Yargıtay · 22. Hukuk Dairesi
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2012/28459 E. 2013/30802 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 22. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/28459
- Karar No
- 2013/30802
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai, ulusal ... genel tatili, yıllık izin ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, müvekkilinin Ekim 1995 yılında işe başladığını 1999 yıllında sebepsiz olarak işten çıkartıldığını, Haziran 2000 yılında tekrar işe alındığını, 05.07.2010 tarihinde işten çıkartıldığını, 2000 ile 31.12.2009 yılları arasında haftaiçi 08:30-19:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığını, 31.12.2009-05.07.2010 tarihleri arasında haftaiçi 08:00-18:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığını, ücretinin net 1.350,00 TL olduğunu, kıdem ve ihbar tazminatının eksik ödendiğini, zorla ibraname imzalatıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının işyerindeki talimatlara uymaması ve işi savsaması nedeniyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının 2008 yılında devamsızlık yaptığını, uyarıda bulunmasına rağmen 15.06.2010 tarihli tutanakla tespit edildiği üzere değişiklik olmadığını, davacının müvekkili şirketin ortaklarının yakın akrabası olduğunu, haklı nedenle fesih sebepleri olmasına rağmen tazminat verilerek işten çıkartıldığını, kendisinden ibraname alındığını,1995-1999 yılı çalışmasının tazminatının verildiğini, bu dönemin zamanaşımına uğradığını, fazla mesai alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etti. Mahkemece, davalı tarafça ödenen miktarın bilikişi tarafından hesaplanan miktardan mahsubu ile kıdem tazminatının tespit edildiği, fazla mesai alacağı bakımından bilirkişi tarafından hesaplanan miktardan 1/3 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı, ayrıca davalı tarafından davacıya verilen çek bedellerinin fazla mesai ücretinden mahsup edildiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı ve davalı tarafca temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının fazla mesai yapıp yapmadığı noktasındadır. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği kabul edilmelidir. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemesi, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, davacı davalı işyerinde 2000 ile 31.12.2009 tarihleri arasında hafta içi 08:30-19:00, Cumartesi 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığını, 31.12.2009-05.07.2010 tarihleri arasında hafta içi 08:00-18:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığını beyan etmiştir. Davalı taraf ise davacının fazla mesai alacağının bulunmadığını belirtmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tanıklarından Necat Kuşkar ve davalı tanıklarından Enver ...'un beyanları dikkate alınarak davacının 2009 yılına kadar hafta içi 08:30-19:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığını, 2009 yılından sonraki dönemde hafta içi 08:30-19:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.Davacı tanıklarından Necat Kuçkar davacının haftaiçi 08:30-19:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığını, davalı tanıklarından Enver ...'un davacının haftaiçi 08:00-18:00, Cumartesi günleri 08:00-13:30 saatleri arasında çalıştığını beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Davacının 2009 yılı sonrasında hafta içi 08:00-18:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığını beyan etmesine rağmen talep aşılarak bu dönem için hafta içi 08:30-19:00, Cumartesi günleri 08:30-14:00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilerek fazla mesai süresinin hesaplanması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda da uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32/1. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, ... ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda, davacının net 1.350,00 TL ücretle çalıştığını ileri sürdüğü, davalının asgari ücretle çalıştığını iddia ettiği, ücret bordrolarına göre ücretin asgari ücret olduğu, davacı tanıklarının davacının 1.300,00 - 1.350,00 TL ücret aldığını beyan ettikleri, davalı tanıklarından bir tanesinin davacının asgari ücret aldığını belirttiği, Sosyal İş Sendikasının davacının net 1.700,00 TL ile çalışabileceğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Yapılan emsal ücret araştırmasının yeterli olmadığı anlaşılmış olup, işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılarak sonucuna göre tespit edilecek ücrete göre gerekirse alacakların hesaplanması için bilirkişiden ek rapor alınarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 3-Kıdem tazminatından mahsup edilecek bedel konusunda da uyuşmazlık bulunmaktadır. Dosya arasında 2.000,00 TL ve 2.311,00 TL meblağlı çeklerin bulunduğu, bu çeklerin altında el yazısı ile 1996-1999 tarihindeki tazminatlarımı aldım yazılı olduğu ve davacının imzası bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece çeklerde belirtilen bu tutarlar fazla mesai alacağından mahsup edilmiştir. Davacının imzası bulunan yazıya göre bu miktarların kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmesi gerekli iken fazla mesai alacağından mahsup edilmesi hatalıdır. SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek olması halinde ilgiliye iadesine, 27.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.