından herhangi bir bildirim ya da tebligat yapılmaksızın, yersiz ödeme yapıldığından bahisle emekli maaşından yüksek miktarlarda kesinti yapılmaya başlandığını, mesul müdürün sadece ilgili Bakanlığa karşı idari sorumluluğunun bulunduğunu, kaldı ki kadro dışı çalışan hekim olması nedeniyle mesul müdür sıfatını haiz olamayacağından sorumluluğunun bulunmadığını, yapıldığı iddia edilen yersiz ödemelerin ancak dava dışı sağlık hizmeti sunucularından istenilebileceğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere, davalı Kurum tarafından yapılan 441.398,41 TL tutarındaki borç bildiriminin şimdilik 2.000,00 TL’lik kısmından borçlu olmadığının tespitini talep etmiş; 19.07.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle, müvekkilinin emekli maaşından kesilen toplam 11.854,18 TL'nin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; Şanlıurfa’da faaliyet gösteren özel tıp merkezleri tarafından dava dışı uzman doktor ...nin diploması kullanılarak, fiilen çalışmadığı halde çalışıyor gibi gösterilip Medula sistemine sahte hasta girişi yapıldığının tespit edildiğini, oluşan Kurum zararından tıp merkezlerinin ve mesul müdürlerin sorumlu olduğunu, davacının da mesul müdür olması nedeniyle sorumluluğuna gidilip adına borç tahakkuk ettirildiğini, davaya konu Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.10.2018 tarihli kararıyla; benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, dava dışı doktorun fiilen çalışmadığı halde diplomasının dava dışı tıp merkezi tarafından kiralanmak suretiyle gerçekte hasta muayenesi yapılmadan Medula sistemi üzerinden sahte hasta girişlerinin yapıldığı ve bu şekilde davalı Kurumun zarara uğratıldığı, uğranılan zararın Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik ve imzalanan sözleşmeler gereğince tıp merkezinden ve mesul müdürden tahsil edilebileceği, ancak davacının sehven mesul müdür olarak atanması sebebiyle sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle; davanın kabulü ile davacının davalı Kurum tarafından 24.12.2015 tarihli rapora istinaden tahakkuk ettirilen 441.398,41 TL'den dolayı borçlu olmadığının tespitine, emekli maaşından kesilen toplam 11.854,18 TL'nin ise kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş: karara karşı, süresi içerisinde davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin 16.10.2020 tarihli kararıyla; davacının mesul müdürlük belgesinin Sağlık İl Müdürlüğü tarafından tanzim edildiği, yaklaşık üç ay boyunca mesul müdür olarak çalıştığı, akabinde Sağlık İl Müdürlüğü tarafından sağlık hizmeti sunucusuna gönderilen yazı ile belgenin sehven onaylandığının bildirildiği, bahse konu yazının davalı Kuruma bildirildiğine dair dosya içerisinde herhangi bir belgeye rastlanılamadığı, davalı Kurumun kendisine bildirilmeyen bir hususa ilişkin sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle; başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Dairemizin 23.11.2021 tarihli ilâmıyla; somut olayda, davalı Kurum işlemi ile davacının dava dışı özel tıp merkezinde mesul müdür olarak görev yaptığı süre zarfında, gerçekte hasta muayenesi yapılmadığı halde Medula sistemi üzerinden sahte hasta girişlerinin yapıldığının tespiti üzerine davalı Kurumun zarara uğratıldığından bahisle yersiz yapılan ödemelerin davacıdan tahsili yoluna gidildiği; eldeki davanın ise Kurum işleminin haksız olduğu iddiasına dayalı olarak menfi tespit istemiyle açıldığı, ne var ki derece mahkemelerince; davacının mesul müdür sıfatıyla özel tıp merkezinde çalıştığı döneme dair yapılan işlemler nedeniyle sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceğinin tespiti noktasında, olay tarihinde yürürlükte bulunan ilgili mevzuat hükümleri ve sağlık hizmeti sunucuları ile davalı Kurum arasında imzalanan sözleşme maddeleri değerlendirilmeksizin, tarafların beyanlarına bağlı kalınarak değerlendirme yapılıp hüküm tesis edildiğinin anlaşıldığı, bu nedenle önceki bilirkişiler dışında seçilecek konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden, davaya konu Kurum işlemi nedeniyle davacının sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceğinin ve davaya konu sahtecilik eylemine davacının dahili olup olmadığının tespiti için Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 18.11.2022 tarihinde vefat ettiği, vekili tarafından sunulan mirasçılık belgesi ve vekâletname uyarınca yasal mirasçılarının davaya devam ettikleri, bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi heyeti raporunda, davacının olay tarihinde yürürlükte bulunan ilgili mevzuat hükümleri ve sağlık hizmet sunucuları ile davalı Kurum arasında imzalanan sözleşme maddelerine göre mesul müdürlük nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun olmadığı ve davaya konu sahtecilik eylemine herhangi bir dahli bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu alacakları yönünden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun "Primlerin Ödenmesi" başlıklı 88/20 maddesi; “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanun'da belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmünü içermekte ise de, dava konusu alacağın sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ve sözleşme hükümlerine göre hesaplanan bir alacak olması nedeniyle, Kurumun yasadan kaynaklanan alacakları için geçerli olan Kanun hükmünün olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, başka ifadeyle dava konusu alacağın sözleşme ilişkisinden kaynaklanması sebebiyle ancak sözleşmenin tarafından istenebileceği, davacının sözleşmenin tarafı olan şirketin mesul müdürü olmasının ise tek başına şahsi sorumluluk sebebi olmadığı gerekçesiyle; davanın ıslah talebi doğrultusunda kabulü ile davacıların murisinin, davalı Kurumca 24.12.2015 tarihli rapor kapsamında yapılan tahakkuktan dolayı ödemiş olduğu 11.854,18 TL'nin 1.486,76 TL'sinin 01.07.2016, 2.008,68 TL'sinin 01.10.2016, 2.008,16 TL'sinin 01.04.2017, 2.068,96 TL'sinin 01.07.2017 ve 2.212,14 TL'sinin 01.10.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş: karara karşı, süresi içerisinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Dahili davacılar vekili; menfi tespit istemi yönünden hüküm kurulmadığını, istirdat hükmünün menfi tespite ilişkin bir hüküm de içerdiği düşünülse dahi, Mahkeme kararlarının infazda tereddüte yol açmayacak nitelikte olması gerektiğini, öte yandan davanın kabulüne karar verildiğinden menfi tespite konu miktar üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, sadece istirdat istemine konu miktar üzerinden vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, ayrıca davalı Kurumca gönderilen 13.05.2016 tarihli ve 441.398,41 TL tutarlı ödeme emrinin iptaline de karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın düzeltilerek onanmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinde; “Tüzel kişiler ile küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.” hükmünün yer almakta olduğu buna göre kamu alacağının tahsili amacıyla yapılan mal varlığı araştırması sonucunda limited şirketin hacze uygun herhangi bir mal varlığının bulunmaması nedeniyle alacağın tahsil edilememiş olması ve benzeri nedenlerle şirket müdürlerinin sadece görev yaptıkları dönemle ilgili kamu borçlarından şahsi mal varlıklarıyla sorumlu bulunduğu, davacıların murisi ...'ın Şanlıurfa'da faaliyet gösteren Özel .... Tıp Merkezinin (Yeni Özel ... Tıp Merkezinin) 30.05.2012 ilâ 03.01.2013 tarihleri arasında mesul müdürlüğünü yaptığını, adı geçen Tıp Merkezince bu tarihler arasında gerçekleştirilen muayenelerin gerçeği yansıtmadığının hasta ve hasta yakınlarının beyanlarından anlaşıldığı, birçok hastanın muayene edilmiş gibi gösterilip faturalandırma yapılarak Kurumun zarara uğratıldığının tespit edilmesi üzerine Tıp Merkezi ile mesul müdürlüğünü yapan davacı hakkında yasal işlemler başlatıldığını, Şanlıurfa il Sağlık Müdürlüğünün davacının mesul müdürlüğünün sehven onaylandığına ve mesul müdürlük belgesinin iptaline ilişkin işleminin ise 12.02.2013 tarihinde gerçekleştirildiğini, yani davacının mesul müdürlük yaptığı dönem itibariyle Kurumun uğramış olduğu zarardan şahsen sorumlu olduğunu, hatalı bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davacının mesul müdür olarak çalıştığı dönemde, dava dışı özel sağlık hizmeti sunucusunun davalı Kurum ile imzaladığı sözleşmeye aykırı fiilleri nedeniyle Kurumun uğradığı zarardan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile emekli maaşından yapılan kesintinin iadesi istemine ilişkindir. 1. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye, hükme esas alınan denetime elverişli bilirkişi raporunda, dahili davacıların murisi ... hakkında, dava dışı özel tıp merkezinde mesul müdür olarak görev yaptığı süre içerisinde gerçekte hasta muayenesi yapılmadığı halde Medula sistemi üzerinden sahte hasta girişlerinin yapıldığı iddiasıyla nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı açılan ceza davası sonucunda, sanığın sorumluluğu ve suç kastı bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve kararın 12.03.2021 tarihinde kesinleştiği, dahili davacıların murisinin Özel .. Tıp Merkezinin %1 ortağı olup 30.05.2012 ilâ 03.01.2013 tarihleri arasında mesul müdürü olarak görev yapmış ise de, anılan ceza davasında sanık olarak yargılanan ....nin ifadesinde, davaya konu tarih aralığında ... Tıp Merkezi tarafından hazırlanan faturaların toplu olarak kendisine geldiğini ve şirket yetkilisi olarak kendisinin onaylayıp Kuruma gönderdiğini beyan etmesi karşısında, fatura işlemlerinin takip ve onaylanması işleminin davacıların murisi tarafından yapılmadığının anlaşıldığı, buna göre davacıların murisinin davaya konu sahtecilik eylemine herhangi bir dahlinin olmadığı, mesul müdürlüğünün İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sehven kabul edilmiş olduğu ve olay tarihinde yürürlükte bulunan ilgili mevzuat hükümleri ile sağlık hizmet sunucularıyla davalı Kurum arasında imzalanan sözleşme maddelerine göre mesul müdürlük nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı yönünde görüş bildirildiğinden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin tüm, davacı vekilin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 359/2 maddesine göre; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bunun yanı sıra, 6100 sayılı Kanun’un 26/1 maddesi uyarınca hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesince kararının gerekçe kısmında, ıslah talebi doğrultusunda davanın kabulü ile davacıların murisinin, davalı Kurum tarafından 24.12.2015 tarihli müfettiş raporuna istinaden tahakkuk ettirilen 441.398,41 TL tutarlı işlem bedelinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 11.854,18 TL borçlu olmadığının tespitine, yapılan tahakkuktan dolayı ödemiş olduğu 11.854,18 TL'nin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, kısa kararda ve buna istinaden tesis edilen hüküm sonucunun (1.a.) bendinde; menfi tespit istemine yönelik bir hüküm kurulmaksızın, davacıların murisinin davalı Kurumca 24.12.2015 tarihli rapor kapsamında yapılan tahakkuktan dolayı ödemiş olduğu 11.854,18 TL'nin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 359/2 ile 26. maddelerine aykırı olarak infazda tereddüt yaratacak şekilde menfi tespit istemiyle ilgili bir hüküm kurulmadan sadece kesilen bedelin iadesine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un 370/2. maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm sonucunun (1.a.) bendinde yer alan "Davanın ıslah talebi doğrultusunda kabulü ile" ibaresinden sonra gelmek üzere; "davacıların davalı Kurum tarafından 24.12.2015 tarihli müfettiş raporuna istinaden tahakkuk ettirilen 441.398,41 TL'den dolayı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 11.854,18 TL borçlu olmadığının tespitine" ibaresinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden dahili davacılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.